Onkoloji

351 soru

Soru 61Soru →

Metastatik malign melanom tanısıyla nivolumab tedavisi başlanan 5555 yaşındaki bir hastada, tedavinin 8.8. haftasında yapılan radyolojik değerlendirmede tümör yükünde %25\%25 oranında bir artış saptanmıştır. Ancak hastanın klinik olarak performans durumunun düzeldiği, iştahının arttığı ve ağrılarının azaldığı gözlenmektedir. Bu klinik tablo için en olası açıklama ve bir sonraki uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Psödoprogresyon; tedaviye devam edilmeli ve 4−84-8 hafta sonra radyolojik değerlendirme tekrarlanmalıdır.

Cevap

Psödoprogresyon durumunda klinik iyileşme varken radyolojik artış görülebilir ve tedaviye devam edilerek takip yapılması gerekir.
Doğru yanıt olan psödoprogresyon seçeneği, immünoterapi alan hastaların yaklaşık %10\%10'undan azında görülen, tümörün T hücre infiltrasyonu nedeniyle radyolojik olarak büyük görünmesi ancak hastanın klinik olarak düzelmesi durumunu tam olarak tanımlar. Bu durumda standart yaklaşım tedaviye devam edip bir süre sonra tekrar değerlendirme yapmaktır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik durum ile radyolojik bulguların tutarlılığını değerlendir.
Hastanın semptomlarının düzelmesi (klinik yanıt) ile tümör boyutundaki artış (radyolojik progresyon) arasında bir uyumsuzluk saptandı.
İmmün kontrol noktası inhibitörleri ile tedavi edilen hastalarda alışılmadık yanıt paternleri görülebilir.
2
Psödoprogresyon kavramını hatırla.
T hücrelerinin tümör içine infiltre olması veya inflamasyon nedeniyle lezyonların geçici olarak büyük görünmesi durumudur.
Bu durum gerçek bir hastalık ilerlemesi değil, immün aktivasyonun bir göstergesidir.
3
Yönetim stratejisini belirle.
Hasta stabil veya iyiyse tedaviye devam edilir ve yaklaşık 4−84-8 hafta sonra tekrar görüntüleme yapılır.
Tedavinin erken kesilmesi, hastanın alabileceği potansiyel faydayı engelleyebilir.

Anahtar Kavram

Psödoprogresyon (Pseudoprogression)

İpuçları

1
İmmünoterapi alan hastalarda tümör boyutunun artması her zaman hastalığın kötüye gittiği anlamına gelmez.
2
Hastanın genel durumu düzelirken tümörün radyolojik olarak büyümesi, tümör içindeki hücre yoğunluğunun (enflamasyon) artışından kaynaklanıyor olabilir.
3
Bu fenomene 'yalancı ilerleme' anlamına gelen bir isim verilir ve tedaviye devam edilmesi önerilir.

Daha Fazla Pratik

İmmün ilişkili yan etkilerin (irAE) evrelendirilmesi ve steroid kullanım endikasyonlarını gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 62Soru →

6464 yaşında erkek hasta, son 22 haftadır giderek artan konfüzyon, bulantı ve kabızlık şikayetleriyle acil servise getiriliyor. Özgeçmişinde 4545 paket-yıl sigara öyküsü mevcut. Fizik muayenesinde dehidratasyon bulguları saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde; serum kalsiyumu 14.214.2 mg/dL, albümin 3.83.8 g/dL, fosfor 2.22.2 mg/dL ve klor 9595 mEq/L bulunuyor. Çekilen akciğer grafisinde sol üst lobda kavitasyon gösteren 44 cm'lik kitle izleniyor. Yapılan ileri tetkiklerde paratiroid hormon (PTH) düzeyi <55 pg/mL (N: 10−6510-65), PTH-ilişkili protein (PTHrP) düzeyi ise yüksek saptanıyor.

Bu hastadaki paraneoplastik tablo ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Serum 1,251,25-dihidroksivitamin D (1,25(OH)2D1,25(OH)_2D) düzeyinin artmış olması beklenir.

Cevap

Serum 1,251,25-dihidroksivitamin D düzeyinin artmış olması beklenmez, aksine genellikle düşük veya normal saptanır.
Maligniteye bağlı humoral hiperkalsemide (HHM) temel mediyatör olan PTHrP, böbrekteki 1-alfa hidroksilaz enzimini aktive etme konusunda PTH kadar etkin değildir. Bu nedenle, primer hiperparatiroidide izlenen 1,25(OH)2D1,25(OH)_2D yüksekliğinin aksine, HHM'de bu vitaminin düzeyi genellikle baskılanmış veya düşük-normal seviyededir. Artmış olması beklenmez.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz et.
Sigara öyküsü, kavitasyonlu kitle ve derin hiperkalsemi (Ca>14Ca > 14 mg/dL) varlığı, akciğerin yassı hücreli karsinomuna bağlı 'Maligniteye Bağlı Humoral Hiperkalsemi' (HHM) tablosunu düşündürür.
Yassı hücreli karsinom, PTHrP üretimi ile en sık hiperkalsemi yapan akciğer malignitesidir.
2
Biyokimyasal belirteçleri değerlendir.
PTH baskılanmış, PTHrP yüksek, fosfor düşük saptanmıştır.
PTHrP, PTH reseptörü (PTH1R) üzerinden etki göstererek hiperkalsemi ve hipofosfatemi yapar; ancak negatif feedback ile endojen PTH'yı baskılar.
3
PTHrP ve PTH arasındaki fizyolojik farkları karşılaştır.
PTHrP; PTH'dan farklı olarak böbrekteki 1-alfa hidroksilaz enzimini çok zayıf uyarır ve kemik formasyonunu (yapımını) baskılar.
Bu fark nedeniyle HHM'de 1,25(OH)2D1,25(OH)_2D düzeyi, primer hiperparatiroidinin aksine düşük veya normaldir.

Anahtar Kavram

PTHrP ve PTH arasındaki nefrojenik 1-alfa hidroksilaz aktivasyonu farkı.

