Tüm alıştırma soruları

8734 soru

Soru 4941Soru

Türkiye'de iç ve dış ticaretin gelişmesinde, sanayi ve tarım bölgelerini dış dünyaya bağlayan liman şehirleri ile bu şehirlerin hinterland (art bölge) özellikleri belirleyici bir role sahiptir. Coğrafi konumları, ulaşım bağlantıları ve hinterland genişlikleri farklı olan limanlarımızın ticari fonksiyonları da bu doğrultuda çeşitlilik gösterir.

Buna göre, sol sütunda verilen limanları, sağ sütunda verilen ticari ve fonksiyonel coğrafi özellikleriyle eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Ambarlı Limanı (İstanbul)
Aliağa Limanı (İzmir)
Mersin Limanı
Trabzon Limanı

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Ambarlı Limanı Marmara Bölgesi'ndeki konteyner ticaretiyle, Aliağa Limanı Ege Bölgesi'ndeki ağır sanayi ve petrokimya ithalat/ihracatıyla, Mersin Limanı iç bölgelere demir yolu bağlantısı ve serbest bölge fonksiyonuyla, Trabzon Limanı ise Zigana ve Kop geçitleri üzerinden Karadeniz'den iç kesimlere ve İran'a uzanan transit ticaretle eşleşmektedir.
Ambarlı Limanı, Türkiye'nin en büyük sanayi ve tüketim bölgesi olan Marmara'de yer alıp konteyner ticaretine liderlik eder. Aliağa Limanı, Ege kıyısında demir-çelik ve petrokimya gibi ağır sanayiye hizmet eder. Mersin Limanı, demir yolu bağlantısı, geniş hinterlandı ve Türkiye'nin ilk serbest bölgesi olması ile Güney ve İç Anadolu'nun dışa açılan kapısıdır. Trabzon Limanı ise Doğu Karadeniz'de dağ geçitleri üzerinden karayoluyla iç kesimlere bağlanan ve özellikle İran transit ticaretinde rol oynayan bir limandır.

Adım Adım Çözüm

1
Limanların coğrafi konumlarını ve hinterland (art bölge) yapılarını analiz etme.
Marmara (Ambarlı), Ege (Aliağa), Akdeniz (Mersin) ve Karadeniz (Trabzon) limanlarının konumları belirlenir.
Her limanın ticari fonksiyonu, coğrafi konumu ve çevresindeki ekonomik faaliyetlerle doğrudan ilişkilidir.
2
Ulaşım bağlantıları ve altyapı özelliklerini inceleme.
Mersin'in demir yolu bağlantısı ve serbest bölgesi, Trabzon'un Zigana ve Kop dağ geçitleriyle iç bölgelere bağlantısı, Aliağa'nın LNG ve sanayi bağlantısı tespit edilir.
Limanların hinterland genişliği ve iç kesimlerle bağlantı şekli, ticaret türünü (transit, endüstriyel, konteyner vb.) belirler.
3
Limanların öncelikli ekonomik ve ticari fonksiyonlarını ayırt etme.
Ambarlı'nın tüketim/konteyner, Aliağa'nın ağır sanayi/petrokimya, Mersin'in serbest bölge/tarım-sanayi transit ticareti, Trabzon'un ise Kuzey-Güney transit koridoru ticareti olduğu belirlenir.
Limanların birbirleriyle karıştırılmaması için en ayırt edici yapısal ticaret özelliklerinin analiz edilmesi gerekir.
4
Eşleştirmeleri tamamlama.
Ambarlı - Konteyner ve Marmara tüketim/üretim ticareti; Aliağa - Ege petrokimya ve ağır sanayi; Mersin - Demiryolu/İlk serbest bölge/Akdeniz ticareti; Trabzon - Doğu Karadeniz/Zigana-Kop transit ticareti eşleşmesi kurulur.
Analiz edilen tüm coğrafi ve ekonomik kriterler doğrultusunda sol ve sağ sütundaki ögeler doğru biçimde eşleştirilir.

Anahtar Kavram

Türkiye'deki limanların coğrafi konumu, hinterland özellikleri, sanayi ve transit ticaret merkezleri ile olan ilişkisi.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 4942Soru

Osmanlı Devleti'nin 1300-1402 yılları arasındaki beylikten devlete geçiş sürecinde izlediği siyasetle ilgili araştırma yapan bir tarihçi şu bulgulara ulaşmıştır:

I. Sırpsındığı ve Birinci Kosova savaşlarında Haçlı ordularına karşı galibiyetler elde edilirken, aynı dönemde Germiyanoğulları'ndan çeyiz, Hamitoğulları'ndan ise para karşılığı toprak alınmıştır.
II. Bizans'taki taht kavgalarından faydalanılarak Kantakuzen'e askeri destek verilmiş ve karşılığında Rumeli'de bir üs edinilmiştir.
III. Yıldırım Bayezid, İstanbul'u kuşattığı sırada Anadolu Hisarı'nı (Güzelcehisar) yaptırmış, ancak doğudan gelen Timur tehlikesi üzerine kuşatmayı kaldırmak zorunda kalmıştır.

Tarihçinin elde ettiği bu bulgulara dayanarak Kuruluş Dönemi Osmanlı siyaseti ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anadolu'da Türk siyasi birliğini kurma çabalarında gaza ve cihat anlayışı temel alınarak diğer beyliklerle askeri mücadeleye girilmiştir.

Cevap

Anadolu'da Türk siyasi birliğini kurma çabalarında gaza ve cihat anlayışının temel alınarak diğer beyliklerle askeri mücadeleye girildiği yargısına ulaşılamaz.
Gaza ve cihat politikası yalnızca Müslüman olmayan gayrimüslimlere karşı yapılan savaşları kapsar. Anadolu'daki Müslüman Türk beylikleriyle yapılan mücadeleler egemenlik ve siyasi birlik amaçlı olup gaza ve cihat olarak nitelendirilemez. Bu nedenle beyliklerle gaza ve cihat anlayışıyla mücadele edildiğini savunan yargıya ulaşılamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci bulgunun analiz edilmesi.
Birinci bulguda Balkanlar'daki askeri mücadeleler ile Anadolu'daki çeyiz ve satın alma yoluyla toprak kazanımlarının aynı dönemde gerçekleştiği belirtilmiştir. Bu durum, askeri ve diplomatik/ekonomik yöntemlerin bir arada kullanıldığını ve iki coğrafyadaki gelişmelerin kronolojik olarak paralel gittiğini doğrular.
Osmanlı Devleti'nin hem doğuda hem batıda eş zamanlı olarak farklı yöntemler uyguladığını tespit etmek amacıyla gerçekleştirilir.
2
İkinci bulgunun analiz edilmesi.
Bizans'taki taht kavgalarına müdahil olunması ve askeri destek karşılığında Rumeli'de üs (Çimpe Kalesi) edinilmesi, Bizans'ın iç zaaflarının Osmanlı'nın batı yayılmasını kolaylaştırdığını gösterir.
Bizans ile ilişkilerin Osmanlı'nın Rumeli'deki jeopolitik konumuna etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilir.
3
Üçüncü bulgunun analiz edilmesi.
İstanbul kuşatmasının Timur tehlikesi nedeniyle kaldırılması, doğudaki ve batıdaki gelişmelerin birbirini etkilediğini ve askeri önceliklerin değiştiğini kanıtlar.
İki farklı cephedeki gelişmelerin stratejik öncelikleri nasıl değiştirdiğini anlamak amacıyla gerçekleştirilir.
4
Gaza ve cihat kavramının tarihsel tanımı üzerinden genel bir değerlendirme yapılması.
Gaza ve cihat, yalnızca gayrimüslimlere karşı yapılan dini nitelikli savaşları ifade eder. Anadolu'daki diğer Türk-İslam beylikleriyle yapılan mücadeleler ise gaza ve cihat kapsamına girmez; bu mücadeleler Türk siyasi birliğini ve hakimiyetini sağlama amacı taşır. Dolayısıyla gaza ve cihat anlayışıyla beyliklerle mücadele edildiği yargısına ulaşılamaz.
Kavramsal analizi tamamlayıp doğru seçeneğe ulaşmak amacıyla gerçekleştirilir.

Anahtar Kavram

Kuruluş Dönemi siyasi gelişmeleri, gaza ve cihat kavramının sınırları ile Anadolu Türk siyasi birliği faaliyetlerinin niteliği.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 4943Soru

Hz. Muhammed Dönemi'nde İslamiyet'in yayılışı, Medine İslam Devleti'nin kurumsallaşması ve askeri/diplomatik başarıların elde edilmesi sürecinde yaşanan aşağıdaki gelişmelerin kronolojik olarak eskiden yeniye doğru sıralaması nasıl olmalıdır?

