Tüm alıştırma soruları

8734 soru

Soru 4961Soru

İlk Çağ'daki medeniyet havzaları ve buralarda ortaya çıkan siyasi güç merkezlerinin örgütlenme biçimleri ile egemenliklerinin meşruiyet kaynakları hakkında derinlemesine bir eşleştirme yapılması gerekmektedir.

Aşağıda verilen siyasi yapıları, bu yapıların güc��n meşruiyetini sağlama ve örgütlenme yöntemlerini gösteren açıklamalarla doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Sümer Kent Devletleri
Pers İmparatorluğu
Mısır Firavunluğu
Atina Polisleri

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Sümer Kent Devletleri - Şehir devletleri temelinde yükselen, meşruiyetini tapınak ekonomisinin idaresiyle birleştiren rahip-kral (patesi/ensi) yapısı; Pers İmparatorluğu - Geniş sınırları yönetmek için eyalet sistemini oluşturan ve 'Kralın Gözü' adlı müfettişlerle denetleyen merkeziyetçi idare; Mısır Firavunluğu - Coğrafi yalıtılmışlığın sağladığı korumayla özgün bir yapı geliştiren, kozmik denge (Maat) ve yaşayan tanrı kültü üzerine kurulan monarşi; Atina Polisleri - Soylular ile halk sınıfları arasındaki çatışmaları önlemek amacıyla kanun reformları yapan, borç köleliğini kaldıran ve demokratik süreçlerin önünü açan siyasi yapı.
Doğru eşleştirmede; Sümerlerdeki bağımsız şehirlerin ve tapınak temelli patesi idaresinin, Perslerdeki eyalet yönetimi (satraplık) ve merkeziyetçi denetim teşkilatının, Mısır'daki Maat ilkesi ve tanrı-kral anlayışının, Atina'daki ise sınıfsal barışı sağlamaya yönelik demokratik kanun reformlarının karakteristik özellikleri yansıtılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sümer kent devletlerinin siyasi ve ekonomik yapısını incelemek.
Sümerlerde kent devletlerinin (site) başında askeri ve dini liderliği birleştiren rahip-kralların (patesi/ensi) bulunduğu, ekonominin tapınak odaklı (ziggurat) olduğu ve ademimerkeziyetçi bir yapının hakim olduğu belirlenir. Bu özellikler ilk açıklamayla örtüşür.
Mezopotamya'nın ilk siyasi güç merkezinin yönetim mantığını tespit etmek.
2
Pers İmparatorluğu'nun idari ve denetim mekanizmalarını değerlendirmek.
Perslerin geniş toprakları satraplık (eyalet) sistemiyle yönettiği, merkeze bağlılığı korumak amacıyla askeri güç ile sivil gücü ayırdığı ve 'Kralın Gözü/Kulağı' adlı müfettişler kullandığı bilinmektedir. Bu sistem ikinci açıklamayla eşleşir.
Perslerin devasa toprakları tek merkezden yönetebilmek için geliştirdiği idari yapıyı doğrulamak.
3
Mısır medeniyetinin coğrafi, dini ve ekonomik özelliklerini analiz etmek.
Mısır'ın çöllerle çevrili olmasının getirdiği coğrafi yalıtılmışlık, firavunun 'yaşayan tanrı' kabul edilmesi, Nil'e bağlı tarım kontrolü ve adalet ilkesi olan 'Maat' kavramı üçüncü açıklamayla birebir uyuşur.
Mısır Firavunluğu'nun mutlak monarşik karakterini ve coğrafyayla ilişkisini kavramak.
4
Yunan (Atina) kent devletlerindeki sosyal mücadeleleri ve yasal reformları çözümlemek.
Atina'da soylular ile halk arasındaki çatışmaları çözmek için Solon, Kleisthenes gibi kanun yapıcıların borç köleliğini kaldırdığı ve yurttaş haklarını düzenleyerek demokrasinin temellerini attığı dördüncü açıklamayla eşleşir.
Ege havzasındaki demokratik ve sınıfsal gelişmeleri tespit etmek.

Anahtar Kavram

İlk Çağ medeniyet havzalarındaki siyasi güçlerin örgütlenme biçimleri, meşruiyet kaynakları ve idari mekanizmaları arasındaki farklar.
Soru 4962Soru

İstanbul’un Fethi, hem Osmanlı devlet teşkilatlanmasında mutlak merkeziyetçiliğin yerleşmesinde bir dönüm noktası olmuş hem de Avrupa siyasi ve sosyal yapısında köklü değişimleri tetiklemiştir.

Buna göre, İstanbul'un Fethi sürecinde ve sonrasında yaşanan;

I. Devşirme kökenli devlet adamlarının yönetimdeki ağırlığının artırılarak Türk kökenli köklü ailelerin egemenlik ortaklığı iddiasının sonlandırılması,
II. Bizans surlarını yıkan büyük ateşli silah teknolojisinin Avrupalı krallar tarafından benimsenmesiyle feodalite rejiminin çözülme sürecine girmesi,
III. Ortodoks Patrikliği’nin himaye altına alınmasıyla Katolik Kilisesi ile olan ayrılığın sonlandırılarak Hristiyan birliğinin yeniden kurulmasının amaçlanması

gelişmelerinden hangileri bu dönüm noktasını ve etkilerini doğrudan doğrular niteliktedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

I ve II öncüllerinin birlikte yer aldığı seçenektir.
İstanbul'un Fethi sonrasında Fatih Sultan Mehmed, devlet içindeki nüfuzlu Türk kökenli ailelerin (başta Çandarlı ailesi) gücünü kırarak doğrudan kendisine bağlı kul/devşirme kökenli bürokratları göreve getirmiş ve mutlak merkeziyetçi yapıyı kurmuştur. Avrupa'da ise şahi toplarının gücünü gören krallar, feodal beylerin şatolarını yıkarak feodalite rejimini zayıflatmış ve merkezi krallıkları güçlendirmiştir. Bu nedenlerle kul sistemine geçişi savunan öncül ile ateşli silahların feodaliteyi zayıflatma etkisini açıklayan öncül tarihsel gerçeklerle doğrudan örtüşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Osmanlı Devleti'nin fethin hemen ardından iç siyasette attığı merkeziyetçi adımlar incelenir.
Fatih Sultan Mehmed'in, fethin hemen ardından Türk kökenli Çandarlı ailesinin nüfuzunu kırmak amacıyla Sadrazam Çandarlı Halil Paşa'yı idam ettirdiği ve yönetimde kul (devşirme) sistemine dayalı bir bürokrasiyi hakim kıldığı saptanır. Bu durum birinci öncülü doğrular.
Padişahın mutlak otoritesini sınırlandırabilecek yerli aristokrat güç odaklarının tasfiye edilip edilmediğini doğrulamak.
2
Fethin askeri teknolojideki gelişmelerinin Avrupa üzerindeki siyasi yansımaları değerlendirilir.
İstanbul surlarının yıkılmasında kullanılan büyük şahi toplarının, surların aşılabilir olduğunu kanıtlaması üzerine Avrupalı kralların bu teknolojiyi kullanarak derebeylerin şatolarını yıktığı ve feodalitenin çözülme sürecine girdiği belirlenir. Bu durum ikinci öncülü doğrular.
Ateşli silahların feodal sistemin çözülmesindeki rolünü analiz etmek.
3
Osmanlı Devleti'nin Ortodoks Kilisesi'ne yönelik izlediği himaye siyasetinin jeopolitik amacı sorgulanır.
Fatih Sultan Mehmed'in Ortodoks Patrikliği'ni koruma altına alıp dinî serbesti tanımasının amacının, Katolik ve Ortodoks kiliseleri arasındaki tarihsel bölünmeyi muhafaza etmek ve böylece Osmanlı'ya karşı birleşebilecek bir Haçlı ittifakını engellemek olduğu saptanır. Hristiyan birliğini kurma amacı taşımadığı için üçüncü öncül elenir.
Ortodoks politikasının Hristiyan dünyasını birleştirmek değil, bölünmüşlüğü korumak üzerine kurulduğunu tespit etmek.
4
Doğru öncüller birleştirilerek nihai seçeneğe ulaşılır.
Birinci ve ikinci öncüllerin tarihsel gerçeklerle uyuştuğu, üçüncü öncülün ise çeliştiği sonucuna varılır.
Doğru seçenek kombinasyonunu belirlemek.

Anahtar Kavram

İstanbul'un Fethi'nin Osmanlı merkezi otoritesine (kul bürokrasisi) etkisi ve Avrupa siyasi dengelerine (feodalitenin çözülmesi, din diplomasisi) küresel yansımaları.
Soru 4963Soru

I. Dünya Savaşı sürecinde Osmanlı Devleti'nin kendi topraklarını koruduğu savunma cepheleri ile müttefiklerine destek gönderdiği yardım cephelerinde önemli askeri ve siyasi gelişmeler yaşanmıştır.

Buna göre, aşağıda verilen olayların kronolojik olarak en eskiden en yeniye doğru sıralaması nasıl olmalıdır?

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Kronolojik sıralama: Irak Cephesi'nin açılması (Kasım 1914), Kut'ül Amare Zaferi (Nisan 1916), Medine Müdafaası'nın başlaması (Haziran 1916), Galiçya Cephesi'ne asker sevk edilmesi (Temmuz 1916) ve Suriye Cephesi'nde savunma hattının kurulması (Ekim 1918) şeklindedir.
Doğru kronolojik sıralama sırasıyla: Irak Cephesi'nin açılması (Kasım 1914), Irak Cephesi'nde Kut'ül Amare Zaferi (Nisan 1916), Hicaz-Yemen Cephesi'nde Medine Müdafaası'nın başlaması (Haziran 1916), Galiçya Cephesi'ne müttefiklere yardım amacıyla asker gönderilmesi (Temmuz 1916) ve Suriye-Filistin Cephesi'nde Halep'in kuzeyinde savunma hattının kurulması (Ekim 1918) şeklindedir.