Daha Fazla Pratik

Primer hiperparatiroidi, HHM ve sarkoidoz/lenfomadaki kalsiyum-vitamin D dengesi farklarını bir tablo üzerinden tekrar ediniz.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 63Soru →

62 yaşında metastatik renal hücreli karsinom (RHKRHK) tanısıyla takip edilen bir hastada, tedavi seçenekleri arasında yer alan hedefe yönelik ajanlar (monoklonal antikorlar ve küçük moleküllü tirozin kinaz inhibitörleri) ile immün kontrol noktası inhibitörlerinin (I˙KNI˙İKNİ) farmakolojik özellikleri ve klinik toksisite yönetimleri karşılaştırıldığında, aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Küçük moleküllü tirozin kinaz inhibitörleri (TKITKI), monoklonal antikorların aksine sadece hücre yüzeyindeki reseptörlere bağlanarak etki gösterirler ve yarı ömürleri monoklonal antikorlardan çok daha uzundur.

Cevap

Küçük moleküllü tirozin kinaz inhibitörlerinin (TKITKI) hücre yüzeyindeki reseptörlere bağlandığı ve yarı ömürlerinin monoklonal antikorlardan uzun olduğu ifadesi yanlıştır.
Küçük moleküllü tirozin kinaz inhibitörleri (TKITKI), monoklonal antikorların aksine hücre membranını geçerek hücre içindeki ATP bağlama bölgelerine veya tirozin kinaz domainlerine bağlanırlar. Ayrıca, protein yapısındaki monoklonal antikorların yarı ömrü (ortalama 2-3 hafta) küçük moleküllü ajanlardan (ortalama 12-48 saat) çok daha uzundur. Bu nedenle bu seçenek yanlış bilgileri içermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Ajanların moleküler yapılarını ve hücreye giriş özelliklerini değerlendir.
Monoklonal antikorlar (protein) hücre içine giremez ve yüzey reseptörlerine bağlanır; TKITKI'lar ise hücre içine girerek enzim bölgelerine bağlanır.
Farmakolojik etki bölgesini belirlemek için.
2
Farmakokinetik özellikleri (yarı ömür) karşılaştır.
Antikorlar FcRn aracılı geri emilim nedeniyle haftalarca süren yarı ömre sahiptir; TKITKI'lar ise metabolize edilerek kısa sürede (saatler/günler) atılırlar.
İlaç dozlama ve eliminasyon süresini anlamak için.
3
İmmün ilişkili yan etkilerin (irAEirAE) yönetimini ve doğasını analiz et.
Endokrin yan etkiler (hipofizit, tip 1 diyabet, tiroidit) genellikle organ hasarı ile sonuçlandığı için kalıcı replasman gerektirir.
Klinik yönetim farklarını ayırt etmek için.

Anahtar Kavram

Hedefe Yönelik Tedavi vs. İmmünoterapi Farmakolojisi
Soru 64Soru →

64 yaşında erkek hasta, sağ kasık bölgesinde son 2 aydır giderek büyüyen, ağrısız bir kitle şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde sağ inguinal bölgede 4 cm4\text{ cm} çapında, sert ve fikse lenfadenopati saptanıyor. Yapılan lenf nodu biyopsisi sonucu "yassı hücreli karsinom metastazı" olarak raporlanıyor. Baş-boyun muayenesi ve akciğer grafisi normal olan bu hastada, primer odağı saptamak amacıyla yapılması gereken ilk değerlendirme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anal kanal, perianal bölge ve dış genital organ muayenesi

Cevap

Primer odağı saptamak amacıyla anal kanal, perianal bölge ve dış genital organ muayenesi yapılmalıdır.
İnguinal lenf nodları; alt ekstremiteler, alt karın duvarı, anal kanal (pektinat çizgi altı), penis, skrotum ve vulva gibi bölgelerin lenfatiklerini toplar. Bu bölgelerden köken alan tümörler (özellikle anal kanal ve deri/genital SCC) tipik olarak ilk olarak inguinal nodlara metastaz yapar. Bu nedenle, inguinal bölgede saptanan yassı hücreli karsinom metastazında ilk yapılması gereken, bu drenaj sahasındaki organların dikkatli muayenesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Metastazın anatomik lokalizasyonu ve lenfatik drenaj yolu belirlenir.
İnguinal lenf nodları; anal kanal (pektinat çizgi altı), perianal deri, dış genital organlar, alt abdominal duvar ve alt ekstremitelerden drenaj alır.
Lenf nodu metastazlarında primer odak genellikle o nodun drenaj sahası içindedir.
2
Histopatolojik tanı ile olası primer odaklar daraltılır.
Yassı hücreli karsinom (SCC) histolojisi; anal kanal, penis, skrotum veya bu bölgelerin derisindeki bir primer odağa işaret eder.
Histoloji, odak arayışında algoritmayı belirleyen en kritik veridir.
3
Fizik muayene ve basit tanısal yöntemlerle primer odak araştırılır.
Anal kanal ve genital bölgenin dikkatli muayenesi (rektal tuşe, anoskopi vb.) en yüksek verimli ilk adımdır.
Pahalı veya invaziv tetkiklerden önce klinik muayene esastır.

Anahtar Kavram

İnguinal lenfadenopati ile başvuran bir hastada yassı hücreli karsinom (SCC) metastazı saptandığında, primer odak genellikle anal kanal, dış genital organlar veya pelvik/alt ekstremite derisidir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 65Soru →

54 yaşında, 2525 paket-yıl sigara öyküsü olan ve halen sigara içmeye devam eden kadın hasta, genel sağlık kontrolü ve kanser taraması yaptırmak amacıyla polikliniğe başvuruyor. Özgeçmişinde ve aile öyküsünde özellik saptanmayan hastanın fizik muayenesi ve rutin laboratuvar bulguları normal sınırlardadır.

Bu hasta için güncel onkoloji tarama rehberlerine göre en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akciğer kanseri taraması için yıllık düşük doz bilgisayarlı tomografi ve serviks kanseri taraması için 5 yılda bir HPV-DNA testi planlanmalıdır.

Cevap

Akciğer kanseri taraması için yıllık düşük doz bilgisayarlı tomografi ve serviks kanseri taraması için 5 yılda bir HPV-DNA testi yapılması en uygun yaklaşımdır.
Düşük doz bilgisayarlı tomografi, akciğer kanseri taramasında mortaliteyi azalttığı kanıtlanmış tek yöntemdir ve hastanın yaşı ile sigara öyküsü bu tarama için tam uyumludur. Ayrıca, 30-65 yaş arası kadınlarda 5 yılda bir HPV-DNA testi serviks kanseri taraması için standart bir yaklaşımdır.

