Tüm alıştırma soruları

6755 soru

Soru 101Soru

Başlangıçta içinde 3030 litre su bulunan bir depodan her saat 44 litre su boşalmaktadır. Aynı anda boş olan başka bir depoya ise her saat 88 litre su doldurulmaktadır. Depolardaki su miktarları xx saat sonra eşitlendiğine göre, xx bir tam sayıdır.

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: False

Cevap

İfade yanlıştır. Denklemin çözümü olan x=2,5x = 2,5 değeri bir tam sayı değil, rasyonel sayıdır.
Denklem çözüldüğünde elde edilen x=2,5x = 2,5 değeri rasyonel sayılar kümesine ait olup tam sayı olmadığından verilen önerme yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Depolardaki su miktarlarını zamana bağlı olarak veren cebirsel ifadeleri yazalım.
1. depo için 304x30 - 4x, 2. depo için 8x8x
Her iki deponun su miktarlarının eşitlendiği anı bulmak için zamana (xx) bağlı denklemleri kurmamız gerekir.
2
Depolardaki su miktarlarını birbirine eşitleyen birinci dereceden bir bilinmeyenli denklemi kuralım ve çözelim.
304x=8x12x=30x=2,530 - 4x = 8x \Rightarrow 12x = 30 \Rightarrow x = 2,5
Miktarların eşitlendiği zamanı veren xx değerini bulmak için denklemi çözeriz.
3
Bulunan x=2,5x = 2,5 değerinin ait olduğu sayı kümesini belirleyelim.
2,52,5 bir rasyonel sayıdır (Q\mathbb{Q}), ancak bir tam sayı (Z\mathbb{Z}) değildir.
Soruda iddia edilen 'xx bir tam sayıdır' ifadesinin doğruluğunu kontrol etmek için bulduğumuz sayının kümesini inceleriz.

Anahtar Kavram

Birinci dereceden bir bilinmeyenli denklemlerin kurulması, çözülmesi ve elde edilen köklerin sayı kümeleriyle ilişkisinin belirlenmesi.
Soru 102Soru

Günlük yazmak, insanın kendisiyle baş başa kaldığı, iç dünyasındaki karmaşayı kâğıda dökerek durulduğu sessiz bir limandır. Birey, gün boyunca yaşadığı olayları, hissettiği duyguları günlük sayfalarına aktarırken aslında kendi kendisiyle hesaplaşır ve kendini daha yakından tanıma fırsatı bulur. Başkalarına anlatamadığı kaygıları, sevinçleri ve hayalleri günl��ğün sırdaşlığına bırakır. Bu yönüyle günlük tutmak, sadece geçmişi kaydetmekle kalmaz; aynı zamanda insanın kendi gelişim sürecini izlemesine ve içsel bir dinginliğe kavuşmasına yardımcı olan bir tür kişisel terapi işlevi görür.

Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Günlük tutmanın bireysel gelişim ve içsel keşif üzerindeki etkisi

Cevap

Günlük tutmanın bireysel gelişim ve içsel keşif üzerindeki etkisi
Parçada günlük tutmanın insanın kendi içine yönelmesini, kendisiyle hesaplaşmasını, kendini tanımasını ve gelişim sürecini izlemesini sağladığı belirtilmektedir. Bu doğrultuda metnin bütününde günlük yazmanın bireyin kendini keşfetmesi ve içsel gelişimi üzerindeki rolü üzerinde durulmaktadır. Dolayısıyla günlük tutmanın bireysel gelişim ve içsel keşif üzerindeki etkisini ifade eden seçenek doğru cevaptır.

Adım Adım Çözüm

1
Metnin ilk okumasını yaparak anahtar kelimeleri ve üzerinde durulan temel kavramı belirlemek.
Metinde sürekli olarak 'günlük yazmak', 'kendini tanımak', 'kendi gelişim süreci' ve 'kişisel terapi' kavramlarının vurgulandığı görülür.
Paragrafın konusunu bulmak için yazarın ne hakkında konuştuğunu ve hangi kavramları ön plana çıkardığını saptamak gerekir.
2
Cümleler arasındaki anlam ilişkilerini analiz ederek metnin bütünündeki ana iletiyi özetlemek.
Günlük yazmanın sadece geçmişi kaydetme işlevi olmadığı, bireyin iç dünyasını tanımasına ve kendini geliştirmesine katkı sağladığı sonucuna ulaşılır.
Konu, parçanın tamamını kapsayan ve yazarın üzerinde durduğu genel çerçevedir; dolayısıyla tüm cümleleri kapsayan ortak anlam saptanmalıdır.
3
Seçenekleri inceleyerek metnin genelini kapsayan en doğru yargıyı seçmek.
Günlük tutmanın bireysel gelişim ve içsel keşif üzerindeki etkisini ifade eden seçeneğin parçada anlatılanları tam olarak karşıladığı belirlenir.
Çeldirici seçeneklerin ya çok dar kapsamlı yardımcı düşünceler içerdiğini ya da metin dışı öznel yorumlar barındırdığını eleyerek doğru cevaba ulaşılır.

Anahtar Kavram

Paragrafın Konusu ve Başlığı
Soru 103Soru

Aşağıdaki c��mlelerde kalın harflerle belirtilen sözleri, bu cümlelerde kazandıkları anlamları en iyi karşılayan yakın anlamlı karşılıklarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Yazarın bu eserinde kullandığı durup dinlenmeden akan üslup okuyucuyu sürüklüyor.
Bu kararı alırken gelecekteki sonuçlarını da hesaba katmak zorundayız.
Toplantıda dile getirilen önerilerin hepsi oldukça makul görünüyordu.

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Cümlelerde geçen 'durup dinlenmeden' ifadesi 'aralıksız olarak' sözüyle, 'hesaba katmak' deyimi 'dikkate almak' ifadesiyle, 'makul' sözcüğü ise 'akla yatkın' sözüyle eşleşmektedir.
Verilen cümlelerde geçen 'durup dinlenmeden' ifadesi aralıksız, sürekli yapılan bir eylemi anlattığı için 'aralıksız olarak' ile; 'hesaba katmak' deyimi bir durumu karar aşamasında göz önünde bulundurmayı ifade ettiği için 'dikkate almak' ile; 'makul' sözcüğü ise mantıklı, kabul edilebilir durumları belirttiği için 'akla yatkın' ifadesiyle tam olarak örtüşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Cümlelerdeki kalın yazılı ifadelerin bağlam içindeki anlamlarını belirlemek.
'durup dinlenmeden' ifadesinin 'aralıksız/kesintisiz', 'hesaba katmak' ifadesinin 'göz önünde bulundurmak/dikkate almak', 'makul' kelimesinin ise 'mantıklı/akla yatkın' anlamlarına geldiği tespit edilir.
Doğru eşleştirmeyi yapabilmek için öncelikle kelimelerin bağlamsal anlamlarının anlaşılması gerekir.
2
Belirlenen anlamları karşı sütundaki seçeneklerle karşılaştırarak eşleştirmek.
İlk cümledeki 'durup dinlenmeden' ifadesi 'aralıksız olarak' ile, ikinci cümledeki 'hesaba katmak' ifadesi 'dikkate almak' ile, üçüncü cümledeki 'makul' ifadesi 'akla yatkın' ile eşleşir.
Cümlelerin bağlamına en uygun yakın anlamlı karşılıklar bu seçeneklerde yer almaktadır.

