Onkoloji

351 soru

Soru 101Soru →

45 yaşında, bilateral renal kistleri ve serebellar hemanjioblastomu saptanan bir hastada, bir E3E3 ubiquitin ligaz kompleksinin bileşeni olarak görev yapan bir gende germline mutasyon şüphesi vardır. Sağlıklı bir bireyde, bu gen tarafından kodlanan proteinin temel fizyolojik görevi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Normoksik koşullarda hidroksillenmiş HIF−αHIF-\alpha alt birimlerini tanıyarak proteazomal yıkıma yönlendirmek

Cevap

VHL proteininin temel görevi, normoksik koşullarda hidroksillenmiş HIF-alfa alt birimlerini tanıyarak proteazomal yıkıma yönlendirmektir.
VHL proteini, sağlıklı hücrelerde normoksik (yeterli oksijen) koşullarda HIF−αHIF-\alpha (Hypoxia Inducible Factor) proteinlerinin prolin kalıntılarının hidroksillenmesini takip eder. Bu hidroksillenmiş bölgeleri tanıyan VHL, E3E3 ubiquitin ligaz kompleksinin bir parçası olarak HIF−αHIF-\alpha’yı ubiquitinler ve 26S26S proteazomunda yıkıma gönderir. Bu mekanizma, anjiyogenezi uyaran VEGFVEGF gibi genlerin gereksiz yere aktifleşmesini engeller.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz et
Bilateral renal kistler ve serebellar hemanjioblastom birlikteliği Von Hippel-Lindau (VHL) sendromuna işaret eder.
VHL sendromu, VHL genindeki mutasyonlar sonucu gelişen otozomal dominant bir kanser sendromudur.
2
VHL proteininin moleküler fonksiyonunu belirle
VHL proteini, bir E3 ubiquitin ligaz kompleksinin substrat tanıma bileşenidir.
Bu kompleks, spesifik proteinleri ubiquitin ile işaretleyerek proteazomda yıkılmalarını sağlar.
3
Oksijen algılama mekanizmasıyla ilişkisini kur
Normal oksijen varlığında (normoksi), HIF-alfa alt birimleri prolyl hidroksilazlar tarafından hidroksillenir; VHL bu hidroksillenmiş bölgeye bağlanır.
VHL mutasyonunda veya hipoksinde bu yıkım gerçekleşmez, HIF-alfa birikir ve anjiyogenetik faktörlerin (VEGF gibi) ekspresyonu artar.

Anahtar Kavram

VHL proteini, hipoksi ile indüklenen faktörlerin (HIF) yıkımını kontrol eden bir tümör baskılayıcıdır.

İpuçları

1
Hastadaki bulgular Von Hippel-Lindau sendromunu düşündürmektedir.
2
VHL proteini, hücrenin oksijen düzeyine yanıtını (hipoksi yanıtı) düzenleyen bir komplekste görev alır.
3
Bu proteinin yokluğunda HIF-1α stabilize olur ve 'psödohipoksi' durumu oluşarak anjiyogenez artar.

Daha Fazla Pratik

VHL mutasyonunun Berrak Hücreli Renal Hücreli Karsinom (RCC) patogenezindeki merkezi rolünü ve bunun hedefe yönelik tedavilerle (örneğin Sunitinib, Pazopanib) ilişkisini inceleyin.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 102Soru →

26 yaşında erkek hasta, yaklaşık bir aydır devam eden künt vasıflı karın ağrısı ve halsizlik şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan batın bilgisayarlı tomografisinde (BT) retroperitoneal alanda paraaortik yerleşimli, 12 cm çapında konglomerat lenfadenopati paketi ve akciğer alt loblarda multipl metastatik nodüller izleniyor. Yapılan tru-cut biyopside "az diferansiye karsinom" tanısı alıyor. Hastanın serum AFP, beta-hCG ve LDH seviyeleri normal sınırlarda saptanırken; fizik muayene ve skrotal ultrasonografide primer bir odak saptanmıyor. Bu hastanın dahil olduğu "bilinmeyen primerli tümörler" (BPT) alt grubunda, küratif cisplatin temelli kemoterapiye yanıt verecek hastaları belirlemede en spesifik sitogenetik inceleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İzokromozom 12p [i(12p)]

Cevap

İzokromozom 12p [i(12p)]
Doğru yanıt olan izokromozom 12p [i(12p)], germ hücreli tümörlerin (özellikle testis dışı yerleşimli olanların) tanısında kullanılan en spesifik sitogenetik belirteçtir. BPT tanısı alan, orta hat yerleşimli tümörü olan genç erkeklerde bu belirtecin saptanması, hastanın germ hücreli tümör protokolleri (PEB/BEP) ile küratif olarak tedavi edilebileceğini gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tablonun analiz edilmesi
Genç erkek, orta hat (retroperitoneal) yerleşimli dev kitle, akciğer metastazları ve az diferansiye histoloji.
Bu tablo, bilinmeyen primerli tümörler (BPT) içerisinde 'ekstragonadal germ hücreli tümör sendromu' (EGCTS) için klasiktir.
2
Tanısal kriterlerin değerlendirilmesi
Serum AFP ve beta-hCG'nin normal olması germ hücreli tümörü dışlamaz; 'belirteç negatif' grup olarak tanımlanır.
EGCTS hastaları potansiyel olarak küratif tedavi şansına sahip oldukları için spesifik bir tanısal kanıt gerektirir.
3
Sitogenetik belirtecin seçilmesi
Tümör dokusunda izokromozom 12p gösterilmesi patognomoniktir.
İzokromozom 12p, germ hücreli tümörlere özgü en spesifik sitogenetik anomalidir ve bu CUP alt grubunu doğrular.

Anahtar Kavram

Ekstragonadal germ hücreli tümör sendromu (CUP alt grubu)
Soru 103Soru →

Karsinogenez sürecinde ekzojen karsinojenlerin DNA üzerinde bıraktığı "mutasyonel imzalar", maruziyetin tipini ve tümörün moleküler etiyolojisini anlamada kritik öneme sahiptir. Aflatoksin B1 (AFB1) maruziyetinin yoğun olduğu bölgelerde saptanan hepatoselüler karsinom (HSKHSK) vakalarında, tümör baskılayıcı bir gen olan TP53TP53 üzerinde oldukça spesifik bir mutasyon paterni gözlenmektedir. Buna göre, AFB1 maruziyeti ile ilişkili HSKHSK gelişiminde, TP53TP53 geninde saptanan en karakteristik moleküler değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kodon 249'da G→TG \rightarrow T transversiyonu (Guanin yerine Timin gelmesi)

Cevap

Aflatoksin B1 maruziyeti ile ilişkili hepatoselüler karsinomda en karakteristik değişiklik TP53TP53 geni kodon 249'da görülen G→TG \rightarrow T transversiyonudur.
Doğru seçenek olan kodon 249'daki G→TG \rightarrow T transversiyonu, aflatoksin B1'in moleküler karsinogenezdeki en karakteristik imzasıdır. Bu mutasyon sonucu TP53TP53 proteininde 249. pozisyondaki Arginin amino asidi Serin ile yer değiştirir ve bu durum proteinin tümör baskılayıcı fonksiyonunu yitirmesine yol açar.