Adım Adım Çözüm

1
Irak Cephesi'nin açılış tarihini belirlemek
Kasım 1914
İngilizlerin Basra'ya asker çıkarmasıyla Osmanlı topraklarında Irak Cephesi fiilen açılmış ve ilk askeri temas kurulmuştur.
2
Kut'ül Amare Zaferi'nin gerçekleştiği tarihi tespit etmek
Nisan 1916
Irak Cephesi'nin ilerleyen aşamalarında Halil Paşa komutasındaki birliklerin İngiliz ordusunu kuşatarak teslim alması 29 Nisan 1916'da tamamlanmıştır.
3
Medine Müdafaası'nın başlama tarihini belirlemek
Haziran 1916
Hicaz-Yemen Cephesi'nde Şerif Hüseyin'in İngilizlerle anlaşarak Osmanlı'ya karşı isyan başlatması Haziran 1916'da gerçekleşmiştir.
4
Galiçya yardım cephesine askeri sevkıyat tarihini belirlemek
Temmuz 1916
Müttefik Almanya ve Avusturya-Macaristan'a destek amacıyla 15. Kolordu'nun Galiçya'ya gönderilmesi Temmuz 1916'da başlamıştır.
5
Suriye-Filistin Cephesi'ndeki savunma hattının kuruluş tarihini bulmak
Ekim 1918
Mustafa Kemal Paşa'nın Katma Savaşı ile İngiliz ve Arap kuvvetlerini durdurup Halep'in kuzeyinde bir savunma hattı oluşturması Ekim 1918'de gerçekleşmiştir.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin savunma ve yardım cephelerindeki askeri ve kronolojik gelişmelerinin analizi.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 4964Soru

Düşünün bir kere: Ben burada, bu masanın başında oturmuş, sizin için bu satırları yazarken aslında kimim? Belki de az sonra yaratacağım ve adına Selim diyeceğim o adamın zihninden geçen kurmaca bir gölgeyim sadece. Siz bu satırları okurken benim varlığıma inanıyorsunuz ama ben kendi varlığımdan şüphe ediyorum. Bu romanın yazarı ben miyim, yoksa beni yazan başka biri mi var arkamda? Turgut da benim gibi düşünüyor olmalıydı; o da kendi hayatını bir tiyatro sahnesi gibi kurgulamaya çalışırken aslında kelimelerin efendisi olamayacağını anlamıştı.

Bu parçayla ilgili olarak;
I. Anlatıcının yazma eylemini ve kurmacanın kendisini anlatının konusu hâline getirdiği üstkurmaca tekniğine başvurulmuştur.
II. Bilinç akışı tekniğiyle kahramanın zihninden geçen karmaşık düşünceler, mantıksal bir sıra gözetilmeden ve dil bilgisi kuralları dışlanarak aktarılmıştır.
III. Bahsi geçen şahıs kadrosu ve tematik yapı, Türk edebiyatında postmodernist yönelimlerin öncü yapıtlarından biri olan *Tutunamayanlar* romanına aittir.

yargılarından hangileri doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve III

Cevap

I ve III yargılarının birlikte yer aldığı seçenek
Metinde anlatıcı, doğrudan okuyucuya seslenerek yazma eylemini sorgulamakta ve eserin kurmaca yönünü ön plana çıkarmaktadır; bu durum üstkurmaca tekniğinin temel özelliğidir. Ayrıca metinde geçen 'Selim' ve 'Turgut' karakterleri ile bu karakterlerin iç dünyası, Türk edebiyatında modernist ve postmodernist akımın öncüsü kabul edilen Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar romanına aittir. Bu nedenle 'I ve III' yargılarının birlikte yer aldığı seçenek doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Parçada geçen 'Selim' ve 'Turgut' karakterlerini belirlemek.
Bu karakterlerin Oğuz Atay'ın ünlü modernist/postmodernist eseri 'Tutunamayanlar' romanının başkahramanları olduğu tespit edilir. Böylece III. öncülün doğru olduğu belirlenir.
Metnin hangi romana ait olduğunu bulmak anlatım özelliklerinin ve yazarın üslubunun değerlendirilmesi için gereklidir.
2
Metnin anlatıcısının dil ve anlatım özelliklerini analiz etmek.
Anlatıcının yazma eylemini sorguladığı, kendisinin bir kurmaca gölge olduğunu belirttiği ve doğrudan okuyucuya hitap ettiği görülür. Bu durum 'üstkurmaca' tekniğinin uygulandığını gösterir. Böylece I. öncülün doğru olduğu belirlenir.
Postmodern anlatım tekniklerinin metin üzerindeki yansımalarını belirlemek.
3
Metinde bilinç akışı tekniğinin bulunup bulunmadığını kontrol etmek.
Metindeki cümlelerin dil bilgisi kurallarına uygun, son derece düzenli ve mantıksal bir örüntüye sahip olduğu görülür. Bilinç akışı tekniğinde görülen kesintili, kuralsız ve çağrışımsal yapı burada yoktur. Dolayısıyla II. öncülün yanlış olduğu tespit edilir.
Diğer öncüllerin doğruluğunu sınamak.
4
Elde edilen veriler doğrultusunda doğru seçeneğe ulaşmak.
I ve III. öncüllerin doğru, II. öncülün ise yanlış olduğu sonucuna varılarak 'I ve III' seçeneği işaretlenir.
Sorunun nihai cevabını belirlemek.

Anahtar Kavram

Cumhuriyet Dönemi modernist ve postmodernist Türk romanındaki anlatım teknikleri (üstkurmaca, bilinç akışı) ve bu yönemin öncü eserlerinin şahıs kadroları.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 4965Soru

Erzurum Kongresi'nde 'Doğu Anadolu illerini temsil etmek üzere' 9 kişiden oluşturulan Temsil Heyeti, Sivas Kongresi'nde 'Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin yürütme organı' haline getirilerek üye sayısı 16'ya çıkarılmış ve tüm yurdu temsil etme yetkisiyle donatılmıştır. Temsil Heyeti'nin Sivas Kongresi sonrasında Ali Fuat Paşa'yı Batı Cephesi Kuvay-ı Milliye Genel Komutanlığına tayin etmesi ve ardından İstanbul Hükümeti'nin baskılara dayanamayarak Damat Ferit Paşa Kabinesi'nin istifa etmesi üzerine yeni kurulan Ali Rıza Paşa Kabinesi ile Amasya Görüşmeleri'ni gerçekleştirmesi bu heyetin hukuki ve siyasi statüsünde önemli değişimlere yol açmıştır.

Bu bilgilere ve Milli Mücadele Hazırlık Dönemi gelişmelerine göre, Temsil Heyeti ile ilgili aşağıdaki çıkarımlardan hangisi doğru bir değerlendirme değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Amasya Görüşmeleri sonucunda Temsil Heyeti, tüm yürütme ve temsil yetkilerini derhal son Osmanlı Mebusan Meclisine devrederek kendi hukuki ve siyasi varlığ��na son vermiştir.

Cevap

Amasya Görüşmeleri sonucunda Temsil Heyeti'nin yetkilerini Mebusan Meclisine devrederek kapandığını belirten seçenek yanlıştır.
Amasya Görüşmeleri sonrasında Temsil Heyeti hukuki varlığını sonlandırmamış, aksine meclis seçimlerinin yapılmasını ve meclisin toplanmasını koordine etmiştir. Heyet, merkezini Ankara'ya taşıyarak çalışmalarına devam etmiş ve ancak 23 Nisan 1920'de Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla görevi resmen sona ermiştir. Bu nedenle görüşmelerin ardından tüm yetkilerini devrederek kapandığı yönündeki değerlendirme yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Temsil Heyeti'nin süreç içindeki yetki ve statü değişimlerini incelemek.
Heyetin bölgesellikten ulusallığa geçiş yaptığı ve yürütme gücünü kullandığı tespit edilir.
Soruda verilen öncüllerin doğruluğunu teyit etmek ve Temsil Heyeti'nin hukuki statüsünü analiz etmek için bu adım gereklidir.
2
Amasya Görüşmeleri sonrasındaki siyasi gelişmeleri ve Temsil Heyeti'nin akıbetini değerlendirmek.
Temsil Heyeti'nin Ankara'ya taşınarak seçimleri yönettiği ve TBMM açılana kadar etkin kaldığı görülür.
Görüşmelerin heyetin varlığını sona erdirip erdirmediğini anlamak için bu tarihi sürecin bilinmesi gerekir.

