Tüm alıştırma soruları

6755 soru

Soru 2201Soru

Ahlak felsefesinde evrensel ahlak yasasının varlığını nesnel (objektif) temelde kabul eden filozofların temel yaklaşımları ile bu yaklaşımların kavramsal dayanaklarını gösteren aşağıdaki ifadeleri doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Platon'un ahlak felsefesinde ahlak yasasının nesnel temeli
Kant'ın ahlak felsefesinde ahlak yasasının nesnel temeli
Spinoza'nın ahlak felsefesinde ahlak yasasının nesnel temeli
Sokrates'in ahlak felsefesinde ahlak yasasının nesnel temeli

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Platon'un ahlak felsefesindeki nesnel temel, 'Duyusal dünyanın ötesinde yer alan, değişmez ve aşkın bir metafiziksel ilke olan İyi İdeası' ile; Kant'ın temeli, 'Aklın kendi yasasını kendisinin koyması (otonomi) ve koşulsuz buyruğun (kategorik imperatif) rehberliği' ile; Spinoza'nın temeli, 'Tanrı ile doğayı bir tutan panteist evren tasarımındaki zorunlu nedensellik yasalarına uyum' ile; Sokrates'in temeli ise 'Bilgi ve ahlakın rasyonel sorgulamayla açığa çıkarılması ve erdemin doğru bilgiyle özdeş kılınması' ile eşleşir.
Evrensel ahlak yasasını nesnel temelde temellendiren filozofların her biri ahlakı evrensel kılan farklı bir nesnel dayanak belirlemiştir. Platon aşkın İyi İdeası'nı, Kant aklın otonom yapısı ve kategorik imperatifi, Spinoza panteist evren düzeninin zorunlu bilgisini, Sokrates ise ahlakla özdeşleşen rasyonel bilgiyi nesnel temel olarak görür. Eşleştirmede bu kavramsal ilişkiler doğru şekilde gösterilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Platon'un ahlak felsefesindeki nesnel temelin niteliğini analiz etmek.
Platon'da ahlak yasasının objektif dayanağı, duyusal dünyanın ötesindeki idealar dünyasının zirvesinde bulunan değişmez İyi İdeası'dır.
Platon'un ahlaki nesnellik kaynağını metafizik ve epistemolojik temeliyle ilişkilendirmek.
2
Kant'ın ahlak felsefesindeki nesnel temelin niteliğini analiz etmek.
Kant'ta ahlak yasası pratik aklın otonomisine, yani insanın kendi aklıyla koyduğu koşulsuz buyruğa (kategorik imperatif) dayanır.
Kant'ın ahlaki nesnelliği öznenin rasyonel iradesinde (ödev bilincinde) nasıl temellendirdiğini belirlemek.
3
Spinoza'nın ahlak felsefesindeki nesnel temelin niteliğini analiz etmek.
Spinoza'da ahlakilik, doğa ve Tanrı'nın birliğinden (panteizm) kaynaklanan evrensel nedensellik zincirinin rasyonel kavranışı ve bu zorunluluğa uygunluktur.
Spinoza'nın panteist determinist ahlak yaklaşımının objektif temelini saptamak.
4
Sokrates'in ahlak felsefesindeki nesnel temelin niteliğini analiz etmek.
Sokrates'te ahlakın temeli, rasyonel sorgulamayla (maiotik) ortaya çıkarılan doğru bilgidir; erdem bilgiyle özdeştir ve nesneldir.
Sokrates'in rasyonel ahlak felsefesinde nesnelliği bilgi temelinde nasıl kurduğunu açıklamak.

Anahtar Kavram

Evrensel ahlak yasasının nesnel temelde temellendirilmesi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2202Soru

Platon'a göre devlet, insan doğasının bir devamı ve canlı bir organizmanın daha büyük bir ölçekteki benzeridir. İnsan, kendi kendine yetmeyen ve ihtiyaçlar��nı karşılamak için başkalarına gereksinim duyan bir varlıktır. Bu doğal ihtiyaçlar, insanları bir arada yaşamaya ve iş bölümü yapmaya yöneltir. Bu durumun en örgütlü ve olgun biçimi ise devlettir. Dolayıs��yla devlet, sonradan uzlaşmayla kurulmuş yapay bir yapı değil, insan doğasının zorunlu ve organik bir uzantısıdır.

Buna göre, Platon’un devletin ortaya çıkışına ilişkin görüşü hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devleti, insan doğasının tabii bir sonucu olarak ortaya çıkan organik bir kurum olarak kabul eder.

Cevap

Devleti, insan doğasının tabii bir sonucu olarak ortaya çıkan organik bir kurum olarak kabul eder.
Parçada Platon'un devleti insan doğasının bir uzantısı, organik bir yapı ve doğal bir ihtiyaç sonucu ortaya çıkan bir kurum olarak gördüğü belirtilmektedir. Bu durum, devletin doğal bir süreçle ortaya çıktığı fikrini doğrudan destekler.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel iddiayı belirleme
Platon'un devleti insan doğasının bir devamı, organik bir uzantısı ve tabii bir süreç olarak gördüğü tespit edilir.
Soruda Platon'un devlet görüşünün temel niteliği sorulmaktadır.
2
Seçenekleri analiz etme
Doğal devlet görüşünü yansıtan seçeneğin organik kurum vurgusu yaptığı, diğer seçeneklerin ise toplumsal sözleşme veya yapay devlet kuramlarına ait olduğu belirlenir.
Doğal ve yapay devlet görüşleri arasındaki farkı ortaya koymak için seçeneklerin elenmesi gerekir.
3
Doğru seçeneği belirleme
Devleti doğal bir sürecin ve organik yapının ürünü olarak gören ifadenin Platon'un görüşüyle tam olarak örtüştüğü sonucuna varılır.
Parçadaki 'organik uzantı' ve 'doğal ihtiyaç' ifadeleri doğrudan bu seçeneğe yönlendirir.

Anahtar Kavram

Doğal Devlet Görüşü (Platon)
Soru 2203Soru

Aşağıdaki tabloda, yaklaşık aynı enlem üzerinde yer alan K, L ve M merkezlerinin yükselti ve ocak ayı ortalama sıcaklık değerleri verilmiştir:

MerkezYükselti (m)Ocak Ayı Ortalama Sıcaklığı (°C)
K0088
L1000100011
M160016005-5

Buna göre, bu merkezlerin sıcaklık özellikleri ile ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Merkezlerin deniz seviyesine indirgenmiş sıcaklıklarının farklı olmasında enlem faktörü etkili olmuştur.