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Doğru kronolojik sıralama: Medine Sözleşmesi'nin düzenlenmesi (622), Hudeybiye Antlaşması'nın yapılması (628), Hayber Kalesi'nin ele geçirilmesi (629 - Safer), Mute Savaşı'nın yapılması (629 - Cemaziyelahir) ve Tebük Seferi'nin düzenlenmesi (630/631) şeklinde olmalıdır.
Doğru kronolojik sıralama, olayların gerçekleştikleri tarihlere göre şu şekildedir: İlk olarak Hicret'in hemen akabinde Medine'de toplumsal uzlaşıyı sağlayan Medine Sözleşmesi (622) imzalanmıştır. Ardından, Mekkeli müşriklerle barış ortamı sağlayan Hudeybiye Antlaşması (628) yapılmıştır. Hudeybiye'nin sağladığı güvenli ortam sayesinde aynı yılın ertesi Hicri senesinde Şam ticaret yolunun güvenliği için Hayber Kalesi fethedilmiştir (629 Safer). Hayber'in fethinden birkaç ay sonra ise Bizans ordusuyla ilk karşılaşma olan Mute Savaşı gerçekleşmiştir (629 Cemaziyelahir). Son olarak Hz. Muhammed'in katıldığı son askeri sefer olan Tebük Seferi (630/631) düzenlenmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Medine Sözleşmesi'nin tarihini belirleme
Medine Sözleşmesi, Hicret'in hemen ardından 622 yılında imzalanmıştır.
Toplumsal düzenin kurulması ve devletleşme sürecinin başlangıcıdır.
2
Hudeybiye Antlaşması'nın tarihini belirleme
Hudeybiye Antlaşması, Mekkelilerle Müslümanlar arasında 628 yılında imzalanmıştır.
Müşriklerin Müslümanları hukuken tanımalarını sağlayan diplomatik bir başarıdır.
3
Hayber'in Fethi ve Mute Savaşı arasındaki öncelik-sonralık ilişkisini kurma
Hayber'in fethi 629 yılının Mayıs-Haziran aylarında (Hicri Safer), Mute Savaşı ise 629 yılının Eylül ayında (Hicri Cemaziyelahir) gerçekleşmiştir.
Hayber'in fethiyle Şam ticaret yolunun güvenliği sağlanmış, hemen sonrasında kuzeye doğru yapılan diplomatik girişimler ve elçinin şehit edilmesi Mute Savaşı'na yol açmıştır.
4
Tebük Seferi'nin tarihini belirleme
Tebük Seferi, 630 sonu veya 631 başında düzenlenmiştir.
Hz. Muhammed'in katıldığı en son askeri gazvedir.

Anahtar Kavram

Hz. Muhammed Dönemi kronolojik gelişmeleri ve askeri-diplomatik olayların neden-sonuç ilişkileri
Soru 4944Soru

Osmanlı Devleti'nin anayasal düzene geçiş süreci ve meşrutiyet deneyimleriyle ilgili aşağıdaki gelişmelerin kronolojik olarak geçmişten günümüze doğru sıralanışı nasıl olmalıdır?

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Sıralama şu şekilde olmalıdır: Tersane Konferansı'nın toplandığı gün Kanun-i Esasi'nin ilan edilerek I. Meşrutiyet Dönemi'nin başlatılması, Osmanlı tebaasının ilk kez genel seçimlere katılarak temsilcilerini seçmesi ve Meclis-i Mebusan'ın açılması, Sultan II. Abdülhamid'in 93 Harbi'nin getirdiği olağanüstü koşulları gerekçe göstererek Meclis-i Mebusan'ı süresiz tatil etmesi, Meşrutiyet karşıtı 31 Mart Vakası'nın bastırılmasının ardından II. Abdülhamid'in tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad'ın getirilmesi, Kanun-i Esasi'de padişahın veto, sürgün ve meclisi feshetme yetkilerini sınırlandıran köklü değişikliklerin yapılması.
Sıralama tamamen kronolojik ve sebep-sonuç ilişkisine dayalıdır. İlk olarak anayasa Tersane Konferansı günü ilan edilmiş, ardından seçimler yapılarak meclis açılmıştır. 93 Harbi bahane edilerek meclis kapatılmış, daha sonra II. Meşrutiyet döneminde 31 Mart Vakası sonrası padişah değişikliği yapılmış ve en nihayetinde padişahın yetkilerini kısıtlayan 1909 anayasa değişiklikleri yürürlüğe girmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
I. Meşrutiyet'in ilanı sürecinin belirlenmesi
Tersane Konferansı'nın toplandığı 23 Aralık 1876 tarihinde anayasa ilan edilmiştir. Bu, kronolojinin en eski tarihli olayıdır.
Meşrutiyet'in ilanı, meclisin açılmasından ve seçimlerden önce gerçekleşen kurucu adımdır.
2
Seçimlerin yapılması ve meclisin açılış tarihinin saptanması
Seçimler 1877 yılı başında yapılmış ve meclis Mart 1877'de çalışmaya başlamıştır.
Anayasanın yürürlüğe girmesiyle meclisin teşekkül etmesi kronolojide ikinci sıradadır.
3
I. Meşrutiyet'in sona erme anının tespit edilmesi
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın (93 Harbi) yarattığı bunalım gerekçe gösterilerek Şubat 1878'de meclis tatil edilmiştir.
Bu olay I. Meşrutiyet Dönemi'ni fiilen sonlandırmış ve İstibdat Dönemi'ne geçişi sağlamıştır.
4
II. Meşrutiyet dönemi taht değişikliğinin incelenmesi
1908'deki ilandan sonra Nisan 1909'da çıkan 31 Mart Vakası bastırılmış, 27 Nisan 1909'da padişah değişikliği yapılmıştır.
Padişah değişikliği meclis kararıyla gerçekleşmiş ve anayasa değişikliklerinin önünü açmıştır.
5
1909 Anayasa Değişikliklerinin tarihlendirilmesi
Yeni padişah V. Mehmed Reşad'ın tahta geçmesinden sonra, Ağustos 1909'da meclis üstünlüğünü getiren anayasa değişiklikleri onaylanmıştır.
Anayasa revizyonu, taht değişikliğinin hemen ardından gelen nihai hukuki aşamadır.

Anahtar Kavram

Osmanlı Devleti'nde anayasal süreçlerin kronolojisi ve padişah ile meclis arasındaki güç dengesinin değişimi.
Soru 4945Soru

Lozan Barış Antlaşması'nın hazırlık, müzakere ve yürürlüğe girme süreçlerinde meydana gelen aşağıdaki gelişmelerin kronolojik olarak geçmişten günümüze doğru sıralanışı nasıl olmalıdır?

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Olayların doğru kronolojik sıralaması: Saltanatın kaldırılması, Lozan görüşmelerinin ilk döneminin kesintiye uğraması, İzmir İktisat Kongresi'nin toplanması, Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanması ve İtilaf Devletleri kuvvetlerinin İstanbul'u tamamen boşaltması şeklindedir.
Kronolojik açıdan en erken olay konferans öncesinde ikiliğe son veren saltanatın kaldırılmasıdır (1 Kasım 1922). Ardından başlayan görüşmeler 4 Şubat 1923'te kesintiye uğramıştır. Bu ara dönemde İzmir İktisat Kongresi toplanmış (17 Şubat 1923), daha sonra ikinci dönem görüşmeleriyle antlaşma imzalanmış (24 Temmuz 1923) ve son olarak antlaşmanın onaylanmasıyla İstanbul tahliye edilmiştir (Ekim 1923).

Adım Adım Çözüm

1
Lozan Konferansı öncesi yaşanan temsiliyet sorununa yönelik gelişmeyi belirlemek
Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)
Lozan görüşmelerine Türk tarafını temsilen hem TBMM hem de İstanbul hükümetinin çağrılması üzerine ikiliği önleme amacı taşır.
2
Konferansın ilk döneminin akıbetini analiz etmek
Görüşmelerin kesintiye uğraması (4 Şubat 1923)
Kapitülasyonlar, Musul sınırları ve dış borçlar gibi milli egemenliği doğrudan ilgilendiren konularda uzlaşma sağlanamamasıdır.
3
Görüşmelerin kesintiye uğradığı ara dönemdeki iç gelişmeyi tespit etmek
İzmir İktisat Kongresi'nin toplanması (17 Şubat - 4 Mart 1923)
Askeri zaferlerin ekonomik bağımsızlıkla taçlandırılması ve yeni devletin ekonomi vizyonunun dünyaya duyurulması hedeflenmiştir.
4
Müzakerelerin sonuçlanmasını belirlemek
Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanması (24 Temmuz 1923)
23 Nisan'da başlayan ikinci dönem görüşmelerinin uzlaşmayla tamamlanması ve nihai barışın sağlanmasıdır.
5
Antlaşmanın imzalanması ve onayından sonraki fiili uygulamayı saptamak
İstanbul'un İtilaf Devletleri tarafından tahliye edilmesi (Ekim 1923 başı)
Lozan Antlaşması'nın TBMM tarafından onaylanmasının ardından İtilaf Devletleri kuvvetlerinin şehri boşaltması yükümlülüğünün yerine getirilmesidir.