Adım Adım Çözüm

1
Akciğer kanseri tarama kriterlerinin değerlendirilmesi
Hasta 54 yaşında (50-80 yaş aralığı), 25 paket-yıl sigara içmiş ve halen içiyor (>20 paket-yıl ve halen içici/son 15 yılda bırakmış).
Güncel rehberler (USPSTF 2021) bu kriterleri karşılayan bireylere yıllık Düşük Doz Bilgisayarlı Tomografi (DDBT) önermektedir.
2
Serviks kanseri tarama kriterlerinin değerlendirilmesi
54 yaşındaki kadın hasta için 30-65 yaş arası tarama protokolü geçerlidir.
Bu yaş grubunda 5 yılda bir HPV-DNA testi (veya co-test) ya da 3 yılda bir Pap smear önerilir.
3
Tümör belirteçlerinin taramadaki yerinin analizi
CEA, CA-125, CA 15-3 ve Cyfra 21-1 gibi belirteçlerin genel popülasyonda tarama amacıyla kullanımı önerilmez.
Bu belirteçlerin duyarlılık ve özgüllüğü erken evre kanser taraması için yetersizdir; daha çok tedavi yanıtı ve nüks takibinde kullanılırlar.

Anahtar Kavram

Kanser taramasında kanıta dayalı yöntemlerin (görüntüleme/sitoloji) seçilmesi ve tümör belirteçlerinin tarama amaçlı yanlış kullanımından kaçınılması.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 66Soru →

62 yaşında erkek hasta, sağ boyun bölgesinde ele gelen şişlik şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenede sağ supraklaviküler bölgede 3 cm çapında, sert ve fikse lenfadenopati saptanıyor. İnce iğne aspirasyon biyopsisi sonucu adenokarsinom metastazı ile uyumlu gelen hastada, primer odağın aşağıdakilerden hangisi olma olasılığı en yüksektir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akciğer

Cevap

Sağ supraklaviküler bölgedeki metastatik adenokarsinomun en olası primer odağı akciğerdir.
Sağ supraklaviküler lenf nodu, lenfatik drenajını 'sağ lenfatik kanal' (right lymphatic duct) üzerinden alır. Bu kanal; sağ akciğer, sağ hemitoraks, mediastinum ve özofagusun bir kısmını drene eder. Bu nedenle, sağ supraklaviküler bölgede saptanan metastatik bir adenokarsinomda primer odağın akciğer olması en yüksek olasılıktır.

Adım Adım Çözüm

1
Lenfadenopatinin anatomik lokalizasyonu belirlenir.
Sağ supraklaviküler bölge saptandı.
Sağ ve sol supraklaviküler bölgelerin lenfatik drenaj yolları birbirinden farklıdır.
2
Sağ lenfatik kanal ve duktus torasikus ayrımı yapılır.
Sağ lenfatik kanalın akciğer, mediasten ve sağ toraks duvarını drene ettiği hatırlanır.
Metastaz yolları anatomik drenaj şemasına göre belirlenir.
3
Klinik bulgu ile en olası primer odak eşleştirilir.
Sağ taraf tutulumu akciğeri işaret eder.
Sol taraf (Virchow nodu) diyafram altı organları temsil ederken, sağ taraf torasik yapıları temsil eder.

Anahtar Kavram

Sağ supraklaviküler lenf nodu drenajı (sağ lenfatik kanal) ile sol supraklaviküler lenf nodu drenajı (duktus torasikus) arasındaki anatomik fark.

Alternatif Yöntem

Akılda tutmak için şu kısa yol kullanılabilir: 'Sağ = Solunum (Akciğer), Sol = Sindirim (Mide/Batın)'.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 67Soru →

55 yaşında, 40 paket/yıl sigara öyküsü olan erkek hasta; yüzünde ve boynunda şişlik, nefes darlığı ve göğüs ön duvarındaki toplardamarlarda belirginleşme şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan tetkikler sonucunda mediastinal kitle saptanıyor ve biyopsi örneği "Küçük Hücreli Akciğer Kanseri" ile uyumlu geliyor. Hastanın semptomları progresif seyretmekle birlikte, belirgin stridor veya serebral ödem bulgusu saptanmıyor. Bu hasta için en uygun ilk basamak tedavi yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sistemik kemoterapi

Cevap

Küçük hücreli akciğer kanseri tanısı almış ve Superior Vena Cava Sendromu (SVKS) tablosunda olan stabil bir hastada en uygun yaklaşım sistemik kemoterapidir.
Küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK), kemoterapiye oldukça duyarlı (kemosensitif) bir tümördür. Superior Vena Cava Sendromu (SVKS) gelişen KHAK vakalarında, sistemik kemoterapi hem lokal basıyı hızla geriletir hem de mikrometastatik hastalığa yönelik tedavi sunar. Hayati tehdit eden (hava yolu basısı veya kafa içi basınç artışı gibi) acil durumlar dışında KHAK için ilk seçenek sistemik tedavidir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tablonun SVKS (yüz ödemi, venöz genişleme) olarak tanımlanması.
Hastada superior vena cava basısına bağlı onkolojik acil durum saptandı.
Tedavi stratejisini belirlemek için aciliyetin ve altta yatan nedenin tespiti gerekir.
2
Histolojik tanının (Küçük Hücreli Akciğer Kanseri) değerlendirilmesi.
Tümörün kemosensitif (kemoterapiye duyarlı) olduğu belirlendi.
SVKS yönetiminde tümör tipi, radyoterapi veya kemoterapi seçimini belirleyen ana faktördür.
3
Acil cerrahi veya girişimsel (stent) gerekliliğinin sorgulanması.
Hayati tehdit eden (stridor, serebral ödem) bir durum olmadığı için sistemik tedaviye odaklanıldı.
KHAK vakalarında sistemik kemoterapi hem lokal basıyı hızla çözer hem de yaygın hastalığı tedavi eder.

Anahtar Kavram

Superior Vena Cava Sendromu (SVKS) yönetiminde, tümörün histolojik tipi tedavi seçimini belirler; Küçük Hücreli Akciğer Kanseri ve Lenfomalar kemoterapiye öncelikli yanıt verir.

İpuçları

1
Hastanın histolojisi 'Küçük Hücreli Akciğer Kanseri' olarak verilmiştir. Bu tümörün tedaviye yanıtını düşünün.
2
SVKS yönetiminde tümör tipi 'kemosensitif' (KHAK, Lenfoma) ise tedavi stratejisi değişir.

