Kardiyoloji

309 soru

Soru 1Soru

Ağız içi mukoza bütünlüğünü bozan dental girişimler veya oral cerrahi prosedürler sonrasında gelişen subakut infektif endokardit vakalarında, kan kültüründe en sık saptanan mikroorganizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Viridans grubu streptokoklar

Cevap

Subakut infektif endokardit vakalarında, özellikle ağız içi girişimler sonrası en sık sorumlu tutulan etken Viridans grubu streptokoklardır.
Viridans grubu streptokoklar, ağız içi mukozanın normal florasında bulunur ve dental işlemler sırasında oluşan bakteriyemi sonucu önceden hasarlı olan kalp kapaklarına tutunarak subakut bir enfeksiyon tablosu oluşturur.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik tablosunu ve risk faktörünü analiz et.
Dental girişim sonrası gelişen 'subakut' bir seyir tanımlanmıştır.
Klinik seyir ve girişimin yapıldığı anatomik bölge, olası mikroorganizmayı tahmin etmede kritiktir.
2
Ağız florasında bulunan ve geçici bakteriyemiye neden olan mikroorganizmaları hatırla.
Viridans grubu streptokoklar (S. mutans, S. sanguis vb.) ağız florasının en yaygın üyeleridir.
Dental manipülasyonlar bu bakterilerin kan dolaşımına karışmasına ve hasarlı kapaklara tutunmasına yol açar.
3
Diğer seçenekleri ele ve en yaygın etkeni belirle.
Viridans grubu streptokoklar bu tablodaki en olası etkendir.
S. aureus akut seyirlidir, Enterokoklar ise genellikle alt sistem girişimleri ile ilişkilidir.

Anahtar Kavram

Subakut infektif endokardit etkenleri ve dental girişim ilişkisi.
Tahmini Süre:45s
Soru 2Soru

Fetal kardiyovasküler gelişim sürecinde sinus venosus'un sağ atrium ile olan ilişkisi ve bu bölgedeki embriyolojik yapıların akıbeti ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sağ sinoatriyal valvin kraniyal parçası crista terminalis'i; kaudal parçası ise Eustachian ve Thebesian kapakçıklarını oluşturur.

Cevap

Sağ sinoatriyal valvin kraniyal kısmının crista terminalis'e, kaudal kısmının ise Eustachian ve Thebesian kapakçıklarına dönüştüğü ifade doğrudur.
Sağ sinoatriyal valvin (right sinoatrial valve) embriyolojik gelişimi sırasında, üst (kraniyal) kısmı sinus venarum ile primitif atrium arasındaki sınırı belirleyen crista terminalis'e dönüşür. Alt (kaudal) kısmı ise ikiye ayrılarak vena cava inferior kapağını (Eustachian valvi) ve koroner sinüs kapağını (Thebesian valvi) meydana getirir. Bu, embriyolojide yüksek zorluk derecesine sahip, spesifik bir bilgidir.

Adım Adım Çözüm

1
Sinus venosus'un sağ atrium gelişimi üzerindeki etkisini analiz etmek.
Sağ sinus boynuzunun (right horn) sağ atriuma katılarak 'sinus venarum' adı verilen düz bölgeyi oluşturduğu görülür.
Sinus venosus'un sağ ve sol boynuzlarının asimetrik gelişimi sağ atriumun iç yapısını belirler.
2
Sinoatriyal orifis (delik) çevresindeki valv yapılarının akıbetini incelemek.
Sağ sinoatriyal valvin üç farklı yapıya (crista terminalis, Eustachian kapağı, Thebesian kapağı) ayrıldığı saptanır.
Embriyolojik valvlerin gerilemesi veya farklılaşması erişkin kalbindeki kapakçık sistemini oluşturur.
3
Sağ sinoatriyal valvin spesifik bölümlerini anatomik karşılıkları ile eşleştirmek.
Üst (kraniyal) parçanın crista terminalis'i, alt (kaudal) parçanın ise Vena Cava Inferior ve Koroner Sinüs kapakçıklarını oluşturduğu doğrulanır.
Anatomik süreklilik ve gelişimsel sınırlar bu eşleşmeyi zorunlu kılar.

Anahtar Kavram

Sağ sinoatriyal valvin (Right sinoatrial valve) embriyolojik türevleri.

Daha Fazla Pratik

Bulbus cordis'in üç parçasının (proksimal, konus cordis ve truncus arteriosus) erişkin kalbindeki türevlerini gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 40s
Soru 3Soru

44 yaşındaki bir erkek çocuk, rutin çocuk sağlığı izlemi sırasında üfürüm saptanması üzerine çocuk kardiyoloji polikliniğine sevk ediliyor. Hastanın büyüme ve gelişmesi yaşına uygundur ve fiziksel aktivite kısıtlaması yoktur. Fizik muayenesinde; kalp hızı 9090/dakika, kan basıncı 95/6095/60 mmHg ölçülüyor. Dinlemekle sol üst sternal sınırda, inspiryum sırasında şiddeti belirgin şekilde azalan, ekspiryumda ise net duyulan erken sistolik klik saptanıyor. Aynı odakta 3/63/6 şiddetinde kaba karakterli kreşendo-dekreşendo sistolik üfürüm duyuluyor. İkinci kalp sesinin (S2S_2) geniş çiftleştiği ve solunumla bu çiftleşme aralığının değiştiği gözleniyor. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Valvüler pulmoner stenoz

Cevap

Valvüler pulmoner stenoz, inspiryumla şiddeti azalan ejeksiyon kliği ve mobil geniş S2S_2 çiftleşmesi ile karakterizedir.
Valvüler pulmoner stenozda pulmoner kapağın açılması sırasında 'ejeksiyon kliği' duyulur. Bu klik, sağ ventrikül diyastol sonu basıncının artması ve inspiryumda venöz dönüşün artmasıyla kapağın diyastol sonunda hafifçe yukarı itilmesi nedeniyle, sistol başında daha az mesafe kat etmesine ve dolayısıyla sesin şiddetinin azalmasına (veya kaybolmasına) neden olur. Bu, sağ taraflı sesler için istisnai bir durumdur. Ayrıca stenoz nedeniyle sağ ventrikül ejeksiyon süresi uzadığı için P2P_2 gecikir ve S2S_2 geniş çiftleşir.