Anahtar Kavram

Lozan Barış Konferansı sürecindeki kronolojik gelişmeler ve bu süreçte dış politika ile iç politika arasındaki karşılıklı etkileşim.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 4946Soru

Aşağıda verilen ilk Türk-İslam devletlerini, bu devletlere ait kurumsal, siyasi ve sosyal özellikleri içeren ifadelerle doğru bir şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Karahanlılar
Gazneliler
Tolunoğulları

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Karahanlılar devleti Semerkant'taki burslu öğrencilik ve ribat sistemini kuran devlettir; Gazneliler devleti Sultan unvanını ilk kez kullanan ve gulam sistemini uygulayan devlettir; Tolunoğulları ise Mısır'da maristan hastanelerini kurup Nil havzasını ıslah eden devlettir. Hicaz'a egemen olan devlet ise İhşidiler olup sol sütunda eşleşeceği bir karşılığı bulunmamaktadır.
Karahanlılar, Orta Asya'da kurulmuş olup ikili teşkilat, ribat ve dünyadaki ilk burslu öğrencilik sistemi gibi kurumlara öncülük etmiştir. Gazneliler, Şii Büveyhoğullarına karşı halifeyi savunup Sultan unvanını alan Gazneli Mahmut ile bilinir ve çok uluslu ordu yapısında gulam sistemini kullanmıştır. Tolunoğulları ise Mısır'da kurulup Nil'i ıslah etmiş ve maristan hastaneleriyle sosyal devlet anlayışını yansıtmıştır. Hicaz'a egemen olan İhşidiler ise sol listede yer almadığı için boşta kalan distraktördür.

Adım Adım Çözüm

1
Karahanlılar devletinin ayırt edici kurumsal yapısını tespit etme.
Semerkant medreselerindeki kurumsal burs sistemi ve Ribat mimarisi Karahanlılara aittir.
Karahanlılar, Orta Asya Türk devlet geleneğini İslamî kurumlarla sentezleyen ilk devlettir.
2
Gazneliler devletinin siyasi ve askeri yapısını analiz etme.
Sultan unvanının ilk kez kullanımı ve çok uluslu gulam ordusu Gaznelilerle eşleşir.
Gazneli Mahmut, halifeyi Şii Büveyhoğullarından kurtararak bu meşruiyeti elde etmiştir.
3
Tolunoğulları devletinin coğrafi ve sosyal hizmetlerini değerlendirme.
Mısır'daki ilk Türk devleti olması ve maristan hastaneleri Tolunoğullarına aittir.
Tevaif-i mülük döneminde kurulan Tolunoğulları, Nil havzasını ihya edip sosyal devlet anlayışını uygulamıştır.
4
Kutsal topraklar olan Hicaz'a egemen olan ilk Türk devletini belirleme ve boşta kalan distraktörü saptama.
Hicaz'a egemen olan devlet İhşidilerdir (Akşitler) ve sol sütunda karşılığı yoktur.
İhşidiler sol listede yer almadığı için bu özellik boşta kalan distraktör seçenektir.

Anahtar Kavram

İlk Türk-İslam Devletlerinin kurumsal, siyasi ve kültürel özellikleri
Soru 4947Soru

Üretim, dağıtım ve tüketim faaliyetleri üzerinde doğal ve beşeri faktörler birlikte etkili olmaktadır. Modern teknolojik gelişmeler doğal faktörlerin sınırlandırıcı etkisini hafifletse de tamamen ortadan kaldıramamıştır. Tarımsal ve sanayi faaliyetlerinde bu faktörlerin analiz edilmesi yatırımların sürdürülebilirliği açısından hayati önem taşır.

Buna göre;

I. Zonguldak ve Ereğli çevresinde demir madeni yatakları bulunmamasına rağmen büyük demir-çelik fabrikalarının bu bölgeye kurulması, üretimi etkileyen doğal faktörlerden enerji kaynağına yakınlık ilkesiyle açıklanır.
II. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ile sulama olanaklarının artması sonucu bölgede ekstansif tarım yöntemlerinin yerini entansif tarım yöntemlerine bırakması, pamuk üretimindeki iklime bağlı dalgalanmaları azaltmıştır.
III. Teknolojik gelişmeler ve buz kırıcı gemilerin kullanımı sayesinde Kuzey Deniz Yolu'nun ticari taşımacılığa açılması, iklim ve coğrafi konum gibi doğal faktörlerin dağıtım üzerindeki sınırlandırıcı etkilerini tamamen ortadan kaldırmıştır.

yargılarından hangileri doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

Birinci ve ikinci öncüllerin doğru, üçüncü öncülün ise yanlış olduğu seçenektir.
Üretim tesislerinin yer seçiminde enerji kaynağına yakınlığın tercih edilmesi (Ereğli-Zonguldak örneği) ve sulama imkânlarının tarımda entansif yöntemleri yaygınlaştırarak iklim bağımlılığını azaltması (GAP pamuk üretimi örneği) coğrafi olarak doğrudur. Ancak teknolojik gelişmeler, doğal faktörlerin dağıtım üzerindeki kısıtlayıcı etkilerini tamamen ortadan kaldıramaz, yalnızca hafifletir.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci öncülde belirtilen Ereğli-Zonguldak demir-çelik fabrikasının yer seçim gerekçesini incelemek.
Bölgede demir madeni bulunmamasına karşın taş kömürünün (enerji kaynağı) bulunması, tesisin enerji kaynağına yakınlık ilkesiyle kurulduğunu gösterir, dolayısıyla bu öncül doğrudur.
Sanayi üretiminde kuruluş yeri seçimini etkileyen doğal faktörlerin rolünü doğru değerlendirmek.
2
İkinci öncülde belirtilen GAP ve tarım yöntemleri ilişkisini analiz etmek.
GAP ile geleneksel (ekstansif) yöntemler yerine modern (entansif) tarım yöntemlerine geçilmiş, bu da pamuk üretimini iklim dalgalanmalarından korumuştur. Bu öncül de doğrudur.
Modern tarım yöntemlerinin (entansif) üretime olan katkısını ve iklime bağımlılığı azaltma gücünü tespit etmek.
3
Üçüncü öncüldeki teknolojik gelişmelerin doğal sınırlılıkları ortadan kaldırma iddiasını sorgulamak.
Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, Kuzey Deniz Yolu gibi ekstrem alanlarda doğal koşulların (kış şartları, buzullar) dağıtım üzerindeki kısıtlayıcı etkisi tamamen yok olmamıştır, dolayısıyla bu öncül yanlıştır.
Ulaşım teknolojilerinin doğal faktörlerin dağıtım üzerindeki sınırlarını tamamen ortadan kaldıramayacağı gerçeğini anlamak.

Anahtar Kavram

Üretim, dağıtım ve tüketim süreçlerini etkileyen doğal ve beşeri faktörlerin etkileşimi, sanayide kuruluş yeri seçimi, modern tarım yöntemleri ve ulaşımda doğal engellerin rolü.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 4948Soru

3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Türkiye sınırları içindeki bütün bilim ve eğitim kurumları Maarif Vekaletine bağlanmıştır. Kanunun uygulanma sürecinde; medreseler kapatılmış, askeri okullar Maarif Vekaletine devredilmiş, yabancı ve azınlık okullarının müfredatına Türkçe kültür dersleri eklenerek Türk öğretmenlerce okutulması zorunlu kılınmış ve dini hizmetleri yürütecek personelin yetiştirilmesi amacıyla İmam Hatip Mektepleri ile Darülfünun bünyesinde bir İlahiyat Fakültesi açılmıştır.

Bu bilgilere göre, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve uygulama süreciyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Laikleşme çabaları doğrultusunda din eğitimi müfredattan tamamen çıkarılarak inanç ve ibadet alanındaki eğitim faaliyetleri sonlandırılmıştır.

Cevap

Laikleşme çabaları doğrultusunda din eğitimi müfredattan tamamen çıkarılarak inanç ve ibadet alanındaki eğitim faaliyetleri sonlandırılmıştır.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu din eğitimini tamamen yasaklamamış veya müfredattan kaldırmamıştır. Aksine, kanunun üçüncü maddesinde dini hizmetlerin sağlıklı yürütülebilmesi için uzman kadrolar yetiştirecek resmi eğitim kurumlarının (İmam Hatip Mektepleri ve İlahiyat Fakültesi) açılması bizzat hükme bağlanmıştır. Bu nedenle din eğitiminin tamamen sonlandırıldığını ileri süren yargı söylenemez ve doğru yanıttır.