Daha Fazla Pratik

SVKS'nin en sık nedenlerini ve KHAK dışı tümörlerde (örneğin yassı hücreli kanser) yaklaşımın farkını gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 68Soru →

Kanser epidemiyolojisi ve karsinogenez süreçleri değerlendirildiğinde; plevranın primer malignitesi olan mezotelyoma gelişimi ile en güçlü mesleki ve çevresel ilişkisi bulunan karsinojen madde aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Asbest

Cevap

Asbest, mezotelyoma gelişimi ile en güçlü ve karakteristik ilişkiye sahip karsinojen maddedir.
Asbest (magnezyum silikat lifleri), plevranın primer tümörü olan mezotelyoma gelişiminde en önemli ve spesifik risk faktörüdür. Maruziyet sonrası latent periyodun 20-40 yıl kadar uzun olabilmesi epidemiyolojik açıdan kritiktir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastalık ve anatomik bölge tanımlanır.
Mezotelyoma, plevra (akciğer zarı) veya periton gibi seröz zarların primer malignitesidir.
Soru kökündeki spesifik kanser türünün anatomik odağını belirlemek karsinojen eşleştirmesi için ilk adımdır.
2
Epidemiyolojik risk faktörleri taranır.
Mezotelyoma vakalarının yaklaşık %80'inden fazlasında mesleki veya çevresel asbest maruziyeti öyküsü bulunur.
Karsinogenez bilgisinde 'asbest-mezotelyoma' ilişkisi tıbbi literatürdeki en güçlü nedensel bağlardan biridir.
3
Diğer karsinojenlerin hedef organları ile ayırıcı tanı yapılır.
Benzen lösemi ile, vinil klorür karaciğer anjiosarkomu ile, anilin boyaları ise mesane kanseri ile ilişkilendirilerek seçenekler elenir.
Hatalı eşleştirmelerin ayıklanması doğru cevabı kesinleştirir.

Anahtar Kavram

Asbest maruziyeti ve mezotelyoma ilişkisi
Tahmini Süre:45s
Soru 69Soru →

Antrasiklin grubu kemoterapötik (doksorubisin, daunorubisin) ilaçlara bağlı gelişebilecek kümülatif doz bağımlı kardiyotoksisiteyi önlemek amacıyla kullanılan kardiyoprotektif ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dekrazoksan

Cevap

Antrasiklin kardiyotoksisitesini önlemek için kullanılan kardiyoprotektif ajan Dekrazoksan'dır.
Dekrazoksan, miyokard hücreleri içinde antrasiklin-demir komplekslerinin oluşmasını engelleyen bir demir şelatörüdür. Bu sayede serbest radikal üretimini azaltarak antrasiklinlere bağlı gelişen irreversible kardiyotoksisite riskini düşürür.

Adım Adım Çözüm

1
Antrasiklinlerin (doksorubisin, daunorubisin) en önemli doz kısıtlayıcı yan etkisini belirle.
Kümülatif dozla ilişkili olan ve geri dönüşümsüz (Tip 1) karakterdeki kardiyotoksisite.
Bu ilaçlar demir ile kompleks oluşturarak serbest radikal üretimini ve miyosit hasarını tetikler.
2
Bu spesifik toksisiteyi önlemek için kullanılan farmakolojik ajanı hatırla.
Dekrazoksan.
Hücre içi demiri şelatlayarak serbest radikal oluşumunu engeller.

Anahtar Kavram

Antrasiklin kardiyotoksisitesi ve Dekrazoksan kullanımı

Daha Fazla Pratik

Antrasiklinlerin neden olduğu kardiyotoksisite ile Trastuzumab (Herceptin) arasındaki farkları (Tip 1 vs Tip 2) gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 70Soru →

Son 33 haftadır gelişen belirgin proksimal kas güçsüzlüğü, hiperpigmentasyon ve dirençli hipertansiyon şikayetleriyle başvuran 6161 yaşında erkek hastanın 5050 paket-yıl sigara kullanım öyküsü saptanmıştır. Laboratuvar incelemesinde glukoz 290290 mg/dL, potasyum (K+K^+) 2.12.1 mEq/L ve plazma ACTH düzeyi 400400 pg/mL (N: 0−460-46) olarak ölçülmüş; toraks bilgisayarlı tomografisinde hiler yerleşimli bir kitle izlenmiştir. Bu hastada saptanan dirençli hipokalemik metabolik alkalozun patogenezinden sorumlu olan temel mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Çok yüksek düzeydeki kortizolün 11β11\beta-hidroksisteroid dehidrogenaz tip 2 enzimini doyurarak mineralokortikoid reseptörlerini uyarması

Cevap

Çok yüksek düzeydeki kortizolün 11β11\beta-hidroksisteroid dehidrogenaz tip 2 enzimini doyurarak mineralokortikoid reseptörlerini uyarması
Doğru seçenek olan mineralokortikoid reseptör uyarımı, ektopik ACTH durumunda izlenen ağır elektrolit bozukluklarını açıklar. Normalde kortizol ve mineralokortikoid reseptörleri arasındaki etkileşim 11β11\beta-HSD2 enzimi ile engellenir; ancak ektopik üretimde kortizol seviyeleri bu enzimin kapasitesini aşar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularını analiz et
Ağır sigara öyküsü olan bir hastada hiler kitle (Küçük Hücreli Akciğer Kanseri lehine), ACTH yüksekliği, hipertansiyon, hiperglisemi ve hiperpigmentasyon varlığı Ektopik ACTH Sendromunu işaret eder.
Ektopik ACTH, tipik Cushing sendromu bulgularının (stria, bufalo hörgücü) oluşmasına vakit kalmadan hızlı bir klinik seyirle belirgin elektrolit bozuklukları ve pigmentasyon artışı yapar.
2
Hipokaleminin nedenini saptama
Aşırı kortizol üretimi, böbrek distal tübüllerinde kortizolü inaktif kortizona dönüştüren 11β11\beta-HSD2 enzimini doyurur (saturasyon).
Bu durum, kortizolün mineralokortikoid reseptörlerine (MR) bağlanarak sodyum tutulumu ve potasyum atılımını tetiklemesine neden olur.

Anahtar Kavram

Ektopik ACTH sendromunda gelişen ağır hipokalemik alkalozun nedeni, aşırı kortizolün renal mineralokortikoid reseptörlerini aktive etmesidir (Apparent Mineralocorticoid Excess).