Adım Adım Çözüm

1
Karsinojen ve hedef organ etkileşimini değerlendir.
Aflatoksin B1 (AFB1), özellikle mısır ve yer fıstığı gibi gıdalardaki küflerden (Aspergillus) köken alan güçlü bir hepatokarsinojendir.
Moleküler karsinogenezde karsinojenlerin spesifik gen bölgelerine zarar verdiği bilinmektedir.
2
AFB1'in moleküler etki mekanizmasını tanımla.
AFB1, karaciğerde sitokrom P450 enzimleri ile reaktif epoksit formuna dönüşür ve DNA'daki guanin bazlarına kovalent bağlanarak adükt oluşturur.
Mutasyonel imzaların oluşumu, kimyasalın DNA bazları ile kurduğu spesifik bağlara dayanır.
3
TP53TP53 üzerindeki spesifik mutasyon noktasını belirle.
Oluşan DNA adüktleri, replikasyon sırasında guanin (GG) yerine timin (TT) eşleşmesine (G→TG \rightarrow T transversiyonu) ve spesifik olarak 249. kodonda argininin serine dönüşmesine (Arg249Ser) neden olur.
Bu mutasyon paterni, özellikle Çin ve Sahra Altı Afrika gibi AFB1 maruziyetinin yüksek olduğu bölgelerdeki HSK olguları için patognomoniktir.

Anahtar Kavram

Mutasyonel İmzalar (Karsinojen-Spesifik Genetik Değişiklikler)
Soru 104Soru →

Multiple Myelom tanısı ile takip edilen 68 yaşındaki erkek hasta, şiddetli halsizlik, bulantı ve bilinç bulanıklığı şikayetleri ile acil servise başvuruyor. Fizik muayenede dehidratasyon bulguları saptanıyor. Hastanın laboratuvar değerleri aşağıdaki gibidir:

ParametreSonuçNormal Aralık
Kalsiyum15.4 mg/dL8.5-10.5
Albümin3.5 g/dL3.5-5.0
Kreatinin3.8 mg/dL0.7-1.2
BUN92 mg/dL6-20
Fosfor5.2 mg/dL2.5-4.5

Hastaya yoğun intravenöz hidrasyon ve kalsitonin tedavisi başlanıyor. İdrar çıkışı saati 40 ml olarak izleniyor.

Bu hastada hiperkalseminin etkin ve kalıcı tedavisi için, mevcut böbrek fonksiyonları göz önüne alındığında en uygun yaklaşım hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Subkutan Denosumab enjeksiyonu

Cevap

Subkutan Denosumab enjeksiyonu
Hastada şiddetli hiperkalsemi ile birlikte ciddi akut böbrek yetmezliği (Kreatinin 3.8 mg/dL) mevcuttur. Malignite hiperkalsemisinin temel tedavisinde osteoklast inhibisyonu şarttır. Standart tedavide kullanılan güçlü bifosfonatlar (Zoledronik asit ve Pamidronat) renal atılımlıdır ve direkt tübüler toksisite yaparak böbrek yetmezliğini derinleştirebilirler. Bu nedenle GFR'si çok düşük hastalarda kontrendikedirler. RANKL inhibitörü olan Denosumab ise monoklonal bir antikordur, renal yolla atılmaz ve böbrek fonksiyonlarından bağımsız olarak güvenle kullanılabilir. Bu hasta için en uygun ve güvenli antiresorptif ajandır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu tanımla
Maligniteye bağlı şiddetli hiperkalsemi (Ca > 14 mg/dL) ve buna eşlik eden Akut Böbrek Hasarı (Kreatinin 3.8 mg/dL).
Tedavi seçimini belirleyen ana faktörler hiperkalseminin şiddeti ve eşlik eden organ yetmezlikleridir.
2
Standart tedaviyi değerlendir
Normalde malignite hiperkalsemisinin standart tedavisi İV hidrasyon + İV Bifosfonatlardır (Zoledronik asit).
Bifosfonatlar osteoklast aktivitesini inhibe ederek en etkili kalıcı düşüşü sağlar.
3
Kontrendikasyonları kontrol et
Hastanın kreatinin değeri 3.8 mg/dL'dir (GFR < 30 mL/dk). İV Bifosfonatlar (Zoledronik asit, Pamidronat) nefrotoksiktir ve akut böbrek yetmezliğinde kontrendikedir veya doz ayarı/uzun infüzyon gerektirir ki bu da riski tam ortadan kaldırmaz.
Bifosfonatların tübüler toksisitesi mevcut böbrek hasarını kalıcı diyaliz ihtiyacına götürebilir.
4
Alternatif ajanı seç
Denosumab (RANKL inhibitörü), böbreklerden atılmaz ve böbrek yetmezliğinde doz ayarı gerektirmeden güvenle kullanılabilir.
Refrakter hiperkalsemi veya bifosfonat kontrendikasyonu olan hastalarda tercih edilen ajandır.

Anahtar Kavram

Malignite hiperkalsemisinde, ciddi böbrek yetmezliği eşlik ediyorsa bifosfonatlar (zoledronik asit) yerine nefrotoksik olmayan Denosumab tercih edilmelidir.

İpuçları

1
Malignite hiperkalsemisinde kullanılan en etkili ilaç grubu bifosfonatlardır, ancak bu ilaçların en önemli yan etkisi böbrek üzerinedir.
2
Hastanın kreatinin değeri 3.8 mg/dL'dir, bu da ciddi bir böbrek fonksiyon bozukluğunu gösterir.
3
Seçenekler arasında böbrek yoluyla atılmayan ve nefrotoksik olmayan tek antiresorptif ajanı bulunuz.

Daha Fazla Pratik

Tümör Lizis Sendromunda hipokalsemi ve hiperfosfatemi yönetimi üzerine bir soru çözünüz.

Alternatif Yöntem

Eğer Denosumab seçeneği olmasaydı ve böbrek yetmezliği diyaliz gerektirecek kadar ağır olsaydı (oligürik/anürik), 'Hemodiyaliz' doğru cevap olabilirdi.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 105Soru →

6666 yaşında kadın hasta, rutin sağlık kontrolü için polikliniğe başvuruyor. Öyküsünden 2020 yaşından beri düzenli olarak rahim ağzı kanseri taraması yaptırdığı, son 1010 yıl içinde yapılan ardışık üç Pap smear testinin de negatif sonuçlandığı ve bilinen bir immün yetmezliği veya yüksek riskli durumu bulunmadığı öğreniliyor. Bugüne kadar herhangi bir servikal intraepitelyal neoplazi (CIN2+CIN2+) tanısı almayan bu hastada, güncel onkoloji tarama kılavuzları dikkate alındığında en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Serviks kanseri tarama programının sonlandırılması