Anahtar Kavram

Temsil Heyeti'nin Hukuki Statüsü ve Gelişim Aşamaları
Soru 4966Soru

Soğuk Savaş Dönemi'nde Doğu ve Batı bloklarının şekillenmesi sürecinde ortaya çıkan aşağıdaki doktrin, pakt ve kurumsal gelişmeleri, bu gelişmelerin belirleyici tarihsel özellikleri veya etki alanlarıyla doğru bir şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Molotov Planı
Eisenhower Doktrini
Kominform
Balkan Paktı (1953)

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Molotov Planı'nın Doğu Bloku'ndaki ikili ticaret anlaşmaları ağını ifade eden açıklamayla, Eisenhower Doktrini'nin Süveyş Krizi sonrasındaki Orta Doğu güç boşluğunu engelleme amacıyla, Kominform'un Yugoslavya'nın ihraç edildiği ideolojik denetim organıyla ve Balkan Paktı'nın Yugoslavya'nın SSCB ile ilişkilerinin düzelmesiyle önemini kaybeden bölgesel ittifakla eşleşmesi gerekir.
Molotov Planı'nın Doğu Bloku'ndaki ikili ticaret anlaşmaları ağını ifade eden açıklamayla, Eisenhower Doktrini'nin Süveyş Krizi sonrasındaki Orta Doğu güç boşluğunu engelleme amacıyla, Kominform'un Yugoslavya'nın ihraç edildiği ideolojik denetim organıyla ve Balkan Paktı'nın Yugoslavya'nın SSCB ile ilişkilerinin düzelmesiyle önemini kaybeden bölgesel ittifakla eşleşmesi gerekir. Bu eşleşmeler, Soğuk Savaş'ın her iki blokunun da kurumsal ve diplomatik yapılanmasını ve Türkiye'nin konumunu tarihsel olarak doğrulamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Molotov Planı'nın mahiyetini belirleme
Molotov Planı, Marshall Planı'na karşılık SSCB'nin Doğu Bloku'ndaki iktisadi kontrolü ve entegrasyonu artırmak için ikili ticaret anlaşmaları yoluyla geliştirdiği ekonomik hamledir. Bu doğrultuda birinci terim, birinci açıklamayla eşleşir.
Marshall Planı'na Doğu Bloku'nun verdiği ilk ekonomik yanıtın doğru tanımlanması gerekir.
2
Eisenhower Doktrini'nin kapsamını analiz etme
Süveyş Krizi sonrasında Fransa ve İngiltere'nin Orta Doğu'dan çekilmesiyle oluşan nüfuz alanını ABD'nin doldurarak komünizmi engellemeye çalışması Eisenhower Doktrini ile gerçekleşmiştir. Bu doğrultuda ikinci terim, ikinci açıklamayla eşleşir.
Orta Doğu'da Soğuk Savaş dinamiklerini ve ABD'nin bölgeye yönelik ilk geniş kapsamlı doktrinini tespit etmek amaçlanır.
3
Kominform'un yapısını ve Yugoslavya ile ilişkisini inceleme
Kominform, Doğu Bloku'nda ideolojik teksesliliği ve Moskova'ya bağlılığı denetlemek için kurulmuştur. Tito yönetimindeki Yugoslavya'nın milli bağımsızlıkçı tutumu nedeniyle 1948'de ihraç edildiği örgüt Kominform'dur. Bu doğrultuda üçüncü terim, üçüncü açıklamayla eşleşir.
Doğu Bloku'ndaki ilk çatlakları ve bunun kurumsal yansımalarını anlamak gereklidir.
4
Balkan Paktı'nın gelişimini ve zayıflamasını değerlendirme
1953 yılında Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında Sovyet tehdidine karşı kurulan Balkan Paktı, Stalin'in ölümü sonrasında Yugoslavya'nın SSCB ile yeniden yakınlaşmasıyla fiilen önemini kaybetmiştir. Bu doğrultuda dördüncü terim, dördüncü açıklamayla eşleşir.
Türkiye'nin Soğuk Savaş dönemi dış politikasındaki bölgesel ittifak girişimlerini ve bu girişimlerin akıbetini analiz etmek gerekir.

Anahtar Kavram

Soğuk Savaş Dönemi'nde Blokların Oluşumu ve Türkiye'nin Dış Politika Arayışları
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 4967Soru

İlk Çağ’da nehir boylarında kurulan Mısır ve Mezopotamya medeniyetleri ile dağlık bir coğrafyaya sahip Anadolu medeniyetlerinden Hititlerin siyasi örgütlenme modelleri ve egemenliklerinin meşruiyet kaynakları farklılık göstermiştir. Mısır’da coğrafi yalıtılmışlığın da etkisiyle firavun doğrudan "tanrı" (Tanrı-Kral) kabul edilmiş, bu durum sorgulanamaz ve bölünmez merkezi bir gücün doğmasını sağlamıştır. Mezopotamya’da ise nehirlerin düzensiz rejimleri ve dış istilalara açık coğrafya nedeniyle siyasi birlik uzun süre kurulamamış, patesi adı verilen krallar kendilerini tanrının yeryüzündeki "vekili" (Rahip-Kral) ilan ederek meşruiyet sağlamışlardır. Anadolu’da ise Hitit kralı başrahip, başyargıç ve başkomutan olarak dini ve dünyevi yetkileri elinde toplasa da soylulardan oluşan Pankuş adında bir meclise danışmak ve kraliçe (Tavananna) ile gücünü paylaşmak durumundaydı.

Bu bilgilere göre, İlk Çağ medeniyet havzalarındaki siyasi yapılar ve egemenlik anlayışlarıyla ilgili;

I. Mısır’daki egemenlik anlayışı, Mezopotamya’dakine oranla iktidarın tek bir merkezde toplanmasına daha elverişli bir zemin hazırlamıştır.
II. Hititlerin yönetim mekanizması, dönemin diğer büyük havza medeniyetlerine göre karar alma süreçlerinde katılımcı/çoğulcu ögelere yer vermiştir.
III. Mezopotamya’da kralların gücünün tanrısal vekalete dayandırılması, siyasi birliğin kesintisiz olarak devam etmesini zorunlu kılmıştır.

yargılarından hangilerine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

I ve II öncüllerini içeren seçenek doğrudur.
Doğru cevap, Mısır'daki Tanrı-Kral anlayışının iktidarı tek bir merkezde toplamaya daha elverişli olduğunu ve Hititlerdeki Pankuş meclisi ile Tavananna'nın yönetimde katılımcı/çoğulcu ögeler barındırdığını ifade eden öncüllerin birlikte yer aldığı seçenektir. Mezopotamya'daki tanrısal vekalet anlayışı ise siyasi birliğin kesintisiz devam etmesini sağlamamış, bölge uzun süre istila ve düzensiz nehir rejimleri nedeniyle parçalı yapısını korumuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Mısır ve Mezopotamya'nın yönetim biçimleri ve meşruiyet kaynaklarının karşılaştırılması.
Mısır'da firavunun doğrudan 'tanrı' kabul edilmesi gücün bölünmesini engelleyip mutlak merkezileşmeyi sağlarken, Mezopotamya'da kralların kendilerini tanrının 'vekili' sayması iktidarın bölünmezliği açısından Mısır kadar mutlak bir zemin sunmamıştır. Buradan I. öncüle ulaşılır.
Teokratik yönetim şekillerinin otorite üzerindeki etkisini belirlemek.
2
Hititlerdeki güç paylaşımının ve yönetim organlarının analiz edilmesi.
Hitit kralının dini ve askeri yetkileri elinde tutmasına rağmen, Pankuş adı verilen bir soylular meclisine danışması ve kraliçe (Tavananna) ile gücünü paylaşması, Mısır ve Mezopotamya'daki tek adam otoritesine kıyasla yönetimde katılımcı/çoğulcu unsurların varlığını kanıtlar. Buradan II. öncüle ulaşılır.
Hitit yönetim yapısının diğer medeniyetlerle kıyaslanarak çoğulcu karakterinin saptanması.
3
Mezopotamya'daki siyasi istikrar ve egemenlik ilişkisinin değerlendirilmesi.
Metinde Mezopotamya'da siyasi birliğin uzun süre kurulamadığı belirtilmektedir. Kralların gücünü tanrısal vekalete dayandırmasının siyasi birliği kesintisiz kılmadığı, aksine coğrafi etkenler ve istilalar yüzünden birliğin sağlanamadığı görülür. Buradan III. öncülün yanlış olduğu anlaşılır.
Mezopotamya'nın siyasi durumu ile egemenlik anlayışının ilişkisini analiz etmek.

Anahtar Kavram

İlk Çağ Medeniyetlerinde Siyasi Güç ve Egemenliğin Meşruiyet Kaynakları
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 4968Soru

İlk Türk-İslam devletlerinde merkezi otoritenin korunması ve sınırların güvenliğinin sağlanması amacıyla çeşitli askeri, idari ve teşkilati yapılanmalara gidilmiştir. Ancak bazı geleneksel uygulamalar ve idari yapılar, zamanla merkezi otoritenin zayıflamasına ve devletlerin parçalanmasına zemin hazırlamıştır.

Buna göre;
I. Gazneli ordusunda doğrudan sultana bağlı, farklı milletlerden devşirilen askerlerden oluşan 'gulam' sisteminin uygulanması,
II. Karahanlılarda hanedanın ortak yönetim hakkına dayanan 'ikili teşkilat' yapısının sürdürülmesi,
III. Karahanlılar devlet teşkilatlanmasında boy beylerinin kendi iç işlerinde serbest olduğu 'federatif' yapının korunması

gelişmelerinden hangileri, merkezi otoriteyi doğrudan korumaya ve güçlendirmeye yönelik uygulamalar arasında GÖSTERİLEMEZ?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: II ve III

Cevap

II ve III ifadesinin yer aldığı seçenek doğrudur. Karahanlılardaki ikili teşkilat ve federatif yapı merkezi otoriteyi zayıflatıcı etkiye sahipken, Gaznelilerdeki gulam sistemi merkezi otoriteyi güçlendirir.
Gaznelilerde uygulanan gulam sistemi, doğrudan sultana bağlı, kabile asabiyetinden uzak, profesyonel bir merkez ordusu oluşturarak boyların ve yerel güçlerin merkezi otorite üzerindeki etkisini kırmayı amaçlar. Bu nedenle merkezi otoriteyi güçlendirici bir uygulamadır. Buna karşılık, Karahanlılarda uygulanan ikili teşkilat sistemi, ülkeyi hanedan üyeleri arasında paylaştırarak bölünmeyi kolaylaştırmış; boy beylerinin iç işlerinde serbest olduğu federatif yapı ise merkeziyetçi bir devlet düzeninin kurulmasını engellemiştir. Dolayısıyla ikili teşkilat ve federatif yapı, merkezi otoriteyi doğrudan korumaya veya güçlendirmeye yönelik uygulamalar arasında gösterilemez.