Anahtar Kavram

Cümledeki Sözcüklerin Yakın ve Eş Anlamlı Karşılıklarını Bulma
Soru 104Soru

Müzelerde nesnelerin ait oldukları kültürel ve gündelik yaşam bağlamından koparılarak vitrinler ardında izole birer sanat yapıtı gibi sunulması, izleyicide geçmişe dair çarpık bir algı oluşturmaktadır. Bu sunum biçimi, nesneyi üreten toplumun üretim ilişkilerini, inançlarını ve sosyal dinamiklerini görünmez kılar. Nesne, tarihsel derinliğinden sıyrılarak sadece estetik bir seyir unsuruna dönüştüğünde, müze ziyaretçisi geçmişi bir bilgi alanı olarak değil, nostaljik bir imge deposu olarak tüketmeye başlar. Dolayısıyla müzecilik pratikleri, nesnelerin maddi varlığını korurken onların toplumsal bellekteki gerçek işlevlerini unutturan birer araç haline gelebilmektedir.

Bu parçada müzecilik pratikleriyle ilgili olarak asıl yakınılan durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Müzelerdeki sergileme biçimlerinin, nesneleri toplumsal bağlamından soyutlayıp estetik bir nesneye dönüştürerek geçmişin doğru anlaşılmasını engellemesi

Cevap

Müzelerdeki sergileme biçimlerinin, nesneleri toplumsal bağlamından soyutlayıp estetik bir nesneye dönüştürerek geçmişin doğru anlaşılmasını engellemesi
Parçada, nesnelerin müzelerde sergilenirken ait oldukları toplumsal, kültürel ve gündelik yaşam bağlamından koparıldığı, vitrinler ardında yalnızca estetik bir seyir nesnesi olarak sunulduğu belirtilmektedir. Bu durumun, ziyaretçinin geçmişe yönelik çarpık ve nostaljik bir algı geliştirmesine yol açtığı, nesnelerin gerçek işlevlerini unutturduğu ifade edilmiştir. Dolayısıyla asıl yakınılan durum, müzelerdeki bu sunum tarzının nesneleri ait oldukları bağlamdan uzaklaştırıp salt estetik bir ögeye dönüştürerek geçmişin gerçekliğinin kavranmasını engellemesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Paragrafın giriş ve gelişme cümlelerindeki anahtar ifadeleri belirlemek.
Müzelerde nesnelerin ait oldukları kültürel bağlamdan koparıldığı ve vitrinler ardında izole edilerek estetik birer seyir unsuruna dönüştürüldüğü saptanmıştır.
Yazarın ele aldığı temel eleştiri odağını doğru belirlemek, paragrafın konusuna ulaşmanın ilk adımıdır.
2
Bu durumun yol açtığı sonuçları metindeki ifadelerle ilişkilendirmek.
Bu sunumun, nesneyi üreten toplumun sosyal dinamiklerini görünmez kıldığı ve ziyaretçide çarpık, nostaljik bir geçmiş algısı yaratarak nesnelerin toplumsal bellekteki gerçek işlevlerini unutturduğu görülmüştür.
Yakınılan durumun sınırlarını çizmek ve asıl şikayeti belirlemek için neden-sonuç ilişkileri analiz edilmelidir.
3
Elde edilen sonuçları seçeneklerle karşılaştırarak en kapsamlı ve doğru yargıyı seçmek.
Müzelerin sergileme pratiklerinin nesneleri bağlamından soyutlayıp estetik bir nesne yaparak geçmişin doğru anlaşılmasını engellediğini ifade eden seçeneğin doğru yanıt olduğu belirlenmiştir.
Çeldiricilerin içerdiği öznel yorumları veya yan düşünceleri eleyerek ana düşünceyi doğrudan karşılayan seçeneğe ulaşmak gerekir.

Anahtar Kavram

Paragrafta yakınılan durum, yazarın metinde ele aldığı, olumsuz yönlerini vurguladığı ve değiştirilmesini veya eleştirilmesini hedeflediği temel olgudur.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 105Soru

Osmanlı Devleti'nin klasik dönem merkez teşkilatında yer alan divan üyelerinin görev alanları; askeri-idari (seyfiye), hukuki-ilmi (ilmiye) ve bürokratik-mali (kalemiye) olmak üzere üç temel sınıfa ayrılmıştır. Bu görevlilerin üstlendikleri sorumluluklar, devletin merkezi otoritesinin sürdürülmesinde kritik rol oynamıştır.

Buna göre, sol sütunda verilen Divan-ı Hümayun üyelerini, sağ sütundaki kendilerine ait görev tanımlarıyla doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Defterdar
Kazasker
Nişancı
Sadrazam

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Defterdar'ın bütçe ve maliye yönetimiyle; Kazasker'in yargı ve eğitim atamalarıyla; Nişancı'nın tuğra ve tahrir kayıtlarıyla; Sadrazam'ın ise padişahın mutlak vekilliği ve askeri komuta yetkisiyle eşleştiği düzenleme doğru cevaptır.
Sadrazam padişahın mutlak vekili ve Serdar-ı Ekrem'dir; Kazasker kadı ve müderris atamalarından sorumludur; Nişancı tuğra çeker ve tahrir defterlerini tutar; Defterdar ise bütçe ve mali işleri yürütür.

Adım Adım Çözüm

1
Sadrazam görevini belirleme
Sadrazam, padişahın mutlak vekili olarak yürütme gücünün zirvesindedir ve sefere Serdar-ı Ekrem olarak komuta eder.
Yürütme ve askeri liderlik rollerinin doğrudan sadrazam makamına ait olması.
2
Kazasker görevini belirleme
Kazasker, yargı (kadı) ve eğitim (müderris) sisteminin en üst düzey atama merciidir.
İlmiye sınıfının hukuk ve din-eğitim işlerindeki yetkisinin kazaskerlik makamında toplanması.
3
Nişancı görevini belirleme
Nişancı, belgelere padişahın tuğrasını çeker ve dirlik sisteminin temeli olan tahrir defterlerini tutar.
Kalemiye bürokrasisinin yazışma, arazi tescili ve kanun yorumlama işlevinin nişancıda birleşmesi.
4
Defterdar görevini belirleme
Defterdar, devletin maliyesinden, bütçe planlamasından ve hazineden sorumludur.
Mali kayıtların ve devlet hazinesinin doğrudan defterdarlık makamı tarafından yönetilmesi.

Anahtar Kavram

Osmanlı Merkez Teşkilatı ve Divan-ı Hümayun Üyelerinin Görevleri
Soru 106Soru

Dünya genelinde sıcaklığın dağılışını etkileyen faktörler göz önüne alındığında, ocak ayı izoterm haritasında Kuzey Yarım Küre'deki izoterm eğrilerinin karalar üzerinde güneye (ekvatora), okyanuslar üzerinde ise kuzeye (kutuplara) doğru belirgin bir sapma gösterdiği görülür.

Buna göre, ocak ayında gerçekleşen bu sapmalarda;

I. karaların denizlere göre daha hızlı ve fazla soğuması,
II. okyanus akıntılarının sıcaklık üzerindeki etkisi,
III. enlem derecesine bağlı olarak güneş ışınlarının düşme açısının değişmesi

faktörlerinden hangileri doğrudan etkili olmuştur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

I ve II
Kuzey Yarım Küre'de ocak ayında kış şartları etkilidir. Karalar denizlere göre daha hızlı ve fazla soğuduğu için aynı sıcaklığa sahip noktaları birleştiren izoterm eğrileri karalar üzerinde daha sıcak olan güneye (ekvator yönüne) doğru sapar. Denizler ise sıcaklığını daha iyi korur ve aynı zamanda sıcak okyanus akıntılarının etkisiyle izoterm eğrileri okyanuslar üzerinde daha soğuk olan kuzeye (kutup yönüne) doğru sapma gösterir. Dolayısıyla bu durum üzerinde karaların soğuma özellikleri ile okyanus akıntıları doğrudan etkilidir.

Adım Adım Çözüm

1
Kuzey Yarım Küre için ocak ayının mevsimsel özelliklerini belirleme
Kuzey Yarım Küre'de ocak ayında kış mevsimi yaşanmaktadır.
Sıcaklık dağılışını ve kara-deniz ısınma farklarını mevsim şartlarına göre analiz etmek gerekir.
2
Karaların ve denizlerin ocak ayındaki termal davranışlarını analiz etme
Karalar denizlere göre daha hızlı soğur ve daha soğuk hâle gelir; denizler ise sıcaklığını daha uzun süre korur.
Özgül ısı farkı nedeniyle karaların kışın denizlerden daha soğuk olması, izoterm eğrilerinin karalarda ekvatora (daha sıcak olan güneye) doğru bükülmesine yol açar.
3
Okyanus akıntılarının etkisini değerlendirme
Gulf Stream gibi sıcak su akıntıları, okyanusların kuzey kesimlerinin normalden daha ılık olmasına neden olur.
Bu durum izoterm eğrilerinin okyanuslar üzerinde kuzeye (kutuplara) doğru bükülmesini doğrudan tetikler.
4
Enlem etkisinin sapmalardaki rolünü sorgulama
Enlem etkisi izotermleri bükmek yerine onların enlemlere paralel uzanmasını eğilimlendirir.
Aynı enlem üzerinde görülen sıcaklık farkları ve bükülmeler enlem etkisiyle değil, göreceli konum faktörleriyle (kara-deniz dağılışı ve okyanus akıntıları) açıklanır.

Anahtar Kavram

Sıcaklığın yeryüzündeki dağılışını etkileyen faktörler; kara ve denizlerin ısınma özellikleri ile okyanus akıntılarının izoterm eğrileri üzerindeki saptırıcı etkisi.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 107Soru

Bir fikrin doğruluğu, onun durağan bir özelliğinde değil, zihnimizin karmaşık yaşam koşulları karşısında geliştirdiği eylem planlarının işlevselliğinde aranmalıdır. Düşünceler, çevreye uyum sağlama ve karşılaşılan sorunları çözme yolunda kullandığımız birer araçtan ibarettir. Eğer bir kuram ya da inanç, bizi çevreleyen dünyayı daha yaşanabilir kılıyor, belirsizlikleri gideriyor ve eylemlerimizi başarıya ulaştırıyorsa, o kuram geçerlidir.

Bu parçada dile getirilen görüşe göre, bilginin doğruluk ölçütü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yaşamda karşılaşılan sorunları çözmede işlevsel bir araç olarak işe yaraması ve eylemi başarıya ulaştırması

Cevap

Yaşamda karşılaşılan sorunları çözmede işlevsel bir araç olarak işe yaraması ve eylemi başarıya ulaşt��rması
Parçada doğruluğun durağan bir nitelik olmadığı, çevreye uyum sağlamada ve sorunları çözmede kullanılan bir araç olduğu ve eylemleri başarıya ulaştırdığı ölçüde geçerli kabul edildiği belirtilmektedir. Bu durum, bilginin doğruluk ölçütünü 'sorunları çözmede işlevsel bir araç olarak işe yaraması' şeklinde tanımlayan pragmatist (faydacı/araççı) yaklaşımla tam olarak örtüşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel argümanın analiz edilmesi
Parçada bilginin durağan bir yapısı olmadığı, aksine yaşamdaki sorunları çözmede kullanılan dinamik bir 'araç' olduğu vurgulanmaktadır.
Yazarın bilgiye ve doğruluğa bakış açısını belirlemek için parçanın ana fikrini saptamak gerekir.
2
Seçeneklerdeki doğruluk ölçütlerinin değerlendirilmesi
Doğruluğu eylemin başarısı, çevreye uyum ve sorun çözme yeteneği (işlevsellik) ile ilişkilendiren görüşün pragmatizm (faydacılık) olduğu belirlenir.
Metindeki kavramları epistemolojik akımlarla ve onların doğruluk ölçütleriyle eşleştirmek gerekir.
3
Çeldiricilerin elenmesi ve doğru seçeneğin belirlenmesi
Kişisel çıkar, akılcılık, eleştiricilik ve nesnel gerçeklikle birebir örtüşme fikirlerinin parçanın 'araçsal doğruluk' vurgusuyla uyuşmadığı görülür ve yaşamda karşılaşılan sorunları çözmede işe yarama ölçütü doğru cevap olarak seçilir.
Metne en uygun epistemolojik açıklamayı içeren seçeneği saptamak gerekir.

Anahtar Kavram

Pragmatist bilgi felsefesinde doğruluk, eylemlerimizde işe yarayan, yaşamı kolaylaştıran ve sorun çözmede bir araç (enstrüman) olarak işlev gören bilgilerin özelliğidir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 108Soru

Bahçede duran bir ağaç insan zihninden bağımsız bir şekilde var olduğu için bir gerçekliktir. Ancak 'Bahçede yeşil yapraklı bir ağaç vardır.' ifadesi dış dünyadaki bu durumla uyuşuyorsa doğru, uyuşmuyorsa yanlıştır.

Buna göre, bilgi felsefesindeki 'doğruluk' kavramını 'gerçeklik' kavramından ayıran temel fark aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doğruluğun zihinsel bir yargı veya önermeye ait bir özellik olması, gerçekliğin ise insan zihninden bağımsız nesnel bir varoluş durumunu belirtmesi

Cevap

Doğruluğun zihinsel bir yargı veya önermeye ait bir özellik olması, gerçekliğin ise insan zihninden bağımsız nesnel bir varoluş durumunu belirtmesi
Doğru olan seçenekte ifade edildiği gibi, doğruluk bilgi felsefesinde zihinsel bir yargının veya önermenin dış dünyadaki nesnesiyle uyuşma özelliğidir. Gerçeklik ise zihinden bağımsız olarak dış dünyada var olan somut nesnelerin kendisidir. Bahçedeki ağacın varlığı gerçeklik iken, o ağaca dair söylediğimiz sözün nesnesiyle uyuşması doğruluktur.

Adım Adım Çözüm

1
Paragraftaki örnek durumları analiz etme
Bahçedeki ağacın kendisinin zihinden bağımsız bir 'gerçeklik' olduğu, ağaca dair kurulan cümlenin ise nesnesiyle uyuşup uyuşmamasına göre 'doğru' veya 'yanlış' değerini aldığı belirlenir.
Kavramların örnekler üzerinden nasıl somutlaştırıldığını anlamak için bu adım gereklidir.
2
Doğruluk ve gerçeklik kavramlarının tanımlarını felsefi olarak karşılaştırma
Doğruluğun zihne ve bilgiye ait bir nitelik (yargı-nesne uyumu) olduğu, gerçekliğin ise varlığın kendisine ait bir durum olduğu sonucuna ulaşılır.
Soruda istenen temel farkı netleştirmek için kavramsal çözümleme yapılır.
3
Seçenekleri bu karşılaştırma doğrultusunda değerlendirme
Doğruluğu zihinsel bir yargıya, gerçekliği ise zihinden bağımsız nesnel varoluşa dayandıran seçeneğin doğru olduğu tespit edilir.
Doğru seçeneğe ulaşmak ve yanlış seçenekleri elemek için bu adım uygulanır.

Anahtar Kavram

Doğruluk ve Gerçeklik Ayrımı
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 109Soru

İdealist filozoflar, varlığın nihai niteliğini düşünce, ruh veya akıl (idea) üzerinden temellendirirken görüşlerini somutlaştırmak adına çeşitli benzetmelerden yararlanmışlardır.

Aşağıda verilen idealist felsefi yaklaşımları, bu yaklaşımları açıklamakta kullanılan uygun örnek veya benzetmelerle eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Platon'un idealar dünyası ile duyular dünyası arasındaki ilişkiyi açıklayan benzetmesi
Aristoteles'in maddenin bir biçim kazanarak gerçek bir varlığa dönüşmesini açıklayan örneği
Hegel'in evrensel ruhun (Geist) diyalektik gelişimini açıklayan doğa benzetmesi
Farabi'nin zorunlu varlıktan (Vacib-ül Vücud) diğer varlıkların meydana gelişini açıklayan benzetmesi

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Platon'un idealar kuramı mağara benzetmesiyle, Aristoteles'in madde-form kuramı mermer heykeltıraş örneğiyle, Hegel'in Geist'ın diyalektik süreci tohum-çiçek-meyve analojisiyle, Farabi'nin Vacib-ül Vücud anlayışı ise güneşten taşan ışık benzetmesiyle eşleşmektedir.
Doğru eşleştirmede Platon'un dualist ontolojisi mağara benzetmesiyle, Aristoteles'in madde-form kuramı mermer heykeltıraş tasarımıyla, Hegel'in diyalektik Geist gelişimi tohum-çiçek-meyve dönüşümüyle, Farabi'nin zorunlu varlığından taşma ise güneş ışığı benzetmesiyle ilişkilendirilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Platon'un varlık anlayışına ait analojiyi bulma
Platon'un mağara benzetmesi (Sol 1) ile mağara duvarındaki gölgeler (Sağ 3) eşleşir.
Mağara benzetmesi Platon'un idealar kuramının en bilinen anlatımıdır.
2
Aristoteles'in varlık anlayışına ait analojiyi bulma
Aristoteles'in madde-form teorisi (Sol 2) ile mermer heykel örneği (Sağ 4) eşleşir.
Maddenin form kazanarak varlığa dönüşmesi Aristoteles'in ontolojisinin temelidir.
3
Hegel'in varlık anlayışına ait analojiyi bulma
Hegel'in diyalektik oluş süreci (Sol 3) ile tohum-çiçek-meyve döngüsü (Sağ 1) eşleşir.
Tohumun kendi zıddına dönüşerek yeni bir senteze ulaşması diyalektik gelişimi (Geist) temsil eder.
4
Farabi'nin varlık anlayışına ait analojiyi bulma
Farabi'nin zorunlu varlık ve sudûr teorisi (Sol 4) ile güneşten taşan ışınlar (Sağ 2) eşleşir.
Birden çokluğun türemesini açıklayan sudûr (taşma) kavramı güneş ışığı ile sembolize edilir.

Anahtar Kavram

İdealist filozofların (Platon, Aristoteles, Farabi, Hegel) varlığın niteliğini açıklarken kullandıkları temel benzetmeler ve kavramsal karşılıkları.
Soru 110Soru

Bir yazar, günlüğüne şu satırları yazar: "Yıllardır insan hakları, özgürlük ve adalet gibi kavramlar üzerine romanlar yazıyorum. Ancak bugün masamın başına oturduğumda, bu kavramları savunurken kurduğum mantıksal argümanların arkasındaki kendi zihinsel kabullerimi, bu yargılara nasıl ulaştığımı ve bu düşünme eyleminin kendisinin ne anlama geldiğini sorgulamaya başladım. Kendi zihnimin ürettiği düşünceleri adeta bir nesne gibi karşıma alıp onları yeniden inceleme gereği duydum."

Bu parçada yazarın felsefi düşünceye yaklaştığı an, felsefi düşüncenin aşağıdaki ayırt edici özelliklerinden hangisiyle doğrudan ilişkilidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Düşüncenin kendi üzerine yönelerek kendisini konu edinmesi

Cevap

Düşüncenin kendi üzerine yönelerek kendisini konu edinmesi
Parçada yazarın, kendi zihinsel kabullerini, bu kabullere nasıl ulaştığını ve düşünme eyleminin ne anlama geldiğini incelemesi, düşüncenin kendi üzerine yönelerek kendisini konu edinmesi anlamına gelen 'refleksif' özelliğe tam olarak uyar. Refleksif düşünce, zihnin kendi ürettiği düşünceler, bilgiler ve kavramlar üzerine tekrar dönüp onları analiz etmesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki yazarın zihinsel yönelimini analiz etmek
Yazarın 'kendi zihinsel kabullerimi, bu yargılara nasıl ulaştığımı ve bu düşünme eyleminin kendisinin ne anlama geldiğini sorgulamaya başladım' ve 'kendi zihnimin ürettiği düşünceleri adeta bir nesne gibi karşıma alıp onları yeniden inceleme' ifadeleri, zihnin kendi ürettiği bilgi ve süreçler üzerine odaklandığını gösterir.
Parçadaki ana fikrin felsefi düşüncenin hangi özelliğine işaret ettiğini saptamak için yazarın eyleminin niteliği anlaşılmalıdır.
2
Bu yönelimin felsefi kavramlar arasındaki karşılığını belirlemek
Düşüncenin kendi üzerine yönelmesi, düşünme üzerine düşünme durumu felsefe literatüründe 'refleksiflik' veya 'refleksif olma' olarak adlandırılır.
Yazarın zihinsel eyleminin felsefi özelliğini adlandırmak için terimsel eşleştirmeyi yapmak gerekir.