Cevap

Düşük riskli bu hastada serviks kanseri tarama programı sonlandırılmalıdır.
Serviks kanseri taraması, ortalama riskli kadınlarda 6565 yaşında sonlandırılabilir. Bunun için hastanın son 1010 yıl içinde yeterli ve negatif tarama öyküsünün olması (ardışık 33 negatif sitoloji veya 22 negatif co-test) ve son 2020 yıl içinde CIN2CIN2 veya daha ileri bir lezyon öyküsünün bulunmaması gerekir. Bu hastada tüm bu şartlar sağlandığı için taramanın sonlandırılması en uygun yaklaşımdır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın yaşını ve tarama öyküsünü değerlendiriniz.
Hasta 6666 yaşındadır ve son 1010 yılda 33 adet ardışık negatif Pap smear testi mevcuttur.
Tarama sonlandırma kriterleri yaş ve geçmiş test sonuçlarına dayanır.
2
Güncel kılavuzlardaki (USPSTF/ACOG) sonlandırma kriterlerini uygulayınız.
6565 yaşını doldurmuş, son 1010 yılda yeterli negatif taraması olan (ardışık 33 sitoloji veya 22 co-test) ve son 2020 yılda CIN2+CIN2+ öyküsü olmayanlarda tarama bırakılır.
Bu kriterler sağlandığında, taramanın devam etmesinin sağladığı yarar, olası girişimsel risklerin önüne geçemez.

Anahtar Kavram

Serviks kanseri taramasının sonlandırılma kriterleri
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 106Soru →

6464 yaşında erkek hasta, sol boyun alt bölgesinde yaklaşık 11 aydır var olan, ağrısız ve sert bir kitle fark etmesi üzerine polikliniğe başvuruyor. Yapılan fizik muayenede sol supraklaviküler bölgede 33 cm çapında, fikse lenfadenopati saptanıyor. Bu kitleden yapılan eksizyonel biyopsi sonucu adenokarsinom metastazı olarak raporlanıyor. Anamnez, fizik muayene ve temel laboratuvar incelemelerinde (tam kan sayımı, biyokimya, idrar tetkiki) primer odağa yönelik bir ipucu saptanmayan bu hastada, primer odağı tespiti için yapılması gereken ilk ileri görüntüleme tetkiki aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Toraks, abdomen ve pelvis bilgisayarlı tomografisi

Cevap

Toraks, abdomen ve pelvis bilgisayarlı tomografisi
Bilinmeyen primerli tümörler (BPT) içerisinde adenokarsinom histolojisi saptandığında, ayrıntılı öykü ve fizik muayeneyi takiben ilk yapılması gereken ileri inceleme toraks, abdomen ve pelvisin bilgisayarlı tomografisidir. Bu yöntem, primer odağı saptamada yüksek duyarlılığa sahiptir ve daha invaziv olan endoskopik işlemlerden önce yapılmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulgunun tanımlanması
Sol supraklaviküler lenfadenopati (Virchow nodülü) ve histolojik olarak adenokarsinom metastazı saptandı.
Primer odağın genellikle akciğer, meme, gastrointestinal sistem veya genitoüriner sistem olduğunu düşündürür.
2
Bilinmeyen Primerli Tümör (BPT) algoritmasının uygulanması
Anamnez ve fizik muayenede odak bulunamadığı için sistemik görüntülemeye geçilir.
BPT vakalarında tanısal verimi en yüksek ve ilk basamakta uygulanması gereken yöntem kesitsel görüntülemedir.
3
Uygun tetkikin seçilmesi
Toraks, abdomen ve pelvis bilgisayarlı tomografisi (BT) istenir.
BT, primer odağı saptamada endoskopik yöntemlere göre daha geniş bir tarama alanı sunar ve invaziv değildir.

Anahtar Kavram

Bilinmeyen primerli adenokarsinomlarda tanısal algoritma
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 107Soru →

Viral karsinogenez mekanizmalarında, Epstein-Barr Virüsü (EBV) genomik instabiliteyi tetikleyerek malign transformasyona zemin hazırlayabilir. Özellikle endemik bölgelerde görülen Burkitt lenfoma vakalarında, EBV enfeksiyonu ile ilişkili olarak 8. ve 14. kromozomlar arasında gerçekleşen resiprokal translokasyon [t(8;14)], aşağıdaki proto-onkojenlerden hangisinin aşırı ekspresyonuna neden olarak kontrolsüz hücre proliferasyonunu tetikler?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: c-MYC

Cevap

Burkitt lenfoma patogenezinde rol oynayan temel genetik değişiklik c-MYC proto-onkojeninin aktivasyonudur.
Soruda tanımlanan t(8;14) translokasyonu Burkitt lenfomanın karakteristik genetik bozukluğudur. Bu translokasyon sonucunda, 8. kromozom üzerindeki c-MYC proto-onkojeni, 14. kromozom üzerindeki İmmünglobulin Ağır Zincir (IgH) gen bölgesine taşınır. IgH promotörünün güçlü aktivitesi nedeniyle c-MYC aşırı eksprese olur. c-MYC, hücre proliferasyonunu, metabolizmasını ve büyümesini artıran genlerin transkripsiyonunu sağlayan bir transkripsiyon faktörüdür (nükleer fosfoprotein). Bu süreç 'proto-onkojen aktivasyonu' mekanizmasına klasik bir örnektir.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen klinik ve genetik ipuçlarını analiz et.
Hastalık: Burkitt lenfoma (özellikle endemik/EBV ilişkili). Genetik olay: t(8;14) translokasyonu.
Bu kombinasyon spesifik bir moleküler mekanizmayı işaret eder.
2
8. kromozomda bulunan ve hücre proliferasyonunu yöneten proto-onkojeni hatırla.
c-MYC geni 8q24 bölgesinde yer alır.
c-MYC, hücre döngüsünü ilerleten güçlü bir transkripsiyon faktörüdür.
3
Translokasyonun sonucunu belirle.
c-MYC geni, 14. kromozomdaki immünglobulin ağır zincir (IgH) geninin güçlü promotörünün yanına taşınır.
Bu durum c-MYC'nin kontrolsüz ve aşırı üretimine (konstitütif aktivasyon) yol açarak maligniteyi başlatır.

Anahtar Kavram

Burkitt lenfoma karsinogenezinde, t(8;14) translokasyonu sonucu c-MYC proto-onkojeninin IgH promotörü etkisiyle aşırı ekspresyonu temel mekanizmadır.

İpuçları

1
Bu genin translokasyonu sonucu hücre 'çoğalma' sinyallerini sürekli açık tutar ve genellikle 'yıldızlı gökyüzü' (starry sky) manzarası ile bilinen hızlı büyüyen bir tümöre yol açar.
2
İlgili gen 8. kromozomda bulunur ve adı 'C' harfi ile başlar.
3
Bu gen bir transkripsiyon faktörüdür ve BCL-2 gibi apoptoz engelleyici değil, doğrudan hücre döngüsünü süren bir 'myc' ailesi üyesidir.

Daha Fazla Pratik

t(14;18) translokasyonu ve BCL-2 mekanizmasının farklarını inceleyin.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 108Soru →

Karsinogenez sürecinde rol oynayan tümör baskılayıcı genler; hücre proliferasyonu, farklılaşması ve ölümünü doğrudan denetleyen "gatekeeper" (kapı bekçisi) genler ile genomik bütünlüğü koruyarak mutasyon birikimini dolaylı yoldan engelleyen "caretaker" (bakıcı) genler olarak sınıflandırılır.

Buna göre, aşağıda verilen gen ve karsinogenezdeki temel moleküler fonksiyonu eşleştirmelerinden hangisi, "caretaker" özelliğine sahip bir geni temsil etmektedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: MSH2MSH2 geni – DNA replikasyonu sırasında oluşan baz eşleşme hatalarının düzeltilmesi

Cevap

DNA replikasyonu sırasında oluşan baz eşleşme hatalarının düzeltilmesinden sorumlu olan MSH2MSH2 geni, caretaker (bakıcı) bir tümör baskılayıcı gendir.
DNA replikasyonu sırasında meydana gelen baz eşleşme hatalarını (mismatch) tanıyan ve onaran MSH2MSH2 geni, caretaker (bakıcı) sınıfında yer alan bir tümör baskılayıcı gendir. Bu genlerin inaktivasyonu, hücre döngüsü üzerinde doğrudan bir hızlandırıcı etki yaratmaz; ancak DNA'da mutasyonların hızla birikmesine (mutatör fenotip) ve sonuç olarak gatekeeper genlerde veya onkogenlerde ikincil mutasyonların oluşmasına zemin hazırlar.

Adım Adım Çözüm

1
Tümör baskılayıcı genlerin fonksiyonel sınıflandırmasını analiz et.
Gatekeeper genlerin hücre çoğalmasını/ölümünü doğrudan kontrol ettiği, caretaker genlerin ise DNA onarımı yoluyla genomu koruduğu belirlendi.
Caretaker ve gatekeeper ayrımı, karsinogenez mekanizmasının temelini oluşturur.
2
Seçeneklerdeki genlerin moleküler rollerini değerlendir.
RBRB, APCAPC, VHLVHL ve PTENPTEN hücre büyüme sinyalleri veya döngü kontrolü ile ilişkilidir; MSH2MSH2 ise DNA onarımı (MMR) ile ilişkilidir.
Genlerin spesifik biyokimyasal yollarını bilmek doğru sınıflandırmayı sağlar.
3
Caretaker tanımına uyan gen-fonksiyon çiftini seç.
MSH2MSH2 geninin DNA uyumsuzluk onarımı (mismatch repair) fonksiyonu, caretaker tanımına tam olarak uymaktadır.
DNA onarım sistemindeki defektler (HNPCC/Lynch sendromu gibi) genomik instabiliteye yol açan caretaker inaktivasyonu örnekleridir.

Anahtar Kavram

Tümör baskılayıcı genlerin Gatekeeper ve Caretaker olarak sınıflandırılması.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 109Soru →

5656 yaşında erkek hasta, sağ boyun bölgesinde son 33 aydır giderek büyüyen ağrısız kitle şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde sağ üst servikal bölgede (Level II) 44 cm'lik sert ve çevre dokulara fikse lenfadenopati palpe ediliyor. Kapsamlı bir kulak burun boğaz (KBB) muayenesi ve boyun bilgisayarlı tomografisinde (BT) primer odak saptanmıyor. Lenf nodu biyopsisi "yassı hücreli karsinom metastazı" olarak raporlanıyor ve immünohistokimyasal (İHK) incelemede p16 boyanması kuvvetli pozitif saptanıyor.

Bu hastada primer odağın saptanması amacıyla izlenmesi gereken tanısal algoritmanın bir sonraki en kritik adımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: FDG-PET/BT çekilmesi ve ardından negatif bulgu varlığında palatinal tonsillektomi yapılması

Cevap

FDG-PET/BT çekilmesi ve ardından negatif bulgu varlığında palatinal tonsillektomi yapılması en uygun yaklaşımdır.
Üst ve orta servikal lenf nodu (Level II-III) yassı hücreli karsinom metastazlarında p16 pozitifliği saptanması, HPV ilişkili bir orofaringeal kanseri işaret eder. Tanısal algoritmada; fizik muayene ve BT/MR negatifse bir sonraki adım FDG-PET/BT'dir. PET-BT'de de odak saptanmazsa, primer odağın en sık yerleştiği alanlar olan palatinal tonsillerin eksizyonu (tonsillektomi) ve dil kökü biyopsisi primer odağı bulma şansı en yüksek olan girişimsel adımlardır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik sunumu analiz et
Üst servikal (Level II) yassı hücreli karsinom (SCC) metastazı saptandı.
Primer odağın baş-boyun bölgesinde, özellikle orofarenks, nazofarenks veya hipofarenks yerleşimli olma olasılığı yüksektir.
2
Moleküler/İHK belirteçleri değerlendir
p16 pozitifliği saptandı.
p16, HPV (Human Papilloma Virus) ilişkili orofaringeal SCC'ler için oldukça spesifik ve duyarlı bir vekil belirteçtir; bu da primer odağın tonsiller veya dil kökünde gizli olduğunu düşündürür.
3
Tanısal algoritmayı uygula
Geleneksel görüntüleme negatifse PET-BT ve cerrahi eksplorasyon (tonsillektomi) yapılmalıdır.
Bilinmeyen primerli servikal SCC'lerde PET-BT duyarlılığı %70-90 arasındadır. PET-BT negatif kalsa bile, 'occult' (gizli) primerlerin %30-40'ı tonsillektomi ile saptanabilmektedir.

Anahtar Kavram

Bilinmeyen Primerli Kanserlerde Favorable (Uygun Prognostik) Gruplar: Servikal Skuamöz Hücreli Karsinom ve p16/HPV İlişkisi

İpuçları

1
p16 belirtecinin hangi virüs ve hangi kanser bölgesiyle ilişkili olduğunu hatırlayın.
2
Servikal lenf nodu seviyelerine göre (Level I-V) primer odakların yerleşim olasılıklarını düşünün. Level II genellikle orofarenks ile ilişkilidir.
3
Modern onkolojide 'gizli' baş-boyun primerlerini saptamak için PET-BT'den sonra yapılan en yaygın cerrahi işlem tonsillectomy'dir.