Adım Adım Çözüm

1
Oskültasyon odağı ve ses analizi
Sol üst sternal sınırda ejeksiyon kliği ve sistolik ejeksiyon üfürümü saptanması.
Bu bulgular pulmoner kapak veya çıkım yolu patolojilerini düşündürür.
2
Kliğin solunumla değişiminin değerlendirilmesi
İnspiryumla azalan, ekspiryumla artan klik sesi.
Sağ taraflı kalp sesleri genellikle inspiryumla artar; ancak pulmoner ejeksiyon kliği, inspiryumda sağ ventrikül doluşunun artması ve kapağın diyastol sonunda zaten yarı açık pozisyona gelmesi nedeniyle inspiryumla şiddeti azalan tek sağ kalp sesidir.
3
S2S_2 çiftleşme karakterinin analizi
Geniş ve mobil çiftleşme.
Pulmoner stenozda sağ ventrikül boşalması geciktiği için P2P_2 gecikir (geniş çiftleşme). Solunumla bu gecikmenin miktarının değişmesi, ASD'den (sabit çiftleşme) ayrım sağlar.

Anahtar Kavram

Pulmoner ejeksiyon kliği, sağ taraflı kalp sesleri içinde inspiryumla şiddeti azalan tek sestir.
Soru 4Soru

1515 yaşında bir kız çocuk, Turner sendromu tanısıyla takip edilmektedir. Yapılan fizik muayenesinde sağ koldan ölçülen kan basıncı 150/95150/95 mmHg saptanırken, femoral nabızların palpasyonla brakiyale göre daha zayıf ve geç hissedildiği dikkati çekiyor. Bu klinik tabloya sahip bir hastada, en olası tanıya eşlik etmesi en muhtemel ek kardiyak anomali aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bikuspid aort kapağı

Cevap

Bikuspid aort kapağı
Turner sendromlu bir hastada saptanan üst ekstremite hipertansiyonu ve femoral nabızların zayıf alınması (brakio-femoral gecikme), klinik olarak aort koarktasyonunu tanımlar. Aort koarktasyonu olan hastaların yaklaşık 7085%70-85\%'inde eşlik eden en yaygın kardiyak anomali ise bikuspid aort kapağıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz etme
Üst ekstremite hipertansiyonu ve femoral nabızlarda zayıflık saptandı.
Nabız farkı ve hipertansiyon, aort koarktasyonunu işaret eder.
2
Genetik birlikteliği değerlendirme
Turner sendromu tanısı mevcuttur.
Turner sendromu, aort koarktasyonu ile en sık ilişkili genetik sendromlardan biridir (1520%15-20\%).
3
Eşlik eden anomalileri belirleme
En olası tanı aort koarktasyonudur.
Koarktasyon vakalarının büyük çoğunluğunda (7085%70-85\%) bikuspid aort kapağı eşlik eder.

Anahtar Kavram

Aort koarktasyonu ve bikuspid aort kapağı birlikteliği
Soru 5Soru

On beş yaşındaki bir hasta, son zamanlarda artan nefes darlığı ve eforla çabuk yorulma şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan fizik muayenede, el tırnak yataklarının normal pembe renkte olduğu, ancak ayak tırnak yataklarında belirgin siyanoz ve çomaklaşma geliştiği gözleniyor. Dinlemekle pulmoner odakta ikinci kalp sesinin (S2) belirgin sertleştiği saptanıyor. Bu hastadaki 'diferansiyel siyanoz' olarak adlandırılan klinik tablo, aşağıdaki soldan sağa şantlı hastalıklardan hangisinde Eisenmenger sendromu geliştiğini gösterir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Patent duktus arteriozus (PDA)

Cevap

Diferansiyel siyanoz (üst ekstremitelerin pembe, alt ekstremitelerin siyanotik olması), patent duktus arteriozus (PDA) zemininde gelişen Eisenmenger sendromu için karakteristiktir.
Doğru yanıt olan patent duktus arteriozus (PDA), fetal hayattan kalan ve pulmoner arter ile aortu birbirine bağlayan bir yapıdır. Duktusun aortaya açıldığı yer, sol subklavyen arterin çıkışından sonradır (distalindedir). Eisenmenger sendromu geliştiğinde, sağdan sola (pulmoner arterden aortaya) geçen oksijeni düşük kan sadece inen aortaya karışır. Bu nedenle, baş ve kollar pembe kalırken, gövdenin alt kısmı ve ayaklar siyanotik görünür.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların (diferansiyel siyanoz) anatomik temelini değerlendir.
Siyanozun sadece alt ekstremitelerde olması, kirli kanın aortaya sol subklavyen arterin ayrılmasından sonraki bir noktadan karıştığını gösterir.
Üst ekstremiteleri besleyen damarlar (brakiyosefalik trunkus, sol karotis ve sol subklavyen) arkus aortanın proksimalinden ayrılır.
2
Şantın yön değiştirmesini (Eisenmenger sendromu) analiz et.
Uzun süreli soldan sağa şant sonucu pulmoner hipertansiyon gelişmiş ve pulmoner arter basıncı sistemik basıncı geçmiştir.
Basınç farkı nedeniyle sağdan sola (pulmoner arterden aortaya) kirli kan geçişi başlar.
3
Defektin tipini belirle.
PDA, sol subklavyen arterin hemen distaline açıldığı için kirli kan inen aortaya (descending aorta) geçer.
Bu durum ayaklarda siyanoza neden olurken, baş ve kolların pembe kalmasını sağlar.

Anahtar Kavram

PDA'da Eisenmenger sendromu geliştiğinde 'diferansiyel siyanoz' görülür çünkü duktus, sol subklavyen arterin distaline açılır.

Alternatif Yöntem

Anatomik bir mantık yürütme ile çözülebilir: 'Siyanoz neden ayaklarda var da ellerde yok?' sorusuna verilecek cevap, kirli kanın karıştığı noktanın kolların ayrıldığı yerin aşağısında olması gerektiğidir.
Tahmini Süre:50s
Soru 6Soru

Sol-sağ şantlı konjenital kalp hastalığı (örneğin; ventriküler septal defekt) zemininde konjestif kalp yetersizliği gelişen bir çocukta, sistemik vasküler direnci (art yükü) azaltarak kalp debisini artırmak amacıyla tedavide ilk seçenek olarak kullanılan ilaç grubu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anjiyotensin dönüştürücü enzim (ADE) inhibitörleri

Cevap

Anjiyotensin dönüştürücü enzim (ADE) inhibitörleri, sol-sağ şantlı hastalarda sistemik vasküler direnci azaltarak kalbin iş yükünü düşüren ilk seçenek ilaçlardır.
Anjiyotensin dönüştürücü enzim (ADE) inhibitörleri (örneğin kaptopril, enalapril), anjiyotensin II oluşumunu baskılayarak sistemik arteriyel direnci düşürürler. Bu 'art yük' azalması, özellikle VSD veya PDA gibi soldan sağa şantı olan çocuklarda, kanın sistemik dolaşıma daha kolay geçmesini sağlar ve kalbin iş yükünü azaltarak debiyi artırır.