Adım Adım Çözüm

1
Gulam sisteminin amacı ve yapısı analiz edilir.
Gulam askerlerinin doğrudan sultana bağlı, kabile bağlarından bağımsız, profesyonel bir askeri güç olduğu ve kabile kuvvetlerinin etkisini dengeleyerek merkezi otoriteyi pekiştirdiği saptanır.
Sultana doğrudan sadık profesyonel bir ordunun varlığı, merkezi otoriteyi doğrudan korumak ve güçlendirmek için kurulmuş bir askeri kurumdur.
2
İkili teşkilat yapısının siyasi sonuçları incelenir.
Bu sistemin egemenliği hanedan üyeleri arasında doğu-batı şeklinde paylaştırarak merkezi otoritenin bölünmesine, taht kavgalarına ve devletin hızlı parçalanmasına yol açtığı belirlenir.
Ülke topraklarının bölünerek yönetilmesi, merkeziyetçi yapıyı zayıflatan geleneksel bir veraset uygulamasıdır.
3
Federatif devlet yapısının ve boy beylerinin otonomisinin etkisi analiz edilir.
Boy beylerinin kendi iç işlerinde serbest olmasının tek bir merkezden yönetimi zorlaştırdığı, kabile bağlılığını devlet bağlılığının önüne koyduğu ve merkezi otoriteyi sınırlandırdığı saptanır.
Federatif yapı ve yerel otonomi, merkezi otoritenin mutlaklaşmasını engelleyen adem-i merkeziyetçi bir yapıdır.
4
Elde edilen sonuçlar birleştirilerek doğru seçenek belirlenir.
İkili teşkilat ve federatif yapının merkezi otoriteyi zayıflattığı, gulam sisteminin ise güçlendirdiği ortaya konur. Soruda merkezi otoriteyi koruma amacı taşımayanlar sorulduğu için ikili teşkilat ve federatif yapı seçilir.
Soruda doğrudan güçlendirmeye yönelik olmayanlar sorulduğu için ikinci ve üçüncü öncüller alınmalıdır.

Anahtar Kavram

İlk Türk-İslam Devletlerinde Devlet Teşkilatı ve Merkezi Otorite İlişkisi
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 4969Soru

Ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin belirlenmesinde kullanılan kriterlerin her biri, ülkenin sosyo-ekonomik yapısına dair farklı bir boyutu analiz etmeyi sağlar. Aşağıda verilen gelişmişlik ölçütleri ile bu ölçütlerin sosyo-ekonomik yapıdaki karşılıklarını ve önemini doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Demografik Göstergeler (Yaş Yapısı ve Bağımlılık Oranı)
Sektörel İstihdam Yapısı (Ekonomik Faaliyet Kolları)
İnsani Gelişme Endeksi (İGE / HDI)
Teknolojik Altyapı ve Ar-Ge Yatırımları

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Demografik Göstergeler ifadesi bağımlı nüfus oranını açıklayan ifadeyle; Sektörel İstihdam Yapısı ifadesi ekonomik faaliyet kollarının dönüşümünü açıklayan ifadeyle; İnsani Gelişme Endeksi ifadesi çok boyutlu refah ölçütlerini açıklayan ifadeyle; Teknolojik Altyapı ve Ar-Ge Yatırımları ifadesi ise katma değerli ürün üretimi ve küresel rekabeti açıklayan ifadeyle eşleşmelidir.
Doğru eşleştirmede: Demografik Göstergeler yaşlı ve çocuk bağımlı nüfus analiziyle; Sektörel İstihdam Yapısı ekonomik faaliyetlerin birincilden üçüncül/dördüncüle doğru kaymasıyla; İnsani Gelişme Endeksi eğitim, sağlık ve geliri kapsayan çok boyutlu yapısıyla; Teknolojik Altyapı ve Ar-Ge ise yüksek katma değerli üretim ve küresel rekabet gücüyle ilişkilendirilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci sol ögenin (Demografik Göstergeler) analiz edilmesi
Demografik göstergeler nüfusun yapısı ile ilgilidir. Doğum oranlarının düşük olduğu gelişmiş ülkelerde yaşlı nüfus bağımlılığı, doğum oranlarının yüksek olduğu gelişmemiş ülkelerde çocuk bağımlı nüfus oranı belirgindir. Bu durum ikinci sağ ifadeyle eşleşir.
Yaş yapısı ve bağımlılık oranının gelişim düzeyine göre nüfustaki yansımalarını belirlemek.
2
İkinci sol ögenin (Sektörel İstihdam Yapısı) analiz edilmesi
Sektörel istihdam yapısı, aktif nüfusun birincil (tarım), ikincil (sanayi), üçüncül (hizmet) gibi sektörlerdeki dağılımını gösterir. Tarımda çalışanların azalıp hizmet ve bilgi teknolojilerinde çalışanların artması yapısal dönüşümü gösterir ve dördüncü sağ ifadeyle eşleşir.
Ekonomik faaliyet kollarının istihdamdaki payının gelişmişlik seviyesiyle olan ilişkisini saptamak.
3
Üçüncü sol ögenin (İnsani Gelişme Endeksi) analiz edilmesi
İGE; yalnızca ekonomik üretimi değil, yaşam kalitesini belirleyen eğitim (okullaşma, okuryazarlık) ve sağlık (yaşam beklentisi) bileşenlerini de içerir. Bu durum üçüncü sağ ifadeyle eşleşir.
İnsani Gelişme Endeksi'nin çok boyutlu yapısını tanımlamak.
4
Dördüncü sol ögenin (Teknolojik Altyapı ve Ar-Ge Yatırımları) analiz edilmesi
Ar-Ge yatırımları doğrudan yüksek katma değerli, ileri teknolojiye dayalı üretim yapısını simgeler. Bu durum birinci sağ ifadeyle eşleşir.
Teknoloji ve Ar-Ge'nin üretimdeki rolünü ve küresel rekabetteki önemini açıklamak.

Anahtar Kavram

Ülkelerin gelişmişlik düzeyini belirleyen demografik, sektörel, insani ve teknolojik kriterlerin analizi.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 4970Soru

Türkiye, zengin coğrafi çeşitliliği sayesinde aynı dönemde farklı turizm etkinliklerinin yapılabildiği ender ülkelerden biridir. Yer şekilleri, iklim özellikleri ve jeolojik yapı ülkemizdeki turizm potansiyelini doğrudan şekillendirmiştir.

Aşağıdaki haritada Türkiye genelinde farklı özellikleriyle öne çıkan beş alan numaralandırılarak gösterilmiştir.

Buna göre, haritada gösterilen alanlardaki turizm potansiyeli ve varlıklarıyla ilgili yapılan değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: III numaralı alanda karstik kayaçların varlığı mağara turizmini geliştirirken, kıyı gerisinde yükselen dağlık kütleler kıyı turizmi sezonu içinde kış turizminin de yapılabilmesine imkan tanımaktadır.

Cevap

Karstik kayaçların mağara turizmini geliştirdiği ve kıyı gerisindeki dağl��k kütlelerin kıyı turizmiyle aynı sezonda kış turizmine olanak tanıdığını belirten değerlendirme doğrudur.
Karstik kayaçların çözünmesiyle oluşan mağaralar turistik amaçla kullanılır. Antalya kıyılarında deniz turizmi devam ederken, kıyı arkasında hızla yükselen Beydağları'nda (Saklıkent) kış turizminin yapılabilmesi yer şekillerinin kısa mesafede gösterdiği değişimin bir sonucudur.

Adım Adım Çözüm

1
Haritada verilen numaralı alanların coğrafi özelliklerini tespit etme
I Doğu Karadeniz, II Ege (Grabenler), III Antalya ve çevresi (Teke/Toroslar), IV Kapadokya (Nevşehir), V Erzurum-Kars platosunu temsil etmektedir.
Soruda yer alan alanların fiziki ve iklimsel koşullarını belirlemek, turizm türleriyle ilişki kurmak için gereklidir.
2
Seçeneklerdeki ifadelerin coğrafi doğruluk kontrolünü yapma
Doğu Karadeniz'de yaylacılık yazın yapılır (A yanlış). Ege'de aktif volkanizma yoktur, fay kırıkları etkilidir (B yanlış). Kapadokya karma mirastır (D yanlış). Erzurum-Kars'ta yaz yağışları yaylacılığı destekler (E yanlış).
Çeldirici seçeneklerdeki kavram yanılgılarını eleyerek doğru yargıya ulaşmak amaçlanır.
3
Doğru seçenekteki coğrafi ilişkileri doğrulama
Antalya (III) çevresindeki karstik yapı Karain, Damlataş gibi mağaraları oluşturarak mağara turizmini geliştirmiştir. Beydağları ise yükseltisi nedeniyle Saklıkent kayak merkezinde kış turizmine olanak sağlarken, kıyıda deniz turizmi aynı dönemde yapılabilmektedir.
Karstik yer şekilleri ile jeomorfolojik özelliklerin turizme olan etkisinin sentezlenmesi hedeflenir.