Daha Fazla Pratik

Bilinmeyen primerli karsinomlarda diğer 'favorable' (uygun prognostik) alt grupları (örneğin kadınlarda aksiller adenokarsinom veya peritoneal papiller seröz karsinom) gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 110Soru →

6464 yaşında, 4040 paket/yıl sigara öyküsü olan erkek hasta, sağ boyun üst bölgesinde (Level II) yaklaşık 33 aydır mevcut olan, ağrısız, sert ve fikse kitle şikayetiyle başvuruyor. Yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisinde skuamöz hücreli karsinom (yassı hücreli karsinom) metastazı saptanıyor. Tam bir kulak burun boğaz (KBB) muayenesi, nazofarenks, larenks ve oral kavite incelemeleri ile toraks ve boyun BT'si normal sonuçlanıyor. Bu hastada primer odağı saptamaya yönelik bir sonraki en uygun adım aşağıdakilerinden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İpsilateral tonsillektomi ve dil kökü biyopsisi

Cevap

Primer odağı belirlemek için ipsilateral tonsillektomi ve dil kökü biyopsisi yapılması en uygun adımdır.
Doğru yanıt olan seçenek, baş-boyun bölgesinde primer odağı saptanamayan skuamöz hücreli karsinom metastazlarında standart tanısal yaklaşımı içermektedir. Üst juguler (Level II) metastazlarda gizli odağın en sık palatin tonsiller veya dil kökünde yerleştiği bilinmektedir. Görüntüleme yöntemleri negatif olsa bile, bu bölgelerden yapılan biyopsiler (veya tonsillektomi) vakaların önemli bir kısmında primer tümörü ortaya çıkarır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verilerin ve patolojinin analizi
Level II boyun lenf nodu metastazı ve skuamöz hücreli karsinom patolojisi saptanmıştır.
Bu tablo tipik olarak baş-boyun bölgesi tümörlerini işaret eder.
2
Tanısal algoritmanın uygulanması
Fizik muayene ve radyolojik görüntüleme primer odağı gösterememiştir (bilinmeyen primerli karsinom - CUP).
Primer odağın 'okült' (gizli) olduğu düşünülür.
3
Yönlendirilmiş biyopsi kararı
Orofarenksin kör noktaları olan palatin tonsiller ve dil köküne yönelik cerrahi biyopsi planlanır.
Level II metastazlarda en sık gizli primer odak bu bölgelerdir.

Anahtar Kavram

Bilinmeyen primerli skuamöz hücreli baş-boyun kanserlerinde okült odak araması

Daha Fazla Pratik

Bilinmeyen primerli tümörlerde adenokarsinom patolojisi saptandığında izlenecek tanısal algoritmayı (BT, mamografi, PSA) gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 111Soru →

5656 yaşında, 3535 paket-yıl sigara öyküsü olan erkek hasta; son üç aydır el ve ayak bileklerinde giderek artan ağrı, şişlik ve iştahsızlık şikayetleriyle polikliniğe başvuruyor. Fizik muayenesinde el parmaklarında belirgin çomak parmak izlenirken; el bileği, tibia ve fibula distal uçlarının palpasyonunda kemik üzerinde şiddetli hassasiyet saptanıyor. Ekstremite radyografilerinde uzun kemiklerin distal diyafizlerinde simetrik "periostal yeni kemik oluşumu" (periostit) izleniyor. Akciğer tomografisinde periferik yerleşimli, 33 cm çapında kitle saptanan bu hastada en olası klinik tablo ve akciğer kanseri tipi eşleşmesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hipertrofik osteoartropati — Adenokarsinom

Cevap

Hipertrofik osteoartropati ve adenokarsinom eşleşmesi doğrudur.
Hastada tarif edilen çomak parmak, simetrik eklem ağrıları ve radyolojik olarak uzun kemiklerde saptanan lineer periost reaksiyonu (periostit), Hipertrofik Osteoartropati (HOA) tablosudur. Bu tablo, akciğer kanserlerinden en sık adenokarsinom (ve diğer küçük hücreli dışı karsinomlar) ile ilişkilidir. Küçük hücreli karsinomda çomak parmak veya HOA gelişmesi beklenmez.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz etme
Hastada çomak parmak, simetrik eklem ağrısı ve kemik hassasiyeti mevcuttur.
Bu üçlü klinik tablo, paraneoplastik bir sendrom olan hipertrofik osteoartropatiyi (HOA) düşündürür.
2
Radyolojik bulguları değerlendirme
Uzun kemiklerin distal diyafizlerinde saptanan periostal yeni kemik oluşumu (periostit) tanıyı doğrular.
Periostit, HOA'nın (Pierre-Marie-Bamberger sendromu) patognomonik radyolojik bulgusudur.
3
Tümör tipi ve lokalizasyonunu ilişkilendirme
Periferik yerleşimli kitle ve HOA varlığı en sık adenokarsinom ile ilişkilidir.
Birçok paraneoplastik sendrom küçük hücreli karsinom ile ilişkiliyken, HOA ve çomak parmak tipik olarak küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinde (özellikle adenokarsinom) görülür; küçük hücreli karsinomda bu bulgulara rastlanması beklenmez.

Anahtar Kavram

Hipertrofik osteoartropati (HOA), çomak parmak ve periostit ile karakterize olup, küçük hücreli karsinomda görülmez; en sık adenokarsinom ile ilişkilidir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 112Soru →

5858 yaşında erkek hasta, sağ boyun bölgesinde yaklaşık 22 aydır bulunan ve giderek büyüyen ağrısız bir kitle şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenede sağ üst servikal zincirde (Level II) 3 cm3\text{ cm} çapında, sert ve fikse lenfadenopati saptanıyor. Yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) sonucu "yassı hücreli karsinom (skuamöz hücreli karsinom) metastazı" olarak raporlanıyor. Sistemik taramalarda ve toraks bilgisayarlı tomografisinde (BT) primer odak saptanamıyor. Bu klinik tabloya sahip bir hastada primer odağın saptanmasına yönelik en uygun bir sonraki adım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anestezi altında panendoskopi ve şüpheli alanlardan biyopsi/tonsillektomi

Cevap

Anestezi altında panendoskopi ve şüpheli alanlardan biyopsi/tonsillektomi
Doğru yanıt olan panendoskopi ve biyopsi seçeneği, servikal lenf nodunda yassı hücreli karsinom metastazı saptanan hastalar için standart yaklaşımdır. Bu hastalarda primer odak genellikle dil kökü, tonsiller, piriform sinüs veya nazofarenkste yerleşmiş, radyolojik olarak görülemeyen küçük bir odaktır. Anestezi altında yapılan panendoskopi ve özellikle şüpheli bir lezyon yoksa yapılan tonsillektomi, primer odağı saptama olasılığı en yüksek işlemdir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik sunumunun ve histolojisinin analizi
Servikal lenf nodu metastazı ve yassı hücreli karsinom (skuamöz hücreli karsinom) histolojisi belirlendi.
Metastazın yeri ve tipi, olası primer odakları belirlemede en kritik veridir.
2
Bilinmeyen primer tümörlerde "favorable" (uygun prognozlu) alt grupların taranması
Üst ve orta servikal lenf nodu yerleşimli yassı hücreli karsinomun "baş-boyun" kaynaklı olduğu belirlendi.
Bu alt grup, spesifik bir tanısal algoritma gerektiren tedavi edilebilir bir grubu temsil eder.
3
Radyoloji sonrası ileri invaziv tetkikin belirlenmesi
BT negatifse, anestezi altında panendoskopi (laringoskopi, özofagoskopi, bronkoskopi) ve kör biyopsiler (nazofarenks, dil kökü, tonsillektomi) planlanması.
Görüntüleme ile saptanamayan mikroskobik primer odakları (özellikle Waldeyer halkası) bulmanın en güvenilir yoludur.

Anahtar Kavram

Servikal lenf nodu metastazı ile prezente olan bilinmeyen primer tümörlerde, histoloji yassı hücreli karsinom ise öncelikle baş-boyun bölgesi taranmalıdır.