Adım Adım Çözüm

1
Hemodinamik hedefin belirlenmesi
Art yükün (afterload) azaltılması gerekliliği saptandı.
Sol-sağ şantlı lezyonlarda sistemik direncin düşürülmesi, şantın miktarını azaltır ve sistemik debiyi iyileştirir.
2
İlaç mekanizmalarının değerlendirilmesi
ADE inhibitörlerinin vazodilatör etkisi seçildi.
ADE inhibitörleri anjiyotensin II sentezini engelleyerek güçlü periferik vazodilatasyon sağlar.
3
Tedavi protokolünün doğrulanması
Kaptopril veya enalapril gibi ADE inhibitörleri ilk seçenek olarak belirlendi.
Pediatrik kalp yetersizliği rehberlerinde şantlı lezyonlar için standart ilk basamak tedavidir.

Anahtar Kavram

Pediatrik kalp yetersizliğinde art yük (afterload) azaltıcı tedavinin temeli ADE inhibitörleridir.
Tahmini Süre:45s
Soru 7Soru

44 aylık bir erkek bebek; emerken çabuk yorulma, beslenme sırasında terleme ve yetersiz kilo alımı şikayetleri ile polikliniğe getiriliyor. Yapılan fizik muayenesinde takipne, taşikardi, sol sternal kenar alt uçta 4/64/6 şiddetinde pansistolik üfürüm saptanıyor ve karaciğerin kot kenarını 33 cm geçtiği (hepatomegali) gözleniyor. Bu hastada soldan sağa şantın büyük (Qp/Qs>2Qp/Qs > 2) olduğunu gösteren en spesifik fizik muayene bulgusu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Apeks üzerinde duyulan mid-diyastolik rulman

Cevap

Apeks üzerinde duyulan mid-diyastolik rulman, geniş soldan sağa şantlı VSD'lerde akciğer venöz dönüşünün artmasına bağlı olarak mitral kapaktan geçen akım yoğunluğunu (relatif mitral darlığı) yansıtır.
VSD'de şantın büyüklüğü arttıkça pulmoner venöz dönüş artar. Sol atriuma dönen yüksek hacimli kanın mitral kapaktan geçişi sırasında oluşan fonksiyonel mitral darlığı, apeks üzerinde 'mid-diyastolik rulman' şeklinde bir üfürüme neden olur. Bu bulgu Qp/Qs>2Qp/Qs > 2 olduğunun en güçlü göstergelerinden biridir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz et
44 aylık bebekte kalp yetersizliği bulguları (terleme, yorulma, hepatomegali) ve pansistolik üfürüm mevcuttur.
Hastanın geniş bir ventriküler septal defekti (VSD) olduğu ve kalp yetersizliğine girdiği anlaşılır.
2
Hemodinamik etkileri değerlendir
Geniş VSD'lerde akciğer kan akımı (Qp) sistemik akımın (Qs) en az iki katıdır.
Akciğerden dönen fazla miktardaki kan sol atriuma gelir ve oradan sol ventriküle geçer.
3
Üfürümün kökenini belirle
Sol atriumdan sol ventriküle geçen yüksek hacimli kan mitral kapakta türbülans oluşturur.
Bu türbülans, apeks üzerinde 'mid-diyastolik rulman' olarak duyulur ve şantın büyük olduğunu kanıtlar.

Anahtar Kavram

Geniş VSD ve PDA'larda apekste duyulan mid-diyastolik rulman, pulmoner kan akımının sistemik akıma oranının (Qp/QsQp/Qs) 22'nin üzerinde olduğunu gösteren önemli bir klinik işarettir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 8Soru

55 yaşındaki bir erkek çocuk, kreş muayenesi sırasında saptanan üfürüm nedeniyle çocuk kardiyoloji polikliniğine getiriliyor. Yapılan fizik muayenede her iki kolda nabızlar bilateral dolgun ve güçlü olarak alınırken, femoral nabızların palpasyonunda zorlanıldığı ve üst ekstremite nabızlarına göre belirgin derecede zayıf ve gecikmiş olduğu saptanıyor. Bu klinik bulgular eşliğinde en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Aort koarktasyonu

Cevap

Ekstremiteler arası nabız farkı ve brakiyofemoral gecikme saptanan hastada en olası tanı aort koarktasyonudur.
Aort koarktasyonu, aort lümeninin genellikle sol subklavyen arter çıkışından hemen sonra (duktal bölge) daralmasıdır. Bu durum, darlığın yukarısında kalan üst ekstremitede kan basıncının ve nabız dolgunluğunun artmasına, darlığın aşağısında kalan alt ekstremitede ise nabızların zayıflamasına ve gecikmesine neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların analizi
Üst ekstremitede güçlü, alt ekstremitede zayıf ve gecikmiş nabızlar saptandı.
Vasküler sistemdeki darlığın seviyesini belirlemek için nabız muayenesi kritiktir.
2
Darlık seviyesinin anatomik lokalizasyonu
Darlık aort yayının distalinde, alt ekstremiteye giden kan akımını engelleyecek pozisyondadır.
Sol subklavyen arterden sonra gelen bir darlık (koarktasyon), bu spesifik nabız farkını açıklar.
3
Tanının konulması
Aort koarktasyonu.
Bu bulguların bir arada görüldüğü en tipik obstrüktif kalp hastalığı aort koarktasyonudur.