Anahtar Kavram

Refleksif Düşünce
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 111Soru

Zamanın bu kadar hızlı akıp gideceğini, saçlarıma düşen ilk akla kadar hiç düşünmemiştim. Gençliğin o delişmen günlerinde, önüme serilen kıymetli fırsatların değerini bilmek yerine hep yarınları erteledim, sorumluluklarımdan kaçtım. Keşke o dönemlerde büyüklerimin tecrübeli seslerine daha çok kulak kabartsaydım, o tozlu kütüphane raflarında bilimle daha çok vakit geçirseydim. Şimdi geriye dönüp baktığımda, elimde kalan koca bir hiçlikten ve gençlik hevesleriyle boşa harcanan o güzelim yıllardan başka bir şey göremiyorum. Yapabileceğim o kadar çok şey varken durup sadece beklemek, şimdi yüreğimde derin bir sızıya dönüşüyor. İnsan, elindekinin değerini ancak onu tamamen kaybettiğinde anlıyormuş. Geçmişin bu pişmanlığı, şimdiki zamanın en ağır yükü haline geldi.

Bu parçada kendisinden söz eden kişinin içinde bulunduğu baskın duygu durumu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hayıflanma

Cevap

Hayıflanma
Parçada konuşan kişi, gençliğinde fırsatları değerlendiremediğini, sorumluluklarından kaçtığını ve büyüklerinin sözünü dinlemediğini belirterek 'Keşke...' ile başlayan cümleler kurmaktadır. Bir kişinin geçmişte yapamadığı, kaçırdığı fırsatlar veya gerçekleştiremediği eylemler için duyduğu üzüntüye 'hayıflanma' denir. Metindeki 'Keşke o dönemlerde... kulak kabartsaydım, daha çok vakit geçirseydim' ifadeleri hayıflanma duygusunu doğrudan ortaya koymaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Metni okuyarak yazarın odaklandığı ana düşünceyi ve hislerini belirlemek.
Yazarın geçmişte yapmadığı eylemlerden ötürü pişmanlık ve üzüntü duyduğu tespit edilir.
Karakterin duygu durumunu analiz etmek için metindeki anahtar kelimelere odaklanmak gerekir.
2
Metindeki ipucu ifadeleri ve cümle yapılarını analiz etmek.
'Keşke... kulak kabartsaydım', 'boşa harcanan o güzelim yıllar' gibi ifadelerin 'yapılmayan eylemlerden duyulan üzüntüyü' yansıttığı görülür.
Türkçede 'keşke' ile ifade edilen ve kaçırılan fırsatlara yönelik üzüntüyü belirten kavramın hayıflanma olduğunu doğrulamak için bu ipuçları kritiktir.
3
Seçenekleri karşılaştırarak en uygun duygu tanımını seçmek.
Seçenekler arasından kaçırılan fırsatlar için üzülme durumunu karşılayan hayıflanma kavramının doğru cevap olduğu belirlenir.
Diğer seçeneklerin metindeki pişmanlık ve geçmişe özlem/üzüntü yapısıyla örtüşmediğini eleme yöntemiyle kesinleştirmek gerekir.

Anahtar Kavram

Paragrafta Duygu Analizi (Hayıflanma)
Soru 112Soru

Bireyin eylem özgürlüğüne müdahale edilmesinin tek haklı gerekçesi, başkalarına zarar verilmesini önlemektir. Kendi fiziksel veya ahlaki iyiliği için bile olsa, bir kimseyi zorlamak meşru değildir. Her insan kendi bedeni ve zihni üzerinde mutlak egemenliğe sahiptir.

Bu parçada dile getirilen görüşler, birey-devlet ilişkisi bağlamında aşağıdakilerden hangisini savunmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bireyin özgürlük alanının sınırının ancak diğer bireylere zarar verme durumuyla çizilebileceğini

Cevap

Bireyin özgürlük alanının sınırının ancak diğer bireylere zarar verme durumuyla çizilebileceğini
Doğru seçenek parçanın ana fikrini doğrudan yansıtmaktadır. Parçada bireyin eylemlerine müdahale etmenin tek meşru koşulunun başkalarına zarar verilmesini engellemek olduğu belirtilmiştir. Bu durum, bireyin özgürlük sınırlarının diğer insanların haklarıyla çizildiğini gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki ana fikri ve anahtar ifadeleri saptama
Metinde, bireysel özgürlüğün ancak başkalarına zarar verildiği durumlarda kısıtlanabileceği vurgulanmıştır.
Soruda neyin savunulduğunu bulmak için metnin odaklandığı temel iddia belirlenmelidir.
2
Devlet müdahalesinin sınırlarını analiz etme
Bireyin kendi iyiliği için bile zorlanamayacağı tespitiyle devletin sınırları netleştirilmiştir.
Metindeki 'zorlamanın meşru olmadığı durumları' belirlemek doğru sonuca götürür.
3
Seçeneklerle eşleştirme yapma
Bireysel özgürlüğün sınırının başkalarına zarar verme koşuluna bağlı olduğunu ifade eden seçenek doğru olarak belirlenir.
Parçadaki çıkarımlar ile seçeneklerde sunulan yargıların örtüşmesi sağlanır.

Anahtar Kavram

Zarar İlkesi (Harm Principle) ve Birey-Devlet İlişkisinde Özgürlüğün Sınırları
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 113Soru

Aşağıda verilen soru örneklerini, taşıdıkları nitelikler ve yöneldikleri hedefler doğrultusunda en uygun sorgulama türü ve özelliği ile eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Bir fizik kuramının öngördüğü parçacıkların varlığını deneysel olarak kanıtlamak için hangi gözlem araçlarını tasarlamalıyız?
İnsanın evrendeki yerini ve varoluşsal anlamını sorgularken ulaştığımız ilkeler ne ölçüde evrensel bir geçerliliğe sahiptir?
Zihnimizin dış dünyaya dair ürettiği bilgilerin doğruluğunu sorgularken, bu şüphe etme eyleminin kendisinden nasıl emin olabiliriz?
Yasal haklarımı koruyarak mülk edinme sürecimi en az maliyet ve risk ile nasıl tamamlayabilirim?

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Eşleştirmede; deneysel araçları sorgulayan birinci ifade bilimsel sorgulamayla, varoluşsal ilkeleri sorgulayan ikinci ifade felsefi sorgulamayla, şüphe etme eyleminin kendisini sorgulayan üçüncü ifade refleksif sorgulamayla, pratik mülk edinme sürecini sorgulayan dördüncü ifade ise gündelik sorgulamayla eşleşmelidir.
Doğru eşleştirmede her soru türü kendi amacına uygun kavramsal kategoriyle eşleşmiştir. Deneysel kanıt arayan fizik sorusu olgusal olduğundan bilimsel sorgulamadır. Varoluşsal ve tümel ilkeleri arayan soru felsefi sorgulamadır. Şüphe etme eylemini sorgulayan zihinsel süreç refleksif sorgulamadır. Son olarak mülk edinme gibi somut eylemsel çözümler arayan soru ise gündelik sorgulamadır.

Adım Adım Çözüm

1
Sol sütundaki ilk ifadeyi analiz etmek.
Fiziksel kuram ve deneysel kanıt arayışı olgusal dünyaya yönelik olduğundan bilimsel sorgulama ile eşleştirilir.
Bilim olgularla ve deneysel kanıtlarla ilgilenir.
2
Sol sütundaki ikinci ifadeyi incelemek.
İnsanın evrendeki yerini ve genel ahlaki ilkeleri sorgulayan bu ifade, felsefi sorgulamanın tümel ve değer alanına yönelik yapısına uyar.
Felsefi sorular genelleyici ve değer odaklıdır.
3
Sol sütundaki üçüncü ifadeyi değerlendirmek.
Şüphe etme eyleminin kendisini sorgulayan bu ifade, düşünmenin kendi üzerine yönelmesi yani refleksif düşünme anlamına gelir.
Kendi zihinsel süreçlerini incelemek refleksif düşüncenin en temel özelliğidir.
4
Sol sütundaki son ifadeyi incelemek.
Mali riskleri azaltmaya ve somut bir kazanç elde etmeye yönelik soru, pratik faydayı gözeten gündelik sorgulamadır.
Gündelik sorular yaşamda karşılaşılan somut durumlar için pratik çözümler arar.

