Tüm alıştırma soruları
6755 soru
Ahlak felsefesinde evrensel ahlak yasasının varlığını nesnel (objektif) temelde kabul eden filozofların temel yaklaşımları ile bu yaklaşımların kavramsal dayanaklarını gösteren aşağıdaki ifadeleri doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Platon'a göre devlet, insan doğasının bir devamı ve canlı bir organizmanın daha büyük bir ölçekteki benzeridir. İnsan, kendi kendine yetmeyen ve ihtiyaçlar��nı karşılamak için başkalarına gereksinim duyan bir varlıktır. Bu doğal ihtiyaçlar, insanları bir arada yaşamaya ve iş bölümü yapmaya yöneltir. Bu durumun en örgütlü ve olgun biçimi ise devlettir. Dolayıs��yla devlet, sonradan uzlaşmayla kurulmuş yapay bir yapı değil, insan doğasının zorunlu ve organik bir uzantısıdır.
Buna göre, Platon’un devletin ortaya çıkışına ilişkin görüşü hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Aşağıdaki tabloda, yaklaşık aynı enlem üzerinde yer alan K, L ve M merkezlerinin yükselti ve ocak ayı ortalama sıcaklık değerleri verilmiştir:
| Merkez | Yükselti (m) | Ocak Ayı Ortalama Sıcaklığı (°C) |
|---|---|---|
| K | ||
| L | ||
| M |
Buna göre, bu merkezlerin sıcaklık özellikleri ile ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?
Platon, ruhun ve bedenin birbirinden farklı iki töz olduğunu savunur. Beden; maddidir, parçalıdır, değişime ve dolayısıyla yok oluşa tabidir. Ruh ise akılsal, basit (bölünemez) ve değişmezdir. Platon'a göre parçası olmayan bir şey bölünemez, bölünemeyen bir şey ise yok olamaz. Bu nedenle beden ölse de ruh varlığını sürdürmeye devam eder.
Bu parçadan hareketle Platon'un ruhun ölümsüzlüğü düşüncesiyle ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
Aralık tarihinde Dünya genelinde ve Türkiye'de gece ile gündüz sürelerinde belirgin değişimler yaşanır. Türkiye'de güneyden kuzeye doğru gidildikçe bu tarihte gündüz sürelerinin kısaldığı, gece sürelerinin ise uzadığı bilinmektedir.
Aşağıdaki tabloda, Türkiye sınırları içerisinde yer alan K, L, M ve N merkezlerinin Aralık günü ölçülen gündüz süreleri verilmiştir:
| Merkez | Gündüz Süresi |
|---|---|
| K | saat dakika |
| L | saat dakika |
| M | saat dakika |
| N | saat dakika |
Bu bilgilere göre, K, L, M ve N merkezlerinin Ekvator'a en yakın olandan en uzak olana doğru sıralanışı aşağıdakilerin hangisinde verilmiştir?
Aşağıda rasyonalist (akılcı) felsefenin üç önemli temsilcisi ve bilgiye ulaşma yöntemleri verilmiştir. Filozofları, kendi bilgi görüşlerini yansıtan açıklamalarla doğru biçimde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Gazzâlî, *el-Munkızu mine’d-Dalâl* adlı eserinde hakikat arayışını anlat��rken önce duyularına güvendiğini ancak gökyüzündeki bir yıldızın göze bir madeni para büyüklüğünde görünmesine rağmen matematiksel hesapların onun Dünya'dan daha büyük olduğunu ortaya koymas��yla duyuların akıl tarafından düzeltildiğini fark ettiğini söyler. Ardından aklın ilkelerine yönelen Gazzâlî, aklın da bir sınırı olduğunu ve kendi başına kavrayamadığı metafizik ve gaybi gerçekliklerin ancak peygamberlerin getirdiği ilahi bildirimlerle bilinebileceğini belirtir.
Bu parçadan hareketle İslam bilgi epistemolojisinde yer alan bilgi kaynakları ve aralarındaki ilişkiyle ilgili;
I. Salim duyularla elde edilen verilerin doğru bilgiye dönüşebilmesi, selim aklın denetimine ve yorumlamasına muhtaçtır.
II. Sadık haber, selim aklın sınırlarını aşan aşkın ve gaybi gerçeklik alanında insanı yanılgıdan koruyan güvenilir bilgi kaynağıdır.