Cevap

Merkezlerin deniz seviyesine indirgenmiş sıcaklıklarının farklı olmasında enlem faktörünün etkili olduğunu savunan yargı yanlıştır ve bu yargıya ulaşılamaz.
Soruda K, L ve M merkezlerinin yaklaşık aynı enlem üzerinde bulunduğu açıkça belirtilmiştir. Enlemleri aynı olan merkezlerin Güneş ışınlarını alma açıları da yaklaşık olarak aynıdır. Yükselti etkisinin tamamen ortadan kaldırıldığı deniz seviyesine indirgenmiş sıcaklık değerleri karşılaştırıldığında, sıcaklıkların K'den M'ye doğru azaldığı görülür. Bu durum enlem etkisiyle değil, denizden uzaklaştıkça karasallığın artmasıyla açıklanır. Dolayısıyla, indirgenmiş sıcaklıkların farklı olmasında enlem faktörünün etkili olduğunu savunan ifade yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Merkezlerin enlem konumunu değerlendirme
Soruda K, L ve M merkezlerinin yaklaşık aynı enlem üzerinde yer aldığı belirtilmiştir. Bu durum, merkezlerin Güneş ışınlarını alma açılarının ve dolayısıyla enlem etkilerinin benzer olduğunu gösterir.
Enlem etkisinin sıcaklık farkları üzerindeki rolünü belirlemek için.
2
Deniz seviyesine indirgenmiş sıcaklıkları hesaplama
K merkezinin indirgenmiş sıcaklığı yükseltisi 0 m0\text{ m} olduğu için 8C8^\circ\text{C}'dir. L merkezinin indirgenmiş sıcaklığı 1+(1000/200)=6C1 + (1000 / 200) = 6^\circ\text{C}'dir. M merkezinin indirgenmiş sıcaklığı ise 5+(1600/200)=3C-5 + (1600 / 200) = 3^\circ\text{C}'dir.
Yükselti faktörünü arındırarak diğer sıcaklık etmenlerini analiz etmek için.
3
Sıcaklık farklarının nedenini yorumlama
Yükselti etkisi elendikten sonra bile (indirgenmiş sıcaklıklarda) K'den M'ye doğru sıcaklıkların düştüğü görülür. Bu merkezler aynı enlemde olduğundan bu fark enlemle açıklanamaz; temel neden karasallık ve denizelliktir.
Ulaşılamayacak olan yanlış yargıyı tespit etmek için.

Anahtar Kavram

Gerçek ve indirgenmiş sıcaklık ilişkisi ile aynı enlemdeki sıcaklık farklarının göreceli konumla açıklanması.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2204Soru

Platon, ruhun ve bedenin birbirinden farklı iki töz olduğunu savunur. Beden; maddidir, parçalıdır, değişime ve dolayısıyla yok oluşa tabidir. Ruh ise akılsal, basit (bölünemez) ve değişmezdir. Platon'a göre parçası olmayan bir şey bölünemez, bölünemeyen bir şey ise yok olamaz. Bu nedenle beden ölse de ruh varlığını sürdürmeye devam eder.

Bu parçadan hareketle Platon'un ruhun ölümsüzlüğü düşüncesiyle ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ruhun maddesel olmayan ve bölünemez yapısı, onun yok olmasını engellemektedir.

Cevap

Ruhun maddesel olmayan ve bölünemez yapısı, onun yok olmasını engellemektedir.
Ruhun maddesel olmayan ve bölünemez yapısının yok olmasını engellediğini belirten seçenek doğrudur. Parçada Platon'un ruhu 'akılsal, basit (bölünemez) ve değişmez' olarak tanımladığı ve parçası olmayan bir şeyin bölünemeyeceği için yok olamayacağını savunduğu açıkça belirtilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel argümanı tespit etmek.
Bedenin maddi ve parçalı olduğu için yok olabileceği, ruhun ise akılsal ve bölünemez olduğu için yok olamayacağı sonucuna ulaşılır.
Platon'un ruh ve beden düalizmindeki ölümsüzlük gerekçesini anlamak.
2
Elde edilen bu sonucu seçeneklerdeki ifadelerle karşılaştırmak.
Ruhun maddesel olmayan ve bölünemez yapısının yok olmasını engellediğini belirten seçeneğin doğru olduğu görülür.
Parçadaki akıl yürütmeyi birebir yansıtan doğru seçeneği bulmak.

Anahtar Kavram

Ruhun ölümsüzlüğü ve Platon'un ruh-beden düalizmi
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 2205Soru

2121 Aralık tarihinde Dünya genelinde ve Türkiye'de gece ile gündüz sürelerinde belirgin değişimler yaşanır. Türkiye'de güneyden kuzeye doğru gidildikçe bu tarihte gündüz sürelerinin kısaldığı, gece sürelerinin ise uzadığı bilinmektedir.

Aşağıdaki tabloda, Türkiye sınırları içerisinde yer alan K, L, M ve N merkezlerinin 2121 Aralık günü ölçülen gündüz süreleri verilmiştir:

MerkezGündüz Süresi
K99 saat 3535 dakika
L99 saat 1414 dakika
M99 saat 2727 dakika
N99 saat 2121 dakika

Bu bilgilere göre, K, L, M ve N merkezlerinin Ekvator'a en yakın olandan en uzak olana doğru sıralanışı aşağıdakilerin hangisinde verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: K - M - N - L

Cevap

K - M - N - L
Türkiye, Kuzey Yarım Küre'nin orta kuşağında yer almaktadır. 21 Aralık tarihinde (kış solstisi) Kuzey Yarım Küre'de güneyden kuzeye doğru gidildikçe gündüz süreleri kısalır, gece süreleri ise uzar. Bu durum, Ekvator'a yakın olan (güneydeki) merkezlerin gündüz süresinin daha uzun, Ekvator'a uzak olan (kuzeydeki) merkezlerin gündüz süresinin ise daha kısa olmasına neden olur. Tablodaki gündüz süreleri incelendiğinde; gündüz süresi en uzun olan K merkezi (99 saat 3535 dakika) en güneyde (Ekvator'a en yakın), gündüz süresi en kısa olan L merkezi (99 saat 1414 dakika) ise en kuzeydedir (Ekvator'a en uzak). Bu doğrultuda merkezler gündüz sürelerinin uzunluğuna göre büyükten küçüğe doğru sıralandığında Ekvator'a en yakın olandan en uzak olana doğru 'K - M - N - L' sırası elde edilir.

Adım Adım Çözüm

1
21 Aralık tarihinde Türkiye'de enlemlere göre gündüz süresi değişim kuralı hatırlanır.
21 Aralık'ta Kuzey Yarım Küre'de (dolayısıyla Türkiye'de) güneyden kuzeye gidildikçe gündüz süreleri kısalır.
Verilen gündüz sürelerini coğrafi konumla (enlem) doğru şekilde ilişkilendirmek için temel coğrafi kuralın belirlenmesi gerekir.
2
Verilen merkezlerin gündüz süreleri uzunluklarına göre büyükten küçüğe doğru sıralanır.
K (99 saat 3535 dakika) > M (99 saat 2727 dakika) > N (99 saat 2121 dakika) > L (99 saat 1414 dakika) şeklinde bir sıralama elde edilir.
Gündüz süresi en uzun olan merkezin en güneyde (Ekvator'a en yakın), en kısa olan merkezin ise en kuzeyde (Ekvator'a en uzak) olduğunu tespit etmek amacıyla süreler karşılaştırılır.
3
Sıralama Ekvator'a en yakın olandan en uzak olana doğru düzenlenir.
Ekvator'a en yakın olan merkez K, ardından sırasıyla M, N ve en uzak olan L merkezidir. Sıralama K - M - N - L şeklindedir.
Soru kökündeki yönelim talebine (yakından uzağa) uygun olarak doğru dizilim tamamlanır.