Adım Adım Çözüm

1
Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun içeriğini ve eğitimde birliği nasıl sağladığını analiz etmek.
Tüm okulların Maarif Vekaletine bağlanmasıyla eğitimde çok başlılığın sona erdirildiği tespit edilir.
Yönetimsel çok başlılığın sonlandırıldığını belirten seçeneğin doğruluğunu kontrol etmek için.
2
Yabancı okullara getirilen Türkçe kültür dersleri ve Türk öğretmen zorunluluğunu değerlendirmek.
Bu düzenlemenin eğitimde millileşmeyi ve ulusal denetimi sağladığı belirlenir.
Yabancı okulların denetlenmesi ve kültürel bağımsızlık hedeflerini doğrulamak için.
3
Kanun kapsamında açılması kararlaştırılan İmam Hatip Mektepleri ve İlahiyat Fakültesi'nin işlevini incelemek.
Bu kurumların devlet kontrolünde ve cumhuriyet değerleriyle uyumlu din görevlileri yetiştirmek amacıyla açıldığı görülür.
Din eğitiminin tamamen kaldırılmadığını, aksine kurumsallaştırılarak devlet denetimine alındığını kanıtlamak için.
4
Elde edilen veriler ışığında din eğitiminin tamamen sonlandırıldığı iddiasının tarihi gerçeklerle çeliştiğini saptamak.
Din eğitiminin yasaklanmadığı, devlet eliyle yürütülmesinin amaçlandığı sonucuna varılır.
Söylenemeyecek olan yanlış yargıyı bularak doğru seçeneği belirlemek için.

Anahtar Kavram

Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun eğitim sisteminin laikleşmesi, millileşmesi ve birleştirilmesi üzerindeki etkileri ile devlet kontrolünde din eğitimi modeli.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 4949Soru

I. Dünya Savaşı öncesinde blokların kesinleşmesinde ve sömürgeci rekabetin tırmanmasında birtakım diplomatik ve askeri krizler dönüm noktası olmuştur. Bu krizler, mevcut ittifakları pekiştirirken karşı bloklar arasındaki gerilimi de savaşa taşıyacak düzeye ulaştırmıştır.

Buna göre, I. Dünya Savaşı öncesinde yaşanan aşağıdaki gelişmelerden hangisi, karşısında verilen devletler arası gerilimin ana odağ��nı yansıtmamaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fas Krizleri (1905 ve 1911) -> İngiltere ile İtalya arasında, Kuzey Afrika'daki sömürge topraklarının paylaşımı ve Akdeniz'deki deniz gücü dengesinin bozulması endişesi

Cevap

Fas Krizleri (1905 ve 1911) seçeneğinde verilen eşleştirme yanlıştır. Fas Krizleri, Fransa ile Almanya arasında yaşanmıştır ve İngiltere Fransa'ya diplomatik destek vermiştir. İtalya ise bu krizin doğrudan bir tarafı değildir.
Fas Krizleri (1905 ve 1911) seçeneğinde verilen eşleştirme yanlıştır. Fas Krizleri, Fransa'nın Fas üzerinde denetim kurma girişimine karşı Almanya'nın meydan okumasıyla ortaya çıkmış diplomatik krizlerdir. Bu krizlerde İngiltere, Fransa'yı desteklemiştir; İtalya ise krizlerin doğrudan bir tarafı değildir. Bu nedenle, gerilimin ana odağı İngiltere ile İtalya arasındaki bir sömürge paylaşımı çatışması olamaz.

Adım Adım Çözüm

1
I. Dünya Savaşı öncesinde devletler arası bloklaşmaya neden olan krizlerin ve bu krizlerin taraflarının analiz edilmesi.
Tarihsel süreçte Alsace-Lorraine'in Fransa-Almanya, Panslavizmin Rusya-Avusturya-Macaristan, Bağdat Demiryolu'nun İngiltere-Almanya ve Pan-Germenizm'in Almanya-Rusya arasında gerilime yol açtığı tespit edilir.
Her bir krizin hangi devletler arasında yaşandığını doğru eşleştirmek, seçeneklerin doğruluğunu kontrol etmek için ilk adımdır.
2
Fas Krizleri'nin (1905 ve 1911) tarihsel gelişiminin ve taraflarının değerlendirilmesi.
Fas Krizleri'nin, Fransa'nın Fas'ı himayesi altına alma girişimlerine karşı Almanya'nın müdahalesiyle başladığı ve İngiltere'nin Fransa'yı desteklediği görülür. İtalya'nın ise bu krizde doğrudan bir rolü bulunmamaktadır.
Fas Krizleri'nin İngiltere ve İtalya arasındaki bir sömürge paylaşımından kaynaklanmadığını doğrulamak.
3
Seçeneklerdeki eşleştirmeleri karşılaştırarak yanlış olan seçeneğin belirlenmesi.
Fas Krizleri seçeneğindeki devlet eşleştirmesinin hatalı olduğu, diğer seçeneklerdeki eşleştirmelerin ise tarihsel olarak doğru olduğu belirlenir.
Sorunun kökünde istenen 'gerilimin ana odağını yansıtmayan' seçeneğe ulaşmak.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı öncesi dönemde bloklaşmaları tetikleyen emperyalist krizler ve bu krizlerin tarafları.
Soru 4950Soru

II. Meşrutiyet Dönemi’nde Osmanlı aydınları arasında yaşanan fikir tartışmalarını ele alan bir tarihçi şu değerlendirmeyi yapmaktadır:

"İmparatorluğun kurtuluşunu tebaanın eşitliğinde arayanlar, gayrimüslim unsurların ayrılıkçı isyanları karşısında hayal kırıklığına uğramış; İslam birliği siyasetini savunanlar ise Müslüman Arap coğrafyasındaki milliyetçi hareketler ve büyük güçlerin vaatleriyle sarsılmıştır. Bu durum, devletin kurucu unsuru olan Türklerin kendi kimliklerine yönelmesini ve millî bir iktisat ile kültür politikası oluşturma fikrini kaçınılmaz hale getirmiştir."

Buna göre, metinde bahsedilen fikir akımlarının tarihsel süreç içerisindeki dönüşümü ve etkileriyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Osmanlıcılık ve İslamcılık akımlarının imparatorluğun çok uluslu yapısını koruma hedeflerinin pratik alanda karşılık bulmaması, Türkçülük akımının kültürel boyuttan siyasi ve ekonomik bir programa evrilmesine zemin hazırlamıştır.

Cevap

Osmanlıcılık ve İslamcılık akımlarının imparatorluğun çok uluslu yapısını koruma hedeflerinin pratik alanda karşılık bulmaması, Türkçülük akımının kültürel boyuttan siyasi ve ekonomik bir programa evrilmesine zemin hazırlamıştır.
Osmanlıcılık ve İslamcılık gibi kapsayıcı ve imparatorluk bütünlüğünü korumayı amaçlayan fikir akımlarının, milliyetçilik isyanları ve I. Dünya Savaşı gibi tarihi gelişmeler neticesinde başarısız olması, aydınları Türkçülük fikrine yöneltmiştir. Türkçülük, başlangıçta dil ve tarih gibi kültürel alanlarda yoğunlaşırken, II. Meşrutiyet dönemi ve İttihat ve Terakki iktidarıyla birlikte siyasi bir boyut kazanmış ve 'Millî İktisat' politikalarında olduğu gibi ekonomik bir program haline gelmiştir. Dolayısıyla bu durum, Türkçülük akımının kültürel boyuttan siyasi ve ekonomik bir programa evrildiğini gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde geçen fikir akımlarının (Osmanlıcılık ve İslamcılık) neden başarısız olduğunu ve hangi tarihsel gelişmelerle ilişkilendirildiğini analiz edin.
Eşitlik temelinde herkesi kucaklayan Osmanlıcılık gayrimüslim isyanlarıyla, İslam birliği (İslamcılık) ise Arap coğrafyasındaki milliyetçi hareketlerle zayıflamıştır.
Soruda verilen tarihçi yorumunun ana fikrini ve ele aldığı tarihsel süreçleri belirlemek.
2
Metindeki 'Türklerin kendi kimliklerine yönelmesi ve millî bir iktisat ile kültür politikası oluşturma fikri' ifadesini değerlendirin.
Türkçülük akımının sadece kültürel bir uyanış olarak kalmayıp, devlet politikalarını yönlendiren siyasi ve ekonomik (millî iktisat) bir programa dönüştüğü sonucuna ulaşılır.
Metindeki çıkarımın fikir akımlarının evrime olan etkisini saptamak.
3
Seçenekleri analiz ederek tarihi gerçeklerle ve metinle örtüşen doğru yargıyı belirleyin.
Osmanlıcılık ve İslamcılık akımlarının çok uluslu yapıyı korumada başarısız olmasıyla Türkçülüğün siyasi ve ekonomik bir programa evrildiğini belirten yargı doğrudur.
Metindeki çıkarım ile seçenekler arasındaki mantıksal uyumu doğrulamak.