III. Selim akıl ve salim duyular, sadık haberin bildirdiği inanç ve ahlak ilkelerini denetleyerek onların yerine yeni kurallar ikame edebilir.
yargılarından hangileri doğrudur?
John Locke'a göre, doğuştan zihnimizde hiçbir fikir bulunmaz. Örneğin, doğuştan görme engelli bir insan renk kavramına sahip olamaz; çünkü renkleri duyumsayabileceği bir deneyim yaşamamıştır. Zihnimiz ancak deneyim aracılığıyla şekillenir ve bilgi üretir.
Buna göre Locke'un bilgi görüşüyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Gazzâlî, bilgi edinme sürecinde insan zihninin ve dış dünyayla kurduğu bağın sınırlarını incelerken akıl ile vahiy ilişkisini göz ile güneş ışığına benzetir. Ona göre göz (görme duyusu), dış dünyadaki nesneleri algılamak için güneş ışığına ihtiyaç duyar; zira zifiri karanlıkta gözün görme yeteneği işlevsiz kalır. Benzer şekilde, insan aklı da metafizik ve ahlaki doğruları b��tünüyle kavramak için vahyin (sadık haberin) aydınlığına muhtaçtır. Ancak güneş ışığı ne kadar parlak olursa olsun, görme yetisi (salim duyu) veya görme organı hasar görmüş bir kimse için bu ışık bir anlam ifade etmez. Dolayısıyla vahyin getirdiği hakikatlerin kavranması ve hayata aktarılması, ancak fıtratını ve işlevini kaybetmemiş bir akıl ile mümkündür.
Gazzâlî'nin bu benzetmesinden hareketle İslam'da bilginin kaynakları ve aralarındaki ilişkiyle ilgili;
I. Salim duyularla elde edilen verilerin doğru bilgiye dönüşebilmesi, selim aklın değerlendirmesine ve sadık haberin rehberliğine ihtiyaç duyar.
II. Sadık haber (vahiy), selim aklı ve salim duyuları ikame eden ve insanı diğer bilgi kaynaklarından bağımsız kılan tek mutlak bilgi kaynağ��dır.
III. Selim akıl ve sadık haber arasında bütünleyici bir ilişki vardır; akıl olmadan vahyin mesajı kavranamaz, vahiy olmadan da akıl nihai doğrulara ulaşmada yetersiz kalır.
yarg��larından hangilerine ulaşılabilir?
İslam epistemolojisinde bilgi kaynaklarının işlevleri ile bu kaynakların birbiriyle olan ilişkisine dair sol sütunda verilen açıklamaları, sağ sütunda yer alan kavramsal karşılıklarıyla doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Devletin veya toplumun, bireyin eylem özgürlüğüne müdahale etmesinin meşru sınırları neresidir? Bir insanın kendi iyiliği (fiziksel veya ahlaki) onun özgürlüğünü kısıtlamak için yeterli bir gerekçe değildir. Birey, sadece başkalarına zarar verdiği durumlarda topluma karşı sorumlu olmalıdır. Kendi bedeni ve zihni üzerinde ise egemen olan yalnızca kendisidir. Bu sınırın aşılması, devletin birey üzerindeki otoritesinin meşruluğunu ortadan kaldırır.
Bu parçada savunulan görüşe göre, birey-devlet ilişkisinde devletin otoritesini sınırlandıran temel unsur aşağıdakilerden hangisidir?
İslam epistemolojisinde (bilgi felsefesinde) herkes için geçerli, nesnel ve bağlayıcı olan temel bilgi kaynakları bulunmaktadır. Bunlar dışındaki bazı bilgi yolları ise öznel olup genel bir geçerliliğe sahip değildir.
Buna göre;
I. Selim akıl
II. İlham ve rüya
III. Sadık haber
IV. Salim duyular
öncüllerinden hangileri İslam dinine göre herkes için bağlayıcı ve genel bir bilgi kaynağıdır?
Aşağıda idealist varlık felsefesine ait bazı temel kavramlar ve açıklamaları verilmiştir. Bu kavramları doğru açıklamalarıyla eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Bir filozof, geliştirdiği bilgi kuramında zihinden bağımsız bir dış dünyada var olan nesnelerin doğrudan bilinemeyeceğini ve her şeyin yalnızca zihinsel tasarımlardan ibaret olduğunu iddia eder. Ancak aynı filozof, ahlak felsefesine dair görüşlerini temellendirirken, dış dünyadaki diğer insanların fiziksel olarak var olmasının ve eylemlerinin ahlaki sorumluluğun temel koşulu olduğunu savunur. Bu filozofun sistemini inceleyen bir eleştirmen, bu iki görüşün birbiriyle çeliştiğini ve aynı sistem içinde bir arada bulunamayacağını belirtir.