Anahtar Kavram

Solstislerde (gün dönümlerinde) enlem derecesine göre gece ve gündüz sürelerinin değişimi.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2206Soru

Aşağıda rasyonalist (akılcı) felsefenin üç önemli temsilcisi ve bilgiye ulaşma yöntemleri verilmiştir. Filozofları, kendi bilgi görüşlerini yansıtan açıklamalarla doğru biçimde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Platon
Sokrates
Descartes

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Platon, idealar dünyasına dayanan görüşle; Sokrates, soru sorma ve diyalog yöntemiyle (maiotik); Descartes ise şüpheyi yöntem olarak kullanan açıklamayla eşleşir.
Doğru eşleştirmede Platon idealar kuramına dayalı bilgi tanımıyla, Sokrates maiotik yöntemiyle, Descartes ise kesin bilgiye ulaşmak için şüpheyi araç olarak kullanmasıyla eşleşmektedir. Bu durum rasyonalizmin her üç filozofta da farklı metodolojik yollarla akıl vurgusuna dayandığını gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Platon'un bilgi felsefesini analiz etme
Platon, duyular dünyasının bilgisini yanıltıcı bulur ve gerçek bilginin yalnızca akılla kavranabilen idealar dünyasına ait olduğunu belirtir. Bu nedenle Platon, idealar dünyası ile ilgili olan üçüncü açıklamayla eşleşir.
Filozofun temel epistemolojik kuramını tespit etmek.
2
Sokrates'in bilgi yöntemini inceleme
Sokrates, bilginin doğuştan zihinde var olduğunu savunur ve maiotik (doğurtma) adı verilen diyalog yöntemiyle bilgileri açığa çıkarır. Bu nedenle Sokrates, soru sorma ve maiotik yöntemi içeren birinci açıklamayla eşleşir.
Sokrates'in doğuştan bilgi ve sorgulama prensibini doğrulamak.
3
Descartes'ın metodolojik yaklaşımını belirleme
Descartes, kesin bilgiye ulaşmak için her şeyden şüphe ederek başlar (metodik şüphe) ve şüpheyi bir araç olarak kullanıp akılla kesin doğrulara ulaşır. Bu nedenle Descartes, şüpheyi yöntem olarak kullanan ikinci açıklamayla eşleşir.
Descartes'ın metodik şüphe yaklaşımını eşleştirmek.

Anahtar Kavram

Rasyonalist filozofların bilginin kaynağı ve yöntemi hakkındaki temel yaklaşımlarının ayırt edilmesi.
Soru 2207Soru

Gazzâlî, *el-Munkızu mine’d-Dalâl* adlı eserinde hakikat arayışını anlat��rken önce duyularına güvendiğini ancak gökyüzündeki bir yıldızın göze bir madeni para büyüklüğünde görünmesine rağmen matematiksel hesapların onun Dünya'dan daha büyük olduğunu ortaya koymas��yla duyuların akıl tarafından düzeltildiğini fark ettiğini söyler. Ardından aklın ilkelerine yönelen Gazzâlî, aklın da bir sınırı olduğunu ve kendi başına kavrayamadığı metafizik ve gaybi gerçekliklerin ancak peygamberlerin getirdiği ilahi bildirimlerle bilinebileceğini belirtir.

Bu parçadan hareketle İslam bilgi epistemolojisinde yer alan bilgi kaynakları ve aralarındaki ilişkiyle ilgili;

I. Salim duyularla elde edilen verilerin doğru bilgiye dönüşebilmesi, selim aklın denetimine ve yorumlamasına muhtaçtır.
II. Sadık haber, selim aklın sınırlarını aşan aşkın ve gaybi gerçeklik alanında insanı yanılgıdan koruyan güvenilir bilgi kaynağıdır.
III. Selim akıl ve salim duyular, sadık haberin bildirdiği inanç ve ahlak ilkelerini denetleyerek onların yerine yeni kurallar ikame edebilir.

yargılarından hangileri doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

İslam bilgi epistemolojisinde duyu verilerinin akılla denetlenmesi gerektiği ve aklın aşamadığı gayb alanında sadık haberin nihai bilgi kaynağı olduğu doğrulanırken; akıl ve duyuların vahyin getirdiği ilkeleri değiştirip yerine yeni kurallar koyamayacağı gerçeğinden hareketle doğru cevap birinci ve ikinci yargıları içeren seçenektir.
Doğru cevap, birinci ve ikinci yargıları içeren seçenektir. Parçada, Gazzâlî'nin duyuların yanıltıcılığını akıl ve matematiksel hesaplarla düzelttiği belirtilerek duyuların aklın denetimine muhtaç olduğu (birinci yargı) ifade edilmiştir. Ayrıca, aklın sınırlarını aşan metafizik ve gaybi alanın ancak peygamberlerin getirdiği ilahi bildirimlerle (sadık haber) bilinebileceği vurgulanarak sadık haberin bu alandaki rolü (ikinci yargı) teyit edilmiştir. Üçüncü yargıda geçen akıl ve duyuların sadık haberin getirdiği inanç ve ahlak ilkelerinin yerine yeni kurallar ikame edebileceği iddiası ise İslam bilgi ahlakı ve hiyerarşisiyle bağdaşmaz.

Adım Adım Çözüm

1
Paragrafta geçen duyular ile akıl arasındaki ilişkiyi analiz etmek.
Yıldız örneğinde duyuların (görmenin) yanıltıcı olabildiği, aklın (matematiksel hesapların) bunu düzelttiği görülür. Bu durum birinci yargıyı doğrular.
Salim duyular fiziksel dünyayı algılasa da doğru ve yanılgısız bilgi için selim akıl tarafından yorumlanmalı ve denetlenmelidir.
2
Paragrafta geçen akıl ile sadık haber (peygamberlerin getirdiği ilahi bildirimler) arasındaki ilişkiyi analiz etmek.
Aklın bir sınırı olduğu ve gaybi/metafizik gerçeklerin ancak peygamberlerin getirdiği ilahi bildirimlerle (sadık haber) bilinebileceği belirtilir. Bu durum ikinci yargıyı doğrular.
Metafizik ve gaybi konular insan aklının doğrudan deneyimleyemeyeceği alanlar olduğundan, bu alanda sadık haber (vahiy) yegane güvenilir kaynaktır.
3
Üçüncü yargının İslam bilgi sistemindeki yerini değerlendirmek.
Beşeri bilgi kaynaklarının vahyin yerine yeni inanç ve ahlak ilkeleri koyamayacağı belirlenir. Bu durum üçüncü yargının yanlış olduğunu gösterir.
İslam düşüncesinde sadık haber (vahiy), inanç ve ahlak esaslarının belirlenmesinde kurucudur; beşeri bilgi kaynakları vahyin getirdiği bu esasları iptal edemez veya yerine yeni kural ikame edebilir nitelikte bir üst merci değildir.

Anahtar Kavram

İslam'da Bilginin Kaynakları ve Sınırları
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2208Soru

John Locke'a göre, doğuştan zihnimizde hiçbir fikir bulunmaz. Örneğin, doğuştan görme engelli bir insan renk kavramına sahip olamaz; çünkü renkleri duyumsayabileceği bir deneyim yaşamamıştır. Zihnimiz ancak deneyim aracılığıyla şekillenir ve bilgi üretir.