Anahtar Kavram

Osmanlı Devleti'nde Fikir Akımları ve Evrimleri
Soru 4951Soru

Lozan Barış Antlaşması’nda Türk heyeti, yeni Türk devletinin tam bağımsızlığı ve ulusal egemenliği için büyük bir mücadele vermiş; ancak bazı konularda egemenlik haklarını kısıtlayıcı kararları kabul etmek zorunda kalırken, bazı konuları ise ileride çözülmek üzere ertelemiştir.

Buna göre, antlaşmada yer alan;

I. Boğazlar’ın yönetiminin, başkanlığını Türk delegesinin üstleneceği uluslararası bir komisyona bırakılması ve kıyılarının askerden arındırılması,
II. Türkiye-Irak sınırının (Musul sorunu) belirlenmesinin, antlaşmanın yür��rlüğe girmesinden sonraki dokuz ay içinde Türkiye ile İngiltere arasındaki ikili görüşmelere bırakılması,
III. Düyun-ı Umumiye idaresinin kaldırılarak Osmanlı borçlarının imparatorluktan ayrılan devletler arasında paylaştırılması ve Türkiye’nin borcunu kendi para birimi veya Fransız frangı ile taksitler halinde ödemesi

hükümlerinden hangileri, sırasıyla 'ulusal egemenliği kısıtlayıcı bir karara' ve 'çözümü konferans sonrasına ertelenen bir konuya' örnek oluşturur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

I ve II ifadelerini i��eren seçenek doğrudur.
Boğazlar'ın uluslararası bir komisyon tarafından yönetilmesi ve kıyılarının askersizleştirilmesi Türkiye'nin egemenlik haklarını kısıtlayan bir karardır. Irak sınırı (Musul sorunu) ise Lozan'da çözülemeyerek antlaşma sonrasına bırakılan tek konudur. Dolayısıyla bu iki durum sırasıyla aranan özellikleri karşılamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Boğazlar maddesini egemenlik hakları açısından analiz etmek.
Boğazlar'da uluslararası bir komisyonun bulunması ve kıyıların askerden arındırılması, Türkiye'nin kendi toprakları üzerindeki tam hükümranlık hakkını sınırladığı için ulusal egemenliği kısıtlayıcı bir karadır.
Ulusal egemenlik, bir devletin kendi sınırları içinde başka hiçbir otorite kabul etmeden tam yetkili olmasını gerektirir.
2
Irak sınırı (Musul) maddesini konferansın gidişatı açısından incelemek.
Türkiye-Irak sınırı Lozan'da çözülememiş, antlaşma imzalandıktan sonraki dokuz ay içinde Türkiye ve İngiltere arasında yapılacak ikili görüşmelere bırakılmıştır.
Musul üzerindeki anlaşmazlık çözülemediği için çözümün konferans sonrasına ertelendiğini gösterir.
3
Osmanlı borçları maddesini bağımsızlık ve egemenlik yönüyle değerlendirmek.
Düyun-ı Umumiye'nin kaldırılması ve borçların paylaştırılarak Türk lirası veya Fransız frangı olarak ödenmesinin kabulü, ekonomik bağımsızlığı kurtarmış ve konuyu net bir çözüme kavuşturmuştur. Egemenliği kısıtlayıcı olmadığı gibi ertelenen bir husus da değildir.
Mali denetimin son bulması egemenliği pekiştirir.
4
Doğru eşleştirmeyi yaparak sonuca ulaşmak.
Birinci öncül egemenlik kısıtlamasına, ikinci öncül ise ertelenen konuya tam olarak uymaktadır. Dolayısıyla doğru seçenek bu iki öncülü içeren seçenektir.
Sırasıyla yapılan tanımlar I ve II nolu hükümleri doğrulamaktadır.

Anahtar Kavram

Lozan Barış Antlaşması'ndaki maddelerin ulusal egemenlik, tam bağımsızlık ve diplomasi süreçleri açısından analiz edilmesi
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 4952Soru

Türklerin tarih boyunca kullandığı takvimler incelendiğinde; tarımsal faaliyetlerin vergilendirilmesi, bütçe planlamaları ve dini ibadetlerin zamanlaması gibi farklı ihtiyaçların takvimlerin astronomik esaslarını (Güneş veya Ay yılı) belirlediği görülmektedir. Örneğin, Osmanlı Devleti'nde XVII. yüzyıldan itibaren mali yılın takibinde Rumi takvim kullanılırken, dini ve hukuki işlerde Hicri takvimin kullanımına devam edilmiştir.

Bu durum ve Türklerin takvim kullanma süreçleri göz önüne alındığında, takvimlerin yapısal özellikleri ve kullanım amaçlarıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Güneş yılı esaslı Rumi takvim ile Ay yılı esaslı Hicri takvim aynı başlangıç noktasını paylaştığı halde, devir sürelerinin farklı olması sebebiyle iki takvim arasındaki yıl farkı zamanla giderek açılmıştır.

Cevap

Güneş yılı esaslı Rumi takvim ile Ay yılı esaslı Hicri takvim aynı başlangıç noktasını paylaştığı halde, devir sürelerinin farklı olmas�� sebebiyle iki takvim arasındaki yıl farkı zamanla giderek açılmıştır.
Güneş yılı (365 gün 6 saat) ile Ay yılı (354 gün) arasındaki yaklaşık 11 günlük fark, başlangıç yılları aynı (Hicret - 622) olmasına rağmen Rumi ve Hicri takvimlerin zamanla gösterdikleri yıl hanelerinin birbirinden uzaklaşmasına yol açmıştır. Bu durum Türk takvim tarihindeki kronolojik uyumsuzluğun ve çift takvim kullanımından kaynaklanan bütçe açıklarının temel sebebidir.

Adım Adım Çözüm

1
Hicri ve Rumi takvimlerin astronomik temellerini karşılaştırmak.
Hicri takvim Ay yılı esasına (354 gün), Rumi takvim ise Güneş yılı esasına (365 gün 6 saat) dayanır.
İki takvim arasındaki yapısal farkın zaman hesaplamasına olan etkisini belirlemek.
2
Her iki takvimin başlangıç noktalarını (milat) tespit etmek.
Hem Hicri takvim hem de Rumi takvim başlangıç olarak MS 622 yılındaki Hicret olayını esas alır.
Başlangıç noktalarının ortak olmasının kronolojik sonuçlarını analiz etmek.
3
Güneş ve Ay yılı arasındaki gün farkının uzun vadeli etkisini hesaplamak.
İki takvim sistemi arasında her yıl yaklaşık 11 günlük bir fark oluşur. Bu fark birikerek zamanla gösterdikleri yıl hanelerinin birbirinden uzaklaşmasına (Rumi takvimin Hicri takvime göre daha yavaş ilerlemesine) yol açar.
Aynı başlangıç tarihine sahip takvimlerin neden farklı yılları gösterdiğini bilimsel olarak temellendirmek.
4
Seçenekleri analiz ederek doğru yargıyı doğrulamak.
Farklı devir sürelerine sahip olmalarından dolayı iki takvim arasındaki yıl farkının giderek açıldığı önermesi kesin olarak doğrudur.
Soru kökünde sorulan doğru analizi belirlemek.