İpuçları

1
Servikal (boyun) bölgedeki skuamöz hücreli karsinom metastazlarının %90'ından fazlası klavikula üstü (baş-boyun) bölgelerden kaynaklanır.
2
BT ve MR gibi görüntüleme yöntemleri negatif olsa bile, primer odak tonsiller veya nazofarenks gibi kör noktalarda saklı olabilir.

Daha Fazla Pratik

Diğer bir uygun prognozlu alt grup olan 'aksiller lenf nodu metastazı olan kadınlarda' meme kanseri taraması (mamografi/meme MR) gerekliliğini gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 113Soru →

1919 yaşında erkek hasta, mediastinal kitle ve yaygın lenfadenopati şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan tetkikler sonucunda hastaya T-hücreli Akut Lenfoblastik Lösemi (ALL) tanısı konuluyor. Kemoterapi planlanan hastanın bazal laboratuvar değerleri şu şekildedir: Ürik asit: 9.89.8 mg/dL, Potasyum: 5.25.2 mEq/L, Fosfor: 6.16.1 mg/dL, Kalsiyum: 7.47.4 mg/dL, Kreatinin: 1.11.1 mg/dL. Hasta klinik olarak asemptomatiktir.

Bu hastada Tümör Lizis Sendromu (TLS) profilaksisi ve yönetimi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ürik asit çözünürlüğünü artırmak için sodyum bikarbonat ile rutin idrar alkalinizasyonu yapılmalıdır.

Cevap

Ürik asit çözünürlüğünü artırmak için sodyum bikarbonat ile rutin idrar alkalinizasyonu yapılması yanlış bir yaklaşımdır.
Tümör Lizis Sendromu (TLS) yönetiminde modern yaklaşım, rutin idrar alkalinizasyonundan kaçınmaktır. Bunun temel nedeni, alkali idrarın kalsiyum-fosfat çözünürlüğünü azaltarak böbrek kanallarında çökelmeye (kalsifikasyon) ve dolayısıyla akut böbrek hasarına yol açmasıdır. Ayrıca rasburikaz kullanımı ile ürik asit zaten etkili bir şekilde kontrol edilebildiği için alkalinizasyonun sağladığı ürik asit çözünürlüğü avantajı ikincil planda kalmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın TLS riskini belirle.
T-hücreli ALL ve mediastinal kitle yüksek tümör yükünü, dolayısıyla 'Yüksek Risk' grubunu işaret eder.
Yüksek riskli hastalarda profilaksi stratejisi (rasburikaz + agresif hidrasyon) daha agresif olmalıdır.
2
Mevcut laboratuvar değerlerini Cairo-Bishop kriterlerine göre değerlendir.
Ürik asit >8>8 mg/dL ve Fosfor >4.5>4.5 mg/dL (yetişkin için) olduğu için hastada Laboratuvar TLS (LTLS) mevcuttur.
Tanı konulduktan sonra tedavi ve yakın izlem gerekir.
3
Tedavi protokolündeki tartışmalı ve güncel uygulamaları analiz et.
İdrar alkalinizasyonunun kalsiyum-fosfat çökelmesini artırdığı ve rasburikaz çağında artık rutin olarak önerilmediği saptanır.
Hipokalsemi ve hiperfosfatemi varlığında pH'ın yükseltilmesi, kalsiyum-fosfat kristallerinin renal tübüllerde birikmesine yol açar.

Anahtar Kavram

Tümör Lizis Sendromu yönetiminde idrar alkalinizasyonunun riskleri ve asemptomatik hipokalsemiye yaklaşım.

Daha Fazla Pratik

Rasburikazın G6PD eksikliği olan hastalarda hemoliz riski nedeniyle kontrendike olduğunu hatırlayınız.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 114Soru →

2222 yaşında erkek hastaya Akut Lenfoblastik Lösemi (ALL) tanısıyla; L−asparajinazL-asparajinaz, vinkristin, daunorubisin ve prednizolon içeren indüksiyon kemoterapisi başlanıyor. Tedavinin 10.10. gününde hastada ani başlayan şiddetli baş ağrısı ve sol taraflı hemiparezi gelişiyor. Çekilen kraniyal MR venografide sağ transvers sinüste tromboz saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde PT ve aPTT değerleri normal sınırlarda, fibrinojen düzeyi 80mg/dL80 mg/dL (Düşük) olarak bulunuyor. Bu klinik tablonun gelişmesinden en olası sorumlu olan kemoterapötik ajan ve etki mekanizması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: L-asparajinaz; asparajin tüketimi üzerinden karaciğerde protein sentezini (Antitrombin III, Protein C, Protein S) baskılaması

Cevap

L-asparajinaz; asparajin tüketimi üzerinden karaciğerde protein sentezini (Antitrombin III, Protein C, Protein S) baskılaması
L-asparajinaz, asparajini aspartik asit ve amonyağa parçalayarak plazma asparajin düzeylerini düşürür. Bu durum karaciğerde genel protein sentezini baskılar. Özellikle Antitrombin III, Protein C, Protein S ve fibrinojen gibi proteinlerin sentezinin azalması, hastada ciddi bir hiperkoagülabilite ve tromboz riskine (özellikle serebral venöz sinüs trombozu) neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz et
ALL tedavisi alan genç hastada ani nörolojik defisit ve MR venografide saptanan transvers sinüs trombozu, tedavide kullanılan ilaçlara bağlı bir koagülasyon bozukluğunu düşündürür.
Kemoterapi alan hastalarda inme benzeri tablolar ilaç toksisitesi veya paraneoplastik süreçler açısından değerlendirilmelidir.
2
Laboratuvar bulgularını yorumla
Hipofibrinojenemi (80mg/dL80 mg/dL) varlığı, karaciğerde protein sentezinin baskılandığını gösterir.
L-asparajinaz tedavisi altındaki hastalarda hipofibrinojenemi sık görülen bir sentez kusuru bulgusudur.
3
İlacı ve mekanizmayı eşleştir
L-asparajinaz, asparajini aspartik asit ve amonyağa hidroliz eder. Bu durum sadece tümör hücrelerini değil, karaciğerdeki protein sentezini de etkiler.
Antitrombin III, Protein C ve Protein S gibi doğal antikoagülanların sentezinin azalması, venöz sinüs trombozu riskini belirgin şekilde artırır.

Anahtar Kavram

L-asparajinaz, karaciğerde protein sentezini (koagülasyon ve antikoagülasyon faktörleri) inhibe ederek tromboembolik olaylara ve serebral venöz sinüs trombozuna neden olabilir.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 115Soru →

Kimyasal karsinogenez üzerine yapılan deneysel bir çalışmada; deney hayvanlarının cildine tek doz 'A ajanı' uygulandığında tümör gelişmediği, ancak bu uygulamanın hemen ardından haftalarca 'B ajanı' uygulandığında çok sayıda cilt tümörü geliştiği gözlenmiştir. Sadece B ajanı uygulanan grupta veya uygulama sırası değiştirilip önce B sonra A ajanı uygulanan grupta ise tümör gelişimi saptanmamıştır.