Buna göre Locke'un bilgi görüşüyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bilgilerimizin temel kaynağı duyusal deneyim ve yaşantılardır.

Cevap

Bilgilerimizin temel kaynağı duyusal deneyim ve yaşantılardır.
Locke'un zihnin doğuştan boş bir levha olduğunu ve bilginin duyusal deneyimlerle kazanıldığını savunması, bilginin temel kaynağının duyusal deneyim ve yaşantılar olduğunu gösterir. Renkleri bilmek için onları deneyimlemek gerektiği örneği de bu tezi doğrudan destekler.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel savı ve verilen örneği analiz etmek.
Locke'un bilginin doğuştan gelmediğini, deneyim (örneğin renkleri duyumsama) yoluyla elde edildiğini savunduğu görülür.
Locke'un empirist (deneyci) bilgi kuramının temel iddiasını belirlemek için parçadaki argümanı anlamak gerekir.
2
Seçenekleri bu sav doğrultusunda değerlendirmek.
Duyusal deneyim ve yaşantıların bilginin kaynağı olduğunu belirten seçeneğin parçayla tam olarak uyuştuğu tespit edilir.
Düşüncelerin doğuştan gelmediği fikri, bilginin kaynağını dış dünya deneyimine dayandırır.

Anahtar Kavram

Empirizm (Deneycilik)
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 2209Soru

Gazzâlî, bilgi edinme sürecinde insan zihninin ve dış dünyayla kurduğu bağın sınırlarını incelerken akıl ile vahiy ilişkisini göz ile güneş ışığına benzetir. Ona göre göz (görme duyusu), dış dünyadaki nesneleri algılamak için güneş ışığına ihtiyaç duyar; zira zifiri karanlıkta gözün görme yeteneği işlevsiz kalır. Benzer şekilde, insan aklı da metafizik ve ahlaki doğruları b��tünüyle kavramak için vahyin (sadık haberin) aydınlığına muhtaçtır. Ancak güneş ışığı ne kadar parlak olursa olsun, görme yetisi (salim duyu) veya görme organı hasar görmüş bir kimse için bu ışık bir anlam ifade etmez. Dolayısıyla vahyin getirdiği hakikatlerin kavranması ve hayata aktarılması, ancak fıtratını ve işlevini kaybetmemiş bir akıl ile mümkündür.

Gazzâlî'nin bu benzetmesinden hareketle İslam'da bilginin kaynakları ve aralarındaki ilişkiyle ilgili;

I. Salim duyularla elde edilen verilerin doğru bilgiye dönüşebilmesi, selim aklın değerlendirmesine ve sadık haberin rehberliğine ihtiyaç duyar.
II. Sadık haber (vahiy), selim aklı ve salim duyuları ikame eden ve insanı diğer bilgi kaynaklarından bağımsız kılan tek mutlak bilgi kaynağ��dır.
III. Selim akıl ve sadık haber arasında bütünleyici bir ilişki vardır; akıl olmadan vahyin mesajı kavranamaz, vahiy olmadan da akıl nihai doğrulara ulaşmada yetersiz kalır.

yarg��larından hangilerine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve III

Cevap

Birinci ve üçüncü öncüllerin yer aldığı seçenek doğrudur. Salim duyularla elde edilen verilerin işlenmesi ve anlam kazanması için selim akıl ve sadık haber gereklidir. Aynı zamanda selim akıl ile sadık haber birbirini tamamlar.
Doğru olan seçenekte belirtildiği üzere, Gazzâlî'nin analojisinde göz (salim duyu) karanlıkta göremez; bu da duyuların tek başına yeterli olmadığını, dışarıdan bir ışığa yani sadık habere (vahiy) ihtiyaç duyduğunu gösterir. Aynı zamanda en parlak ışıkta bile görme organının (selim akıl) sağlam olması şarttır; bu da vahyin anlaşılması ve hayata aktarılması için aklın zorunlu olduğunu doğrular. Bu durum birinci ve üçüncü ��ncülleri doğru kılarken, vahyin aklı ve duyuları devre dışı bıraktığını savunan ikinci öncülü yanlışlar.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde verilen göz ve güneş ışığı analojisini analiz etmek.
Gözün görme yetisi 'salim duyu'yu, güneş ışığı 'sadık haber'i (vahiy), bu ışık altında anlamlı kavrayış gerçekleştiren fıtratını korumuş görme mekanizması ise 'selim akıl'ı temsil etmektedir.
Paragraftaki sembolik anlatımın İslam'daki bilgi kaynakları ile eşleştirilmesi gerekir.
2
Birinci öncülü değerlendirmek.
Gözün karanlıkta işlevsiz olması, salim duyuların tek başına yeterli bilgi üretemeyeceğini, dış bir aydınlatıcıya (sadık haber) ve onu yorumlayacak bir mekanizmaya (selim akıl) muhtaç olduğunu gösterir. Dolayısıyla bu yargı doğrudur.
Duyuların bilgi üretimindeki sınırlılığını tespit etmek için.
3
İkinci öncülü değerlendirmek.
Metinde 'görme yetisi hasar görmüş bir kimse için bu ışık bir anlam ifade etmez' denilmektedir. Bu durum, sadık haberin (vahyin) selim aklı ve duyuları devre dışı bırakmadığını, bilakis onlara ihtiyaç duyduğunu gösterir. İkinci yargı yanlıştır.
Sadık haberin diğer kaynaklarla ilişkisindeki rolünü ve sınırlarını belirlemek için.
4
Üçüncü önc��lü değerlendirmek.
Metinde aklın vahye muhtaç olduğu ve vahyin getirdiği hakikatlerin ancak akıl ile kavranabileceği belirtilmiştir. Bu durum akıl ve vahiy (sadık haber) arasındaki bütünlüğü doğrular. Üçüncü yargı doğrudur.
Akıl ve vahiy ilişkisinin bütünsel boyutunu analiz etmek için.

Anahtar Kavram

İslam'da bilgi kaynaklarının (selim akıl, sadık haber, salim duyular) birbirleriyle olan işlevsel ilişkisi ve bilgi üretimindeki bütünlüğü.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 2210Soru

İslam epistemolojisinde bilgi kaynaklarının işlevleri ile bu kaynakların birbiriyle olan ilişkisine dair sol sütunda verilen açıklamaları, sağ sütunda yer alan kavramsal karşılıklarıyla doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Duyular vasıtasıyla algılanan dış dünyaya ait verilerin ham ve yanıltıcı olabilen yönlerini ayırt ederek, bu verileri mantıksal analiz ve çıkarımlarla doğru bilgiye dönüştüren zihinsel süreç.
Ahiret hayatı, melekler ve gayb alemi gibi insan aklının ve duyu organlarının doğrudan tecrübe edemeyeceği aşkın alanlara dair bilgileri insana ulaştırarak, aklın bilgi sınırlarını aşan konularda yanılmasını önleyen ilahi bildirim.
Vahyin getirdiği ilkeleri ve evrendeki yaratılış delillerini, hiçbir kişisel çıkar, taassup veya peşin hükmün etkisinde kalmaksızın tarafsız bir biçimde sorgulayıp idrak ederek doğru inanca ve ahlaki olgunluğa ulaşmayı sağlayan yeti.