Anahtar Kavram

Türkiye'nin Turizm Potansiyeli ve Coğrafi Varlıkları
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 4971Soru

Karlofça (1699) ve İstanbul (1700) antlaşmalar�� sonrasında Osmanlı Devleti'nin kaybettiği toprakları geri alma mücadelesi ve değişen dış siyaset yapısı çerçevesinde yaşanan aşağıdaki gelişmeleri kronolojik olarak geçmi��ten günümüze doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Doğru kronolojik sıralama şu şekildedir: Karlofça Antlaşması sonrasında yaşanan iç siyasi kriz olan Edirne Vakası (1703), Rusya'ya karşı kazanılan ve kaybedilen toprakları geri alma umudunu yeşerten Prut Savaşı (1711), Venedik'ten Mora'yı geri almak için düzenlenen Mora Seferi (1714) ve Osmanlı Devleti'nin geri alma ümidini yitirerek savunma politikasına geçişini simgeleyen Pasarofça Antlaşması (1718).
Karlofça sonrasındaki süreç kronolojik olarak incelendiğinde; antlaşmanın yarattığı prestij kaybı 1703'te Edirne Vakası'nı doğurmuş, ardından 1700 İstanbul Antlaşması'nı revize eden Prut Savaşı (1711) yaşanmış, bu zaferin cesaretiyle Karlofça'yı bozmaya yönelik Mora Seferi (1714) düzenlenmiş ve bu sürecin Avusturya yenilgisiyle kapanması üzerine savunma siyasetini başlatan Pasarofça Antlaşması (1718) imzalanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
İlk olayın belirlenmesi
Karlofça Antlaşması'nın (1699) hemen ardından ordunun ve halkın duyduğu memnuniyetsizlik 1703 yılında Edirne Vakası'na yol açmıştır. Bu olay kronolojinin ilk sırasındadır.
Karlofça sonrasındaki iç bunalımın ve taht değişiminin ilk somut yansımasıdır.
2
İkinci olayın belirlenmesi
1700 İstanbul Antlaşması ile Rusya'ya verilen hakları geri almak için girişilen Prut Savaşı (1711) ikinci sıradadır.
Bu savaşla Azak Kalesi geri alınmış ve kaybedilen toprakları kurtarma politikası resmen başarıyla başlamıştır.
3
Üçüncü olayın belirlenmesi
Prut başarısının getirdiği öz güvenle, Karlofça'da Venedik'e verilen Mora'yı kurtarmak amacıyla Mora Seferi (1714) başlatılmıştır.
Prut başarısı sonrası dış politikadaki genişleme hamlesinin ikinci aşamasıdır.
4
Dördüncü olayın belirlenmesi
Mora Seferi sonrasında Avusturya ile girilen savaşın kaybedilmesi üzerine imzalanan Pasarofça Antlaşması (1718) son sıradadır.
Osmanlı Devleti bu antlaşmayla kaybettiği toprakları geri alma ümidini kaybetmiş ve savunma odaklı Lale Devri barış diplomasisine geçmiştir.

Anahtar Kavram

Karlofça ve İstanbul antlaşmaları sonrasında Osmanlı dış politikasının değişimi: Kaybedilen toprakları geri alma umudunun doğması (Prut ve Mora), bu politikanın başarısızlığa uğraması (Pasarofça) ve ardından Avrupa'nın üstünlüğünü kabul ederek savunma ile barış diplomasisine geçilmesi.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 4972Soru

I. Dünya Savaşı'nın ardından İtilaf Devletleri, 18 Ocak 1919'da Paris Barış Konferansı'nı toplayarak savaşın sonuçlarını ve yeni dünya düzenini kararlaştırmak istemişlerdir. Konferansta alınan kararlar ve yaşanan gelişmelerle ilgili şu bilgiler verilmektedir:

I. Mağlup devletlerden toprak talep edilmesini yasaklayan Wilson İlkesi'ni aşmak amacıyla 'manda ve himaye' sisteminin uygulamaya konması,
II. Gizli antlaşmalarla İtalya'ya vaat edilen İzmir ve çevresinin, Doğu Akdeniz'de güçlü bir İtalyan varlığı istemeyen İngiltere'nin baskısıyla Yunanistan'a bırakılması,
III. İtilaf Devletleri'nin Osmanlı coğrafyasındaki paylaşım planlarını kesinleştirmek amacıyla Osmanlı Devleti ile imzalanacak barış antlaşmasının (Sevr) tüm şartlarının bu konferansta karara bağlanıp imzalanması.

Bu bilgilerden hangileri, konferansın hem İtilaf Devletleri arasında yeni çıkar çatışmaları ve görüş ayrılıkları yarattığına hem de Wilson İlkeleri'nin sömürgecilik karşıtı tezlerini işlevsiz kılacak formüller ürettiğine doğrudan kanıt gösterilebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

I ve II öncüllerini içeren seçenek doğrudur. Manda ve himaye sistemi Wilson İlkeleri'nin sömürgecilik karşıtı kararlarını bypass etmek için üretilmiş bir formüldür. İzmir'in Yunanistan'a bırakılması ise İtilaf Devletleri arasındaki ilk ciddi görüş ayrılığını gösterir. Osmanlı Devleti ile yapılacak barış antlaşması (Sevr) ise bu konferansta imzalanmamış, daha sonraya (San Remo Konferansı ve sonrasına) bırakılmıştır.
Paris Barış Konferansı'nda kabul edilen manda ve himaye sistemi, Wilson İlkeleri'nin toprak ilhakını ve sömürgeciliği yasaklayan hükümlerini aşmak için üretilmiş bir formüldür. İzmir'in İtalya yerine Yunanistan'a bırakılması ise İtilaf Devletleri arasındaki ilk büyük görüş ayrılığını ve çıkar çatışmasını yansıtır. Dolayısıyla I ve II öncüllerini barındıran seçenek doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci öncülün Wilson İlkeleri ile ilişkisini analiz etmek.
Manda ve himaye sistemi, Wilson İlkeleri'nin 'savaş sonrası toprak ve tazminat alınmayacaktır' maddesine karşı geliştirilmiş yeni bir sömürgecilik yöntemidir. Dolayısıyla bu durum, Wilson İlkeleri'nin sömürgecilik karşıtı tezlerini işlevsiz kılacak bir formül üretildiğini kanıtlar.
Manda sisteminin sömürgeciliğin maskelenmiş bir biçimi olduğunu kavramak.
2
İkinci öncülün İtilaf Devletleri arasındaki ilişkilere etkisini değerlendirmek.
İzmir ve çevresinin gizli antlaşmalarla İtalya'ya vaat edilmesine rağmen konferansta İngiltere'nin desteğiyle Yunanistan'a verilmesi, İtilaf Devletleri arasında yaşanan ilk büyük görüş ayrılığını ve çıkar çatışmasını kanıtlar.
İngiltere'nin Doğu Akdeniz'de güçlü bir İtalya yerine kontrol edebileceği bir Yunanistan'ı tercih etme politikasını analiz etmek.
3
Üçüncü öncüldeki Osmanlı barış antlaşması bilgisini tarihsel süreç bakımından kontrol etmek.
Osmanlı Devleti ile yapılacak barış antlaşması (Sevr), topraklarının paylaşımı üzerindeki anlaşmazlıklar nedeniyle Paris Barış Konferansı'nda karara bağlanamamış ve imzalanamamıştır. Bu antlaşmanın şartları Nisan 1920'deki San Remo Konferansı'nda belirlenmiş ve Ağustos 1920'de imzalanmıştır. Bu sebeple üçüncü öncül yanlıştır.
Osmanlı Devleti ile yapılan barış antlaşmasının gecikme nedenini ve kronolojisini bilmek.

Anahtar Kavram

Paris Barış Konferansı'nda İtilaf Devletleri arasındaki çıkar çatışmaları ve Wilson İlkeleri'nin manda sistemiyle aşılması.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 4973Soru

Aşağıdaki tabloda üç farklı ülkeye ait bazı sosyoekonomik göstergeler verilmiştir:

GöstergelerK ÜlkesiL ÜlkesiM Ülkesi
Kişi Başına Düşen GSMH ($)28.50048.0001.800
İnsani Gelişme Endeksi (HDI)0,6200,9400,410
Tarım Sektöründe Çalışanların Oranı (%)48268
Sanayi Sektöründe Çalışanların Oranı (%)182210
Hizmet Sektöründe Çalışanların Oranı (%)347622
İhracatta Hammadde ve Enerji Kaynaklarının Payı (%)92875

Bu ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ve sosyoekonomik yapılarıyla ilgili olarak yapılan aşağıdaki yorumlardan hangisi kesinlikle doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: K ülkesi, kişi başına düşen gayrisafi millî hasılasının yüksek olmasına karşın, iş gücünün sektörel dağılımı ve insani gelişim düzeyi göz önüne alındığında gelişmiş bir ülke olarak sınıflandırılamaz.

Cevap

K ülkesi, kişi başına düşen gayrisafi millî hasılasının yüksek olmasına karşın, iş gücünün sektörel dağılımı ve insani gelişim düzeyi göz önüne alındığında gelişmiş bir ülke olarak sınıflandırılamaz.
K ülkesi, kişi başına düşen gayrisafi millî hasılası yüksek olmasına rağmen, istihdamın yarısına yakınının (%48) tarım sektöründe olması ve insani gelişme endeksinin (0,620) görece düşük kalması sebebiyle gelişmiş ülke kategorisinde yer alamamaktadır. Bu durum, gelişmişlik düzeyini belirlemede sadece ekonomik gelirin değil, iş gücünün sektörel dağılımı ve beşeri gelişim gibi kriterlerin de kritik öneme sahip olduğunu doğrulamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Tablodaki ülkelerin kişi başına düşen GSMH değerlerini ve insani gelişme endeksi (HDI) değerlerini karşılaştırın.
K ülkesinin kişi başına düşen geliri yüksek (28.500)olmasınakars\cın,HDIdeg˘eri0,620ileortaseviyededir.Lu¨lkesininhemgeliri(28.500) olmasına karşın, HDI değeri 0,620 ile orta seviyededir. L ülkesinin hem geliri ( 48.000) hem de HDI değeri (0,940) oldukça yüksektir.
Gelişmişlik düzeyinin sadece ekonomik gelirle ölçülemeyeceğini, beşeri ve sosyal boyutları da içeren HDI gibi endekslerin dikkate alınması gerektiğini anlamak için bu karşılaştırma gereklidir.
2
Ülkelerin aktif nüfusunun sektörel dağılımını (tarım, sanayi, hizmet) analiz edin.
K ülkesinde çalışanların %48'i tarım sektöründedir. L ülkesinde ise tarım oranı %2 iken hizmet sektörü %76'dır.
Gelişmiş ülkelerde tarım sektöründe çalışanların oranı oldukça düşük (%2-5 civarı), hizmet ve sanayi sektörlerinin payı ise yüksektir. K ülkesinde tarım istihdamının çok yüksek olması gelişim seviyesinin düşük olduğuna işaret eder.
3
İhracatta hammadde ve enerji kaynaklarının payını inceleyin ve doğal kaynak-gelişmişlik ilişkisini yorumlayın.
K ülkesinin ihracatında hammadde payı %92'dir. Bu durum, ülkenin sanayi ürünleri üretmekten ziyade doğal kaynak ihraç eden bir 'rantçı/hammadde ihracatçısı' ekonomi olduğunu gösterir.
Doğal kaynak zenginliği tek başına gelişmişlik kriteri değildir; kaynağı işleyecek sanayi ve beşeri sermaye yoksa ülke gelişmiş kabul edilemez.
4
Ulaşılan veriler doğrultusunda seçenekleri değerlendirerek kesin doğru olan yargıyı belirleyin.
K ülkesi, yüksek gelirine rağmen tarım istihdamının fazlalığı ve düşük HDI değeri nedeniyle gelişmiş bir ülke olarak sınıflandırılamaz.
Çelişkili sosyoekonomik verilerin (yüksek gelir - düşük beşeri gelişim) analiz edilerek gelişmişlik düzeyini belirleyen asıl kriterlerin beşeri sermaye ve sektörel yapı olduğu sonucuna varılması gerekir.