Buna göre, bu deneyde 'B ajanı' olarak tanımlanan maddenin karsinogenezdeki rolü ve özellikleri ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Etkisi geri dönüşümlü (reversible) olup, başlatılmış hücrelerin klonal ekspansiyonunu sağlar

Cevap

Etkisi geri dönüşümlü (reversible) olup, başlatılmış hücrelerin klonal ekspansiyonunu sağlar
Deneyde tarif edilen model klasik 'İki Aşamalı Karsinogenez' modelidir. A ajanı 'İnisiyatör' (Başlatıcı), B ajanı ise 'Promotor'dur (Tanıtıcı/İlerletici). Promotorların (örneğin kroton yağı, fenobarbital, östrojenler) en temel özelliği, etkilerinin geri dönüşümlü (reversible) olmasıdır. Genellikle direkt DNA hasarı yapmazlar (non-genotoksik), ancak inisiye olmuş (mutasyona uğramış) hücrelerin seçici olarak çoğalmasını (klonal ekspansiyon) sağlarlar. Ortamdan uzaklaştırıldıklarında tümör gelişimi durabilir veya gerileyebilir.

Adım Adım Çözüm

1
Deney düzeneğini analiz et
A ajanı tek başına yetersiz ama gerekli (Başlatıcı/Initiator). B ajanı A'dan sonra gelmeli ve tekrarlanmalı (Tanıtıcı/Promotor).
Karsinogenezin çok aşamalı teorisini (Initiation-Promotion-Progression) tanımak için.
2
Başlatıcı ve Promotor özelliklerini karşılaştır
Başlatıcılar (A): Genotoksik, mutajenik, geri dönüşümsüz, tek doz yeterli. Promotorlar (B): Non-genotoksik, proliferatif, geri dönüşümlü, eşik değer var, kronik maruziyet gerekli.
Doğru seçeneği belirlemek için.
3
Seçenekleri ele
'Etkisi geri dönüşümlüdür' ifadesi promotor tanımına uyar.
Yanlış önermeleri dışlamak için.

Anahtar Kavram

Karsinogenez Aşamaları: İnisiyasyon (Başlatma) vs Promosyon (Tanıtma)

İpuçları

1
Deneyde B ajanının (kroton yağı gibi) tek başına tümör yapmadığına, ancak var olan bir hasarı 'ilerlettiğine' dikkat edin.
2
B ajanı ortamdan çekilseydi (deneyin ortasında kesilseydi), tümör gelişimi muhtemelen dururdu. Bu özellik, kalıcı DNA hasarından farklıdır.

Daha Fazla Pratik

İnisiyatör ajanların elektrofilik yapıları ve DNA onarım mekanizmaları arasındaki ilişkiyi gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 116Soru →

5454 yaşında kadın hasta, sağ koltuk altında eline gelen sertlik şikayetiyle başvuruyor. Yapılan fizik muayenede sağ aksiller bölgede 33 cm çapında, sert ve fikse lenfadenopati saptanıyor. Lenf nodundan yapılan biyopsi sonucu adenokarsinom metastazı ile uyumlu geliyor. Hastanın yapılan bilateral mamografi ve meme ultrasonografisinde primer odak saptanamıyor.

Bu klinik tabloda en olası primer odak ve bir sonraki aşamada yapılması gereken en uygun tetkik aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Meme kanseri - Meme MRG

Cevap

En olası primer odak meme kanseridir ve bir sonraki en uygun tetkik meme MRG'dir.
Kadın hastalarda izole aksiller lenf nodunda adenokarsinom metastazı saptanması, bilinmeyen primerli tümörlerin iyi seyirli bir alt grubudur. Fizik muayene, mamografi ve ultrasonografinin negatif olması durumunda primer odak büyük olasılıkla memededir (okült meme kanseri). Meme MRG, bu hastalarda mamografi ile görülemeyen odakları saptamada %90'ın üzerinde duyarlılığa sahip olduğu için en uygun sonraki adımdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz etme
Kadın hastada izole aksiller bölgede adenokarsinom metastazı saptanması.
Bilinmeyen primerli tümörlerin (BPT) iyi seyirli (favorable) alt gruplarından birini tanımlamak için.
2
Olası primer odağı belirleme
Bu tablo, aksi kanıtlanana kadar 'okült meme kanseri' olarak değerlendirilir.
Kadınlarda izole aksiller metastazların büyük çoğunluğu meme kaynaklıdır.
3
Tanısal algoritmayı uygulama
Mamografi ve USG negatifse, bir sonraki adım yüksek duyarlılığa sahip meme MRG'dir.
Standart görüntüleme yöntemleri ile saptanamayan küçük primer odakları göstermek için.

Anahtar Kavram

Okült meme kanseri ve aksiller metastaz yönetimi
Soru 117Soru →

4545 yaşında, bilinen herhangi bir sağlık sorunu veya ailede kanser öyküsü bulunmayan bir kadın hasta, rutin sağlık kontrolleri kapsamında kanser taraması yaptırmak amacıyla polikliniğe başvuruyor. Fizik muayenesi tamamen normal olan bu hastada, güncel tarama kılavuzlarına göre tarama amacıyla yapılması gereken en uygun tetkik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mamografi

Cevap

Mamografi, 45 yaşındaki semptomsuz bir kadında yapılması gereken standart tarama testidir.
Mamografi, meme kanseri taramasında altın standarttır ve Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı (KETEM) protokollerine göre 4040-6969 yaş arası kadınlara 22 yılda bir yapılması önerilir. 4545 yaşındaki sağlıklı bir kadında ilk basamakta uygulanması gereken temel tarama yöntemi budur.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın demografik verilerini ve risk profilini değerlendir.
45 yaşında, asemptomatik ve aile öyküsü olmayan (ortalama riskli) kadın hasta.
Tarama programları yaş, cinsiyet ve risk faktörlerine göre belirlenir.
2
Ortalama riskli kadınlarda meme kanseri tarama rehberlerini hatırla.
Ulusal ve uluslararası rehberler, 40 yaşından itibaren periyodik mamografi önermektedir.
Mamografi, meme kanserinde mortaliteyi azalttığı kanıtlanmış tek tarama yöntemidir.
3
Seçeneklerdeki tümör belirteçlerinin tarama değerini sorgula.
CEA, CA-125 ve CA 15-3 gibi belirteçler genel popülasyonda tarama için uygun değildir.
Düşük duyarlılık ve özgüllük nedeniyle bu markerlar yanlış pozitiflik/negatiflik oranını artırır.

Anahtar Kavram

Kanser taraması, asemptomatik bireylerde mortaliteyi azaltan kanıta dayalı yöntemlerle (mamografi, kolonoskopi vb.) yapılmalı; tümör belirteçleri tarama amaçlı kullanılmamalıdır.
Tahmini Süre:45s
Soru 118Soru →

Kanser epidemiyolojisi ve kimyasal karsinogenez süreçleri göz önüne alındığında, aşağıdaki kimyasal karsinojen ve en güçlü ilişkili olduğu malignite eşleştirmelerinden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Vinil klorür - Karaciğer anjiosarkomu

Cevap

Vinil klorür ve karaciğer anjiosarkomu eşleştirmesi doğrudur.
Vinil klorür maruziyeti, karaciğerin endotelyal hücrelerinden köken alan nadir bir malignite olan anjiosarkom için en önemli ve spesifik risk faktörlerinden biridir. Bu ilişki, mesleki karsinogenez çalışmalarında en net tanımlanmış örneklerden biridir.