Anahtar Kavram

Zamanın Taksimi ve Türklerin Kullandığı Takvimler
Soru 4953Soru

Millî Mücadele Dönemi'nde kazanılan askeri başarıların uluslararası diplomatik antlaşmalara zemin hazırlaması ve bu antlaşmaların Misak-ı Millî sınırları üzerindeki etkileri dikkate alındığında, Batı Cephesi'ndeki askeri gelişmeler ile bunların siyasi/diplomatik sonuçlarına ilişkin aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi hem tarihsel gelişim hem de toprak bütünlüğü ilkeleri bakımından yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sakarya Meydan Muharebesi → Kafkas Cumhuriyetleri ile Kars Antlaşması'nın imzalanarak doğu sınırının kesinleşmesi ve Batum'un yeniden Misak-ı Millî sınırlarına dahil edilmesi

Cevap

Sakarya Meydan Muharebesi sonrasında Kafkas Cumhuriyetleri ile imzalanan Kars Antlaşması ile Batum'un yeniden Misak-ı Millî sınırlarına dahil edildiğini belirten ifade yanlıştır.
Yanlış olan ve dolayısıyla doğru cevap olarak seçilmesi gereken ifade, Sakarya Meydan Muharebesi sonrasında imzalanan Kars Antlaşması ile Batum'un yeniden Misak-ı Millî sınırlarına dahil edildiğini belirten seçenektir. Batum, I. İnönü Muharebesi'nin ardından imzalanan Moskova Antlaşması ile Gürcistan'a (dolayısıyla Sovyet Rusya kontrolüne) bırakılarak Misak-ı Millî'den verilen ilk taviz olmuştur. Sakarya Savaşı sonrasında Kafkas Cumhuriyetleri ile imzalanan Kars Antlaşması'nda ise doğu sınırımız Moskova Antlaşması'ndaki şartlarla kesinleşmiş, yani Batum'un taviz verilme durumu aynen korunarak dışarıda kalmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Batı Cephesi savaşlarının her birinin siyasi ve diplomatik sonuçlarını belirleyin.
I. İnönü sonrası Moskova Antlaşması, II. İnönü sonrası İtalya'nın çekilmeye başlaması, Sakarya sonrası Kars ve Ankara antlaşmaları, Büyük Taarruz sonrası ise Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalanmıştır.
Seçeneklerdeki askeri gelişmeler ile diplomatik antlaşmalar arasındaki neden-sonuç ilişkilerini doğrulamak için bu adım gereklidir.
2
Misak-ı Millî'den verilen tavizlerin hangi antlaşmalarla gerçekleştiğini ve Batum'un statüsünü inceleyin.
Batum, 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması ile Gürcistan'a bırakılarak Misak-ı Millî'den verilen ilk taviz olmuştur.
Batum'un hangi aşamada ve hangi şartlar altında elden çıktığını tam olarak tespit etmek için.
3
Sakarya Savaşı sonrasında imzalanan Kars Antlaşması'nın Batum üzerindeki hükümlerini analiz edin.
Kars Antlaşması, Moskova Antlaşması'nın esaslarını temel almıştır. Dolayısıyla Batum, Kars Antlaşması ile de geri alınamamış ve Sovyet himayesindeki Gürcistan'da kalmıştır.
Kars Antlaşması ile doğu sınırımızın kesinleştiğini ancak Batum'un Misak-ı Millî sınırlarına dahil edilmediğini, aksine taviz statüsünün devam ettiğini belirlemek için.

Anahtar Kavram

Batı Cephesi Savaşlarının Siyasi ve Diplomatik Sonuçları
Soru 4954Soru

II. Dünya Savaşı sonrasında SSCB'nin yayılmacı politikalarına karşı Batı Bloku'na entegre olmayı temel dış politika önceliği haline getiren Türkiye, NATO üyeliğinin (1952) ardından bölgesel güvenlik kuşağı oluşturma girişimlerini sürdürmüştür. Bu doğrultuda Türkiye; Balkan Paktı (1953) ve Bağdat Paktı'nın (1955) kurulmasında aktif rol oynamıştır. Bu bölgesel ittifakların kuruluş amaçları, üye yapıları ve Türk dış politikasına etkileri dikkate alındığında aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Irak'ta 1958 yılında gerçekleşen askeri darbe sonrasında Bağdat Paktı'ndan çekilen yeni yönetimin ardından ittifakın merkezi Ankara'ya taşınarak CENTO adını almış ve bu gelişmeyle örgüt Arap dünyasındaki askeri nüfuzunu en ��st düzeye ulaştırmıştır.

Cevap

Irak'ta yaşanan 1958 askeri darbesi sonrasında Bağdat Paktı'ndan çekilen yönetimin ardından ittifakın CENTO adını alarak Arap dünyasındaki askeri nüfuzunu en üst düzeye ulaştırdığı iddiası yanlıştır. Irak'ın çıkmasıyla pakt bünyesinde hiçbir Arap ülkesi kalmamış ve paktın Orta Doğu'deki etkinliği son bulmuştur.
Bağdat Paktı'nın CENTO'ya dönüşmesi sürecinde tek Arap üye olan Irak'ın ittifaktan çekilmesiyle teşkilatın Arap coğrafyasında herhangi bir askeri veya siyasi etkinliği kalmamıştır. Dolayısıyla ittifakın bu gelişmeyle Arap dünyasındaki askeri nüfuzunu en üst düzeye ulaştırdığı ifadesi tarihsel gerçeklikle bağdaşmaz.

Adım Adım Çözüm

1
Bağdat Paktı'nın üye yapısını ve 1958 yılındaki değişimi analiz etmek.
Bağdat Paktı Türkiye, Irak, İngiltere, Iran ve Pakistan arasında kurulmuştur. 1958'deki darbeden sonra yeni Irak yönetimi pakttan çekilmiştir.
Soruda geçen ittifakın dönüşüm iddialarının doğruluğunu test etmek için üyelerin ve değişimlerin tespiti gerekir.
2
Bağdat Paktı'nın CENTO'ya dönüşme sürecini ve bu yeni yapının Arap dünyasındaki konumunu değerlendirmek.
Irak'ın ayrılmasıyla paktta hiç Arap üye kalmamış, merkez Ankara'ya taşınarak CENTO adını almıştır. Bu durum askeri nüfuzun artmasını değil, Arap dünyasıyla bağların tamamen kopmasını beraberinde getirmiştir.
İttifakın son Arap üyesini kaybetmesinin bölgesel nüfuz üzerindeki etkisini belirlemek için bu adım gereklidir.
3
Seçeneklerdeki diğer ifadelerin (Balkan Paktı'nın üyeleri, SSCB-Yugoslavya ilişkileri ve Türkiye'nin dış politika hedefleri) tarihsel gerçekliğini kontrol etmek.
Diğer seçeneklerdeki bilgilerin tamamı Soğuk Savaş dönemi dış politika dinamikleriyle tam uyumludur.
Çeldiricilerin doğruluğunu netleştirerek yanlış olan seçeneğin tekliğini kesinleştirmek için bu adım tamamlanmalıdır.

Anahtar Kavram

Soğuk Savaş Dönemi Bölgesel İttifaklar ve Türkiye'nin Dış Politikası
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 4955Soru

Millî Mücadele Dönemi Batı Cephesi'nde gerçekleştirilen muharebeler, askerî sonuçlarının yanı sıra iç politikada hukuki düzenlemelere, dış politikada ise uluslararası antlaşmalara zemin hazırlamıştır. Aşağıda verilen Batı Cephesi muharebeleri ile bu muharebelerin doğrudan sonucu olan gelişmeleri doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

I. İnönü Muharebesi
II. İnönü Muharebesi
Kütahya-Eskişehir Savaşları
Sakarya Meydan Muharebesi

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

I. İnönü Muharebesi - Yeni Türk Devleti'nin ilk anayasasının ilanı ve TBMM'nin varlığının İtilaf Devletleri tarafından uluslararası konferansta ilk kez resmen kabul edilmesi; II. İnönü Muharebesi - İtilaf Devletleri arasındaki görüş ayrılıklarının derinleşmesiyle İtalya'nın işgal ettiği yerleri boşaltmaya başlaması ve Fransa'nın Zonguldak'ı tahliye etmesi; Kütahya-Eskişehir Savaşları - Yasama ve yürütme yetkilerinin doğrudan meclis başkanı olan komutana devredilmesi ve millî irade temsil merkezinin yerinin değiştirilmesi tartışmalarının başlaması; Sakarya Meydan Muharebesi - Doğu ve güney sınırlarını şekillendiren uluslararası antlaşmaların imzalanması ile İtilaf Devletleri'nin TBMM'ye yeni mütareke teklifleri sunması.
Doğru eşleştirmeler, her bir muharebenin sonucunda ortaya çıkan iç ve dış gelişmeleri kronolojik ve mantıksal açıdan doğru yansıtmaktadır: I. İnönü Muharebesi sonrasında Teşkilat-ı Esasiye kabul edilmiş ve Londra Konferansı daveti alınmıştır. II. İnönü Muharebesi sonrasında İtalya Anadolu'dan çekilmeye başlamıştır. Kütahya-Eskişehir yenilgisi sonrasında meclisin taşınması tartışılmış ve Başkomutanlık Kanunu kabul edilmiştir. Sakarya Meydan Muharebesi sonrasında ise Kars ve Ankara Antlaşmaları imzalanmış, İtilaf Devletleri yeni barış teklifleri sunmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
I. İnönü Muharebesi'nin diplomatik ve iç siyasi sonuçlarını tespit etmek
Bu muharebe sonucunda Teşkilat-ı Esasiye kabul edildi ve Londra Konferansı daveti alındı.
Askerî zaferlerin kurumsal devlet inşasına ve uluslararası alandaki ilk diplomatik temaslara etkisini belirlemek.
2
II. İnönü Muharebesi'nin İtilaf Devletleri bloğu üzerindeki çözülme etkilerini değerlendirmek
İtalya çekilmeye başladı ve Fransa Zonguldak'ı tahliye etti.
İkinci savunma zaferinin İtilaf Devletleri'nin Anadolu politikasındaki görüş ayrılıklarını nasıl fiiliyata döktüğünü analiz etmek.
3
Kütahya-Eskişehir Savaşları'nın getirdiği askeri krizin iç siyasetteki yansımalarını incelemek
Meclisin Kayseri'ye taşınması tartışıldı ve Başkomutanlık Kanunu ile yasama/yürütme yetkileri Mustafa Kemal Paşa'ya devredildi.
Milli Mücadele'deki tek büyük savunma yenilgisinin yönetimsel ve kurumsal kriz yönetimini nasıl tetiklediğini belirlemek.
4
Sakarya Meydan Muharebesi'nin cepheleri kapatan diplomatik antlaşmalarını ve uluslararası teklifleri saptamak
Kars ve Ankara Antlaşmaları imzalandı, İtilaf Devletleri yeni barış teklifleri sundu.
Sakarya zaferinin diplomaside kesin sınır çizgilerini ve yeni diplomatik taahhütleri nasıl belirlediğini eşleştirmek.