Anahtar Kavram

Ülkelerin Gelişmişlik Düzeylerini Belirleyen Kriterler
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 4974Soru

Mustafa Kemal’in askerlik hayatı, diplomasi faaliyetleri ve fikir dünyasının gelişim süreciyle ilgili;

I. Sofya’da ataşemiliterlik yaptığı dönemde, bölgedeki Türklerin sosyal ve kültürel durumlarıyla yakından ilgilenmesi ve Bulgar meclisinin (Sobranje) çalışmalarını izlemesi, hem dış Türkler konusundaki hassasiyetini hem de parlamenter sistemin işleyişine dair birikimini artırmıştır.
II. Trablusgarp Savaşı'nda İtalyan işgaline karşı Derne ve Tobruk'ta yerel halkı örgütleyerek başarılı mücadeleler vermesi, onun gayrinizami harp (gerilla savaşı) yöntemlerindeki ve teşkilatç��lık alanındaki ilk askerî tecrübesidir.
III. I. Dünya Savaşı'nda sırasıyla Çanakkale, Suriye-Filistin ve Kafkas cephelerinde görev alarak istilacı güçlere karşı stratejik başarılar elde etmiş ve bu başarıları onun Millî Mücadele’nin lideri olarak benimsenmesinde belirleyici olmuştur.
IV. Şam'daki 5. Ordu görevi sırasında kurduğu Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nin bir şubesini de Selanik’te açması, hürriyetçi fikirlerini yayma çabasının yanı sıra Selanik’in imparatorluktaki muhalif ve hareketli yapısından yararlanma düşüncesini yansıtır.

ifadelerinden hangileri doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I, II ve IV

Cevap

I, II ve IV numaralı ifadeleri içeren seçenektir.
I, II ve IV numaralı öncüller tarihsel gerçeklerle tam olarak örtüşmektedir. Sofya ataşeliği parlamenter sistem gözlemlerine katkı sağlamış, Trablusgarp ilk örgütleme tecrübesi olmuş, Şam'da kurduğu cemiyetin Selanik şubesi ise Selanik'in sosyo-politik önemini göstermiştir. Üçüncü öncüldeki cephe sıralaması (Çanakkale - Suriye-Filistin - Kafkas) kronolojik olarak yanlış olduğundan (doğrusu Çanakkale - Kafkas - Suriye-Filistin şeklindedir), bu öncül elenmelidir.

Adım Adım Çözüm

1
Öncüllerin tarihsel doğruluklarını tek tek inceleyin.
Birinci öncüldeki Sofya parlamenter gözlemleri, ikinci öncüldeki Trablusgarp teşkilatçılık tecrübesi ve dördüncü öncüldeki Vatan ve Hürriyet Cemiyeti Selanik şubesi bilgisi tarihsel gerçeklerle tam olarak örtüşmektedir.
Her bir öncülün tarihsel olgulara uygunluğunu belirlemek çözümün ilk aşamasıdır.
2
Üçüncü öncüldeki Birinci Dünya Savaşı cephe sıralamasını kontrol edin.
Mustafa Kemal'in Birinci Dünya Savaşı'nda savaştığı cephelerin doğru kronolojik sıralaması sırasıyla Çanakkale Cephesi (1915), Kafkas Cephesi (1916) ve Suriye-Filistin Cephesi (1917-1918) şeklindedir. İfadede verilen sıralama bu kronolojik düzene uymamaktadır.
Öncüllü sorularda kronolojik ve kavramsal hataların ayıklanması doğru cevaba ulaşmayı sağlar.
3
Doğru öncülleri bir araya getirerek seçeneği belirleyin.
Tarihsel olarak doğru olan I, II ve IV numaralı ifadeler bir araya getirilerek doğru cevaba ulaşılır.
Yanlış öncüller elendikten sonra doğru bilgilerin senteziyle nihai sonuca varılır.

Anahtar Kavram

Mustafa Kemal'in askerlik hayatı, diplomasi faaliyetleri ve Birinci Dünya Savaşı cephelerinin kronolojik sırası.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 4975Soru

Türkiye’nin iktisat tarihi boyunca uygulanan ekonomi politikaları, ülkenin mekânsal organizasyonunu, sanayinin dağılışını ve bölgesel kalkınma dinamiklerini doğrudan şekillendirmiştir.

Buna göre, aşağıdaki ekonomi politikası dönemlerinden hangisi, dönemin temel uygulaması ve bu uygulamanın mekânsal yansımasıyla yanlış eşleştirilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dönem: 1960-1980 Dönemi
Temel Uygulama: Planlı kalkınma dönemine geçilerek Devlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) kurulması ve dış ticaret dengesini korumak için ithal ikameci sanayi modelinin benimsenmesi
Mekânsal Yansıması: Bölgesel dengesizlikleri azaltmak için Kalkınmada Öncelikli Yöreler'in belirlenmesi; dış pazarlarla entegrasyonu sağlamak amacıyla Mersin ve Antalya'da ilk serbest bölgelerin açılması

Cevap

1960-1980 planlı kalkınma döneminde uygulanan ithal ikameci modele karşın, dış pazarlarla entegrasyonu sağlayan serbest bölgelerin kurulması 1980 sonrasındaki dışa açık ekonomi dönemine aittir.
1960-1980 planlı kalkınma döneminde Türkiye, dış ticaret açığını kapatmak amacıyla yerli üretimi destekleyen 'ithal ikameci' bir sanayileşme modelini benimsemiştir. Bu model iç pazarı korumaya yöneliktir. Dış pazarlarla entegrasyonu sağlamak, ihracatı artırmak ve yabancı sermayeyi çekmek amacıyla kurulan serbest bölgeler (Mersin ve Antalya serbest bölgeleri) ise 1980 sonrası dışa açık ve ihracata dayalı ekonomi politikasının (24 Ocak Kararları sonrası) bir ürünü olarak 1987 yılında faaliyete geçmiştir. Dolayısıyla bu dönem ve yansıması yanlış eşleştirilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Cumhuriyet dönemi iktisat tarihi süreçlerini ve bu süreçlerin temel ekonomi politikalarını (liberalizm, devletçilik, ithal ikameci planlı ekonomi, dışa açık ihracat odaklı ekonomi) gözden geçirmek.
Dönemlerin temel özellikleri ve makroekonomik hedefleri belirlenmiştir.
Seçeneklerdeki tarihsel dönemler ve ekonomik uygulamaların kronolojik olarak doğrulanması gerekir.
2
Her bir dönemde uygulanan kararların Türkiye coğrafyası üzerindeki mekânsal yansımalarını (sanayi tesislerinin yeri, göç hareketleri, şehirlerin fonksiyonları, serbest bölgeler ve ulaşım yatırımları) analiz etmek.
Ekonomi politikalarının mekânsal (coğrafi) sonuçları eşleştirilmiştir.
Politikaların coğrafi dağılış ve mekânsal yapı üzerindeki etkisini ölçmek sorunun temel kazanımıdır.
3
1960-1980 planlı dönemindeki ithal ikameci modelin iç pazara yönelik korumacı yapısını analiz etmek ve dış ticaret hacmini artırmayı amaçlayan serbest bölgelerin açılış zamanını saptamak.
Türkiye'de ilk serbest bölgelerin (Mersin ve Antalya) 1987 yılında, yani 1980 sonrasındaki dışa açık liberal dönemde faaliyete geçtiği belirlenmiştir.
1960-1980 döneminin mekânsal yansımasında serbest bölgelerin gösterilmesinin tarihsel ve mekânsal bir çelişki olduğunu ortaya koymak gerekir.
4
Yanlış eşleştirilmiş olan seçeneği belirleyerek doğru cevaba ulaşmak.
Mersin ve Antalya serbest bölgelerinin açılmasını 1960-1980 planlı dönemine bağlayan seçeneğin yanlış olduğu netleştirilmiştir.
Soru kökünde bizden yanlış eşleştirilmiş seçeneği bulmamız istenmiştir.