Anahtar Kavram

Felsefi soruların refleksif, kavramsal ve tümel olma özellikleri ile bilimsel ve gündelik sorulardan ayrılan yönleri.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 114Soru

İslam dininde zekat, zenginlerin yılda bir kez mallarının belirli bir kısmını ihtiyaç sahipleriyle paylaşması esasına dayanır. Bu ibadet sayesinde toplumdaki zengin ve fakir kesimler arasında sevgi ve saygı bağları kurulur, ekonomik dengesizlikler azalır ve toplumsal barışın tesisi kolaylaşır.

Buna göre, yukarıda bahsedilen durum dikkate alındığında zekat ibadetinin aşağıdaki toplumsal faydalarından hangisi vurgulanmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Toplumda sevgi, saygı ve dayanışma ortamı oluşturarak birlik ve beraberliğe katkı sağlaması

Cevap

Toplumda sevgi, saygı ve dayanışma ortamı oluşturarak birlik ve beraberliğe katkı sağlaması
Verilen metinde zekatın toplumsal barış, sevgi, saygı ve ekonomik dengesizlikleri azaltma yönleri anlatılarak doğrudan toplumsal dayanışma, birlik ve beraberliğe katkısı açıklanmıştır. Bu sebeple zekatın toplumsal faydasını ifade eden seçenek doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen metni analiz etmek.
Metinde zekatın zengin ile fakir arasındaki bağları güçlendirdiği, ekonomik uçurumları azalttığı ve toplumsal barışı sağladığı bilgisine ulaşıldı.
İbadetin toplumsal faydalarını belirlemek için metindeki ifadelere odaklanmak gerekir.
2
Seçenekleri değerlendirip metinle eşleştirmek.
Birlik, beraberlik ve dayanışma vurgusu doğrudan doğru seçenek ile uyuşmaktadır.
Diğer seçeneklerin hem metinle uyuşmadığı hem de çeşitli dini kavramsal yanılgılar barındırdığı görülür.

Anahtar Kavram

İbadetlerin toplumsal faydaları ve zekatın toplumsal bütünleşmeye katkısı
Soru 115Soru

İslam dininde ibadetlerin geçerli olması, bireysel ve toplumsal faydalarını gösterebilmesi için riayet edilmesi gereken birtakım temel ilkeler bulunmaktadır. Bu ilkeler ibadetlerin hem niyet boyutunu hem de uygulama biçimini şekillendirir.

Aşağıda sol sütunda verilen temel ibadet ilkeleri ile sağ sütunda verilen bu ilkelerin pratik hayattaki yansımalarını veya dini dayanaklarını gösteren açıklamaları doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

İhlas
Sünnete Uygunluk
Kolaylık

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Sol sütundaki 'İhlas' ilkesi sağ sütundaki 'İbadetleri yalnızca Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla yapmak...' ifadesiyle; 'Sünnete Uygunluk' ilkesi 'İbadetlerin geçerli olabilmesi için Hz. Peygamber'in gösterdiği ve öğrettiği biçimde uygulanması...' ifadesiyle; 'Kolaylık' ilkesi ise 'Seferilik, hastalık gibi meşakkatli durumlarda teyemmüm abdesti alınması...' ifadesiyle eşleşir.
Doğru eşleştirmede: İhlas ilkesi, ibadeti her türlü dünyevi çıkar ve riyadan arındırıp sadece Allah rızası için yapma açıklamasıyla; Sünnete Uygunluk ilkesi, ibadetin biçimsel olarak Hz. Peygamber'in uygulamalarına dayanması ve bid'atlerden sakınılması açıklamasıyla; Kolaylık ilkesi ise hastalık veya yolculuk gibi durumlarda teyemmüm veya namazların kısaltılması gibi ruhsatlarla ibadetin kolaylaştırılması açıklamasıyla örtüşür.

Adım Adım Çözüm

1
Sol sütundaki 'İhlas' kavramının tanımını ve amacını analiz etmek.
İhlasın, ibadetlerde samimiyeti ve sadece Allah'ın rızasını hedeflemeyi ifade ettiği belirlenir. Bu tanım, sağ sütundaki gösterişten (riya) ve dünyevi çıkarlardan uzak durmayı açıklayan ifadeyle doğrudan uyuşur.
İbadetlerin niyet boyutundaki en temel şartı olan ihlasın tanımını doğru kavramlarla ilişkilendirmek gerekir.
2
Sol sütundaki 'Sünnete Uygunluk' kavramının ibadetlerdeki rolünü ve sınırlarını değerlendirmek.
Bu ilkenin, ibadetlerin şekilsel yönünün Hz. Peygamber'in sünnetine göre icra edilmesini ve uydurma ibadet biçimlerinden (bid'at) uzak durulmasını şart koştuğu tespit edilir. Bu durum, sağ sütundaki Hz. Peygamber'in öğrettiği biçim ve bid'atten kaçınma açıklamasıyla örtüşür.
İbadetlerin kabul şartlarından biri olan biçimsel uygunluğun kime ve neye göre belirlendiğini tespit etmek gerekir.
3
Sol sütundaki 'Kolaylık' kavramını şer'i uygulamalar üzerinden incelemek.
Kolaylığın, insan doğasına uygun olarak zorlayıcı durumlarda getirilen kolaylaştırıcı hükümleri (ruhsatları) kapsadığı görülür. Bu durum, sağ sütundaki teyemmüm ve namazların kısaltılması gibi örneklerle doğrudan eşleşir.
Dinin genel karakteri olan kolaylaştırma ilkesinin fıkhi ruhsatlarla olan bağını kurmak gerekir.

Anahtar Kavram

İbadetlerde Temel İlkeler (İhlas, Sünnete Uygunluk, Kolaylık)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 116Soru

Edmund Husserl’e göre, insan zihni nesneleri algılarken onlara dair geçmişten getirdiği yargıların, inançların ve bilimsel kabullerin etkisi altındadır. Bu durum, varlığın kendi özüne (kendiliğine) doğrudan ulaşmamızı engeller. Filozof, nesnenin özüne ulaşabilmek için tüm bu ön kabullerin geçici olarak askıya alınması, yani 'paranteze alınması' gerektiğini savunur.