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Duyuların ham verilerini işleyen süreç 'Salim Duyular ve Aklın İşbirliği'; gaybi gerçekleri bildiren ilahi bildirim 'Sadık Haber'; taassuptan uzak nesnel idrak yetisi ise 'Selim Akıl' ile eşleşmektedir.
İslam epistemolojisinde bilginin kaynakları selim akıl, sadık haber ve salim duyulardır. Duyuların ham verilerinin akıl tarafından değerlendirilerek hatadan arındırılması süreci salim duyular ve aklın işbirliğini; aklın tek başına ulaşamayacağı aşkın (gayb) alanın vahiyle bildirilmesi sadık haberin akla rehberliğini; her türlü taassuptan uzak, tarafsızca gerçeği arayan akıl ise selim aklı temsil eder.

Adım Adım Çözüm

1
Duyu verilerinin akıl süzgecinden geçirilmesine dair açıklamayı incelemek.
Bu açıklamanın salim duyular ile aklın koordineli çalışmasını ifade eden kavramla eşleştiği görülür.
Duyu organlarının tek başına yanılma payı olduğundan aklın denetimi gerekir.
2
Gaybi ve aşkın konulara dair verilen açıklamayı incelemek.
Bu açıklamanın sadık haber (vahiy) kavramıyla eşleştiği görülür.
İnsan aklı ve duyuları gayb alemini kavrayamaz, bu bilgi ancak ilahi bildirimle yani sadık haberle gelebilir.
3
Taassup ve peşin hükümden uzak, tarafsız idrak yetiyle ilgili açıklamayı incelemek.
Bu açıklamanın selim akıl kavramıyla eşleştiği görülür.
Selim akıl, önyargılardan arınmış olarak hakikati kavrayabilen fıtri akıldır.

Anahtar Kavram

İslam'da bilgi kaynaklarının işlevleri, sınırları ve birbirleriyle olan ilişkileri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2211Soru

Devletin veya toplumun, bireyin eylem özgürlüğüne müdahale etmesinin meşru sınırları neresidir? Bir insanın kendi iyiliği (fiziksel veya ahlaki) onun özgürlüğünü kısıtlamak için yeterli bir gerekçe değildir. Birey, sadece başkalarına zarar verdiği durumlarda topluma karşı sorumlu olmalıdır. Kendi bedeni ve zihni üzerinde ise egemen olan yalnızca kendisidir. Bu sınırın aşılması, devletin birey üzerindeki otoritesinin meşruluğunu ortadan kaldırır.

Bu parçada savunulan görüşe göre, birey-devlet ilişkisinde devletin otoritesini sınırlandıran temel unsur aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bireyin eylemlerinin başkalarının haklarına ve güvenliğine zarar vermeme sınırı

Cevap

Bireyin eylemlerinin başkalarının haklarına ve güvenliğine zarar vermeme sınırı
Parçada açıkça belirtildiği üzere, bireyin özgürlüğüne müdahale edilmesinin tek meşru gerekçesi başkalarına zarar vermesini önlemektir. Bireyin kendi ahlaki ya da fiziksel iyiliği için dahi bu özgürlük kısıtlanamaz. Dolayısıyla bireyin eylemlerinin başkalarının haklarına ve güvenliğine zarar vermeme sınırı, devletin otoritesini sınırlandıran temel unsurdur.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel argümanı tespit etmek.
Parçada bireyin eylem özgürlüğüne yapılacak müdahalenin tek sınırının 'başkalarına zarar verme' durumu olduğu vurgulanmaktadır.
Soruda devletin otoritesini sınırlandıran temel unsurun ne olduğu sorulmaktadır, bu yüzden öncelikle parçadaki sınır çizgisi belirlenmelidir.
2
Seçenekleri parçadaki argüman doğrultusunda analiz etmek.
İlgili seçenek, devletin müdahalesinin sınırını başkalarına zarar vermeme ölçütü olarak ifade etmektedir.
Doğru seçeneğe ulaşmak için parçanın özgürlük sınırına dair getirdiği ölçütle birebir örtüşen ifade seçilmelidir.

Anahtar Kavram

Birey-Devlet İlişkisinde Özgürlüğün Sınırları ve Zarar İlkesi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2212Soru

İslam epistemolojisinde (bilgi felsefesinde) herkes için geçerli, nesnel ve bağlayıcı olan temel bilgi kaynakları bulunmaktadır. Bunlar dışındaki bazı bilgi yolları ise öznel olup genel bir geçerliliğe sahip değildir.

Buna göre;

I. Selim akıl
II. İlham ve rüya
III. Sadık haber
IV. Salim duyular

öncüllerinden hangileri İslam dinine göre herkes için bağlayıcı ve genel bir bilgi kaynağıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I, III ve IV

Cevap

İslam dinine göre herkes için bağlayıcı ve genel geçerliliği olan bilgi kaynakları selim akıl, sadık haber ve salim duyulardır. İlham ve rüya ise kişiye özel, öznel bilgi yollarıdır ve dinen genel bir bağlayıcılığı bulunmaz. Bu nedenle doğru öncüller selim akıl, sadık haber ve salim duyuları içeren seçenektir.
İslam dininde herkes için bağlayıcı ve genel kabul edilen bilgi kaynakları selim akıl, sadık haber ve salim duyulardır. Bu üç kaynak nesnel bilgi üretir. İlham ve rüya ise kişiye özel, öznel durumlardır ve genel bir bilgi kaynağı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla selim akıl, sadık haber ve salim duyuları içeren seçenek doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Öncüllerde verilen bilgi kaynaklarını incelemek
Öncüllerde selim akıl, ilham ve rüya, sadık haber ve salim duyular yer almaktadır.
İslam epistemolojisindeki bilgi kaynaklarının niteliğini belirlemek için.
2
Genel ve bağlayıcı bilgi kaynaklarını belirlemek
Selim akıl, sadık haber ve salim duyular nesnel, herkes için bağlayıcı bilgi kaynaklarıdır. İlham ve rüya ise özneldir ve genel bağlayıcılığı yoktur.
Soruda istenen 'herkes için bağlayıcı ve genel' olma koşulunu sağlayan kaynakları ayırt etmek için.

Anahtar Kavram

İslam epistemolojisinde genel geçerliliği olan üç temel bilgi kaynağı: Selim akıl, sadık haber ve salim duyular.
Soru 2213Soru

Aşağıda idealist varlık felsefesine ait bazı temel kavramlar ve açıklamaları verilmiştir. Bu kavramları doğru açıklamalarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

İdea
Geist
Vacib-ül Vücud

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

İdea kavramının Platon'un değişmez gerçeklikler açıklamasıyla, Geist kavramının Hegel'in mutlak ruh açıklamasıyla, Vacib-ül Vücud kavramının ise Fârâbî'nin zorunlu varlık açıklamasıyla eşleşmesi gerekir.
İdea kavramı Platon'un aşkın ve değişmez gerçeklikleri ile, Geist kavramı Hegel'in diyalektik mutlak ruhu ile, Vacib-ül Vücud kavramı ise Fârâbî'nin zorunlu varlığı ile eşleşir.