Anahtar Kavram

Türkiye Ekonomisinin Tarihsel Gelişimi ve Ekonomi Politikaları
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 4976Soru

İlk Türk devletlerinde hükümdarın tahta çıkış süreci ve kurultayın karar alma mekanizması göz önüne alındığında, kut anlayı��ına dayalı egemenlik meşruiyetinin tesis edilmesi ve idari yapının işlerlik kazanması sürecinde gerçekleşen aşağıdaki aşamaları mantıksal ve kronolojik sıraya göre düzenleyiniz.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Süreç, veraset belirsizliğinden kaynaklanan taht mücadelesiyle başlar; ardından galip gelen prensin kut inancıyla meşruiyet ilanı gelir. Bunu kurultayın yeni kağanı onaylaması, tahtı kesinleşen kağanın töreyi yürürlüğe koyması ve son olarak ülkenin batı kanadına yabgu atanmasıyla ikili teşkilatın kurulması izler.
Doğru sıralama, ilk Türk devletlerindeki egemenlik anlayışı ve teşkilatlanma yapısının işleyiş aşamalarını mantıksal bir sırayla sunmaktadır. Süreç, veraset belirsizliğinden kaynaklanan taht mücadelesiyle başlar. Galip gelen prens kut inancı ile meşruiyetini ilan eder, ardından kurultayın onayını alır. Tahta geçen hükümdar töreyi yürürlüğe koyar ve en nihayetinde ülkeyi ikili teşkilat esasına göre yapılandırarak batıya yabgu atar.

Adım Adım Çözüm

1
İlk olarak veraset sisteminden kaynaklanan kriz aşamasını tespit etmek.
Kağanın ölümü sonrası taht mücadelelerinin başlaması.
Türk devlet geleneğindeki veraset sisteminin belirsizliği (ülkenin hanedanın ortak malı olması töresi), hükümdar öldüğünde taht kavgalarını kaçınılmaz hale getirir.
2
Taht mücadelesinin sonucunda ortaya çıkan meşruiyet arayışını belirlemek.
Mücadeleyi kazanan prensin kut aldığını ilan etmesi.
Türk cihan hâkimiyeti ve hükümdarlık anlayışında, tahtı ele geçiren kişi bunu tanrısal iradeye (kut) dayandırarak meşrulaştırmak zorundadır.
3
Kut ilanı sonrasında devlet meclisinin rolünü analiz etmek.
Kurultayın (Toy) toplanarak yeni kağanı onaylaması.
Kağanın hükümdarlığının resmiyet ve kesinlik kazanması için boy beylerinin katıldığı kurultayda onaylanması ve bağlılık bildirilmesi gerekir.
4
Hükümdarlığı kesinleşen kağanın iç işlerdeki ilk icraatını belirlemek.
Töre kurallarının kağan tarafından yürürlüğe konulması.
Kağan, tahta oturduktan sonra devletin kurucu gücü olan yazısız hukuk kurallarını (töre) ilan ederek toplumsal ve idari düzeni sağlar.
5
Devlet düzeninin kurulmasının ardından idari teşkilatlanmayı tamamlamak.
Batı kanadına yabgu atanarak ikili teşkilatın hayata geçirilmesi.
Gücü pekişen kağan, genişleyen sınırları yönetebilmek amacıyla ülkeyi doğu ve batı olarak ikiye ayırır ve batıya hanedandan bir yönetici atar.

Anahtar Kavram

İlk Türk devletlerinde veraset sistemi, kut anlayışının siyasi meşruiyetteki rolü, kurultayın yönetimdeki gücü ve ikili teşkilat yapısı.
Soru 4977Soru

Atatürk inkılapları, tek bir ilkenin sonucu olmaktan ziyade birden fazla ilkenin ortak amaç ve değerleri doğrultusunda şekillenen bütüncül bir yapıya sahiptir. Örneğin, toplumsal alanda imtiyaz belirten unvanların yasaklanarak vatandaşlar arasında eşitliğin sağlanması "halkçılık" ilkesinin doğrudan bir gereğidir. Bununla birlikte, bu süreci düzenleyen yasal mevzuatın milli kimlik unsurlarını koruma ve pekiştirme yönünde şekillendirilmesi, yapılan düzenlemenin "milliyetçilik" ilkesiyle de güçlü bir bağ kurmasını sağlamıştır.

Bu açıklamaya göre, aşağıdaki inkılaplardan hangisi hem toplumsal eşitliği sağlayarak halkçılık ilkesini hem de yasal çerçevesinde barındırdığı dilsel ve kültürel zorunlulukla milli kimlik inşasını destekleyerek milliyetçilik ilkesini doğrudan yansıtmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Soyadı Kanunu'nun kabul edilmesi

Cevap

Soyadı Kanunu'nun kabul edilmesi
Soyadı Kanunu'nun kabul edilmesi, toplumsal hayatta imtiyaz ve sınıf farklılığı yaratan unvan ve lakapların kullanımını yasaklayarak eşitlikçi bir toplum düzeni kurmayı amaçladığından doğrudan halkçılık ilkesinin bir gereğidir. Bunun yanı sıra, kanun kapsamında alınacak soyadlarının Türkçe olması zorunluluğu getirilmesi, dilsel ve kültürel alanda milli kimlik inşasını ve ulusal birliği pekiştirdiğinden milliyetçilik ilkesini doğrudan yansıtır.

Adım Adım Çözüm

1
Soyadı Kanunu'nun toplumsal eşitlik boyutunu incelemek.
Soyadı Kanunu ve onunla bağlantılı yasal düzenleme ile ağa, bey, paşa, efendi gibi toplumsal ayrıcalık ve sınıf farkı belirten unvanların yasaklanmasının halkçılık ilkesinin eşitlik prensibini doğrudan yansıttığı tespit edilir.
Halkçılık ilkesinin en temel amaçlarından biri, kanun önünde eşitliği sağlamak ve toplumsal imtiyazları ortadan kaldırmaktır.
2
Soyadı Kanunu'nun milli kimlik ve kültürel boyutunu değerlendirmek.
Kanunda yer alan, alınacak soyadlarının Türkçe olması ve yabancı ırk/millet isimlerinin alınamaması şartının doğrudan milliyetçilik ilkesiyle ilişkili olduğu görülür.
Milliyetçilik ilkesi, milli kültürün korunmasını ve dil birliğinin güçlendirilmesini hedefler.
3
Çeldirici seçenekleri analiz ederek eleme yapmak.
Kabotaj Kanunu'nun milliyetçilikle, Aşar vergisinin halkçılıkla, Medeni Kanun'un halkçılık ve laiklikle, Saltanatın kaldırılmasının ise cumhuriyetçilik ve laiklikle doğrudan ilgili olduğu, ancak bu inkılapların soyadı kanunundaki gibi dilsel/kültürel Türkçe zorunluluğu ve toplumsal eşitlik bütünleşmesini aynı anda doğrudan barındırmadığı anlaşılır.
İnkılapların birincil ve ikincil amaçlarını doğru ayırt etmek, kavramsal kafa karışıklıklarını önler.
4
Tüm koşulları sağlayan doğru seçeneği belirlemek.
Soyadı Kanunu'nun hem halkçılık (toplumsal eşitlik) hem de milliyetçilik (Türkçe soyadı zorunluluğu) ilkelerini doğrudan ve eş zamanlı yansıtan yegane düzenleme olduğu sonucuna varılır.
Soru kökündeki bütüncül ilke entegrasyonu tanımına tam uyum gösteren seçeneği netleştirmek için.

Anahtar Kavram

Atatürk İlkelerinin Bütünlüğü ve İlişkisi
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 4978Soru

Osmanlı Klasik Dönemi idari ve adli yapısında yönetici sınıflar arasında yer alan ilmiye sınıfı üyelerinin taşra ve merkez teşkilatındaki yargı yetkisi sınırları ile hiyerarşik dereceleri farklılık göstermektedir. Buna göre, aşağıda verilen ilmiye sınıfı görevlilerini, sahip oldukları yargı yetkisinin derecesi ve hiyerarşik konumları bakımından en alt basamaktan en üst basamağa (yerelden merkeze) doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Adli ve idari hiyerarşiye g��re en yerel ve sınırlı yetkiden en üst merkeze doğru sıralama Naib, Kaza Kadısı, Taht Kadısı ve Kazasker şeklindedir.
Klasik Dönem Osmanlı yargı teşkilatında hiyerarşi yerelden merkeze, dar yetkiden geniş yetkiye doğru dikey bir yapı izler. En yerel ve alt birim nahiyelerde kadı adına hareket eden naiblerdir. Onların üstünde kaza birimlerini yöneten ve doğrudan merkezce atanan kaza kadıları bulunur. Kaza kadılarının üstünde ise başkentlik yapmış İstanbul, Edirne, Bursa gibi payitahtlarda görev yapan yüksek rütbeli taht kadıları (mevleviyet) yer alır. Hiyerarşinin en üst noktasında ise taşra kadılarının atamasından sorumlu olan ve Divan-ı Hümayun üyesi sıfatıyla askeri davalara bakan kazaskerlik makamı bulunur.