Anahtar Kavram

Aort koarktasyonunda brakiyofemoral nabız farkı ve gecikmesi en temel fizik muayene bulgusudur.
Tahmini Süre:45s
Soru 9Soru

Fallot tetralojisi tanısıyla takip edilen 99 aylık bir bebek, ağlama nöbeti sonrası başlayan hiperpne, huzursuzluk ve derin siyanoz şikayetleriyle acil servise getiriliyor. Fizik muayenede hastanın diz-göğüs pozisyonuna getirilmesine, %100\%100 oksijen başlanmasına ve intravenöz 0.1 mg/kg0.1 \text{ mg/kg} morfin sülfat uygulanmasına rağmen klinik tablonun düzelmediği, siyanozun derinleştiği ve daha önce var olan sistolik ejeksiyon üfürümünün kaybolduğu gözleniyor. Kan gazı analizinde pH:7.21pH: 7.21, PaO2:26 mmHgPaO_2: 26 \text{ mmHg} ve HCO3:14 mEq/LHCO_3^-: 14 \text{ mEq/L} saptanıyor. Bu aşamada, sistemik vasküler direnci artırarak sağdan sola şantı azaltmak amacıyla yapılması gereken en uygun farmakolojik girişim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fenilefrin infüzyonu

Cevap

Sistemik vasküler direnci artırarak sağdan sola şantı azaltmak için en uygun farmakolojik ajan fenilefrindir.
Dirençli siyanotik krizlerde (tet spell), fenilefrin gibi alfa-1 agonistler kullanılarak sistemik vasküler direnç artırılır. Bu mekanizma, ventriküler septal defekt düzeyindeki sağdan sola şantı azaltarak pulmoner perfüzyonu artırır ve hipoksiyi düzeltir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik durumun ve uygulanan tedavilerin etkinliğinin değerlendirilmesi
Diz-göğüs pozisyonu, oksijen ve morfin tedavisine rağmen hastanın düzelmediği ve metabolik asidozun derinleştiği saptandı.
Birinci basamak tedavilere yanıt vermeyen dirençli siyanotik krizlerde (tet spell) vazokonstriktör ajanlara geçilmelidir.
2
Fizik muayenedeki üfürüm değişikliğinin yorumlanması
Sistolik ejeksiyon üfürümünün kaybolması, pulmoner kan akımının (sağ ventrikül çıkış yolundan geçişin) kritik düzeyde azaldığını ve şantın tamamen sağdan sola yönlendiğini gösterir.
Üfürümün kaybolması krizin derinleştiğinin ve acil hemodinamik müdahale gerektirdiğinin bir işaretidir.
3
Farmakolojik hedefin belirlenmesi
Sistemik vasküler direnci (SVR) artıracak bir alfa-agonist seçilmelidir.
SVR artışı, sol ventrikül ard yükünü artırarak sağ ventrikülden aortaya kaçan kan miktarını azaltır ve kanı akciğerlere (pulmoner yatağa) zorlar.

Anahtar Kavram

Fallot Tetralojisi'nde siyanotik kriz yönetimi ve hemodinamik manipülasyon.

Daha Fazla Pratik

Fallot tetralojisinde siyanotik krizlerin patofizyolojisini ve infundibuler spazmın rolünü tekrar gözden geçirin.

Alternatif Yöntem

Sistemik vasküler direnci artırmak için mekanik olarak femoral arterlere bası uygulanması veya diz-göğüs pozisyonu da benzer bir mantıkla (SVR artışı) çalışır.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 10Soru

55 aylık bir bebekte beslenirken çabuk yorulma ve hafif siyanoz mevcuttur. Fizik muayenede takipne, hepatomegali ve S2S_2 sesinde geniş sabit çiftleşme saptanmıştır. Telekardiyografide pulmoner vaskülaritede artış ve üst mediastende 'kardan adam' (snowman) görünümü izlenmektedir. Bu klinik tablo için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Suprakardiyak total pulmoner venöz dönüş anomalisi

Cevap

Suprakardiyak total pulmoner venöz dönüş anomalisi
Suprakardiyak total pulmoner venöz dönüş anomalisi tanısı, hastadaki hafif siyanoz, S2S_2 sesindeki ASD benzeri geniş sabit çiftleşme, kalp yetersizliği bulguları (hepatomegali) ve akciğer grafisindeki karakteristik 'kardan adam' (snowman) görünümü ile konur. Bu radyolojik görüntü, pulmoner venlerin döküldüğü genişlemiş venöz yapıların oluşturduğu mediastinal gölgeden kaynaklanır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik bulgularını (siyanoz ve artmış pulmoner vaskülarite) analiz et.
Siyanozun eşlik ettiği artmış pulmoner vaskülarite; Büyük Arter Transpozisyonu (TGA), Trunkus Arteriozus ve Total Pulmoner Venöz Dönüş Anomalisi (TAPVDA) gibi hastalıkları düşündürür.
Siyanotik kalp hastalıklarının ayırıcı tanısında akciğer grafisindeki damarlanma artışı en kritik belirleyicidir.
2
Fizik muayenedeki S2S_2 geniş sabit çiftleşmesini değerlendir.
Bu bulgu, sağ ventrikülün volüm yüklenmesi altında olduğunu (soldan sağa şant veya venöz dönüş anomalisi) gösterir.
TAPVDA'da tüm pulmoner venöz dönüşün sağ atriyuma gelmesi, ASD benzeri bir yüklenme tablosu oluşturur.
3
Akciğer grafisindeki patognomonik 'kardan adam' bulgusunu yorumla.
Bu görünüm, suprakardiyak tip TAPVDA için spesifiktir.
Sol vertikal ven, inominat ven ve sağ süperior vena kavanın genişlemesi kalbin üzerinde ikinci bir dairesel gölge oluşturur.

Anahtar Kavram

Siyanotik kalp hastalıklarında akciğer grafisi bulguları ve spesifik radyolojik işaretler (Kardan adam, yumurta kalp, cizme kalp) tanı koydurucudur.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 11Soru

1414 yaşında dilate kardiyomiyopati tanısı ile izlenen bir çocuk hasta; enalapril ve furosemid tedavisi altındayken poliklinik kontrolüne getiriliyor. Annesi hastanın eforla çabuk yorulduğunu ancak istirahatte semptomunun olmadığını belirtiyor. Fizik muayenesinde kan basıncı 105/65 mmHg105/65 \text{ mmHg}, kalp hızı 90/dk90\text{/dk}, solunum sayısı 20/dk20\text{/dk} saptanıyor. Dinlemekle apekste 2/62/6 şiddetinde pansistolik üfürüm ve S3S_3 galop duyuluyor. Hastanın taşipnesi olmadığı, akciğerlerinin doğal olduğu ve karaciğerin kot kavisini geçmediği (övolemik durum) gözleniyor. Bu hastada nörohormonal blokajı güçlendirmek ve sağkalımı artırmak amacıyla tedaviye karvedilol eklenmesi planlanıyor.

Bu hastada karvedilol tedavisine başlanmasıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tedaviye ancak hasta klinik olarak stabil, övolemik ve inotropik destek ihtiyacı olmadığında başlanmalıdır.