Anahtar Kavram

Batı Cephesi savaşlarının askeri seyrinin iç politikadaki yasama faaliyetlerine, meclis içi tartışmalara ve dış politikadaki diplomatik gelişmelere yansımaları.
Soru 4956Soru

Atatürk'ün millî egemenlik ve sosyal adalet prensipleri doğrultusunda, halkçılık ilkesinin toplumsal ve siyasi alanda hayata geçirilme sürecini gösteren aşağıdaki inkılapları, gerçekleştikleri kronolojik sıraya göre eskiden yeniye doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

İnkılapların kronolojik sırası şu şekildedir: Aşar vergisinin kaldırılması (17 Şubat 1925), Türk Medeni Kanunu'nun kabul edilmesi (17 Şubat 1926), Soyadı Kanunu'nun yasalaşması (21 Haziran 1934) ve kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının tanınması (5 Aralık 1934).
Doğru sıralama Aşar vergisinin kaldırılması (1925), Türk Medeni Kanunu (1926), Soyadı Kanunu (Haziran 1934) ve kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının tanınması (Aralık 1934) şeklindedir. Bu sıra, toplumsal ve ekonomik alanda eşitlikten hukuki ve siyasi alanda eşitliğe doğru giden bir gelişim çizgisini gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Aşar vergisinin kaldırılış tarihinin belirlenmesi
Aşar vergisi 17 Şubat 1925'te kaldırılmıştır.
Kronolojik sıralamanın ilk basamağını oluşturur.
2
Türk Medeni Kanunu'nun kabul ediliş tarihinin belirlenmesi
Türk Medeni Kanunu 17 Şubat 1926'da kabul edilmiştir.
Aşar vergisinin kaldırılmasından tam bir yıl sonra gerçekleşmiştir.
3
Soyadı Kanunu'nun kabul ediliş tarihinin belirlenmesi
Soyadı Kanunu 21 Haziran 1934'te kabul edilmiştir.
1934 yılındaki sosyal eşitlik düzenlemelerinin ilkidir.
4
Kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı verilmesinin tarihinin belirlenmesi
Kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı 5 Aralık 1934'te verilmiştir.
1934 yılının sonlarında yapılan anayasa değişikliği ile siyasi hakların tamamlanmasını sağlar.

Anahtar Kavram

Atatürk'ün Halkçılık ilkesi doğrultusunda sosyal, hukuki ve siyasi eşitliği sağlayan inkılapların kronolojik gelişimi.
Soru 4957Soru

Atatürk Dönemi'nde toplumsal yapıyı çağdaşlaştırmak, laikleştirmek ve uluslararası sisteme entegre etmek amacıyla gerçekleştirilen aşağıdaki inkılapların kronolojik olarak geçmişten günümüze doğru sıralaması nasıl olmalıdır?

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Toplumsal alanda yapılan inkılaplar��n doğru kronolojik sıralaması: Şapka İktisası Hakkında Kanun'un kabul edilmesi (25 Kasım 1925), Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılmasına dair kanunun kabul edilmesi (30 Kasım 1925), Miladi takvimin kabul edilmesi (26 Aralık 1925), Soyadı Kanunu'nun kabul edilmesi (21 Haziran 1934) ve Hafta tatilinin cumadan pazar gününe alınması (27 Mayıs 1935) şeklindedir.
Toplumsal alanda yapılan devrimlerin kronolojik sıralaması yapıldığında; ilk olarak Şapka İktisası Hakkında Kanun (25 Kasım 1925), ardından Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925), hemen sonrasında Miladi takvimin kabulü (26 Aralık 1925), yıllar sonra Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934) ve son olarak Hafta tatilinin değiştirilmesi (27 Mayıs 1935) gerçekleşmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Şapka İktisası Hakkında Kanun'un tarihini belirleme
25 Kasım 1925
Toplumsal alanda kıyafet devriminin ilk aşaması olan bu kanun Kasım 1925'te kabul edilmiştir.
2
Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılmasına dair kanunun tarihini belirleme
30 Kasım 1925
Şapka Kanunu'ndan hemen birkaç gün sonra, kasım ayının sonunda kabul edilmiştir.
3
Miladi takvimin kabul edilme tarihini belirleme
26 Aralık 1925
Uluslararası saat sistemi ile birlikte Aralık 1925'in sonunda kabul edilmiş, uygulama 1 Ocak 1926'da başlamıştır.
4
Soyadı Kanunu'nun kabul tarihini belirleme
21 Haziran 1934
Toplumsal eşitliği sağlamak ve resmi işlerdeki karışıklıkları önlemek amacıyla 1934 yılında yasalaşmıştır.
5
Hafta tatilinin değiştirilmesi tarihini belirleme
27 Mayıs 1935
Uluslararası ekonomik ilişkilere uyum sağlamak amacıyla hafta tatili cumadan pazara 1935 yılında alınmıştır.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi toplumsal alanda yapılan inkılapların kronolojik gelişimi ve toplumsal hayata etkileri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 4958Soru

Türkiye'de kır yerleşmelerinin dokusal ve fonksiyonel özellikleri; fiziki coğrafya şartları (su kaynakları, yer şekilleri, iklim) ile beşeri faaliyetlerin (tarım, hayvancılık, mülkiyet yapısı) karşılıklı etkileşimi sonucunda şekillenmiştir.

Buna göre, sol sütunda verilen yerleşme tipleri ve dokusal özellikleri ile sağ sütunda verilen bu durumların ortaya çıkmasındaki temel coğrafi gerekçeleri en doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Doğu Karadeniz'in yüksek yamaçlarında yaygın olan dağınık yerleşmeler
İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'nun ova ve platolarında yaygın olan toplu yerleşmeler
Batı Karadeniz'de dağınık tarım arazileri ile orman sınırında kurulan kalıcı köy altı yerleşmeleri (Divan)
Göller Yöresi ve Ege Bölgesi'nde küçükbaş hayvancılık faaliyetleri için kurulan geçici yerleşmeler (Dam)

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Doğu Karadeniz'deki dağınık yerleşmeler bol su ve engebe nedeniyle dağınık yerleşim gerekçesiyle; İç ve Güneydoğu Anadolu'daki yerleşmeler kuraklık ve sade morfoloji nedeniyle su kenarında toplu yerleşim gerekçesiyle; Batı Karadeniz'deki divanlar sınırlı tarım alanlar�� sebebiyle idari bütünlük arayışı gerekçesiyle; Ege ve Göller Yöresi'ndeki damlar ise engebeli karstik alanlardaki geçici hayvancılık gerekçesiyle eşleşmelidir.
Dağınık doku bol su ve yüksek engebe ile; toplu doku yetersiz su ve sade arazi ile; divan yerleşmesi Batı Karadeniz'in dağınık tarım alanlarına bağlı çok mahalleli kalıcı yapısı ile; dam yerleşmesi ise karstik ve engebeli Ege/Göller Yöresi'ndeki geçici hayvancılık faaliyetleri ile doğrudan ilişkilidir.