Adım Adım Çözüm

1
İdea kavramının hangi düşünüre ait olduğunu ve ne anlama geldiğini belirlemek.
İdea, Platon'un ontolojisinde duyular dünyasının ötesindeki akılla kavranan değişmez gerçekliklerdir.
İdea kavramını Platon'un açıklamasıyla eşleştirmek.
2
Geist kavramının anlamını ve ilişkili olduğu filozofu bulmak.
Geist, Hegel'in diyalektik süreçte kendini açan mutlak ruh tasarımıdır.
Geist kavramını Hegel'in diyalektik ruh açıklamasıyla eşleştirmek.
3
Vacib-ül Vücud kavramının hangi düşünüre ait olduğunu saptamak.
Vacib-ül Vücud, Fârâbî felsefesinde varlığı zorunlu olan ve diğer tüm varlıkların kaynağını oluşturan Tanrı'yı temsil eder.
Vacib-ül Vücud kavramını Fârâbî'nin zorunlu varlık açıklamasıyla eşleştirmek.

Anahtar Kavram

İdealist felsefedeki temel varlık kavramları ve temsilcileri (Platon, Fârâbî, Hegel)
Soru 2214Soru

Bir filozof, geliştirdiği bilgi kuramında zihinden bağımsız bir dış dünyada var olan nesnelerin doğrudan bilinemeyeceğini ve her şeyin yalnızca zihinsel tasarımlardan ibaret olduğunu iddia eder. Ancak aynı filozof, ahlak felsefesine dair görüşlerini temellendirirken, dış dünyadaki diğer insanların fiziksel olarak var olmasının ve eylemlerinin ahlaki sorumluluğun temel koşulu olduğunu savunur. Bu filozofun sistemini inceleyen bir eleştirmen, bu iki görüşün birbiriyle çeliştiğini ve aynı sistem içinde bir arada bulunamayacağını belirtir.

Buna göre eleştirmenin yaptığı itiraz, felsefi düşüncenin aşağıdaki özelliklerinden hangisinin önemini doğrudan vurgulamaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tutarlılık

Cevap

Tutarlılık
Filozofun bilgi felsefesinde dış dünyayı yok sayıp ahlak felsefesinde onun varlığına dayanması bariz bir çelişkidir. Felsefi düşüncenin kendi içinde çelişki barındırmaması, argümanlarının birbiriyle mantıksal olarak uyumlu olması 'tutarlılık' özelliğini ifade eder. Eleştirmenin itirazı bu uyumluluğun bozulmasına yöneliktir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki filozofun savunduğu iki iddia tespit edilir.
Filozof bilgi felsefesinde dış dünyayı zihinsel bir tasarım olarak görürken, ahlak felsefesinde dış dünyadaki insanların fiziksel varlığını ahlaki sorumluluğun temeli olarak kabul etmektedir.
Filozofun sistemindeki temel önermelerin tespit edilmesi analizin ilk aşamasıdır.
2
İki iddia arasındaki mantıksal ilişki analiz edilir.
Birbiriyle çelişen ve mantıksal olarak birbirini geçersiz kılan iki iddianın aynı felsefi sistem içinde bir arada bulunduğu görülür.
Eleştirmenin itirazının temel gerekçesini (mantıksal çelişkiyi) ortaya koymak için bu adım gereklidir.
3
Bu mantıksal durum felsefi düşüncenin özellikleri ile eşleştirilir.
Felsefi sistemin kendi içinde çelişki barındırmaması, argümanlarının birbiriyle uyumlu olması durumu 'tutarlılık' özelliği ile doğrudan ilişkilidir.
Çelişmezlik ilkesinin felsefi düşüncedeki kavramsal karşılığını bulmak için bu adım gereklidir.

Anahtar Kavram

Felsefi düşüncenin kendi içinde çelişki barındırmaması ve mantıksal olarak uyumlu olması anlamına gelen tutarlılık özelliği.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 2215Soru

Rasyonalist filozoflar, bilginin kaynağının akıl olduğu konusunda uzlaşsalar da bilginin yapısı, doğası ve elde ediliş süreci konusunda farklı açıklamalar geliştirmişlerdir.

Aşağıda sol sütunda yer alan filozofları, sağ sütundaki kendilerine ait temel epistemolojik açıklamalarla doğru biçimde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Platon
Aristoteles
Descartes
Spinoza

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Platon - gölgelerin ötesine geçip formları anımsama; Aristoteles - duyu verilerinin etkin akılla formel hale getirilmesi; Descartes - metodik şüpheyle zihnin kendi üzerine dönmesi; Spinoza - sonsuz tözün entelektüel seziyle doğrudan kavranması.
Filozofların kendilerine özgü rasyonalist argümanları doğru şekilde eşleştirilmiştir: Platon ideaları hatırlamayı (anamnesis), Aristoteles aklın duyusal malzemeyi formel hale getirmesini, Descartes aklın şüphe yoluyla kendi üzerine dönerek doğuştan gelen fikirlere ulaşmasını, Spinoza ise tözü ve zorunlu düzeni doğrudan kavrayan entelektüel seziyi savunur.

Adım Adım Çözüm

1
Platon'un epistemolojik yaklaşımını ve anımsama (anamnesis) kuramını inceleme
Platon'un idealar dünyasına ve ruhun doğum öncesi bildiklerini anımsamasına dayanan bilginin, duyusal gölgelerin ötesine geçme açıklamasıyla eşleştiği tespit edilir.
Platon rasyonalizminde gerçek bilgi (episteme), akılla kavranan ideaların hatırlanmasıdır.
2
Aristoteles'in bilgi edinme sürecindeki akıl ve duyu ilişkisini analiz etme
Aristoteles'in, duyu verilerinin potansiyel aklı etkin akıl (akl-ı faal) aracılığıyla biçimlendirerek bilgiye dönüştürdüğü yönündeki açıklamasıyla eşleştiği bulunur.
Aristoteles, aklı bilginin nihai kaynağı görse de duyu verilerinin akıl tarafından formel hale getirilmesi sürecini vurgular.
3
Descartes'ın metodik şüphe ve apriori bilgi yöntemini değerlendirme
Descartes'ın, tüm ön kabullerden ve duyusal verilerden arınarak aklı kendi üzerine döndürme ve apaçık doğrulara ulaşma açıklamasıyla eşleştiği saptanır.
Descartes metodik şüpheyi kullanarak şüphe edilemeyecek kesin, doğuştan gelen (apriori) bilgilere ulaşmayı amaçlar.
4
Spinoza'nın rasyonel bilgi basamaklarını ve töz anlayışını inceleme
Spinoza'nın, aklın mantıksal çıkarım adımlarını aşarak sonsuz töz ile tekil varlıklar arasındaki zorunlu ilişkiyi doğrudan kavrayan 'entelektüel sezi' açıklamasıyla eşleştiği belirlenir.
Spinoza'da en yüksek bilgi türü, her şeyin Tanrı veya Doğa (sonsuz töz) ile olan ilişkisini doğrudan kavramaktır.