Daha Fazla Pratik

Ektopik ACTH ve Hipofizer Cushing arasındaki ayırıcı tanıda kullanılan Yüksek Doz Deksametazon Baskılama Testi bulgularını gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 71Soru →

3838 yaşında, Afrika kökenli erkek hasta, 1010 yıldır bilinen kronik Hepatit B (HBV) enfeksiyonu nedeniyle polikliniğe başvuruyor. Hastanın takiplerinde siroz bulgusuna rastlanmamış olup, yapılan son batın ultrasonografisinde karaciğer parankimi normal olarak değerlendirilmiştir. Soygeçmişinde kız kardeşinin 4545 yaşında hepatosellüler karsinom (HSK) nedeniyle eksitus olduğu öğrenilmiştir. Fizik muayenesi ve karaciğer fonksiyon testleri tamamen normal olan bu hasta için en uygun hepatosellüler karsinom tarama stratejisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 66 ayda bir batın ultrasonografisi ile tarama yapılmalıdır

Cevap

Kronik Hepatit B hastalarında, siroz gelişmemiş olsa bile Afrika kökenli olma ve ailede HSK öyküsü bulunması gibi risk faktörleri varlığında 66 ayda bir batın ultrasonografisi ile tarama yapılmalıdır.
AASLD ve EASL kılavuzlarına göre, kronik Hepatit B enfeksiyonu olan hastalarda siroz olmasa dahi belirli gruplar yüksek riskli kabul edilir ve HSK taraması yapılması gerekir. Bu gruplar arasında; Afrika kökenli hastalar (2020 yaşından itibaren), Asyalı erkekler (4040 yaşından itibaren), Asyalı kadınlar (5050 yaşından itibaren) ve ailede HSK öyküsü olanlar yer alır. Bu hastada hem Afrika kökenli olma hem de birinci derece akrabada HSK öyküsü bulunması nedeniyle siroz varlığına bakılmaksızın 66 ayda bir batın ultrasonografisi ile tarama yapılması en uygun yaklaşımdır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın primer hastalığını ve demografik risk faktörlerini belirle.
Hasta kronik HBV taşıyıcısıdır ve Afrika kökenlidir.
HSK tarama endikasyonları etnik kökene göre değişiklik gösterir.
2
Ek risk faktörlerini (aile öyküsü) değerlendir.
Birinci derece akrabada (kız kardeş) erken yaşta HSK öyküsü mevcuttur.
Aile öyküsü, sirozdan bağımsız bir risk faktörüdür.
3
Siroz durumunu kontrol et.
Hastada siroz bulgusu yoktur.
Siroz olmayan HBV hastalarında tarama kriterleri (AASLD/EASL) uygulanmalıdır.
4
Güncel kılavuzlara göre tarama yöntemini ve sıklığını seç.
66 ayda bir batın ultrasonografisi (USG).
Standart tarama protokolü 66 ayda bir USG (± AFP) şeklindedir.

Anahtar Kavram

Siroz olmayan Kronik HBV hastalarında HSK tarama endikasyonları
Soru 72Soru →

Onkoloji pratiğinde yaygın olarak kullanılan immün kontrol noktası inhibitörleri (I˙KNI˙\text{İKNİ}) ve hedefe yönelik küçük moleküllü tirozin kinaz inhibitörlerinin (TKI\text{TKI}) farmakolojik ve klinik özellikleri karşılaştırıldığında, aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: TKI\text{TKI}'lar oral yolla kullanılırlar ve yarı ömürleri monoklonal antikor yapısındaki ajanlara göre belirgin şekilde daha kısadır.

Cevap

Küçük moleküllü tirozin kinaz inhibitörlerinin oral yolla kullanılması ve monoklonal antikorlara kıyasla daha kısa bir yarı ömre sahip olması doğru bir bilgidir.
Küçük moleküllü tirozin kinaz inhibitörleri (TKI\text{TKI}), yapıları gereği ağız yoluyla alınmaya uygundur ve vücuttan temizlenme hızları yüksek olduğu için yarı ömürleri monoklonal antikorlara (örn. pembrolizumab, trastuzumab) kıyasla çok daha kısadır. Bu durum, yan etki geliştiğinde ilacın vücuttan hızlıca uzaklaştırılabilmesi açısından klinik önem taşır.

Adım Adım Çözüm

1
Ajanların moleküler yapılarını ve uygulama yollarını karşılaştırın.
Monoklonal antikorlar (mAbs) büyük proteinlerdir (IV kullanılır), TKI'lar ise küçük moleküllerdir (genellikle oral kullanılır).
Molekül ağırlığı, ilacın biyoyararlanımını ve uygulama yolunu belirleyen temel faktördür.
2
Farmakokinetik özellikleri (yarı ömür) değerlendirin.
Antikorların dolaşımda kalma süresi (yarı ömrü) günlerle (ortalama 2-3 hafta) ölçülürken, TKI'larınki saatler düzeyindedir.
Antikorlar FcRn reseptörleri aracılığıyla yıkımdan korunurken, küçük moleküller hızla metabolize edilir ve atılır.
3
İmmün kontrol noktası inhibitörlerinin yan etki yönetimi ve etki mekanizmalarını gözden geçirin.
İKNİ'lerde doz azaltımı yapılmaz (hep ya da hiç prensibi gibi), CTLA-4 lenf nodunda, PD-1 dokuda etki eder.
İmmünoterapideki toksisite reseptör doygunluğu ve immün aktivasyonla ilişkili olduğundan doz azaltımı klinik pratikte yer almaz.

Anahtar Kavram

Hedefe yönelik ajanlarda monoklonal antikorlar ile küçük moleküllü inhibitörlerin farmakolojik ve klinik uygulama farkları.

Alternatif Yöntem

Ajanların isim son eklerine (nomenklatür) bakarak da ayrım yapılabilir: '-mab' ile bitenler monoklonal antikor (büyük molekül, IV), '-nib' ile bitenler kinaz inhibitörüdür (küçük molekül, oral).
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 73Soru →

5555 yaşında kadın hasta, 3030 paket-yıl sigara öyküsü mevcut olup halen sigara içmeye devam etmektedir. Teyzesinin yeni tanı alan over kanseri nedeniyle endişeli olduğunu belirten hasta, hem akciğer hem de over kanseri açısından "en güvenilir kan tahlilleri" ile tarama yaptırmak istediğini söyleyerek polikliniğe başvuruyor. Bu hasta için güncel tarama kılavuzları ve tümör belirteçlerinin kullanım prensipleri dikkate alındığında en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akciğer kanseri taraması için yıllık düşük doz bilgisayarlı tomografi (DDBT) önerilmeli; over kanseri için ise bu risk profiliyle rutin bir tarama testi uygulanmamalıdır.