Cevap

Karvedilol tedavisi ancak hasta klinik olarak stabil, övolemik ve inotropik destek ihtiyacı olmadığında başlanmalıdır.
Beta-blokerlerin kronik kalp yetersizliğinde sağkalım üzerine olumlu etkileri olsa da, negatif inotropik etkileri nedeniyle tedavinin zamanlaması kritiktir. İlaç ancak hasta klinik olarak stabil olduğunda, vücut sıvı yükü (övolemi) optimize edildiğinde ve intravenöz inotropik destek ihtiyacı kalmadığında çok düşük dozlarda başlanmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik durumunu değerlendir.
Hasta Ross Sınıf II (hafif efor kısıtlılığı), övolemik (ralleri ve hepatomegalisi yok) ve stabil durumdadır.
Beta-blokerler negatif inotropik etkileri nedeniyle sadece dekompansasyon bulgusu olmayan stabil hastalarda güvenlidir.
2
Beta-blokerlerin (Karvedilol) pediatrik kalp yetersizliğindeki kullanım prensiplerini analiz et.
Karvedilol; beta-11, beta-22 ve alfa-11 reseptörlerini bloke eden non-selektif bir ajandır. Mortaliteyi azalttığı kanıtlanmıştır.
Nörohormonal aktivasyonu (sempatik sistem) baskılayarak miyokardiyal remodelingi önler.
3
Başlangıç kriterlerini kontrol et.
Tedaviye 'başla düşük, git yavaş' prensibiyle, hasta övolemik olduğunda başlanır.
Akut fazda başlanması kardiyojenik şoku veya akciğer ödemini tetikleyebilir.

Anahtar Kavram

Pediatrik kalp yetersizliğinde beta-bloker (Karvedilol) başlama kriterleri ve güvenli yönetim.

Daha Fazla Pratik

Kalp yetersizliği olan bir çocukta digoksin toksisitesini tetikleyen elektrolit bozukluklarını (hipokalemi, hiperkalsemi, hipomagnezemi) gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 12Soru

66 yaşında, dilate kardiyomiyopatiye bağlı kronik kalp yetersizliği nedeniyle furosemid ve digoksin tedavisi alan bir çocuk hastanın tedavi şemasına enalapril eklenmesine karar verilmiştir. Bu hastada tedaviye enalapril eklenmesinin, mevcut ilaçlarla olan etkileşimi de dikkate alındığında sağlayacağı en önemli klinik avantaj aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Furosemidin neden olduğu potasyum kaybını azaltarak hipokalemiye bağlı digoksin toksisite riskini düşürmesi

Cevap

Enalapril kullanımı, furosemidin neden olduğu potasyum kaybını dengeleyerek hipokalemi zemininde gelişebilecek digoksin toksisite riskini azaltır.
Enalapril gibi anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörleri, aldosteron salınımını baskılayarak renal tübüllerde potasyum tutulmasına yol açar. Kronik kalp yetersizliği tedavisinde kullanılan loop diüretikleri (furosemid) ise belirgin potasyum kaybına neden olur. Hipokalemi, miyokardda digoksinin duyarlılığını artırarak terapötik dozlarda bile toksisiteye (özellikle aritmilere) zemin hazırlar. Bu nedenle, tedaviye ACE inhibitörü eklenmesi potasyum düzeylerini stabilize ederek bu riski azaltan önemli bir avantaj sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Furosemidin elektrolitler üzerindeki etkisini belirleyin.
Hipokalemi riski.
Loop diüretikleri olan furosemid, Henle kulpunun çıkan kolunda sodyum ile birlikte potasyum atılımını artırır.
2
Digoksin toksisitesi ile potasyum arasındaki ilişkiyi analiz edin.
Düşük potasyum düzeyleri digoksin toksisitesini tetikler.
Potasyum eksikliği, Na+/K+ATPazNa^+/K^+-ATPaz pompası üzerindeki digoksin bağlanmasını ve etkisini potansiyalize ederek aritmilere yol açar.
3
ACE inhibitörlerinin potasyum dengesine etkisini değerlendirin.
Potasyum tutucu etki.
Enalapril, anjiyotensin II ve dolayısıyla aldosteron üretimini baskılayarak böbreklerden potasyum atılımını azaltır.

Anahtar Kavram

İlaç etkileşimleri ve RAAS inhibisyonunun elektrolit dengesi üzerindeki koruyucu rolü.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 13Soru

Fetal dolaşımda, plasentadan gelen ve parsiyel oksijen basıncı (PO2PO_2) en yüksek olan kan akımının, sağ atriyuma ulaştığında türbülansa girmeden doğrudan foramen ovale üzerinden sol atriyuma yönlendirilmesini sağlayan temel anatomik yapı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Eustachian valvi (Valvula venae cavae inferioris)

Cevap

Eustachian valvi (Valvula venae cavae inferioris), plasentadan gelen yüksek oksijenli kanın sol atriyuma geçişini sağlayan temel yönlendirici yapıdır.
Eustachian valvi (valvula venae cavae inferioris), embriyolojik sinus venosus'un sağ kapağından gelişir. Fetal dönemde bu valv, VCI yoluyla gelen oksijenlenmiş kanın, superior vena cava'dan gelen oksijenden fakir kanla karışmadan doğrudan foramen ovale üzerinden sol atriyuma geçmesini sağlar. Bu sayede beyin ve miyokard gibi kritik organlara daha yüksek PO2PO_2 düzeyine sahip kan ulaştırılır.

Adım Adım Çözüm

1
Fetal dolaşım akım yolu analizi
Umbilikal ven yoluyla plasentadan gelen oksijenli kan (PO2PO_2 \approx 30-35 mmHg), ductus venosus üzerinden vena cava inferior'a (VCI) dökülür.
Oksijenlenmiş kanın en kısa yoldan sistemik dolaşıma girmesi için sağ atriyuma ulaşması gerekir.
2
Sağ atriyum içi yönlendirme mekanizmasını belirleme
VCI'dan sağ atriyuma giren kanın büyük kısmı, Eustachian valvi tarafından foramen ovale'ye doğru yönlendirilir.
VCI kanının sağ ventriküle (düşük oksijenli superior vena cava kanı ile karışarak) gitmesini engellemek ve beyin/koroner dolaşıma daha yüksek oksijenli kan sağlamak.

Anahtar Kavram

Fetal dolaşımda oksijenlenmiş kanın dağılımı ve Eustachian valvi'nin hemodinamik rolü.