Buna göre, fenomenolojik yaklaşımda uygulanan paranteze alma yönteminin temel amacı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Varlığı, ona dair tüm ön kabullerden arındırarak bilincin kavrayacağı saf özüyle ortaya çıkarmak

Cevap

Varlığı, ona dair tüm ön kabullerden arındırarak bilincin kavrayacağı saf özüyle ortaya çıkarmak
Doğru yanıt, varlığı ön kabullerden arındırarak saf özüyle ortaya çıkarmayı belirten ifadedir. Husserl’e göre paranteze alma yöntemi, nesneye dair edinilmiş tüm tarihsel, bilimsel ve gündelik yargıları askıya alarak bilincin o nesnenin özünü doğrudan kavramasını sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki fenomenolojik yaklaşım ve 'paranteze alma' kavramı analiz edilir.
Paranteze almanın, nesneye dair ön kabulleri ve yargıları askıya alma yöntemi olduğu belirlenir.
Yöntemin temel amacını doğru saptamak için öncelikle yöntemin ne yaptığını kavramak gerekir.
2
Seçenekler incelenerek paranteze alma işleminin nihai hedefiyle eşleşen ifade aranır.
Husserl'in bu yöntemle nesnelerin ön yargılardan arındırılmış 'saf özlerine' ulaşmayı amaçladığı görülür ve doğru seçenek belirlenir.
Özbilim (fenomenoloji) olan bu yaklaşımda temel hedefin varlığın özünü kavramak olduğunu doğrulamak amacıyla.

Anahtar Kavram

Fenomenolojide paranteze alma (epoché) yöntemi ve varlığın özü
Soru 117Soru

Hz. Muhammed, kendisine inanmayan ve canına kastetmek amacıyla evini kuşatan Mekkeli müşriklerin, korunması için daha önce kendisine bıraktıkları kıymetli eşyaları (emanetleri) hicret edeceği gece Hz. Ali'ye bırakmış ve bunları sahiplerine iade etmesini istemiştir.

Bu olay, Hz. Muhammed'in aşağıdaki özelliklerinden hangisini en doğrudan vurgulamaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Her koşulda güvenilirliğini koruduğunu ve kendisine düşman olanların dahi onun dürüstlüğünü kabul ettiğini

Cevap

Her koşulda güvenilirliğini koruduğunu ve kendisine düşman olanların dahi onun dürüstlüğünü kabul ettiğini
Güvenilirliğin korunması ve düşmanların bile onun dürüstlüğünü kabul etmesi yönündeki ifade parçayla tam olarak örtüşmektedir. Çünkü hicret gecesi canı tehlikedeyken bile emanetlerin sahiplerine teslim edilmesini istemesi onun güvenilirliğini; canına kastedenlerin bile eşyalarını ona bırakmış olması ise düşmanlarının dahi onun dürüstlüğünü ikrar ettiğini gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki olay ve durum analiz edilir.
Hz. Muhammed'in can güvenliğinin tehdit altında olduğu hicret gecesinde, kendisine düşmanlık eden Mekkelilerin emanetlerini koruma çabası içinde olduğu görülür.
Sorunun odaklandığı ahlaki davranışı tespit etmek.
2
Emanetlerin sahiplerine iade edilmesinin hangi ahlaki kavramla ilişkili olduğu belirlenir.
Emanetlerin sahibine ulaştırılması, İslam ahlakında 'güvenilirlik ve emanete sadakat' erdemidir.
Olayı temel ahlaki ilkelerle eşleştirmek.
3
Düşmanların davranışları üzerinden çıkarım yapılır.
Müşriklerin canına kastetmek istedikleri kişiye değerli eşyalarını emanet etmeleri, onun dürüstlüğünü (el-Emin olmasını) düşmanlarının bile içten içe kabul ettiğini kanıtlar.
Güvenilirliğin toplumsal ve evrensel boyutunu doğrulamak.

Anahtar Kavram

Hz. Muhammed'in Doğruluğu ve Güvenilirliği (Emanete Sadakat)
Soru 118Soru

İslam'da doğru bilgiye ulaşmanın ve sahih bir inanç geliştirmenin önünde çeşitli zihinsel, psikolojik ve ahlaki engeller bulunmaktadır. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde bu engelleri inceleyen bir grup öğrenci, gerçek yaşamdan çeşitli tutum örnekleri derlemiştir. Buna göre, sol sütunda verilen bireysel tutum örneklerini, sağ sütunda verilen doğru inancın ve bilgi edinmenin önündeki engellerle eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Atalarından ve yetiştiği çevreden gördüğü inanç ve ibadet biçimlerini, hiçbir delil arama veya aklî süzgeçten geçirme ihtiyacı hissetmeden aynen kopyalayarak sürdüren ve dini sadece kültürel bir miras olarak yaşayan bireyin durumu.
Kendi mezhebinin veya dini cemaatinin yorumlarını mutlak ve değişmez tek doğru kabul edip, ayet ve hadislerin açık delilleri kendisine sunulmasına rağmen bu delilleri kendi grubunun görüşüne uymadığı gerekçesiyle peşinen reddeden bireyin tavrı.
Kişisel çıkarları, dünyevi rahatı ve nefsi arzularıyla çatıştığı için, kesin dinî hükümlerin varlığını ve doğruluğunu bildiği halde bunları kendi isteklerine uydurarak yorumlayan veya bilerek görmezden gelen bireyin tutumu.
Farklı bir inanç veya düşünce grubunun mensupları hakkında hiçbir sahih bilgi edinmeden, sadece kulaktan dolma olumsuz iddialara dayanarak onlarla ilgili kesin kararlar veren ve gerçeği araştırma gereği duymayan bireyin yaklaşımı.

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Birinci durum Taklit ile, ikinci durum Taassup ile, üçüncü durum Heva ve Heves ile, dördüncü durum ise Ön Yargı ile eşleşmektedir.
Verilen örnek olaylar İslam dinî düşüncesindeki bilgi engelleriyle şu şekilde örtüşmektedir: Bilgi aramaksızın kopyalama davranışı taklit ile; kendi grubunu mutlaklaştırıp delilleri dışlama tavrı taassup ile; nefsi arzulara göre dini çarpıtma durumu heva ve heves ile; ve bilgi sahibi olmadan peşin hüküm verme yaklaşımı ön yargı ile tam olarak eşleşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci durumdaki 'araştırmadan ve delil aramadan kopyalama' ifadesini analiz edin.
Bu durum, kişinin aklını kullanmayarak inancını taklide dayandırması olan taklit engeline karşılık gelir.
Dinin mirasen sürdürülmesi ve delilsiz kabulü İslam'da yerilen taklitçiliktir.
2
İkinci durumdaki 'kendi grubunu mutlaklaştırıp açık delilleri reddetme ve dışlama' tavrını inceleyin.
Bu tavır, aşırı tarafgirlik ve körü körüne bağlanma olan taassup (bağnazlık) engelini gösterir.
Taassup, hakikate karşı gözü kapatmak ve kendi grubunu delilsizce üstün görmektir.
3
Üçüncü durumdaki 'dünyevi arzu ve menfaatler doğrultusunda bilgiyi çarpıtma' eylemini değerlendirin.
Bu durum, nefsin isteklerini rehber edinme anlamına gelen heva ve heves engeliyle eşleşir.
Kuran'da heva ve hevese uymak, doğru inanç ve bilginin önündeki en büyük engellerden biri olarak gösterilir.
4
Dördüncü durumdaki 'yeterli bilgi edinmeden peşin hüküm verme' yaklaşımını analiz edin.
Bu yaklaşım, nesnel değerlendirmeyi engelleyen ön yargı kavramına denk gelir.
Ön yargı, sahih bilgi kaynaklarını kullanmadan zihinsel peşin kabullerle gerçeği perdelemektir.