Cevap

Doğru yaklaşım, akciğer kanseri için yıllık düşük doz bilgisayarlı tomografi (DDBT) yapılması ve over kanseri için rutin tarama önerilmemesidir.
Doğru yaklaşım hastanın sigara öyküsü nedeniyle akciğer kanseri taramasına (DDBT) yönlendirilmesi ve kanıtlanmış bir tarama faydası olmadığı için over kanseri için markır istenmemesidir. Akciğer kanseri tarama kriterleri güncel kılavuzlarda (USPSTF 2021) 50-80 yaş arası ve en az 20 paket-yıl sigara içen (veya son 15 yılda bırakmış) bireyler için yıllık düşük doz bilgisayarlı tomografiyi (DDBT) şart koşar.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın risk profilini belirle
55 yaş, 30 paket-yıl sigara öyküsü olan kadın hasta.
Tarama kriterlerinin (USPSTF 2021) karşılanıp karşılanmadığını anlamak için gereklidir.
2
Akciğer kanseri tarama kriterlerini değerlendir
Hasta 50-80 yaş aralığında ve >20 paket-yıl sigara öyküsüne sahip olduğu için DDBT ile tarama endikedir.
DDBT, akciğer kanserinde mortaliteyi azalttığı kanıtlanmış tek tarama yöntemidir.
3
Tümör belirteçlerinin taramadaki rolünü değerlendir
CEA, CA-125 ve NSE gibi belirteçlerin tarama duyarlılığı düşüktür.
Bu belirteçlerin normal olması kanseri dışlamaz, yüksek olması ise spesifik değildir.
4
Over kanseri riskini değerlendir
Sadece teyze (2. derece akraba) öyküsü hastayı yüksek riskli gruba sokmaz.
Rutin over kanseri taraması (CA-125 veya USG) genel popülasyonda önerilmemektedir.

Anahtar Kavram

Tümör belirteçleri (CEA, CA-125 vb.) genellikle tarama amaçlı değil, takipte kullanılır; akciğer kanseri taramasında ise tek geçerli yöntem Düşük Doz BT'dir.
Soru 74Soru →

Kanser immünoterapisinde kullanılan immün kontrol noktası inhibitörleri arasında CTLA−4CTLA-4 (Sitotoksik T-Lenfosit İlişkili Antijen 4) molekülünü hedef alarak antitümör T-hücre yanıtını aktive eden ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İpilimumab

Cevap

İpilimumab
İpilimumab, T-hücre yüzeyinde bulunan ve inhibitör bir sinyal ileten CTLA−4CTLA-4 molekülünü bloke eder. Bu blokaj, T-hücrelerinin tümör hücrelerine karşı aktivasyonunu ve proliferasyonunu artırarak antitümör yanıtı güçlendirir.

Adım Adım Çözüm

1
İmmün kontrol noktası inhibitörlerinin (İKNİ) sınıflarının belirlenmesi
İKNİ'ler temel olarak CTLA−4CTLA-4, PD−1PD-1 ve PD−L1PD-L1 inhibitörleri olarak ayrılır.
Her ilaç grubunun moleküler hedefi ve immün sistem üzerindeki etki noktası farklıdır.
2
CTLA−4CTLA-4 hedefli ajanların tanımlanması
İpilimumab, CTLA−4CTLA-4'ü hedefleyen ilk ve en yaygın kullanılan ajandır.
Seçenekler arasında CTLA−4CTLA-4 spesifik tek ajan İpilimumab'dır.

Anahtar Kavram

İmmün Kontrol Noktası İnhibitörleri ve Moleküler Hedefleri
Tahmini Süre:45s
Soru 75Soru →

48 yaşında erkek hasta, Diffüz Büyük B-Hücreli Lenfoma tanısıyla R-CHOP kemoterapisi almaktadır. Kemoterapinin 10. gününde 39.0∘C39.0^\circ C ateş ile başvuruyor. Fizik muayenesinde odak saptanmıyor. Laboratuvar tetkiklerinde mutlak nötrofil sayısı 150/mm3150/mm^3 olarak saptanıyor. Hastanın özgeçmişinde penisiline karşı anafilaksi öyküsü olduğu biliniyor.

Bu hasta için en uygun ampirik antibiyotik tedavisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Aztreonam + Vankomisin

Cevap

En uygun ampirik tedavi, penisilinlerle çapraz reaksiyon göstermeyen ve Pseudomonas'ı kapsayan Aztreonam ile Gram pozitif etkinliği sağlayan Vankomisin kombinasyonudur.
Febril nötropeni tanısı alan ve penisilin anafilaksisi öyküsü olan yüksek riskli hastalarda, ampirik tedavide Pseudomonas'ı da kapsayacak ancak çapraz reaksiyon riski taşımayacak bir yaklaşım gerekir. Aztreonam bir monobaktamdır ve penisilin alerjisi olanlarda güvenle kullanılabilir. Ancak Aztreonam'ın Gram pozitif etkinliği olmadığından, bu hastalarda rejime Vankomisin eklenmesi standart bir uygulamadır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik durumun tanımlanması
Ateş (>38.3∘C>38.3^\circ C) ve Mutlak Nötrofil Sayısı (<500/mm3<500/mm^3) varlığı 'Febril Nötropeni' olarak tanımlanır.
Acil ampirik antibiyotik tedavisi gerektiren onkolojik acili saptamak için.
2
Risk ve alerji değerlendirmesi
Hasta yüksek risklidir (ANC 150/mm3150/mm^3 ve IV tedavi gereksinimi) ve penisilin anafilaksisi öyküsü mevcuttur.
Tedavi rejiminin güvenliğini ve etkinliğini belirlemek için.
3
Uygun antibiyotik seçimi
Pseudomonas'a etkili ancak penisilinle çapraz reaksiyonu olmayan Aztreonam seçilir. Eksik kalan Gram pozitif spektrum Vankomisin ile tamamlanır.
Hem patojenleri kapsamak hem de alerjik komplikasyonları önlemek için.