Daha Fazla Pratik

Fetal dolaşımda VCI kanının ne kadarının foramen ovale'den, SVC kanının ne kadarının triküspit kapaktan geçtiğini inceleyen sorulara göz atabilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 14Soru

33 aylık bir bebekte uzamış kolestaz nedeniyle tetkik yapılmaktadır. Fizik muayenesinde belirgin alın, çökük gözler, hipertelorizm ve sivri çene yapısı saptanıyor. Çekilen direkt grafilerinde 'kelebek vertebra' görünümü izleniyor. Kardiyak oskültasyonda sol üst sternal sınırda duyulan ve her iki aksilla ile sırta geniş yayılım gösteren 2/62/6 şiddetinde sistolik ejeksiyon üfürümü saptanıyor. Bu hastada duyulan üfürümün en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Periferik pulmoner arter darlığı

Cevap

Periferik pulmoner arter darlığı
Hastadaki kolestaz, kelebek vertebra ve tipik yüz görünümü Alagille sendromu tanısını koydurur. Bu sendromda görülen en tipik kardiyak obstrüktif anomali, periferik pulmoner arterlerin darlığıdır. Bu darlıkta üfürüm sol üst sternal sınırda duyulur ancak karakteristiği sırta ve her iki koltuk altına (aksilla) geniş yayılım göstermesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları sentezle
Uzamış kolestaz, tipik yüz görünümü (geniş alın, çökük gözler, sivri çene) ve kelebek vertebra varlığı Alagille sendromunu (arteriyohepatik displazi) işaret eder.
Alagille sendromu, multisistemik tutulum gösteren otozomal dominant bir hastalıktır.
2
Kardiyak bulguyu analiz et
Üfürümün sol üst sternal odakta duyulup aksillalara ve sırta yayılması, pulmoner arterin periferik dallarındaki darlığa (periferik pulmoner stenoz) işaret eder.
Periferik pulmoner stenozda üfürüm, darlığın lokalizasyonu nedeniyle sırta ve aksillalara belirgin yayılım gösterir.
3
Sendrom-kardiyak anomali eşleşmesini doğrula
Alagille sendromlu hastaların yaklaşık %9090'ında kardiyak anomali bulunur ve bunların en yaygını periferik pulmoner darlıktır.
Bu eşleşme TUS'ta sık sorgulanan bir bilgi basamağıdır.

Anahtar Kavram

Alagille sendromunda periferik pulmoner arter darlığı en sık görülen kardiyak anomalidir.

Daha Fazla Pratik

Alagille sendromunun diğer bulguları olan posterior embriyotokson (göz) ve renal anomalileri tekrar ediniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 15Soru

1414 yaşında bir erkek çocuk, 70 mmHg70\ mmHg sistolik basınç gradyenti oluşturan aort koarktasyonu nedeniyle cerrahi olarak tedavi edilmiştir. Operasyonda rezeksiyon ve uç uca anastomoz tekniği uygulanmıştır. Postoperatif ilk gün kan basıncı stabil seyretmiş, ancak 33. günde hastada aniden gelişen şiddetli karın ağrısı, safralı kusma, batın distansiyonu ve tedaviye dirençli sistemik hipertansiyon gözlenmiştir. Fizik muayenede batında yaygın hassasiyet, rebound ve bağırsak seslerinde belirgin azalma saptanmıştır. Bu hastada gelişen klinik tablonun en olası nedeni hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mezenterik arterit (Post-koarktektomi sendromu)

Cevap

Mezenterik arterit (Post-koarktektomi sendromu)
Doğru seçenek olan mezenterik arterit, aort koarktasyonu cerrahisinden yaklaşık 252-5 gün sonra ortaya çıkar. Patogenezinde, aorttaki darlığın giderilmesiyle alt vücut yarısında (özellikle mezenterik arterlerde) ani bir pulsasyon ve basınç artışı meydana gelir. Bu durum nekrotizan panarterite ve vazoaktif maddelerin salınımına yol açarak şiddetli karın ağrısı, kusma, ileus ve hipertansiyon tablosuna neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verilerin analiz edilmesi
Postoperatif 33. gün, şiddetli karın ağrısı (akut batın bulguları) ve hipertansiyon.
Zamanlama ve semptom kombinasyonu spesifik bir komplikasyonu işaret eder.
2
Patofizyolojik sürecin tanımlanması
Düşük basınca adapte olmuş mezenterik damarların operasyon sonrası yüksek basınca maruz kalması.
Sempatik aşırı aktivite ve renin-anjiyotensin-aldosteron sisteminin (RAAS) uyarılması sonucunda mezenterik arterlerde spazm ve inflamasyon gelişir.
3
Ayırıcı tanının yapılması
Mezenterik arterit (Post-koarktektomi sendromu) tanısına ulaşılması.
Bu tablo tedavi edilmezse bağırsak gangreni ve perforasyona yol açabilen, koarktasyon onarımına özgü bir vaskülit tablosudur.

Anahtar Kavram

Post-koarktektomi sendromu (Mezenterik arterit), aort koarktasyonu onarımı sonrası görülen ve paradoksal hipertansiyon ile akut batın bulgularıyla seyreden tehlikeli bir komplikasyondur.
Soru 16Soru

Türkiye gibi Akut Romatizmal Ateş (ARA) açısından yüksek riskli bir bölgede yaşayan 1010 yaşındaki kız hasta, 44 yıl önce 'kardit (hafif mitral yetersizliği sekeli mevcut) ve poliartrit' tanısıyla izlenmeye alınmıştır. Son 11 yıldır penisilin profilaksisini kendi isteğiyle bırakan hasta; 33 gündür devam eden 38.4C38.4^{\circ}C ateş, gezici karakterde olmayan her iki el bileğinde ağrı ve belirgin halsizlik şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde yeni bir üfürüm saptanmayan hastanın laboratuvar incelemesinde ESH: 4848 mm/saat, CRP: 3.83.8 mg/dL ve ASO: 800800 IU/L olarak saptanıyor. Ekokardiyografik değerlendirmede, bilinen hafif mitral yetersizliği sekeli dışında yeni bir kapak tutulumu veya mevcut yetersizlikte artış izlenmiyor. Bu hasta için en olası tanı ve önerilmesi gereken ikincil profilaksi süresi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Nüks Akut Romatizmal Ateş; 40 yaşına kadar (veya son ataktan itibaren en az 10 yıl)

Cevap

Nüks Akut Romatizmal Ateş; 40 yaşına kadar (veya son ataktan itibaren en az 10 yıl)
Doğru yanıt, hastanın hem nüks ARA tanısını karşıladığını hem de uygun profilaksi süresini belirtmektedir. 2015 yılında güncellenen Jones kriterlerine göre, Türkiye gibi yüksek riskli bölgelerde, önceden ARA geçirmiş bir hastada nüks atak tanısı koymak için 3 minör kriterin (bu hastada: ateş, poliartralji ve akut faz reaktanı yüksekliği) varlığı yeterlidir. Hastada önceden var olan ve devam eden hafif mitral yetersizliği 'rezidüel kalp hastalığı' kategorisine girer; bu durumda ikincil profilaksi 40 yaşına kadar veya son ataktan itibaren 10 yıl (hangisi daha uzunsa) sürdürülmelidir.