Anahtar Kavram

Rasyonalist filozofların bilgi kuramlarındaki ayırt edici epistemolojik yöntemler
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2216Soru

İnsan, önceden belirlenmiş bir doğa ya da kendisi için çizilmiş aşkın bir planla dünyaya gelmez. O, önce var olur; sahneye atılır, dünyada başka varlıklarla karşılaşır ve ancak ondan sonra kendisini tanımlayıp bir kimlik kazanır. Eğer insanın özü, varoluşundan önce belirlenmiş olsaydı, ahlaki eylemleri bu belirlenmiş özün birer zorunlu çıktısı olurdu ve genelgeçer bir ahlak yasasından söz edebilirdik. Ancak insan, kendi özünü özgür seçimleriyle bizzat kendisi kurmak zorundadır. Bu nedenle, tüm insanlık için önceden yazılmış, herkesi bağlayan ve uymakla yükümlü olunan nesnel bir ahlak yasasının varlığından bahsedilemez.

Bu parçadaki görüşü savunan bir filozofun aşağıdakilerden hangisini öne sürmesi beklenir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Evrensel ve nesnel bir ahlak yasası bulunmadığından, her insan kendi ahlaki değerlerini özgür seçimleriyle kendisi oluşturur.

Cevap

Evrensel ve nesnel bir ahlak yasası bulunmadığından, her insan kendi ahlaki değerlerini özgür seçimleriyle kendisi oluşturur.
Parçada dile getirilen 'varoluşun özden önce gelmesi' ve 'insanın kendi özünü özgürce inşa etmesi' ilkeleri, Jean-Paul Sartre'ın varoluşçu (egzistansiyalist) ahlak anlayışını özetlemektedir. Bu anlayışa göre, evrensel ve nesnel bir ahlak yasası yoktur; insan kendi eylemlerinin ve değerlerinin yegane yaratıcısıdır. Dolayısıyla, evrensel ve nesnel bir yasanın olmadığını, bireyin kendi değerlerini özgür seçimleriyle oluşturduğunu belirten ifade parçadaki filozofun savunacağı ana görüştür.

Adım Adım Çözüm

1
Paragrafın ana fikrini çözümleme
Paragrafta insanın önceden belirlenmiş bir özünün olmadığı, önce var olduğu ve kendi özünü özgür eylemleriyle kurduğu vurgulanmaktadır.
Filozofun ahlak konusundaki temel tezini saptamak için paragraftaki 'varoluşun özden önce gelmesi' ve 'evrensel bir yasanın reddedilmesi' fikirlerini analiz etmek gerekir.
2
Filozofun ahlak felsefesindeki yerini belirleme
Bu görüşler Jean-Paul Sartre'ın varoluşçuluk (egzistansiyalizm) akımına ve evrensel ahlak yasasını reddeden yaklaşımına karşılık gelmektedir.
Parçada geçen 'özgür seçimler' ve 'nesnel ahlak yasasının varlığından bahsedilemeyeceği' ifadeleri, varoluşçuluğun ahlak anlayışını tanımlar.
3
Seçenekleri bu felsefi pozisyon açısından değerlendirme
Evrensel bir yasanın olmadığını ve bireyin kendi ahlaki değerlerini kendisinin yarattığını savunan ifadenin doğru cevap olduğu görülür.
Varoluşçu etiğe göre her birey kendi özgür iradesiyle değerlerini oluşturmakla yükümlüdür ve evrensel bir ahlak şablonu yoktur.

Anahtar Kavram

Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm) ve Evrensel Ahlak Yasasının Reddi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2217Soru

Bir felsefe seminerinde konuşmacı, önündeki kürsüyü işaret ederek şöyle der: "Bu kürsünün kendine ait gerçek bir varlığı yoktur. Aslında hiçbir şey gerçek anlamda var değildir; var olduğunu düşündüğümüz her şey yalnızca bir yanılsamadan ibarettir." Salondaki bir dinleyici ise kürsüye dokunarak şu karşılığı verir: "Ben bu kürsüyü düşünmesem ve ona dokunmasam bile o, dış dünyada fiziksel bir nesne olarak yer kaplamaya ve zihnimden bağımsız olarak var olmaya devam eder."

Buna göre, seminerdeki konuşmacı ile dinleyicinin savunduğu görüşler sırasıyla felsefedeki hangi iki ontolojik yaklaşıma örnek oluşturur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Nihilizm - Realizm

Cevap

Nihilizm - Realizm
Konuşmacı, kürsünün gerçek bir varlığı olmadığını ve aslında hiçbir şeyin var olmadığını savunarak varlığın mevcudiyetini reddeden nihilizm akımını temsil etmektedir. Dinleyici ise kürsünün zihinden bağımsız, nesnel ve fiziksel bir gerçekliğe sahip olduğunu belirterek realizm akımını temsil etmektedir. Bu nedenle doğru sıralama nihilizm ve realizm şeklinde olmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Konuşmacının ifadesini analiz etmek.
Konuşmacının "hiçbir şey gerçek anlamda var değildir" diyerek varlığın nesnel gerçekliğini tümüyle reddettiği ve bu yönüyle nihilizm (hiççilik) yaklaşımını savunduğu belirlenir.
Varlığın var olduğunu reddeden felsefi görüşü doğru tespit etmek.
2
Dinleyicinin ifadesini analiz etmek.
Dinleyicinin "zihnimden bağımsız olarak var olmaya devam eder" diyerek nesnelerin insan zihninden bağımsız bir gerçekliğe sahip olduğunu savunduğu ve bu yönüyle realizm (gerçekçilik) yaklaşımını benimsediği belirlenir.
Varlığın insan zihninden bağımsız olarak var olduğunu savunan yaklaşımı tespit etmek.
3
Belirlenen yaklaşımları sırasıyla eşleştirip doğru seçeneğe ulaşmak.
İlk yaklaşımın nihilizm, second yaklaşımın realizm olduğu görülür ve bu sıralamayı veren seçenek belirlenir.
Soru kökündeki sırayla uyumlu olan doğru seçeneği bulmak.

Anahtar Kavram

Varlığın Varlığı: Nihilizm ve Realizm
Soru 2218Soru

Jean-Paul Sartre varoluşçuluğu açıklarken şöyle der: 'Eğer bir masa yapacaksam kafamda bir masa tasarımı, yani masanın özü vardır ve masayı bu öze göre üretirim; burada öz varoluştan önce gelir. Oysa insan söz konusu olduğunda durum tam tersidir. İnsan önce var olur, dünyayla karşılaşır, kendini fark eder ve ancak daha sonra eylemleriyle kendi özünü kurar. İnsanın sığınabileceği hazır bir ahlak yasası ya da önceden belirlenmiş bir doğası yoktur.'

Bu parçadan hareketle varoluşçu felsefenin insan anlayışına ilişkin aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnsan, önceden belirlenmiş bir doğaya veya öze sahip olmadığından, kendi değerlerini tamamen kendisi oluşturmak ve seçimlerinin sorumluluğunu taşımakla yükümlüdür.