Adım Adım Çözüm

1
Dağınık yerleşim dokusunun fiziki coğrafya koşullarını analiz etmek.
Doğu Karadeniz'deki dağınık yerleşmelerin temel nedeninin yer şekillerinin engebeli olması ve su kaynaklarının bolluğu olduğu tespit edilir.
Engebeli arazi tarım alanlarını parçalar, su bolluğu ise evlerin su kaynağı kaygısı olmadan dağınık yapılmasına izin verir.
2
Toplu yerleşim dokusunu belirleyen iklimsel ve topoğrafik faktörleri değerlendirmek.
İç ve Güneydoğu Anadolu'da su kaynaklarının kısıtlı olması ve arazinin sade olması nedeniyle evlerin toplu inşa edildiği saptanır.
Yarı kurak bölgelerde insanlar su kuyusu veya akarsu çevrelerinde kümelenmek zorundadır.
3
Köy altı yerleşmelerinden olan divanın kalıcılık ve yönetim yapısını incelemek.
Batı Karadeniz'deki divan yerleşmelerinin, engebeli yapıdan dolayı parçalanan mahallelerin tek bir idari çatıda birleşmesiyle oluştuğu belirlenir.
Tarım arazilerinin dağınıklığı, idari koordinasyonu ve kalıcı yerleşimi zorunlu kılmıştır.
4
Dam yerleşmelerinin ekonomik fonksiyonu ve bölgesel yayılışını analiz etmek.
Ege ve Göller Yöresi'nde geçici nitelikte hayvancılık faaliyeti için kurulan barınakların dam yerleşmesi olduğu saptanır.
Karstik platolar ve engebeli yamaçlar tarımdan ziyade mevsimlik küçükbaş hayvancılığa uygundur.

Anahtar Kavram

Türkiye'de kırsal yerleşmelerin fiziki ve beşeri coğrafya faktörlerine göre dokusal ve fonksiyonel dağılışı
Soru 4959Soru

Klasik Dönem Osmanlı Devleti'nde, yeni fethedilen bir sancağın idari, sosyal ve ekonomik düzenini tesis etmek amacıyla toplanan Divan-ı Hümayun'da şu kararlar alınmıştır:

* Sancağa bağlı topraklardaki gayrimüslim halkın din ve vicdan hürriyeti güvence altına alınmış, can ve mal güvenliklerini korumak amacıyla adaleti sağlayacak kadı görevlendirilmiştir.
* Sancağın tüm gelir kaynakları tespit edilerek defterlere kaydedilmiş ve bu gelirlerin bir kısmı bölgedeki askeri görevlilere hizmetleri karşılığında dirlik olarak tahsis edilmiştir.
* Bölgedeki çarşı ve pazarlarda satılacak temel tüketim maddelerinin azami fiyat sınırları belirlenerek esnaf denetimi karara bağlanmıştır.

Bu kararlar ve Divan-ı Hümayun'un işleyişi göz önüne alındığında, Klasik Dönem Osmanlı devlet teşkilatı ve sosyo-ekonomik yapısı hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sancağın gelir kaynaklarının defterlere kaydedilmesi ve dirliklerin belgelenmesi süreci, divanda Kalemiye sınıfını temsil eden b��rokratlar tarafından yürütülmüştür.

Cevap

Sancağın gelir kaynaklarının defterlere kaydedilmesi ve dirliklerin belgelenmesi sürecinin, divanda Kalemiye sın��fını temsil eden bürokratlar tarafından yürütüldüğünü belirten ifade doğrudur.
Doğru cevap, sancağın gelir kaynaklarının defterlere kaydedilmesi ve dirliklerin belgelenmesi sürecinin Kalemiye sınıfına mensup bürokratlar tarafından yürütüldüğünü belirten seçenektir. Klasik dönem Osmanlı devlet teşkilatında yeni fethedilen yerlerin gelirlerinin tahrir defterlerine kaydedilmesi, beratların hazırlanması ve belgelere padişahın tuğrasının çekilmesi gibi bürokratik işlemler, divanda Kalemiye (bürokrasi) sınıfının temsilcileri olan Nişancı ve mali kayıtlardan sorumlu olan Defterdar tarafından koordine edilirdi.

Adım Adım Çözüm

1
Divan kararlarındaki faaliyetlerin kavramsal analizinin yapılması
Sancak gelirlerinin defterlere yazılması 'tahrir' işlemidir, dirlik dağıtımı 'tımar' sistemidir, fiyat sınırlarının belirlenmesi 'narh' usulüdür ve inanç özgürlüğünün güvenceye alınması 'istimalet' politikasıdır.
Öncüllerde geçen uygulamaların Osmanlı kurumsal tarihindeki karşılıklarını doğru saptamak.
2
İlgili faaliyetlerin bürokratik sınıflar ile eşleştirilmesi
Tahrir defterlerinin tutulması, dirliklerin kaydedilmesi ve yazışmaların belgelenmesi divanda Kalemiye sınıfını temsil eden Nişancı ve Defterdar'ın temel görevleridir.
Klasik Dönem Merkez Teşkilatı bünyesindeki Seyfiye, İlmiye ve Kalemiye sınıflarının iş bölümünü analiz etmek.
3
Çeldirici seçeneklerdeki kavramsal ve kronolojik yanılgıların ayıklanması
Dirlik sisteminin feodal mülkiyete yol açmadığı (toprak devlete aittir), inanç serbestliğinin iskan değil istimalet olduğu, fiyat sınırının gedik değil narh olduğu ve divanın anayasal bir parlamento olmadığı saptanmıştır.
Öğrencilerin en çok karıştırdığı kavramsal hataları belirleyerek yanlış seçenekleri elemek.
4
Doğru çıkarımın doğrulanması
Tahrir ve dirlik belgeleme süreçlerinin Kalemiye sınıfı bürokratlarının yetkisinde yürütüldüğü tarihsel gerçeği kesin olarak doğrulanmıştır.
Sorunun kökünde istenen doğru yargıya ulaşmak.

Anahtar Kavram

Divan-ı Hümayun'da görev yapan bürokratik sınıfların (Seyfiye, İlmiye, Kalemiye) işlevleri ve klasik dönem Osmanlı sosyo-ekonomik sistemleri.
Soru 4960Soru

Emeviler ve Abbasiler dönemlerinde İslam devletinin idari, sosyal ve kültürel yapısında önemli değişimler meydana gelmiş; kurumsallaşma adımları doğrultusunda yeni teşkilatlar ve kavramlar ortaya çıkmıştır.

Buna göre, sol tarafta verilen kavramları sağ taraftaki tanımlarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Şubiye
Avasım
Divanü'l-Berid
Beytülhikme

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Şubiye kavramı Emevi mevali politikasına karşı geliştirilen muhalif edebi hareketle; Avasım kavramı Bizans sınırındaki Türk uç şehirleriyle; Divanü'l-Berid kavramı posta ve haber alma teşkilatıyla; Beytülhikme kavramı ise Bağdat'taki ilim akademisiyle eşleşmektedir.
Şubiye, mevali politikasına karşı doğan kültürel muhalefeti; Avasım, Bizans sınırındaki koruyucu uç şehirleri; Divanü'l-Berid, kurumsal posta ve haberleşme ağını; Beytülhikme ise kültürel altın çağın simgesi olan tercüme akademisini ifade etmektedir. Bu doğrultuda yapılan eşleştirmeler tarihsel gerçeklikle tam uyumludur.

Adım Adım Çözüm

1
Emevi dönemindeki Arap milliyetçiliği politikalarına karşı oluşan muhalif hareketin tespit edilmesi
Bu akımın Arap olmayan Müslümanlarca geliştirilen Şubiye hareketi olduğu belirlenir.
Şubiye hareketi, mevali politikasının yarattığı etnik ayrımcılığa karşı kültürel bir reaksiyondur.
2
Bizans sınır hattında kurulan askeri amaçlı yerleşimlerin analiz edilmesi
Bu sınır kentlerinin Abbasiler döneminde kurulan Avasım şehirleri olduğu belirlenir.
Bizans taarruzlarını önlemek ve sınır güvenliğini sağlamak için Türk unsurların buralara yerleştirilmesi Avasım'ın temel fonksiyonudur.
3
Posta ve haber alma teşkilatının işlevinin değerlendirilmesi
Bu idari yapının Divanü'l-Berid olduğu sonucuna ulaşılır.
Devletin sınırları genişledikçe taşra yönetiminin kontrolünü sağlamak amacıyla haberleşme teşkilatının kurulması zorunlu hale gelmiştir.
4
Bağdat merkezli çeviri ve bilim akademisinin tanımlanması
Bu bilim merkezinin Beytülhikme olduğu görülür.
İslam dünyasında bilimsel ve felsefi eserlerin çevrilerek incelendiği ilk büyük kurumsal merkez Beytülhikme'dir.

Anahtar Kavram

Emevi ve Abbasi devlet teşkilatları ile sosyal yapısının kurumsal ve kavramsal analizleri.
ÖncekiSayfa 248 / 437Sonraki
Tüm alıştırma soruları — YKS AYT (Alan Yeterlilik Testi) | Examkin