Anahtar Kavram

İslam'da bilgi edinmenin ve doğru inancın önündeki engeller: taassup, taklit, heva ve heves, ön yargı.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 119Soru

Hz. Muhammed'in hayatından alınan aşağıdaki olaylar ile bu olayların onun doğruluğu ve güvenilirliğini yansıtan ahlaki boyutlarını en uygun şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Hudeybiye Antlaşması sonrasında Mekke'den kaçıp Medine'ye sığınan Ebû Cendel'i, antlaşmada yer alan iade maddesine sadık kalarak Mekkeli müşriklere geri vermesi
Gençlik yıllarında Mekke'de haksızlığa uğrayan, malları gasp edilen yabancı tüccarların haklarını savunmak amacıyla kurulan Hilfü'l-Fudûl (Erdemliler Birliği) hareketine katılması
İslam davetini açıkça yapmaya başladığı dönemde Mekkeli müşriklerin, tebliğ ettiği inanç esasların�� inkâr etmelerine rağmen onun karakterine hiçbir zaman yalancılık isnat edememeleri

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Hudeybiye Antlaşması'ndaki iade olayı 'bireysel/toplumsal ilişkilerde sözünde durmanın (ahde vefa) mutlak bir ilke olması' ile; Hilfü'l-Fudûl'a katılım 'güvenilirliğin evrensel/toplumsal adalet zemininde aranması' ile; müşriklerin yalancılık isnat edememesi ise 'muhaliflerin dahi doğruluğu (sıdk) zımnen kabul etmesi' ile eşleşir.
Doğru eşleştirmede; Hudeybiye Antlaşması'ndaki iade kararı sözünde durmanın ve ahde vefanın diplomatik kazançlardan üstün tutulduğunu göstererek ilgili ifadeyle; Hilfü'l-Fudûl'a katılım güvenilirliğin inanç/kabile sınırı olmaksızın evrensel adalet zemininde tesis edilmesini göstererek ilgili ifadeyle; müşriklerin yalancılık suçlamasında bulunamaması ise muhaliflerin dahi onun doğruluğunu (sıdk) zımnen kabul ettiğini göstererek ilgili ifadeyle birebir örtüşür.

Adım Adım Çözüm

1
Ebû Cendel olayının ahlaki arka planını çözümleme
Ebû Cendel'in, antlaşma maddesi gereği Mekkelilere geri verilmesi zor bir karar olmasına rağmen Hz. Muhammed'in verdiği söze bağlı kalması, ahde vefa ilkesinin ve emanet bilincinin her türlü siyasi/askeri kazancın üstünde tutulduğunu gösterir. Bu durum, sözünde durmanın mutlak ahlaki ilke olması tanımıyla eşleşir.
Olayın doğrudan ahde vefa ve güvenilirlik ilkeleriyle ilişkisini kurabilmek.
2
Hilfü'l-Fudûl hareketinin kuruluş amacını ve işlevini değerlendirme
Hilfü'l-Fudûl toplumsal güvenliği ve yabancı tüccarların haklarını korumayı hedefler. Hz. Muhammed'in bu birliğe katılması, güvenilirliğin sadece kabile içi veya din içi değil, evrensel hak ve adalet arayışıyla doğrudan ilişkili olduğunu gösterir. Bu durum, güvenilirliğin evrensel adalet zemininde aranması tanımıyla eşleşir.
Toplumsal dayanışma ve hak arama hareketlerinin emanet kavramıyla bağını kurabilmek.
3
Mekkelilerin peygamberlik öncesi ve sonrası tutumlarını karşılaştırma
Mekkeli müşrikler tevhit inancına düşmanlık etmelerine rağmen Hz. Muhammed'e hiçbir zaman 'yalancı' diyememiş, aksine onun doğruluğunu bildikleri için başka suçlamalara (sihirbaz, şair vb.) sığınmışlardır. Bu da muhaliflerin dahi onun sıdk (doğruluk) özelliğini kabul ettiğini gösterir. Bu durum, doğruluğun muhaliflerce zımnen kabul edilmesi tanımıyla eşleşir.
Düşmanların dahi kabul etmek zorunda kaldığı dürüstlük ve doğruluk boyutunu kavramak.

Anahtar Kavram

Hz. Muhammed'in Doğruluğu (Sıdk) ve Güvenilirliği (Emanet)
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 120Soru

Bir tiyatro sahnesinde oynayan oyuncular, kendilerine verilen rolü ve replikleri sorgulamadan sahnelerler. Çoğu insan da yaşamı boyunca toplumun kendisine biçtiği rolleri üstlenir ve bunları sorgulamaksızın tekrar eder. Felsefe ise bireyi bu edilgen durumdan çıkarıp ona hem kendi yaşam senaryosunu yazma hem de eylemlerini dışarıdan bir gözle değerlendirme olanağı sunar. Bu sayede birey, kendi kararlarını alan ve hayatına yön veren aktif bir özneye dönüşür.

Buna göre parçada felsefenin bireye sağladığı aşağıdaki işlevlerden hangisi vurgulanmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bireyin kendi yaşamı üzerinde belirleyici olması ve özerklik kazanması

Cevap

Bireyin kendi yaşamı üzerinde belirleyici olması ve özerklik kazanması
Doğru yanıt, parçada vurgulanan otonomi ve özerklik kavramlarını ifade etmektedir. Parçada geçen 'kendi yaşam senaryosunu yazma' ve 'kendi kararlarını alan, hayatına yön veren aktif bir özneye dönüşme' ifadeleri, bireyin başkalarının veya toplumun belirlediği kalıpların dışına çıkarak kendi yaşamı üzerinde belirleyici bir güç hâline gelmesini (özerklik kazanmasını) simgeler.

Adım Adım Çözüm

1
Paragraftaki temel analojiyi (tiyatro sahnesi ve rol alma) çözümlemek.
Tiyatro sahnesindeki hazır rollerin toplumun bireye sunduğu hazır şablonları ve beklentileri temsil ettiği belirlenir.
Parçanın ana fikrine ulaşmak için kullanılan benzetmenin neyi sembolize ettiğini anlamak gerekir.
2
Felsefenin bu duruma getirdiği alternatifi ve bireye etkisini belirlemek.
Felsefenin bireye 'kendi yaşam senaryosunu yazma' ve 'hayatına yön veren aktif bir özneye dönüşme' imkânı verdiği tespit edilir.
Felsefenin bireysel işlevinin ne olduğunun açıkça ifade edildiği kısımları saptamak gerekir.
3
Elde edilen sonucu felsefenin bireysel işlevleri ile ilişkilendirerek doğru seçeneği bulmak.
Kendi yaşam senaryosunu yazıp kararlarını kendisi alan bireyin otonomi (özerklik) kazandığı sonucuna ulaşılır.
Paragraftaki çıkarımın felsefe terminolojisindeki karşılığını (özerklik/otonomi) seçeneklerde aramak gerekir.

Anahtar Kavram

Felsefenin bireye otonomi (özerklik) ve kendi yaşamını yönlendirme gücü kazandırması
ÖncekiSayfa 6 / 338Sonraki