Adım Adım Çözüm

1
Kimyasal karsinojenlerin spesifik hedef organ etkilerini gözden geçir.
Vinil klorürün karaciğerin nadir damarsal tümörü olan anjiosarkom ile ilişkisi TUS için klasik bir bilgidir.
Epidemiyolojik çalışmalarda belirli mesleki maruziyetler ile spesifik tümörler arasında nedensel bağlar kurulmuştur.
2
Diğer seçeneklerdeki yanlış eşleştirmeleri ele.
Benzen-AMLAML, Asbest-Mezotelyoma, 2-Naftilamin-Mesane CA ilişkileri doğrulanır.
Ayırıcı tanıda sık yapılan hataları (örneğin arsenik-mezotelyoma karışıklığı) dışlamak doğru cevaba götürür.

Anahtar Kavram

Kimyasal karsinojen-tümör spesifitesi (Organotropizm)

Alternatif Yöntem

Hangi karsinojenin hangi organı etkilediğini hatırlamak için 'Mesane-Aminler' (Naftilamin), 'Lösemi-Benzen', 'Anjiosarkom-Vinil klorür' gibi anahtar kelime eşleştirmeleri kullanılabilir.
Tahmini Süre:45s
Soru 119Soru →

3434 yaşında erkek hasta, son 11 aydır artan bel ağrısı, nefes darlığı ve kilo kaybı şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan torakoabdominal bilgisayarlı tomografide retroperitonda 12×812 \times 8 cmcm boyutlarında, orta hat yerleşimli kitle; mediastende multipl lenfadenopatiler ve akciğerlerde yaygın parankimal nodüller saptanıyor. Kitle biyopsisi 'az diferansiye karsinom' olarak raporlanıyor. Serum tümör belirteçlerinde α\alpha-fetoprotein (AFPAFP): 4242 ng/mLng/mL, β−hCG\beta-hCG: 120120 mIU/mLmIU/mL ve LDHLDH: 720720 U/LU/L saptanıyor. Hastanın fizik muayenesinde testisler normal kıvam ve boyutta olup, skrotal ultrasonografide patoloji saptanmıyor. Buna göre, bu hasta için en uygun yönetim stratejisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sisplatin bazlı yoğun kombinasyon kemoterapisi (Germ hücreli tümör protokolü) başlanması

Cevap

Bilinmeyen primerli tümörlerin uygun seyirli (favorable) bir alt grubu olan ekstragonadal germ hücreli tümör sendromu düşünülerek sisplatin bazlı yoğun kemoterapi başlanmalıdır.
Genç erkek hastalarda, orta hat (mediasten veya retroperiton) yerleşimli, az diferansiye karsinom veya malign neoplazm ile karakterize tablo 'ekstragonadal germ hücreli tümör sendromu' olarak adlandırılır. Bu durum, bilinmeyen primerli tümörlerin (CUP) 'uygun seyirli' (favorable) alt gruplarından biridir. Bu hastalar, germ hücreli tümör belirteçleri (AFPAFP, β−hCG\beta-hCG) çok yüksek olmasa dahi, sisplatin bazlı yoğun kemoterapiye (örneğin BEPBEP veya EPEP protokolleri) mükemmel yanıt verirler ve kür elde edilebilir. Bu nedenle, primer odağı bulmak için zaman kaybetmeden germ hücreli tümör protokolü ile tedaviye başlanması en uygun yaklaşımdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik prezantasyonun (genç erkek, orta hat yerleşimli tümör) değerlendirilmesi.
Hastalığın 'ekstragonadal germ hücreli tümör sendromu' klinik paternine uyduğunun saptanması.
Genç erkeklerde mediasten ve retroperiton gibi orta hat yerleşimli az diferansiye tümörler bu sendromun tipik özelliğidir.
2
Patoloji ve tümör belirteçlerinin sentezlenmesi.
Az diferansiye karsinom ve hafif-orta dereceli AFP/hCG yüksekliğinin germ hücreli orijini desteklediğinin görülmesi.
Belirteçlerin çok yüksek olmaması germ hücreli tanısını dışlamaz; az diferansiye hücre tipi ile birleşince bu tanı önceliklidir.
3
Uygun seyirli (favorable) CUP alt grubuna göre tedavi planlanması.
Sisplatin bazlı (BEP veya EP gibi) yoğun kemoterapinin seçilmesi.
Bu grup CUP hastaları kemoterapiye son derece duyarlıdır ve kür şansına sahiptir.

Anahtar Kavram

Ekstragonadal Germ Hücreli Tümör Sendromu (Bilinmeyen primerli tümörlerin uygun seyirli bir alt grubudur).
Soru 120Soru →

Kanser immünoterapisinde kullanılan ve sitotoksik T-lenfosit ilişkili antijen-4 (CTLA−4CTLA-4) molekülünü bloke ederek T-hücre aktivasyonunu artıran monoklonal antikor aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İpilimumab

Cevap

İpilimumab, CTLA−4CTLA-4 molekülünü bloke eden spesifik immünoterapötik ajandır.
İpilimumab, T-lenfositleri üzerinde bulunan ve bir inhibitör reseptör olan CTLA−4CTLA-4 molekülüne bağlanarak, bu reseptörün ligandları (B7−1B7-1 ve B7−2B7-2) ile etkileşimini bozar. Bu durum T-hücrelerinin üzerindeki 'fren' mekanizmasını ortadan kaldırarak antitümör immün yanıtın güçlenmesine yol açar.

Adım Adım Çözüm

1
T-hücre aktivasyonunu engelleyen inhibitör yolakları belirle.
CTLA−4CTLA-4 ve PD−1/PD−L1PD-1/PD-L1 yolakları immün baskılama yapar.
Soruda sorulan spesifik mekanizma olan CTLA−4CTLA-4 blokajını bulmak için anahtar yolakların bilinmesi gerekir.
2
CTLA−4CTLA-4 hedefine yönelik ilacı seç.
İpilimumab.
İpilimumab, onaylanmış ilk immün kontrol noktası inhibitörüdür ve hedefi CTLA−4CTLA-4 reseptörüdür.

Anahtar Kavram

İmmün Kontrol Noktası İnhibitörleri ve Hedefleri

İpuçları

1
Bu ilaç grubu, immün sistem üzerindeki 'frenleri' kaldırarak çalışır.
2
Söz konusu ilaç, melanoma tedavisinde onay alan ilk kontrol noktası inhibitörüdür.

Daha Fazla Pratik

İmmün kontrol noktası inhibitörlerinin neden olduğu immün ilişkili yan etkileri (irAE) ve bu etkilerin yönetimini (genellikle kortikosteroidler) gözden geçirin.
Tahmini Süre:45s
ÖncekiSayfa 6 / 18Sonraki
Onkoloji Alıştırma Soruları — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 6 | Examkin