Adım Adım Çözüm

1
Popülasyon riskini ve geçirilmiş GAS enfeksiyonu kanıtını değerlendir.
Türkiye yüksek riskli bölgedir; ASO yüksekliği (800800 IU/L) geçirilmiş enfeksiyonu kanıtlar.
Jones kriterleri popülasyon riskine göre değişmektedir.
2
2015 Jones kriterlerine göre nüks atak tanısını kontrol et.
Hastada 3 minör kriter (Ateş 38C\geq 38^{\circ}C, Poliartralji, ESH 30\geq 30 mm/sa / CRP 3.0\geq 3.0 mg/dL) mevcuttur.
Yüksek riskli popülasyonda nüks atak için 2 majör, 1 majör + 2 minör veya 3 minör kriter yeterlidir.
3
Kapak tutulum durumuna göre profilaksi süresini belirle.
Hastada hafif mitral yetersizliği sekeli (rezidüel kapak hastalığı) mevcuttur.
Kardit ve kalıcı kapak hastalığı varlığında profilaksi en az 10 yıl veya 40 yaşına kadar (hangisi daha uzunsa) yapılmalıdır.

Anahtar Kavram

Yüksek riskli popülasyonlarda Akut Romatizmal Ateş nüks tanı kriterleri ve sekelli kardit varlığında ikincil profilaksi süresi.
Soru 17Soru

4 yaşında bir erkek çocuk, ventriküler septal defekt (VSD) zemininde gelişen konjestif kalp yetersizliği nedeniyle digoksin ve furosemid tedavisi almaktadır. Son günlerde iştahsızlık, bulantı ve kusma şikayetleri başlayan hastanın laboratuvar incelemesinde aşağıdaki elektrolit bozukluklarından hangisinin saptanması, digoksin toksisitesini tetiklemiş olması bakımından en olasıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hipokalemi

Cevap

Kalp yetersizliği tedavisinde digoksin kullanan hastalarda hipokalemi (düşük potasyum düzeyi), digoksin toksisitesi riskini en fazla artıran elektrolit bozukluğudur.
Digoksin, kalp kası hücresindeki Na+K+Na^+-K^+ ATPase pompasını inhibe ederek etki gösterir. Potasyum iyonları ile digoksin bu pompaya bağlanmak için yarış halindedir. Ortamda potasyumun az olması (hipokalemi), digoksinin pompaya daha fazla bağlanmasına ve terapötik dozlarda bile toksik etkilerin ortaya çıkmasına neden olur. Furosemid gibi loop diüretikleri idrarla potasyum kaybına yol açtığı için bu etkileşim klinik olarak kritiktir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın mevcut ilaçları ve yeni gelişen semptomlar değerlendirilir.
Hasta digoksin ve furosemid (potasyum kaybettiren bir diüretik) kullanmaktadır. İştahsızlık ve bulantı digoksin toksisitesinin erken belirtileridir.
Digoksin toksisitesi genellikle gastrointestinal semptomlarla (bulantı, kusma) başlar.
2
Elektrolit-digoksin etkileşimi analiz edilir.
Digoksin ve potasyum (K+K^+) iyonları, kalp kası hücresindeki Na+K+Na^+-K^+ ATPase pompasında aynı bağlanma bölgesi için yarışırlar.
Yarışmalı inhibisyon mekanizması nedeniyle ortamda potasyum azaldığında (hipokalemi) digoksinin bağlandığı bölge sayısı ve dolayısıyla etkisi/toksisitesi artar.
3
Klinik sonuçla eşleştirme yapılır.
Furosemid kullanımı sonucu gelişen hipokalemi, digoksin toksisitesini tetikleyen en yaygın nedendir.
Loop diüretikleri distal tübüle sodyum yükünü artırarak potasyum atılımını hızlandırır.

Anahtar Kavram

Digoksin Toksisitesi ve Hipokalemi İlişkisi

Daha Fazla Pratik

Digoksin toksisitesinin en ciddi yan etkisi olan aritmileri ve spesifik antidotu olan 'Digoksin spesifik Fab fragmanlarını' gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 18Soru

İnfantlarda kalp yetersizliğinin klinik ağırlığını değerlendirmek amacıyla kullanılan modifiye Ross sınıflamasına göre; beslenme sırasında hafif derecede taşipne ve diyaforez (terleme) öyküsü olan, ancak büyüme-gelişme süreci normal sınırlarda saptanan bir bebeğin evresi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sınıf II

Cevap

Modifiye Ross sınıflamasına göre büyüme geriliği olmayan hafif semptomatik infantlar Sınıf II kapsamındadır.
Doğru cevap Sınıf II'dir. Modifiye Ross sınıflamasında; bebek beslenirken hafif taşipne ve terleme gösteriyor ancak persantillerinde düşüş (büyüme geriliği) yoksa bu tablo Sınıf II (mild) olarak kabul edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastadaki semptomların varlığını değerlendir.
Bebekte beslenme sırasında taşipne ve terleme (diyaforez) olduğu görülmektedir, bu durum hastanın en az Sınıf II olduğunu gösterir.
Sınıf I tamamen asemptomatik hastaları içerir.
2
Büyüme-gelişme durumunu kontrol et.
Hastanın büyüme-gelişmesinin normal olduğu belirtilmiştir.
Ross sınıflamasında Sınıf II ve Sınıf III arasındaki temel ayrım noktalarından biri büyüme geriliğinin varlığıdır.
3
İstirahatteki klinik durumu sorgula.
Bulguların sadece beslenme (efor) sırasında olduğu, istirahatte bir bulgu belirtilmediği anlaşılmaktadır.
İstirahatte semptom olması hastayı Sınıf IV kategorisine sokar.

Anahtar Kavram

Modifiye Ross Sınıflaması, infantlarda (süt çocuklarında) kalp yetersizliğinin şiddetini belirlemek için kullanılan klinik bir skorlama sistemidir ve büyüme parametreleri bu sınıflamada kritik bir rol oynar.