Anahtar Kavram

Febril nötropenik bir hastada ciddi penisilin alerjisi (anafilaksi) varlığında, Pseudomonas aeruginosayı kapsayan ancak çapraz reaksiyon riski taşımayan bir rejim (örn. Aztreonam bazlı) uygulanmalıdır.

Daha Fazla Pratik

Febril nötropenide düşük risk kriterlerini (MASCC skoru) ve vankomisin ekleme endikasyonlarını gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 76Soru →

Akut miyeloid lösemi (AMLAML) tanısıyla izlenen 4242 yaşında erkek hastaya, konsolidasyon tedavisi amacıyla yüksek doz (33 g/m2g/m^2) kemoterapi uygulanmaktadır. Tedavinin 44. gününde hastada yeni gelişen peltek konuşma, gövde ataksisi, dismetri ve nystagmus saptanıyor. Bu hastadaki klinik tabloya neden olması en muhtemel kemoterapötik ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sitarabin

Cevap

Serebellar toksisite bulguları (ataksi, nystagmus, dismetri) yüksek doz sitarabin tedavisinin karakteristik bir yan etkisidir.
Sitarabin (Ara−CAra-C), özellikle AMLAML tedavisinde yüksek dozlarda kullanıldığında kan-beyin bariyerini geçer ve serebellumdaki Purkinje hücrelerine zarar vererek dismetri, ataksi ve nystagmusla karakterize serebellar toksisiteye yol açar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz etme
Hastada dismetri, ataksi ve nystagmus gibi akut serebellar sendrom bulguları mevcuttur.
Semptomların anatomik lokalizasyonunu belirlemek sorumlu ajanı bulmak için ilk adımdır.
2
Tedavi bağlamını değerlendirme
Hastanın AMLAML tanısıyla yüksek doz (33 g/m2g/m^2) kemoterapi aldığı belirtilmiştir.
Bazı ilaçların toksisiteleri doza bağımlı olarak ortaya çıkar; Ara−CAra-C için serebellar toksisite eşiği genellikle yüksek doz uygulamalardır.
3
Ayırıcı tanı yapma
Sitarabin (yüksek doz) serebellar toksisite ile doğrudan ilişkilidir.
Diğer seçeneklerdeki ilaçların (Vinkristin, Sisplatin vb.) nörolojik yan etkileri genellikle periferik sinir sistemi ile sınırlıdır.

Anahtar Kavram

Yüksek doz sitarabin (Ara−CAra-C) nörotoksisitesi serebellar disfonksiyon şeklinde prezante olur.

Daha Fazla Pratik

Sitarabin toksisitesi için risk faktörleri arasında yaşın 6060 üzerinde olması ve renal fonksiyon bozukluğu yer aldığını unutmayın.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 77Soru →

4545 yaşında erkek hasta, evre IIIIII yaygın büyük B hücreli non-Hodgkin lenfoma tanısıyla CHOPCHOP (siklofosfamidsiklofosfamid, doksorubisindoksorubisin, vinkristinvinkristin, prednizolonprednizolon) kemoterapisi almaktadır. Tedavinin ikinci küründen sonra hastada şiddetli konstipasyon, karın ağrısı ve fizik muayenede derin tendon reflekslerinde azalma saptanıyor. Bu klinik tabloya neden olma olasılığı en yüksek olan kemoterapötik ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Vinkristin

Cevap

Vinkristin kullanımı periferik ve otonomik nöropatiye yol açarak konstipasyon ve refleks kaybına neden olur.
Doğru yanıt olan vinkristin, vinka alkaloidleri grubundadır ve mikrotübül polimerizasyonunu inhibe eder. Doz kısıtlayıcı en önemli yan etkisi nörotoksisitedir. Bu toksisite periferik nöropati (DTR kaybı, parestezi), otonomik nöropati (konstipasyon, paralitik ileus) ve kranial sinir felçleri şeklinde görülebilir. Vinkristin kemik iliği baskılanması yapmamasıyla da diğer birçok ajandan ayrılır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et.
Hastadaki şiddetli konstipasyon otonomik nöropatiyi, derin tendon reflekslerindeki (DTR) azalma ise periferik nöropatiyi işaret etmektedir.
Kemoterapi alan bir hastada bu semptomlar spesifik ilaç toksisitesini düşündürür.
2
CHOPCHOP rejimindeki ilaçların toksisite profillerini değerlendir.
Vinkristin, mikrotübül fonksiyonunu bozarak aksonal transportu engeller ve nörotoksisite yapar.
Vinkristin otonom sinir sistemini etkileyerek bağırsak motilitesini azaltır (paralitik ileus) ve motor lifleri etkileyerek arefleksiye neden olur.
3
Diğer ajanların yan etkilerini dışla.
Siklofosfamid (üro-toksisite), Doksorubisin (kardiyo-toksisite) ve Prednizolon (metabolik/miyopati) bu tabloyu açıklamaz.
Her ajanın kendine özgü hedef organ toksisitesi vardır.

Anahtar Kavram

Vinkristin'in doz kısıtlayıcı ana yan etkisi nörotoksisitedir (periferik, otonomik ve kranial sinir tutulumu).
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 78Soru →

65 yaşında erkek hasta, 4040 paket-yıl sigara öyküsü ve son 22 aydır devam eden öksürük şikayetiyle polikliniğe başvuruyor. Yapılan görüntüleme çalışmalarında santral yerleşimli bir akciğer kitlesi saptanan hastada, bu tabloya eşlik eden paraneoplastik sendromun yassı hücreli (skuamöz) karsinom için tipik olduğu ifade ediliyor.

Buna göre, bu hastada aşağıdaki laboratuvar bulgularından hangisinin saptanması en olasıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Serum kalsiyum düzeyinde artış (Hiperkalsemi)

Cevap

Yassı hücreli (skuamöz) akciğer kanserinde ektopik PTHrP üretimine bağlı olarak serum kalsiyum düzeyinde artış (hiperkalsemi) görülmesi beklenir.
Yassı hücreli akciğer kanseri, ektopik PTHrP (paratiroid hormon ilişkili peptid) üretimi yaparak hiperkalsemiye neden olan en yaygın akciğer malignitesidir. Bu durum, paratiroid hormonunun (PTH) baskılanması ancak kalsiyumun yükselmesi ile karakterizedir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın mevcut kanser tipini belirle.
Hasta yassı hücreli (skuamöz) akciğer kanseri tanısına sahiptir.
Soruda paraneoplastik sendromun bu tip için tipik olduğu belirtilmiştir.
2
Yassı hücreli kanser ile ilişkili paraneoplastik sendromu hatırla.
En tipik sendrom hiperkalsemidir.
Yassı hücreli kanser hücreleri PTHrP (Paratiroid Hormon İlişkili Peptid) salgılayarak kemikten kalsiyum mobilizasyonuna neden olur.
3
Diğer seçeneklerdeki sendromların hangi kanser tipiyle ilişkili olduğunu kontrol et.
Hiponatremi, ACTH artışı, Lambert-Eaton ve serebellar dejenerasyon Küçük Hücreli Akciğer Kanseri (KHAK) bulgularıdır.
Paraneoplastik sendromlar ile tümör tipleri arasındaki eşleşme TUS için temel bir bilgidir.