Adım Adım Çözüm

1
En alt yargı birimi olan nahiyelerdeki temsilcinin belirlenmesi
Naib adındaki kadı vekillerinin hiyerarşinin en altında (birinci sırada) yer olduğunun tespit edilmesi
Naiblerin kadı tarafından atanan ve onun adına kısıtlı adli işleri yürüten yardımcı görevliler olması
2
Kaza düzeyindeki asil yargı yetkilisinin konumlandırılması
Kaza Kadısının ikinci sıraya yerleştirilmesi
Kadının doğrudan merkezden atanması ve kazadaki tüm adli-idari işlerden sorumlu asil amir olması nedeniyle naibden üst konumda bulunması
3
Büyük idari ve siyasi öneme sahip merkezlerdeki adli makamın yerleştirilmesi
Taht Kadısının (Mevleviyet kadılığı) üçüncü sıraya yerleştirilmesi
Taht kadılarının payitaht düzeyindeki büyük merkezlerde görev almaları ve protokol ile adli yetki bakımından sıradan kaza kadılarının üzerinde yer almaları
4
Merkez teşkilatı düzeyindeki en yüksek adli makamın belirlenmesi
Kazaskerin son sıraya yerleştirilmesi
Kazaskerin Divan-ı Hümayun üyesi olması, askeri sınıfın davalarına bakması ve taşra teşkilatındaki kadıların atama zincirini yönetmesi dolayısıyla en üst adli otoriteyi temsil etmesi

Anahtar Kavram

Osmanlı yönetici sınıflarından İlmiye sınıfının taşra ve merkez teşkilatındaki yargı ve yönetim hiyerarşisi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 4979Soru

Biyoçeşitliliğin yeryüzündeki dağılışı; fiziki (doğal) ve beşerî faktörlerin karmaşık ve dinamik etkileşimiyle şekillenir. Aşağıda sol sütunda biyoçeşitlilikle ilgili bazı coğrafi durum ve gözlemler, sağ sütunda ise bu durumları açıklayan ekolojik mekanizmalar verilmiştir. Sol sütundaki durumları sağ sütundaki uygun ekolojik mekanizmalarla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Toros Dağları'nın güney yamaçlarında nemcil ve sıcaklık isteği yüksek türler yayılış gösterirken, kuzey yamaçlarında kurakçıl ve soğuğa dayanıklı türlerin yer alması.
Süveyş Kanalı'nın açılmasıyla Kızıldeniz kökenli Lesepsiyen türlerin Doğu Akdeniz'e göç ederek buradaki yerli türlerle rekabete girmesi.
Aşırı yıkanmış lateritik topraklarda besin maddesi azlığı nedeniyle, bu alanlarda yalnızca derin köklü ve mikoriza ortaklığı kurabilen bitki türlerinin hayatta kalabilmesi.
Ekvator'dan kutuplara doğru gidildikçe güneş ışınlarının geliş açısına bağlı olarak sıcaklığın azalması ve buna bağlı olarak tür zenginliğinin kademeli olarak seyrelmesi.

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Sol sütundaki durumlar sırasıyla sağ sütundaki şu mekanizmalarla eşleşir: Toros Dağları'ndaki yamaç farklılığı karasal topografyanın bakı ve mikroklima etkisine; Süveyş Kanalı'ndaki tür geçişleri antropojenik su yolları inşasına; laterit topraklardaki bitki uyumu pedojenik kimyasal kısıtlamalara; Ekvator'dan kutuplara tür azalması ise güneş radyasyonunun enlemsel gradyanına karşılık gelir.
Doğru eşleştirmede: Toros Dağları'ndaki yamaç farklılığı karasal topografyanın bakı ve mikroklima etkisine; Süveyş Kanalı'ndaki tür geçişleri antropojenik su yolları inşasına; laterit topraklardaki bitki uyumu pedojenik kimyasal kısıtlamalara; Ekvator'dan kutuplara tür azalması ise güneş radyasyonunun enlemsel gradyanına karşılık gelir.

Adım Adım Çözüm

1
Toros Dağları'nın kuzey ve güney yamaçlarındaki biyoçeşitlilik farkını incelemek.
Bu durumun yer şekilleri (dağların uzanışı ve bakı) gibi fiziki faktörler nedeniyle oluşan mikroklima ve güneşlenme süresi farklarından kaynaklandığı belirlenir.
Yamaçlardaki sıcaklık ve nem farklarının bitki tür kompozisyonunu nasıl değiştirdiğini saptamak amacıyla bu adım atılır.
2
Süveyş Kanalı'nın açılmasının biyoçeşitliliğe etkisini analiz etmek.
Kanal açılması beşerî (insan kaynaklı) bir faktördür ve yapay bir su yolu oluşturarak Kızıldeniz ve Akdeniz arasındaki doğal bariyeri ortadan kaldırmıştır.
Beşerî faaliyetlerin canlıların göç yolları ve ekolojik rekabeti üzerindeki etkisini belirlemek için bu adım gerçekleştirilir.
3
Laterit topraklar ve bitki adaptasyonları ilişkisini değerlendirmek.
Aşırı yıkanmış toprakların besin maddesi yönünden fakir olması fiziksel/kimyasal bir toprak faktörüdür ve bitkilerin hayatta kalmak için özel adaptasyonlar geliştirmesine yol açar.
Toprak özelliklerinin bitki türlerinin fizyolojik ve morfolojik sınırlarını nasıl belirlediğini anlamak için bu analiz yapılır.
4
Ekvator'dan kutuplara doğru biyoçeşitliliğin azalma nedenini saptamak.
Güneş ışınlarının enleme bağlı olarak değişen düşme açısının sıcaklık ve iklim kuşaklarını oluşturarak küresel ölçekte tür dağılışını belirlediği görülür.
İklim elemanlarından sıcaklığın enlemsel gradyana bağlı olarak biyoçeşitlilik desenlerini nasıl şekillendirdiğini açıklamak amacıyla bu değerlendirme yapılır.

Anahtar Kavram

Biyoçeşitliliğin yeryüzündeki dağılışını belirleyen fiziki (iklim, yer şekilleri, toprak) ve beşerî (beşerî faaliyetler, kanallar) faktörlerin ekolojik mekanizmaları.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 4980Soru

Lozan Barı�� Konferansı’nda Türk heyeti; tam bağımsızlık, milli egemenlik ve Misak-ı Millî sınırlarına ulaşma ilkelerinden taviz vermemeyi amaçlamıştır. Ancak dönemin konjonktürü gereği bazı konularda egemenlik haklarını kısıtlayıcı kararlar kabul edilmiş, bazı konular ise çözülemeyerek sonraya bırakılmıştır.

Buna göre, Lozan Barış Antlaşması’nda yer alan;

I. Boğazlar’ın yönetiminin başkanı Türk olan uluslararası bir komisyona bırakılması ve her iki yakasının askersizleştirilmesi,
II. Osmanlı Devleti’nden kalan borçların, bu devletten ayrılan diğer ülkelere paylaştırılarak Türkiye'nin kendi payını taksitler halinde ödemesi,
III. Türkiye-Irak sınırının belirlenmesi konusunun, Musul Sorunu nedeniyle antlaşmanın imzalanmasından sonraki dokuz ay içinde taraflar arasında yapılacak ikili görüşmelere bırakılması

kararlarından hangileri doğrudan Türk devletinin egemenlik haklarını kısıtlayıcı veya Misak-ı Millî hedeflerini erteleyici bir nitelik taşımaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve III

Cevap

Lozan Barış Antlaşması'nda Boğazlar'ın uluslararası komisyona bırakılarak askersizleştirilmesi egemenlik haklarını kısıtlarken, Irak sınırının sonraya bırakılması Misak-ı Millî hedeflerini ertelemiştir. Borçların paylaştırılması ise mali egemenliğin kazanılması anlamına gelir.
Doğru cevap birinci ve üçüncü ifadeleri içeren seçenektir. Boğazlar’ın yönetiminin başkanı Türk olan uluslararası bir komisyona bırakılması ve kıyılarının askersizleştirilmesi kararı, yeni kurulan Türk devletinin kendi toprakları üzerinde askeri tahkimat yapmasını ve tam idari denetim kurmasını engellediği için doğrudan egemenlik haklarını kısıtlamaktadır. Türkiye-Irak sınırının (Musul Sorunu) Lozan’da çözüme kavuşturulamayıp antlaşma sonrasına bırakılması ise Misak-ı Millî sınırları içerisinde kabul edilen bir bölgenin durumunu belirsizleştirmiş ve bu hedefin gerçekleştirilmesini ertelemiştir. Osmanlı borçlarının paylaştırılması kararı ise mali bağımsızlığı zedeleyen Düyun-ı Umumiye’nin kaldırılmasını ve ekonomik egemenliğin kurulmasını sağladığı için egemenliği kısıtlayıcı değildir.

Adım Adım Çözüm

1
Boğazlar maddesinin egemenlik hakları açısından analiz edilmesi
Boğazlar’ın yönetiminin uluslararası bir komisyona verilmesi ve askersizleştirilmesi, Türkiye'nin kendi toprakları üzerindeki askeri ve idari denetimini engellediği için egemenlik haklarını doğrudan kısıtlamaktadır.
Milli egemenlik ve güvenlik unsurlarını sınırlandıran maddelerin saptanması gerekir.
2
Osmanlı borçları konusunun ekonomik bağımsızlık yönünden değerlendirilmesi
Borçların Osmanlı'dan ayrılan devletler arasında paylaştırılması ve Düyun-ı Umumiye idaresinin fiilen sonlandırılması, Türkiye'nin mali egemenliğini ve ekonomik bağımsızlığını pekiştirmiştir.
Mali düzenlemelerin bağımsızlık üzerindeki olumlu ya da olumsuz etkisinin ayırt edilmesi amaçlanır.
3
Türkiye-Irak sınırı (Musul) konusunun Misak-ı Millî hedefleri açısından incelenmesi
Musul Sorunu'nun çözülemeyip antlaşma sonrasındaki ikili görüşmelere ertelenmesi, Misak-ı Millî sınırlarına tam olarak ulaşılmasını geciktirmiş ve bu hedefi ertelemiştir.
Lozan'da ertelenen veya sonraya bırakılan sınır konularının tespit edilmesi amaçlanır.
4
Elde edilen sonuçların karşılaştırılarak doğru seçeneğe ulaşılması
Birinci öncüldeki Boğazlar maddesinin kısıtlayıcı, üçüncü öncüldeki Irak sınırı maddesinin ise erteleyici nitelikte olduğu saptanarak doğru cevaba ulaşılır.
Öncüllerin soru kökündeki kriterlere göre gruplandırılması sağlanır.

Anahtar Kavram

Lozan Barış Antlaşması'nda egemenlik haklarını kısıtlayan hükümler ile çözümü sonraya bırakılan konuların ayırt edilmesi.
Tahmini Süre:2m 0s
ÖncekiSayfa 249 / 437Sonraki
Tüm alıştırma soruları — YKS AYT (Alan Yeterlilik Testi) | Examkin