Daha Fazla Pratik

Erişkinlerde ve daha büyük çocuklarda kalp yetersizliği fonksiyonel kapasitesini değerlendirmek için kullanılan NYHA sınıflaması ile Ross sınıflaması arasındaki farkları gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 19Soru

1212 yaşında bir kız çocuk, okul taramasında kalbinde üfürüm duyulması üzerine polikliniğe getiriliyor. Fizik muayenesinde sağ üst sternal sınırda ve suprasternal çentikte sistolik tril palpe ediliyor. Oskültasyonda; sağ üst sternal sınırda 3/63/6 şiddetinde kaba bir sistolik ejeksiyon üfürümü ve mezokardiyak odakta (sol sternal sınır ortası) yumuşak bir erken diyastolik dekreşendo üfürüm duyuluyor. Ejeksiyon kliği saptanmayan hastada S2S2 normal şiddette ve çift olarak duyuluyor. Bu hasta için en olası tanı ve klinik seyir özellikleri göz önüne alındığında, aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Diskret subvalvüler aort darlığı olup, türbülan akımın aort kapağında hasar yapması sonucu zamanla ilerleyici aort yetersizliği gelişme riski yüksektir.

Cevap

Diskret subvalvüler aort darlığı tanısı konulan bu hastada, türbülan akımın aort kapağında oluşturduğu hasar nedeniyle progresif aort yetersizliği gelişmesi beklenen bir klinik seyir özelliğidir.
Hastada saptanan sağ üst sternal sınırda sistolik tril, suprasternal çentikte tril ve sistolik ejeksiyon üfürümü aort darlığına işaret eder. Oskültasyonda ejeksiyon kliği duyulmaması darlığın kapak seviyesinde (valvüler) olmadığını düşündürür. Eşlik eden erken diyastolik üfürüm ise aort yetersizliği (AY) lehinedir. Bu bulguların kombinasyonu (AD + AY + klik yokluğu) diskret subaortik membran (DSS) için tipiktir. DSS'de membran altındaki jet akımı kapağa zarar vererek progresif AY'ye yol açar.

Adım Adım Çözüm

1
Üfürümün lokasyonu ve trilin değerlendirilmesi
Sağ üst sternal sınırda üfürüm ve suprasternal tril aort çıkış yolu obstrüksiyonunu (Aort darlığı tipleri) gösterir.
Bu bulgular kanın yüksek basınçla aortaya çıkarken oluşturduğu türbülansı yansıtır.
2
Ek seslerin (Ejeksiyon kliği) varlığının kontrolü
Ejeksiyon kliği saptanmaması darlığın 'valvüler' (kapak seviyesinde) olma olasılığını azaltır.
Valvüler darlıkta kapak açılırken 'klik' sesi duyulur; subvalvüler ve supravalvüler darlıklarda ise bu ses genellikle yoktur.
3
Eşlik eden ek üfürümün analizi
Mezokardiyak odaktaki diyastolik dekreşendo üfürüm, aort yetersizliğinin (AR) göstergesidir.
Diskret subaortik membranlarda (DSS), membran altındaki türbülan jet akımı aort kapağına çarparak yaprakçıklarda fibroelastozis ve yetersizlik oluşturur.
4
Klinik seyir ve tedavi seçeneklerinin karşılaştırılması
DSS tanısı konur; cerrahi tedavi gerekir ve nüks/yetersizlik riski yüksektir.
Subvalvüler membranlar progresif karakterdedir ve balon tedavisine uygun değildir.

Anahtar Kavram

Subvalvüler aort darlığı (DSS) ve sekonder aort yetersizliği ilişkisi

Alternatif Yöntem

Üfürümün zamanlaması ve ek seslerin (klik gibi) varlığına göre darlık seviyesini (valvüler vs. subvalvüler) ayırt etmek en hızlı eleme yöntemidir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 20Soru

1212 yaşında bir erkek çocuk, bikuspit aort kapağı ve hafif aort darlığı tanılarıyla kardiyoloji polikliniğinde takip edilmektedir. Hastanın fizik muayenesinde aort odağında 2/62/6 derecesinde sistolik ejeksiyon üfürümü duyulmaktadır. Bu hastaya, diş eti dokusunun manipülasyonunu gerektiren invaziv bir dental girişim planlanmaktadır. Bu çocuk için infektif endokardit profilaksisinde en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnfektif endokardit profilaksisine gerek yoktur.

Cevap

İnfektif endokardit profilaksisine gerek yoktur.
Doğru yaklaşım profilaksi uygulanmamasıdır. İnfektif endokardit profilaksisi sadece protez kapak taşıyanlar, daha önce infektif endokardit geçirmiş olanlar ve siyanotik konjenital kalp hastalığı (onarılmamış veya ilk 6 ay içinde onarılmış) gibi yüksek riskli gruplarda invaziv dental işlemler öncesinde önerilir. Bikuspit aort kapağı orta-düşük riskli gruptadır ve rutin profilaksi kapsamından çıkarılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın kardiyak durumunu risk açısından sınıflandırın.
Bikuspit aort kapağı ve hafif aort darlığı, 'yüksek riskli' grupta yer almayan lezyonlardır.
Güncel Amerikan Kalp Cemiyeti (AHA) ve Avrupa Kardiyoloji Cemiyeti (ESC) kılavuzları, profilaksiyi sadece en yüksek riskli hasta grubuyla sınırlandırmıştır.
2
Planlanan dental işlemin profilaksi gerektirip gerektirmediğini kontrol edin.
Diş eti manipülasyonu içeren invaziv işlemler teorik olarak profilaksi gerektirse de, bu sadece yüksek riskli hastalarda geçerlidir.
Profilaksi endikasyonu için hem yüksek riskli bir lezyon hem de bakteriyemi riski yüksek bir işlem bir arada olmalıdır.
3
Son karar mekanizmasını uygulayın.
Hastada profilaksi gereksinimi yoktur.
Bikuspit aort kapağı, mitral valv prolapsusu (MVP), ASD ve VSD (komplikasyonsuz) gibi durumlar artık profilaksi listesinde değildir.

Anahtar Kavram

Bikuspit aort kapağı gibi kapak patolojileri, güncel rehberlere göre dental işlemler öncesi rutin infektif endokardit profilaksisi gerektirmez.
Sayfa 1 / 16Sonraki
Kardiyoloji Alıştırma Soruları — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı | Examkin