Anahtar Kavram

Yassı hücreli (skuamöz) akciğer kanseri paraneoplastik hiperkalsemi (PTHrP) ile, küçük hücreli akciğer kanseri ise SIADH ve ektopik ACTH ile ilişkilidir.

Daha Fazla Pratik

Küçük hücreli akciğer kanserinde görülen elektrolit bozukluklarını (hiponatremi, hipokalemi) inceleyiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 79Soru →

Maligniteye bağlı gelişen ciddi ve semptomatik hiperkalsemi (serum kalsiyum düzeyi >14> 14 mg/dLmg/dL) tablosunda, renal kalsiyum atılımını artırmak ve intravasküler volümü yerine koymak amacıyla uygulanması gereken ilk tedavi basamağı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Agresif intravenöz hidrasyon (izotonik sodyum klorür)

Cevap

Agresif intravenöz hidrasyon (izotonik sodyum klorür)
Maligniteye bağlı ciddi hiperkalsemide (>14>14 mg/dLmg/dL) ilk basamak her zaman agresif izotonik serum fizyolojik (NaClNaCl) hidrasyonudur. Bu yaklaşım hem dehidratasyonu düzeltir hem de renal tübüllerde sodyum-kalsiyum yarışması üzerinden kalsiyumun idrarla atılımını artırır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın sıvı durumunu değerlendir.
Ciddi hiperkalsemide genellikle belirgin dehidratasyon mevcuttur.
Hiperkalsemi, nefrojene diyabetes insipidus benzeri bir tabloyla poliüriye ve sıvı kaybına neden olur.
2
İzotonik sodyum klorür (0.9%0.9\% NaClNaCl) ile hidrasyona başla.
Geri emilim azalır ve idrarla kalsiyum atılımı (kalsiüri) artar.
Sodyum ve kalsiyum böbrek proksimal tübüllerinde ortak taşıma sistemlerini kullanır; sodyum yüklemesi kalsiyumun geri emilimini yarışmalı olarak engeller.
3
Gerekirse bisfosfonatları ve kalsitonini tedaviye ekle.
Uzun vadeli kalsiyum kontrolü sağlanır.
Bisfosfonatlar osteoklast aktivitesini baskılayarak kalıcı düzelme sağlar ancak etkileri geç başlar.

Anahtar Kavram

Hiperkalsemi Tedavi Önceliği
Tahmini Süre:45s
Soru 80Soru →

Onkoloji konseyinde, metastatik akciğer adenokarsinomu ve yüksek tümör mutasyon yükü (TMBTMB) saptanan bir hastanın tedavi planı tartışılmaktadır. Hastaya hem hedefe yönelik bir tirozin kinaz inhibitörü (TKITKI) hem de bir immün kontrol noktası inhibitörü (ICIICI) seçenekleri sunulacaktır. Bu tedavi seçeneklerinin mekanizmaları, farmakolojik özellikleri ve yan etki yönetimleri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İpimumab gibi CTLA−4CTLA-4 inhibitörleri; T-hücre yüzeyindeki CTLA−4CTLA-4 molekülünün B7B7 (CD80/86CD80/86) ligandlarına bağlanmasını engelleyerek, bu ligandların ko-stimülatör bir reseptör olan CD28CD28 ile etkileşime girmesine olanak tanır ve T-hücre aktivasyonunu artırır.

Cevap

Ipilimumab gibi CTLA-4 inhibitörlerinin, B7'nin CD28 ile etkileşimini sağlayarak T-hücre aktivasyonunu artırdığını belirten ifade doğrudur.
T-hücre aktivasyonu için gereken 'ikinci sinyal', antijen sunan hücredeki B7B7 molekülünün T-hücredeki CD28CD28 ile eşleşmesidir. CTLA−4CTLA-4, bu etkileşimi engelleyen inhibitör bir reseptördür ve B7B7 moleküllerine CD28CD28'den daha yüksek afinite ile bağlanır. Ipilimumab (anti-CTLA-4), bu engeli ortadan kaldırarak B7B7'nin CD28CD28 ile bağ kurmasını sağlar ve immün yanıtın başlamasına (priming) olanak tanır.

Adım Adım Çözüm

1
CTLA-4 ve CD28 etkileşimini analiz et.
CTLA-4 ve CD28, antijen sunan hücrelerdeki B7 (CD80/86) ligandı için yarışır.
T-hücre aktivasyonu için antijen sunumu (1. sinyal) ile birlikte CD28-B7 etkileşimi (2. sinyal) gereklidir.
2
CTLA-4 inhibitörlerinin etkisini değerlendir.
Ipilimumab CTLA-4'ü bloke eder, böylece B7 ligandları stimülatör olan CD28'e bağlanabilir.
CTLA-4 inhibitörleri immün sistem üzerindeki baskılayıcı sinyali (check-point) kaldırarak aktivasyonu sağlar.
3
Diğer seçeneklerdeki terminolojik ve klinik farkları kontrol et.
TKI'lar oral/küçük molekül, mAB'lar parenteral/büyük protein; hepatitte infliksimabdan kaçınılır.
Bu farklar immün-onkolojik tedavilerin yönetiminde temel klinik prensiplerdir.

Anahtar Kavram

İmmün kontrol noktası inhibitörlerinin moleküler yarışma (competition) mekanizması ve TKI-mAB farkları.

Alternatif Yöntem

Ajan isimlerindeki son ekleri (suffix) kullanarak ayrım yapma: -mab (antikor), -tinib (kinaz inhibitörü).
Tahmini Süre:2m 30s
ÖncekiSayfa 4 / 18Sonraki
Onkoloji Alıştırma Soruları — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 4 | Examkin