Cevap

İnsan, önceden belirlenmiş bir doğaya veya öze sahip olmadığından, kendi değerlerini tamamen kendisi oluşturmak ve seçimlerinin sorumluluğunu taşımakla yükümlüdür.
Doğru yanıt, insanın önceden belirlenmiş bir doğaya sahip olmadığını, kendi değerlerini kendisinin oluşturduğunu ve seçimlerinin sorumluluğunu taşıdığını belirten ifadedir. Parçada insanın önce var olduğu, daha sonra eylemleriyle kendi özünü kurduğu ve hazır bir doğası ya da sığınabileceği bir ahlak yasası olmadığı açıkça ifade edilmektedir. Bu durum, bireyin mutlak özgürlükle birlikte kendi eylemlerinin tüm sorumluluğunu da üstlenmek zorunda olduğunu gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçada geçen 'öz' ve 'varoluş' kavramlarının ilişkisini analiz etmek.
Sartre'ın nesneler için 'özün varoluştan önce geldiğini', ancak insan için 'varoluşun özden önce geldiğini' savunduğu tespit edilir.
Parçanın ana argümanını ve varoluşçuluğun temel ilkesini anlamak için bu ayrım gereklidir.
2
İnsanın önceden belirlenmiş bir doğasının veya sığınabileceği hazır bir ahlak yasasının olmaması durumunu değerlendirmek.
İnsanın kendi karakterini, özünü ve değerlerini eylemleriyle kendisinin yaratması gerektiği ve bu durumun mutlak bir sorumluluk getirdiği sonucuna varılır.
Sartre'ın insanı kendi özünü kurmaya mahkûm ve kararlarından tamamen sorumlu tutan yaklaşımını belirlemek.
3
Seçenekleri bu sonuçlar doğrultusunda inceleyerek doğru yargıyı tespit etmek.
İnsanın önceden belirlenmiş bir doğaya sahip olmadığını, kendi değerlerini kendisinin oluşturup sorumluluğunu üstlendiğini belirten yargının doğru olduğu görülür.
Parçada sunulan argümanı doğrudan özetleyen doğru seçeneğe ulaşmak.

Anahtar Kavram

Varoluşçulukta varoluşun özden önce gelmesi, radikal özgürlük ve sorumluluk
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2219Soru

Duyularımızla algıladığımız dış dünya, sürekli değişen gölgelerden ibarettir. Asıl ve gerçek olan varlık ise bu gölgelerin arkasında yatan, zamandan ve mekandan bağımsız, yalnızca zihinle kavranabilen düşünsel yapılardır. Bu düşünsel özler olmasaydı, fiziksel dünyanın varlığından ya da bilgisinden söz etmek mümkün olamazdı. Bu parçada dile getirilen varlık görüşü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İdealizm (İdea olarak varlık)

Cevap

İdealizm (İdea olarak varlık)
Parçada dış dünyadaki fiziksel nesnelerin yalnızca birer gölge olduğu ve asıl gerçekliğin zamandan ve mekandan bağımsız zihinsel/düşünsel yapılardan oluştuğu savunulmaktadır. Bu görüş, varlığın temelinde düşünceyi, ruhu veya aklı gören idealizm (idea olarak varlık) yaklaşımıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel iddiayı belirlemek
Parçada gerçek varlığın duyusal dünyanın ötesinde, zihinsel/düşünsel özler (idealar) olduğu vurgulanmaktadır.
Sorunun hangi varlık anlayışına işaret ettiğini bulmak.
2
Seçeneklerdeki yaklaşımları analiz etmek
İdealizm akımının varlığın temelini düşünceye dayandırdığını, diğer akımların ise madde, fayda veya hiçlik gibi farklı temelleri savunduğunu belirlemek.
Doğru yaklaşımı saptamak.

Anahtar Kavram

Varlığın Niteliği: İdea Olarak Varlık (İdealizm)
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 2220Soru

Ahlak felsefesinde evrensel bir ahlak yasasının varlığını kabul etmeyen düşünürler, bu reddedişlerini farklı insan doğası tasavvurlarına ve ontolojik gerekçelere dayandırmışlardır. Aşağıda bu görüşü savunan bazı filozoflar ve evrensel ahlak yasasını reddetme gerekçeleri verilmiştir. Soldaki filozofları sağdaki ahlaki gerekçeleriyle doğru bir şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Thomas Hobbes
Friedrich Nietzsche
Jean-Paul Sartre
Aristippos

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Thomas Hobbes 'insan doğası gere��i yalnızca kendi varlığını sürdürmeyi ve kişisel çıkarlarını korumayı amaçlayan bencil bir varlıktır...' gerekçesiyle; Friedrich Nietzsche 'mevcut ahlaki değerler ve kurallar, zayıf insanların güçlüleri kontrol altında tutmak için uydurduğu birer yanılsamadır...' gerekçesiyle; Jean-Paul Sartre 'insanın önceden belirlenmiş aşkın veya doğal bir özü yoktur...' gerekçesiyle; Aristippos ise 'eylemlerin ahlaki değeri ulaştıkları haz miktarı ile ölçülür...' gerekçesiyle eşleşmektedir.
Eşleştirmede Thomas Hobbes bencillik ve çıkar çatışmasını ahlak yasasının reddine gerekçe gösterirken; Friedrich Nietzsche geleneksel ahlak kurallarının zayıfların uydurması olduğu gerekçesini sunar. Jean-Paul Sartre insanın belirlenmiş bir özü olmadığı gerekçesini sunarken; Aristippos hazzın göreceli ve öznel doğasını ahlaki yasaların imkansızlığına dayanak yapar. Bu gerekçeler düşünürlerin sistemleriyle tam olarak örtüşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Egoist ahlak anlayışını ve Thomas Hobbes'u analiz etme
Hobbes'un 'insan insanın kurdudur' teziyle uyumlu olarak insanın bencil doğasını temel alan çıkarım belirlendi.
Filozofun ahlak felsefesindeki temel kavramı olan egoizm (bencillik) üzerinden ahlak yasasının imkansızlığı gerekçesini bulmak.
2
Nihilist/Değer karşıtı ahlak anlayışını ve Friedrich Nietzsche'yi analiz etme
Geleneksel ahlaki değerlerin zayıfların uydurması olduğu ve insanın kendi değerini yaratması gerektiği tezi Nietzsche ile ilişkilendirildi.
Nietzsche'nin ahlak dışılık (immoralizm) ve sürü ahlakı eleştirisini gerekçelerle eşleştirmek.
3
Varoluşçu (egzistansiyalist) ahlak anlayışını ve Jean-Paul Sartre'ı analiz etme
İnsanın belirlenmiş bir özünün olmadığı ve kendi özünü özgür eylemleriyle kurduğu iddiası Sartre ile eşleştirildi.
Sartre'ın 'varoluş özden önce gelir' ilkesini ahlaki kuralların reddi temelinde tespit etmek.
4
Hazcı (hedonist) ahlak anlayışını ve Aristippos'u analiz etme
Hazzın bireyselliği ve değişkenliği nedeniyle ortak bir yasanın olamayacağı tezi Aristippos ile eşleştirildi.
Aristippos'un bedensel hazzı merkeze alan ve göreceli ahlak anlayışını yansıtan gerekçeyi bulmak.

Anahtar Kavram

Evrensel ahlak yasasını reddeden kuramların (egoizm, nihilizm, egzistansiyalizm, hedonizm) temel argümanları ve düşünürleri
Tahmini Süre:2m 0s
ÖncekiSayfa 111 / 338Sonraki
Tüm alıştırma soruları — YKS TYT (Temel Yeterlilik Testi) | Examkin