Buna göre eleştirmenin yaptığı itiraz, felsefi düşüncenin aşağıdaki özelliklerinden hangisinin önemini doğrudan vurgulamaktadır?
Rasyonalist filozoflar, bilginin kaynağının akıl olduğu konusunda uzlaşsalar da bilginin yapısı, doğası ve elde ediliş süreci konusunda farklı açıklamalar geliştirmişlerdir.
Aşağıda sol sütunda yer alan filozofları, sağ sütundaki kendilerine ait temel epistemolojik açıklamalarla doğru biçimde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
İnsan, önceden belirlenmiş bir doğa ya da kendisi için çizilmiş aşkın bir planla dünyaya gelmez. O, önce var olur; sahneye atılır, dünyada başka varlıklarla karşılaşır ve ancak ondan sonra kendisini tanımlayıp bir kimlik kazanır. Eğer insanın özü, varoluşundan önce belirlenmiş olsaydı, ahlaki eylemleri bu belirlenmiş özün birer zorunlu çıktısı olurdu ve genelgeçer bir ahlak yasasından söz edebilirdik. Ancak insan, kendi özünü özgür seçimleriyle bizzat kendisi kurmak zorundadır. Bu nedenle, tüm insanlık için önceden yazılmış, herkesi bağlayan ve uymakla yükümlü olunan nesnel bir ahlak yasasının varlığından bahsedilemez.
Bu parçadaki görüşü savunan bir filozofun aşağıdakilerden hangisini öne sürmesi beklenir?
Bir felsefe seminerinde konuşmacı, önündeki kürsüyü işaret ederek şöyle der: "Bu kürsünün kendine ait gerçek bir varlığı yoktur. Aslında hiçbir şey gerçek anlamda var değildir; var olduğunu düşündüğümüz her şey yalnızca bir yanılsamadan ibarettir." Salondaki bir dinleyici ise kürsüye dokunarak şu karşılığı verir: "Ben bu kürsüyü düşünmesem ve ona dokunmasam bile o, dış dünyada fiziksel bir nesne olarak yer kaplamaya ve zihnimden bağımsız olarak var olmaya devam eder."
Buna göre, seminerdeki konuşmacı ile dinleyicinin savunduğu görüşler sırasıyla felsefedeki hangi iki ontolojik yaklaşıma örnek oluşturur?
Jean-Paul Sartre varoluşçuluğu açıklarken şöyle der: 'Eğer bir masa yapacaksam kafamda bir masa tasarımı, yani masanın özü vardır ve masayı bu öze göre üretirim; burada öz varoluştan önce gelir. Oysa insan söz konusu olduğunda durum tam tersidir. İnsan önce var olur, dünyayla karşılaşır, kendini fark eder ve ancak daha sonra eylemleriyle kendi özünü kurar. İnsanın sığınabileceği hazır bir ahlak yasası ya da önceden belirlenmiş bir doğası yoktur.'
Bu parçadan hareketle varoluşçu felsefenin insan anlayışına ilişkin aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
Duyularımızla algıladığımız dış dünya, sürekli değişen gölgelerden ibarettir. Asıl ve gerçek olan varlık ise bu gölgelerin arkasında yatan, zamandan ve mekandan bağımsız, yalnızca zihinle kavranabilen düşünsel yapılardır. Bu düşünsel özler olmasaydı, fiziksel dünyanın varlığından ya da bilgisinden söz etmek mümkün olamazdı. Bu parçada dile getirilen varlık görüşü aşağıdakilerden hangisidir?
Ahlak felsefesinde evrensel bir ahlak yasasının varlığını kabul etmeyen düşünürler, bu reddedişlerini farklı insan doğası tasavvurlarına ve ontolojik gerekçelere dayandırmışlardır. Aşağıda bu görüşü savunan bazı filozoflar ve evrensel ahlak yasasını reddetme gerekçeleri verilmiştir. Soldaki filozofları sağdaki ahlaki gerekçeleriyle doğru bir şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler