Kemoterapi İlaçları ve Toksisiteleri

46 soru

Soru 1Soru

5252 yaşında metastatik kolorektal kanser tanısıyla FOLFIRI (irinotekan, 55-fluorourasil, lökovorin) protokolü uygulanan erkek hastada, irinotekan infüzyonu sırasında ani başlayan şiddetli abdominal kramplar, sulu diyare, hipersalivasyon, terleme ve miyozis gelişiyor. Bu klinik tablo ve yönetimi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Asetilkolinesteraz enziminin geçici inhibisyonuna bağlı gelişen akut kolinerjik bir tablodur ve tedavisinde atropin kullanılmalıdır.

Cevap

İrinotekan infüzyonu sırasında gelişen bu tablo, asetilkolinesteraz enziminin inhibisyonuna bağlı akut kolinerjik sendromdur ve atropin ile tedavi edilir.
İrinotekan, yapısal olarak asetilkolinesteraza benzerlik gösterir ve bu enzimi geçici olarak inhibe edebilir. İnfüzyon sırasında veya hemen sonrasında gelişen karın ağrısı, diyare, terleme, hipersalivasyon, lakrimasyon ve miyozis gibi bulgular bu kolinerjik deşarjın sonucudur. Bu 'akut' tablo atropin ile hem önlenebilir hem de tedavi edilebilir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların değerlendirilmesi
Karın ağrısı, diyare, terleme, tükürük artışı (salivasyon) ve göz bebeklerinde küçülme (miyozis) saptandı.
Bu bulgular otonom sinir sistemi üzerinden kolinerjik aşırı uyarılmayı (muskarinik etkiler) işaret eder.
2
Zamanlamanın analizi
Belirtilerin irinotekan infüzyonu sırasında (akut) ortaya çıktığı görüldü.
İrinotekan iki tip diyareye neden olur: Akut (kolinerjik) ve Geç (mukozal hasar). İnfüzyon sırasındaki tablo akuttur.
3
Fizyopatolojik mekanizmanın belirlenmesi
İrinotekanın asetilkolinesteraz enzimini geçici olarak inhibe ettiği belirlendi.
Bu inhibisyon asetilkolin düzeyini artırarak kolinerjik krize yol açar.
4
Tedavi yaklaşımının seçilmesi
Antikolinerjik bir ajan olan atropin uygulanması kararlaştırıldı.
Atropin, muskarinik reseptörleri bloke ederek kolinerjik semptomları hızla geri döndürür.

Anahtar Kavram

İrinotekan Toksisitesi (Akut Kolinerjik Sendrom vs. Geç Diyare)

Daha Fazla Pratik

İrinotekan metabolizmasında görev alan UGT1A1UGT1A1 gen polimorfizminin geç diyare ve nötropeni riski üzerindeki etkisini inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 2Soru

Hodgkin lenfoma tanısıyla ABVD (doksorubisin, bleomisin, vinblastin, dakarbazin) kemoterapi protokolü başlanan 35 yaşındaki erkek hasta, tedavinin 4. küründen sonra polikliniğe ilerleyici nefes darlığı ve kuru öksürük şikayetleri ile başvuruyor. Fizik muayenede akciğer oskültasyonunda her iki bazalde inspiratuar raller (velcro ralleri) duyuluyor. Çekilen toraks bilgisayarlı tomografisinde bilateral interstisyel infiltrasyonlar ve fibrozis ile uyumlu görünümler izleniyor. Ekokardiyografide ejeksiyon fraksiyonu normal (%65) olarak ölçülüyor.

Bu klinik tablodan sorumlu olması en muhtemel kemoterapötik ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bleomisin

Cevap

Bleomisin
Soruda tarif edilen klinik tablo (kuru öksürük, dispne, velcro ralleri) ve radyolojik bulgular (interstisyel fibrozis), Bleomisin toksisitesi için tipiktir. Bleomisin, akciğerde inaktive edici enzim olan bleomisin hidrolazın eksikliği nedeniyle birikir ve serbest oksijen radikalleri oluşturarak pulmoner fibrozise yol açar. Bu yan etki doz kısıtlayıcıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik tablosunu analiz et
Nefes darlığı, kuru öksürük, velcro ralleri ve radyolojik olarak interstisyel fibrozis saptanmış.
Semptomlar ve bulgular spesifik bir organ toksisitesine (akciğer) işaret etmektedir.
2
Kullanılan ilaçları ve yan etkilerini değerlendir
ABVD protokolündeki ilaçlar: Doksorubisin (kardiyak), Bleomisin (pulmoner), Vinblastin (nörolojik), Dakarbazin (hematolojik/GI).
Her ilacın karakteristik bir doz kısıtlayıcı yan etkisi vardır.
3
Klinik tablo ile ilaç yan etkisini eşleştir
Bleomisin, serbest radikal oluşumu üzerinden pnömosit hasarı ve pulmoner fibrozise neden olan en önemli ajandır.
Doksorubisin nefes darlığı yapabilir (KY) ancak EF normaldir ve fibrozis beklenmez.

Anahtar Kavram

Bleomisin kullanımına bağlı gelişen en ciddi yan etki pulmoner fibrozistir; doz kısıtlayıcıdır ve hayati risk taşır.

İpuçları

1
Hastadaki 'velcro ralleri' ve 'interstisyel fibrozis' bulguları, akciğer parankiminin hasar gördüğünü göstermektedir.
2
ABVD protokolündeki ilaçlardan biri, spesifik olarak 'B' harfi ile başlar ve akciğer toksisitesi ile ünlüdür.
3
Bu ilaç, ciltte hiperpigmentasyon ve akciğerde fibrozis yapar; kardiyotoksik olan antrasiklinlerden (Doksorubisin) ayrılmalıdır.

Daha Fazla Pratik

Doksorubisin ve Trastuzumab ilişkili kardiyotoksisite mekanizmalarının farklarını gözden geçiriniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 3Soru

Metastatik kolorektal kanser nedeniyle 5Fluorourasil5-Fluorourasil (5FU5-FU), lökovorin ve oksaliplatin (FOLFOXFOLFOX) rejimi alan 5858 yaşında erkek hasta, 5FU5-FU infüzyonunun 24.24. saatinde ani gelişen, istirahatle azalan ancak tekrarlayan substernal göğüs ağrısı şikayeti ile başvuruyor. Çekilen elektrokardiyografide (EKGEKG) göğüs ağrısı sırasında geçici STST segment yükselmeleri izleniyor. Kardiyak enzim takibi normal sınırlarda saptanan hastada, bu klinik tabloya yol açma olasılığı en yüksek olan kemoterapötik ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 5Fluorourasil5-Fluorourasil

Cevap

Hastadaki koroner vazospazm tablosunun en muhtemel nedeni 5Fluorourasil5-Fluorourasil (5-FU) kullanımıdır.
5Fluorourasil5-Fluorourasil (5-FU) ve ön-ilacı olan kapesitabin, antrasiklinlerden sonra kemoterapötik ilaçlar arasında en sık kardiyotoksisite yapan ikinci gruptur. Özellikle sürekli infüzyon sırasında koroner arterlerde vazospazm yaparak Prinzmetal anjinaya benzer bir tablo oluşturur. Bu durum göğüs ağrısı ve geçici STST segment değişiklikleri ile karakterizedir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik senaryonun analizi
İnfüzyon sırasında gelişen göğüs ağrısı ve geçici ST değişiklikleri saptandı.
Kemoterapi alan hastalarda yeni gelişen kardiyak semptomların ilaca bağlı olma ihtimali yüksektir.
2
EKG ve enzim bulgularının yorumlanması
Normal enzimler ve geçici ST değişiklikleri koroner vazospazmı (Prinzmetal anjina benzeri tablo) işaret etmektedir.
Miyokard enfarktüsünde enzim yüksekliği ve kalıcı EKG değişiklikleri beklenirdi.
3
Kemoterapötik ajan ile yan etki eşleştirmesi
5-FU koroner vazospazm yapan en karakteristik ajandır.
Floropirimidin grubu ilaçların miyokardiyal iskemi ve vazospazm yapma riski %1-18 arasındadır.

Anahtar Kavram

Floropirimidinlere (5-FU, Kapesitabin) bağlı kardiyotoksisite (Koroner Vazospazm)

Alternatif Yöntem

Tedavi yaklaşımı üzerinden gidilebilir: 5-FU'ya bağlı vazospazmda infüzyon kesilir ve nitratlar/kalsiyum kanal blokerleri kullanılır. Bu bilgi ilacın vazospastik doğasını doğrular.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 4Soru

Osteosarkom tanısıyla yüksek doz metotreksat (12g/m212 g/m^2) tedavisi alan 1818 yaşındaki erkek hastada, tedavinin 48.48. saatinde serum kreatinin düzeyinin bazal değerin 2.52.5 katına çıktığı ve plazma metotreksat konsantrasyonunun 100μmol/L100 \mu mol/L olduğu saptanıyor. Uygun hidrasyon ve üriner alkalizasyona rağmen gelişen bu tablo sonrası, metotreksat toksisitesini hızla azaltmak için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Glukarpidaz uygulaması

Cevap

Metotreksata bağlı gelişen ciddi böbrek hasarı ve toksik plazma düzeylerinin yönetiminde en uygun yaklaşım glukarpidaz uygulamasıdır.
Glukarpidaz, rekombinant bir karboksipeptidaz G2 enzimidir. Metotreksatı hızla inaktif metabolitlerine yıkarak plazma düzeylerini %95'ten fazla oranda dakikalar içinde düşürür. Böbrek yetmezliği olan ve metotreksat eliminasyonu durma noktasına gelen hastalarda yaşam kurtarıcıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik durumun ve laboratuvar bulgularının değerlendirilmesi
Yüksek doz metotreksat tedavisi sonrası 48.48. saatte kreatinin artışı ve aşırı yüksek (100μmol/L100 \mu mol/L) metotreksat düzeyi saptanması.
Bu bulgular, ilacın renal klirensinin bozulduğunu ve hayati tehlike arz eden sistemik toksisite riskini gösterir.
2
Spesifik antidot veya eliminasyon yönteminin seçilmesi
Glukarpidaz (karboksipeptidaz G2) tedavisine başlanması.
Glukarpidaz, metotreksatı hızla DAM (2,4-diamino-N10-metilpteroik asit) ve glutamata parçalayarak böbrek dışı yoldan eliminasyon sağlar.

Anahtar Kavram

Yüksek doz metotreksat toksisitesinde glukarpidaz kullanımı

Daha Fazla Pratik

Sitarabin kullanımına bağlı gelişen serebellar toksisite ve konjonktivit profilaksisini gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 5Soru

6262 yaşında erkek hasta, metastatik mide adenokarsinomu nedeniyle kemoterapi almaktadır. Tedavi sonrası yapılan rutin kontrollerinde serum potasyum değeri 2.82.8 mEq/LmEq/L ve magnezyum değeri 1.11.1 mg/dLmg/dL olarak saptanıyor. Hastaya yapılan yoğun potasyum replasmanına rağmen potasyum düzeyinin normal sınırlara yükselmediği gözleniyor. Bu hastadaki klinik ve laboratuvar bulgularına neden olma olasılığı en yüksek olan kemoterapötik ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sisplatin

Cevap

Sisplatin, renal magnezyum kaybı yaparak replasmana dirençli hipokalemiye neden olur.
Sisplatin, proksimal ve distal tübüllerde doğrudan toksik etki yaratarak renal magnezyum kaybına yol açar. Magnezyum eksikliği, distal tübüldeki ROMK kanallarının inhibisyonunu ortadan kaldırarak potasyum sekresyonunu artırır ve bu durum klinik olarak potasyum replasmanına yanıt vermeyen (dirençli) bir hipokalemi tablosu oluşturur.

Adım Adım Çözüm

1
Laboratuvar bulgularını analiz et.
Hastada eş zamanlı hipokalemi (2.82.8 mEq/LmEq/L) ve hipomagnezemi (1.11.1 mg/dLmg/dL) saptanmıştır.
Replasmana dirençli hipokaleminin altında yatan en sık neden hipomagnezemidir.
2
Elektrolit bozukluğu ve kemoterapi ilişkisini kur.
Kemoterapi ajanları arasında renal tübüler magnezyum kaçağına en sık ve en şiddetli yol açan ajan sisplatindir.
Sisplatin nefrotoksisitesi, tübüler hasar mekanizmasıyla karakterizedir ve elektrolit kaybı tipiktir.

Anahtar Kavram

Sisplatin'e bağlı renal tübüler magnezyum kaybı ve buna sekonder gelişen dirençli hipokalemi.

Daha Fazla Pratik

Diğer platin türevi olan karboplatinin en sık yan etkisinin miyelosüpresyon (trombositopeni) olduğunu unutmayın.

Alternatif Yöntem

Alternatif olarak, potasyum düşüklüğünün replasmana dirençli olmasından hareketle hipomagnezemiye odaklanılmalı ve bu bozukluğa en çok sisplatin'in yol açtığı bilgisi hatırlanmalıdır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 6Soru

6262 yaşında pankreas adenokarsinomu tanısıyla 66 aydır haftalık gemsitabin tedavisi alan bir hastada; son 22 haftada progresif dispne, alt ekstremitelerde ödem ve yeni gelişen sistemik hipertansiyon (170/100mmHg170/100 mmHg) saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobin 8.2g/dL8.2 g/dL, trombosit 92.000/mm392.000/mm^3, LDH 850U/L850 U/L (Normal: <250<250), kreatinin 2.4mg/dL2.4 mg/dL (bazal: 0.9mg/dL0.9 mg/dL) bulunuyor. Periferik yaymada yaygın şistositler görülüyor. Bu klinik tabloya neden olan durumun patofizyolojisi ve yönetimi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Gemsitabin indüklü hemolitik üremik sendromdur; patogenezde ilaca bağlı endotel hasarı rol oynar ve tedavide öncelikle ilaç kesilmelidir.

Cevap

Gemsitabin kullanımına bağlı gelişen hemolitik üremik sendrom (HUS) tablosudur ve temelinde endotel hasarı yatar; tedavide ilacın kesilmesi esastır.
Doğru yanıt olan seçenek; gemsitabin kullanan bir hastada gelişen mikroanjiopatik hemolitik anemi (MAHA), trombositopeni ve hipertansiyonla seyreden renal yetmezlik tablosunu doğru tanımlamaktadır. Bu durum ilacın doğrudan endotel hücrelerine verdiği hasar sonucu gelişen bir HUS formudur. Tedavide en önemli basamak ilacın kesilmesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların sentezi
Dispne, ödem ve hipertansiyon gibi hacim yüklenmesi bulguları ile birlikte anemi, trombositopeni ve kreatinin artışı saptandı.
Hastanın genel tablosunu anlamak için çoklu organ sistemleri değerlendirilmelidir.
2
Laboratuvar verilerinin yorumlanması
Düşük hemoglobin, düşük trombosit, yüksek LDH ve periferik yaymadaki şistositler 'Mikroanjiopatik Hemolitik Anemi' (MAHA) varlığını kanıtlar.
Şistositler ve yüksek LDH hemolizin tipik göstergeleridir.
3
İlaç-toksisite eşleştirmesi
Pankreas kanseri nedeniyle gemsitabin alan hastalarda MAHA, hipertansiyon ve renal yetmezlik üçlüsü Gemsitabin-indüklü HUS'u işaret eder.
Gemsitabin, kümülatif dozla ilişkili olarak nadir fakat ciddi bir yan etki olan HUS tablosuna yol açabilir.
4
Patofizyoloji ve yönetim analizi
Gemsitabin endotel hasarına neden olur; tedavi olarak ilaç derhal kesilmeli, gerekirse plazmaferez veya eculizumab düşünülmelidir.
Endotel hasarı mikrotrombüslere ve sonucunda MAHA ile renal iskemiye yol açar.

Anahtar Kavram

Gemsitabin-indüklü Hemolitik Üremik Sendrom (HUS)

Daha Fazla Pratik

İrinotekan kullanımına bağlı gelişen erken ve geç diyare tablolarının ayırıcı tanısı ve UGT1A1 polimorfizminin bu tablodaki rolünü gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 7Soru

Evre III kolon kanseri tanısıyla adjuvan kemoterapi protokolü (FOLFOX) başlanan 58 yaşındaki erkek hasta, tedavisinin üçüncü gününde buzdolabından su şişesi alırken ellerinde ani başlayan ağrılı uyuşma, karıncalanma ve soğuk su içerken boğazında takılma hissi (laringospazm benzeri) yaşadığını ifade etmektedir. Hastanın nörolojik muayenesinde derin tendon refleksleri korunmuş olarak izlenmektedir.

Bu hastada tanımlanan klinik tabloya neden olması en muhtemel antineoplastik ilaç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Oksaliplatin

Cevap

Doğru cevap Oksaliplatin'dir.
Soruda tarif edilen klinik tablo, Oksaliplatin kullanımına bağlı gelişen akut nörotoksisitedir. Oksaliplatin, voltaj kapılı sodyum kanalları üzerindeki etkisiyle, özellikle soğuk teması sonrası (soğuk içecekler, soğuk hava, soğuk cisimler) ellerde disestezi, parestezi ve boğazda laringospazm hissine neden olur. Bu durum ilaca özgü (patognomonik) bir yan etkidir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın kliniğini analiz et
Kolon kanseri tedavisi (FOLFOX) alan hastada soğukla tetiklenen (soğuk su, buzdolabı) akut nörolojik şikayetler (el uyuşması, boğazda kasılma) mevcuttur.
Semptomların tetikleyicisi (soğuk) tanısal açıdan en kritik ipucudur.
2
İlaç yan etki profillerini eşleştir
Oksaliplatin, platin türevi bir ilaç olup akut dönemde soğuğa bağlı disestezi ve laringospazm yapmasıyla diğer nöropatik ilaçlardan ayrılır.
Diğer şıklardaki ajanlar (Sisplatin, Vinkristin) nöropati yapsa da bu 'soğuk allodinisi' tablosu Oksaliplatin için patognomoniktir.

Anahtar Kavram

Oksaliplatinin akut nörotoksisitesi soğukla tetiklenir (soğuk allodinisi) ve genellikle geri dönüşümlüdür; kronik toksisitesi ise kümülatif duyusal nöropatidir.

İpuçları

1
Hastanın şikayetlerinin özellikle 'soğuk' (buzdolabı, soğuk su) ile tetiklendiğine dikkat ediniz.
2
Bu yan etki profili, kolon kanseri tedavisinde kullanılan platin grubu bir ilaca özgüdür.
3
Sisplatinin aksine nefrotoksisitesi az olan, ancak soğukla tetiklenen nöropati yapan ilaç Oksaliplatin'dir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 8Soru

Metastatik yumuşak doku sarkomu tanısıyla yüksek doz ifosfamid (99 g/m2/ku¨rg/m^2/kür) ve mesna tedavisi başlanan 5555 yaşında erkek hastada, infüzyonun 3.3. gününde ani gelişen huzursuzluk, konfüzyon, dizartri ve görsel halüsinasyonlar gözleniyor. Fizik muayenesinde asteriksis ve yaygın miyoklonuslar saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum kreatinin 2.12.1 mg/dLmg/dL, albümin 2.42.4 g/dLg/dL ve elektrolit düzeyleri normal bulunuyor. Bu klinik tablo ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Toksisiteden sorumlu temel metabolit kloroasetaldehit olup, mitokondriyal solunum zinciri inhibisyonu üzerinden nörotoksik etki gösterir.

Cevap

Toksisiteden sorumlu temel metabolit kloroasetaldehit olup, mitokondriyal solunum zinciri inhibisyonu üzerinden nörotoksik etki gösterir.
İfosfamid ensefalopatisi, ilacın metabolizması sırasında oluşan kloroasetaldehitin santral sinir sisteminde birikmesiyle oluşur. Bu metabolit, mitokondriyal solunum zincirindeki enzim komplekslerini inhibe ederek nöronal enerji üretimini engeller. Hipoalbüminemi ve renal yetmezlik bu toksisitenin gelişimini kolaylaştırır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu tanımla
İfosfamid tedavisi altında gelişen nöropsikiyatrik semptomlar (konfüzyon, halüsinasyon, asteriksis) 'İfosfamid Ensefalopatisi' ile uyumludur.
Hastanın aldığı spesifik ilaç ve gelişen santral sinir sistemi bulguları arasındaki ilişkiyi kurmak için.
2
Risk faktörlerini değerlendir
Hastada saptanan kreatinin yüksekliği (2.12.1 mg/dLmg/dL) ve düşük albümin (2.42.4 g/dLg/dL), toksik metabolitlerin birikimi için majör risk faktörleridir.
Vakadaki laboratuvar bulgularının toksisite riskini nasıl artırdığını anlamak için.
3
Metabolit ayrımı yap
İfosfamid metabolizmasında akrolein ürotoksisiteden (sistit), kloroasetaldehit ise nörotoksisiteden sorumludur.
Sıklıkla karıştırılan iki farklı metabolit arasındaki patofizyolojik farkı ayırt etmek için.
4
Etki mekanizmasını ve tedaviyi hatırla
Kloroasetaldehit mitokondriyal solunum zincirini bozar. Tedavide ilaç kesilir ve metilen mavisi (alternatif elektron alıcısı) kullanılır.
Hastalığın hücresel düzeydeki nedenini ve buna yönelik spesifik tedaviyi doğrulamak için.

Anahtar Kavram

İfosfamid Ensefalopatisi ve Kloroasetaldehit Toksisitesi
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 9Soru

Antrasiklin grubu kemoterapötik (doksorubisin, daunorubisin) ilaçlara bağlı gelişebilecek kümülatif doz bağımlı kardiyotoksisiteyi önlemek amacıyla kullanılan kardiyoprotektif ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dekrazoksan

Cevap

Antrasiklin kardiyotoksisitesini önlemek için kullanılan kardiyoprotektif ajan Dekrazoksan'dır.
Dekrazoksan, miyokard hücreleri içinde antrasiklin-demir komplekslerinin oluşmasını engelleyen bir demir şelatörüdür. Bu sayede serbest radikal üretimini azaltarak antrasiklinlere bağlı gelişen irreversible kardiyotoksisite riskini düşürür.

Adım Adım Çözüm

1
Antrasiklinlerin (doksorubisin, daunorubisin) en önemli doz kısıtlayıcı yan etkisini belirle.
Kümülatif dozla ilişkili olan ve geri dönüşümsüz (Tip 1) karakterdeki kardiyotoksisite.
Bu ilaçlar demir ile kompleks oluşturarak serbest radikal üretimini ve miyosit hasarını tetikler.
2
Bu spesifik toksisiteyi önlemek için kullanılan farmakolojik ajanı hatırla.
Dekrazoksan.
Hücre içi demiri şelatlayarak serbest radikal oluşumunu engeller.

Anahtar Kavram

Antrasiklin kardiyotoksisitesi ve Dekrazoksan kullanımı

Daha Fazla Pratik

Antrasiklinlerin neden olduğu kardiyotoksisite ile Trastuzumab (Herceptin) arasındaki farkları (Tip 1 vs Tip 2) gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 10Soru

Akut miyeloid lösemi (AMLAML) tanısıyla izlenen 4242 yaşında erkek hastaya, konsolidasyon tedavisi amacıyla yüksek doz (33 g/m2g/m^2) kemoterapi uygulanmaktadır. Tedavinin 44. gününde hastada yeni gelişen peltek konuşma, gövde ataksisi, dismetri ve nystagmus saptanıyor. Bu hastadaki klinik tabloya neden olması en muhtemel kemoterapötik ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sitarabin

Cevap

Serebellar toksisite bulguları (ataksi, nystagmus, dismetri) yüksek doz sitarabin tedavisinin karakteristik bir yan etkisidir.
Sitarabin (AraCAra-C), özellikle AMLAML tedavisinde yüksek dozlarda kullanıldığında kan-beyin bariyerini geçer ve serebellumdaki Purkinje hücrelerine zarar vererek dismetri, ataksi ve nystagmusla karakterize serebellar toksisiteye yol açar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz etme
Hastada dismetri, ataksi ve nystagmus gibi akut serebellar sendrom bulguları mevcuttur.
Semptomların anatomik lokalizasyonunu belirlemek sorumlu ajanı bulmak için ilk adımdır.
2
Tedavi bağlamını değerlendirme
Hastanın AMLAML tanısıyla yüksek doz (33 g/m2g/m^2) kemoterapi aldığı belirtilmiştir.
Bazı ilaçların toksisiteleri doza bağımlı olarak ortaya çıkar; AraCAra-C için serebellar toksisite eşiği genellikle yüksek doz uygulamalardır.
3
Ayırıcı tanı yapma
Sitarabin (yüksek doz) serebellar toksisite ile doğrudan ilişkilidir.
Diğer seçeneklerdeki ilaçların (Vinkristin, Sisplatin vb.) nörolojik yan etkileri genellikle periferik sinir sistemi ile sınırlıdır.

Anahtar Kavram

Yüksek doz sitarabin (AraCAra-C) nörotoksisitesi serebellar disfonksiyon şeklinde prezante olur.

Daha Fazla Pratik

Sitarabin toksisitesi için risk faktörleri arasında yaşın 6060 üzerinde olması ve renal fonksiyon bozukluğu yer aldığını unutmayın.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 11Soru

4545 yaşında erkek hasta, evre IIIIII yaygın büyük B hücreli non-Hodgkin lenfoma tanısıyla CHOPCHOP (siklofosfamidsiklofosfamid, doksorubisindoksorubisin, vinkristinvinkristin, prednizolonprednizolon) kemoterapisi almaktadır. Tedavinin ikinci küründen sonra hastada şiddetli konstipasyon, karın ağrısı ve fizik muayenede derin tendon reflekslerinde azalma saptanıyor. Bu klinik tabloya neden olma olasılığı en yüksek olan kemoterapötik ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Vinkristin

Cevap

Vinkristin kullanımı periferik ve otonomik nöropatiye yol açarak konstipasyon ve refleks kaybına neden olur.
Doğru yanıt olan vinkristin, vinka alkaloidleri grubundadır ve mikrotübül polimerizasyonunu inhibe eder. Doz kısıtlayıcı en önemli yan etkisi nörotoksisitedir. Bu toksisite periferik nöropati (DTR kaybı, parestezi), otonomik nöropati (konstipasyon, paralitik ileus) ve kranial sinir felçleri şeklinde görülebilir. Vinkristin kemik iliği baskılanması yapmamasıyla da diğer birçok ajandan ayrılır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et.
Hastadaki şiddetli konstipasyon otonomik nöropatiyi, derin tendon reflekslerindeki (DTR) azalma ise periferik nöropatiyi işaret etmektedir.
Kemoterapi alan bir hastada bu semptomlar spesifik ilaç toksisitesini düşündürür.
2
CHOPCHOP rejimindeki ilaçların toksisite profillerini değerlendir.
Vinkristin, mikrotübül fonksiyonunu bozarak aksonal transportu engeller ve nörotoksisite yapar.
Vinkristin otonom sinir sistemini etkileyerek bağırsak motilitesini azaltır (paralitik ileus) ve motor lifleri etkileyerek arefleksiye neden olur.
3
Diğer ajanların yan etkilerini dışla.
Siklofosfamid (üro-toksisite), Doksorubisin (kardiyo-toksisite) ve Prednizolon (metabolik/miyopati) bu tabloyu açıklamaz.
Her ajanın kendine özgü hedef organ toksisitesi vardır.

Anahtar Kavram

Vinkristin'in doz kısıtlayıcı ana yan etkisi nörotoksisitedir (periferik, otonomik ve kranial sinir tutulumu).
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 12Soru

Akciğer kanseri tanısıyla sisplatin içeren bir kemoterapi rejimi planlanan bir hastada, bu ilacın en önemli doz kısıtlayıcı yan etkisi olan nefrotoksisiteyi önlemek amacıyla uygulanması gereken temel strateji aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tedavi öncesi ve sonrası agresif intravenöz hidrasyon sağlanması

Cevap

Sisplatin nefrotoksisitesini önlemek için tedavi öncesi ve sonrası agresif intravenöz hidrasyon sağlanması gereklidir.
Sisplatin, platin türevi bir antineoplastik olup primer olarak böbrekler yoluyla atılır. Renal tübüler epitelde nekroza yol açarak akut böbrek hasarına neden olabilir. Bu tabloyu engellemek için klinik pratikte uygulanan en etkin ve standart yöntem, hastaya tedavi öncesinde, sırasında ve sonrasında bol sıvı verilerek (agresif hidrasyon) yeterli idrar çıkışının (100100-150150 ml/saatml/saat) sağlanmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
İlacın temel toksisite profilini belirleme
Sisplatin'in en önemli doz kısıtlayıcı yan etkisi nefrotoksisitedir.
İlaç renal tübüllerde doğrudan toksik etki gösterir.
2
Koruyucu önlemi seçme
Agresif hidrasyon ve diürez sağlanmalıdır.
İdrar akım hızının artırılması, ilacın tübüllere temas süresini ve konsantrasyonunu azaltarak hasarı önler.

Anahtar Kavram

Sisplatin nefrotoksisitesinin önlenmesinde en temel yöntem hidrasyondur.
Tahmini Süre:45s
Soru 13Soru

5858 yaşında küçük hücreli akciğer kanseri tanısı alan bir hastaya vinkristin, adriamisin ve siklofosfamid kombinasyon tedavisi başlanmıştır. Tedavinin ikinci haftasında hastada yaygın karın ağrısı, şiddetli kabızlık ve ellerde parestezi şikayetleri gelişiyor. Fizik muayenede bağırsak sesleri hipoaktif olarak saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobin 11.8g/dL11.8 g/dL, lökosit 6.500/mm36.500/mm^3 ve trombosit 220.000/mm3220.000/mm^3 bulunuyor. Bu klinik tablodan sorumlu olması en muhtemel kemoterapötik ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Vinkristin

Cevap

Vinkristin, otonom ve periferik nörotoksisite yaparak adinamik ileus ve paresteziye neden olan, kemik iliğini koruyucu karakterde bir ajandır.
Vinkristin (Vinka alkaloidleri), mikrotübüllere bağlanarak mitozu durdurur. En önemli ve doz kısıtlayıcı yan etkisi nörotoksisitedir. Bu nörotoksisite hem periferik sinirleri (parestezi, derin tendon refleks kaybı) hem de otonom sinirleri (konstipasyon, adinamik ileus) etkiler. Vinkristin'in diğer ajanlardan en önemli farkı, terapötik dozlarda kemik iliği baskılanmasına (miyelosupresyon) neden olmamasıdır. Sorudaki normal kan sayımı ve nörolojik bulgular vinkristin tanısını doğrular.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik semptomları değerlendir.
Hastada periferik nöropati (parestezi) ve otonom nöropati (konstipasyon, azalmış bağırsak sesleri) bulguları mevcut.
Kemoterapiye bağlı yan etki profilini daraltmak için klinik bulgular önceliklidir.
2
Hematolojik verileri analiz et.
Lökosit ve trombosit değerlerinin normal sınırlarda olduğu (kemik iliğinin korunduğu) görüldü.
Vinkristin, 'bone marrow sparing' (kemik iliği koruyucu) özelliği ile diğer birçok sitostatikten ayrılır.
3
Bulguları spesifik ilaçla eşleştir.
Nörotoksisite ve normal kan sayımı kombinasyonu vinkristin toksisitesini işaret eder.
Vinka alkaloidleri mikrotübül fonksiyonunu bozarak aksonal taşımayı engeller ve bu tabloya yol açar.

Anahtar Kavram

Vinkristin toksisitesinin temel özellikleri: Doz kısıtlayıcı nörotoksisite ve kemik iliği fonksiyonlarının korunması.

İpuçları

1
Hastanın kan sayımı değerlerinin normal olması (kemik iliğinin etkilenmemesi) en önemli ipucudur.

Daha Fazla Pratik

Vinkristin ile benzer etki mekanizmasına sahip olan ancak miyelosupresif etkisi belirgin olan 'Vinblastin' toksisite profilini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 14Soru

Akut lenfoblastik lösemi (ALLALL) tanısıyla kemoterapi alan 1818 yaşında bir hastada, tedavinin 5.5. gününde ani gelişen şiddetli epigastrik ağrı ve kusma şikayetleri ortaya çıkıyor. Laboratuvar incelemesinde serum amilaz ve lipaz düzeyleri normalin üst sınırının 44 katı yüksek bulunuyor. Bu klinik tabloya (akut pankreatit) neden olma olasılığı en yüksek olan kemoterapötik ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: L-asparajinaz

Cevap

L-asparajinaz, akut lenfoblastik lösemi tedavisinde kullanılan ve en önemli yan etkilerinden biri akut pankreatit olan bir ajandır.
L-asparajinaz, asparajin amino asidini parçalayarak tümör hücrelerini besinsiz bırakan bir enzimdir. Bu mekanizma sırasında normal dokularda da protein sentezini etkileyebilir. Akut pankreatit, L-asparajinazın en korkulan ve karakteristik doz kısıtlayıcı yan etkilerinden biridir. ALL tedavisi alan bir hastada pankreatit bulguları geliştiğinde akla ilk gelmesi gereken ajan budur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et.
Epigastrik ağrı ve yüksek amilaz/lipaz düzeyleri akut pankreatit tanısını koydurur.
Hastanın semptomları ve laboratuvar bulguları spesifik bir organ toksisitesini işaret etmektedir.
2
Kemoterapi ajanları ile toksisiteyi eşleştir.
ALL protokolünde yer alan ilaçlar arasında pankreatit ile en güçlü ilişkisi olan ilaç L-asparajinazdır.
L-asparajinaz protein sentezini bozarak pankreatik enzimlerin salınımını ve aktivasyonunu etkileyebilir.

Anahtar Kavram

L-asparajinaz spesifik toksisitesi: Akut pankreatit
Tahmini Süre:45s
Soru 15Soru

6060 yaşında küçük hücreli dışı akciğer kanseri nedeniyle yüksek doz siklofosfamid içeren kemoterapi rejimi başlanan hastada, tedavinin 2.2. gününde halsizlik, bulantı ve konfüzyon gelişiyor. Laboratuvar incelemesinde serum sodyumu 118118 mEq/LmEq/L, serum osmolalitesi 245245 mOsm/kgmOsm/kg, idrar sodyumu 6060 mEq/LmEq/L ve idrar osmolalitesi 450450 mOsm/kgmOsm/kg saptanıyor. Fizik muayenesinde hastanın övolemik olduğu ve ödeminin bulunmadığı gözleniyor. Bu hastadaki hiponatremi tablosundan sorumlu olan en olası mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Renal tübüllerin antidiüretik hormona (ADH) duyarlılığının artması

Cevap

Siklofosfamid kullanımına bağlı gelişen bu tablonun temel mekanizması, renal tübüllerin antidiüretik hormona (ADH) karşı duyarlılığının artmasıdır.
Siklofosfamid, özellikle yüksek dozlarda verildiğinde renal tübüler hücrelerde vazopressin reseptör duyarlılığını artırarak veya doğrudan ADH benzeri bir etki oluşturarak serbest su tutulumuna yol açar. Bu durum, laboratuvarda düşük serum osmolalitesi ve paradoksal olarak yüksek idrar osmolalitesi ile karakterize övolemik hiponatremi (UADHS) tablosuna neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularının analizi
Düşük serum osmolalitesi (<280<280), yüksek idrar osmolalitesi (>100>100) ve idrar sodyumu (>40>40 mEq/LmEq/L) ile övolemik durum Uygunsuz ADH Sendromu (UADHS) tanısını doğrular.
Hastanın övolemik olması ve idrarın konsantre olması dilüsyonel bir tabloyu işaret eder.
2
Etiyolojik ajanın ve mekanizmanın belirlenmesi
Yüksek doz siklofosfamid, renal tübüler düzeyde ADH etkisini potansiyalize ederek serbest su tutulumuna neden olur.
Siklofosfamidin bilinen en önemli metabolik yan etkilerinden biri UADHS tablosudur.

Anahtar Kavram

Siklofosfamid ve vinkristin gibi kemoterapötik ajanlar, renal tübüllerin ADH duyarlılığını artırarak veya santral ADH salınımını uyararak uygunsuz ADH sendromuna yol açabilirler.

Daha Fazla Pratik

İfosfamidin neden olduğu hemorajik sistit ve ensefalopati tablolarını siklofosfamid toksisitesi ile karşılaştırınız.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 16Soru

2222 yaşında erkek hastaya Akut Lenfoblastik Lösemi (ALL) tanısıyla; LasparajinazL-asparajinaz, vinkristin, daunorubisin ve prednizolon içeren indüksiyon kemoterapisi başlanıyor. Tedavinin 10.10. gününde hastada ani başlayan şiddetli baş ağrısı ve sol taraflı hemiparezi gelişiyor. Çekilen kraniyal MR venografide sağ transvers sinüste tromboz saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde PT ve aPTT değerleri normal sınırlarda, fibrinojen düzeyi 80mg/dL80 mg/dL (Düşük) olarak bulunuyor. Bu klinik tablonun gelişmesinden en olası sorumlu olan kemoterapötik ajan ve etki mekanizması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: L-asparajinaz; asparajin tüketimi üzerinden karaciğerde protein sentezini (Antitrombin III, Protein C, Protein S) baskılaması

Cevap

L-asparajinaz; asparajin tüketimi üzerinden karaciğerde protein sentezini (Antitrombin III, Protein C, Protein S) baskılaması
L-asparajinaz, asparajini aspartik asit ve amonyağa parçalayarak plazma asparajin düzeylerini düşürür. Bu durum karaciğerde genel protein sentezini baskılar. Özellikle Antitrombin III, Protein C, Protein S ve fibrinojen gibi proteinlerin sentezinin azalması, hastada ciddi bir hiperkoagülabilite ve tromboz riskine (özellikle serebral venöz sinüs trombozu) neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz et
ALL tedavisi alan genç hastada ani nörolojik defisit ve MR venografide saptanan transvers sinüs trombozu, tedavide kullanılan ilaçlara bağlı bir koagülasyon bozukluğunu düşündürür.
Kemoterapi alan hastalarda inme benzeri tablolar ilaç toksisitesi veya paraneoplastik süreçler açısından değerlendirilmelidir.
2
Laboratuvar bulgularını yorumla
Hipofibrinojenemi (80mg/dL80 mg/dL) varlığı, karaciğerde protein sentezinin baskılandığını gösterir.
L-asparajinaz tedavisi altındaki hastalarda hipofibrinojenemi sık görülen bir sentez kusuru bulgusudur.
3
İlacı ve mekanizmayı eşleştir
L-asparajinaz, asparajini aspartik asit ve amonyağa hidroliz eder. Bu durum sadece tümör hücrelerini değil, karaciğerdeki protein sentezini de etkiler.
Antitrombin III, Protein C ve Protein S gibi doğal antikoagülanların sentezinin azalması, venöz sinüs trombozu riskini belirgin şekilde artırır.

Anahtar Kavram

L-asparajinaz, karaciğerde protein sentezini (koagülasyon ve antikoagülasyon faktörleri) inhibe ederek tromboembolik olaylara ve serebral venöz sinüs trombozuna neden olabilir.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 17Soru

Akut miyeloid lösemi (AMLAML) tanısıyla remisyon indüksiyon tedavisi sonrası konsolidasyon amacıyla yüksek doz sitarabin (AraCAra-C, 33 g/m2g/m^2 her 1212 saatte bir) başlanan 5656 yaşında kadın hastada, tedavinin 44. gününde yeni gelişen dismetri, trunkal ataksi ve nystagmus saptanıyor. Hastanın yapılan tetkiklerinde serum kreatinin düzeyi 2.12.1 mg/dLmg/dL (bazal: 0.90.9 mg/dLmg/dL) olarak bulunuyor. Bu klinik tablo ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sitarabinin bu dozdaki kullanımında serebellar toksisite riski böbrek yetmezliği varlığında belirgin artar ve kalıcı hasarı önlemek için tedavi kesilmelidir.

Cevap

Sitarabinin yüksek doz kullanımında böbrek yetmezliği varlığı serebellar toksisite riskini artırır ve tedavi acilen kesilmelidir.
Sitarabin (Ara-C), özellikle 131-3 g/m2g/m^2 gibi yüksek dozlarda kullanıldığında santral sinir sistemine yüksek oranda geçer. Serebellar toksisite, bu tedavinin en korkulan yan etkilerinden biridir ve ileri yaş ile böbrek yetmezliği olan hastalarda insidansı artar. Böbrek yetmezliği, sitarabin metabolitlerinin vücuttan uzaklaştırılamamasına neden olarak toksisiteyi derinleştirir. Serebellar bulgular geliştiğinde kalıcı atrofi gelişmemesi için tedavi hemen durdurulmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Kullanılan ilaç dozunu ve klinik bulguları analiz et.
Yüksek doz sitarabin (>1>1 g/m2g/m^2) kullanımı ve buna bağlı gelişen serebellar disfonksiyon (ataksi, nystagmus) saptandı.
Sitarabinin yüksek dozları kan-beyin bariyerini geçer ve beyincik dokusu için toksiktir.
2
Hastadaki risk faktörlerini (renal fonksiyon) değerlendir.
Serum kreatinin düzeyindeki artış (2.12.1 mg/dLmg/dL), ilacın sitotoksik metaboliti olan urasil arabinozid (AraUAra-U) klirensini azaltmıştır.
Sitarabin metabolitleri böbrek yoluyla atıldığı için renal yetmezlik nörotoksisite riskini dramatik şekilde artırır.
3
Yönetim planını belirle.
İlacın derhal kesilmesi kararı alınır.
Kalıcı serebellar atrofi ve nörolojik sekelleri önlemek için tedaviye devam edilmemelidir.

Anahtar Kavram

Yüksek doz sitarabin kullanımında renal yetmezlik varlığı serebellar toksisite riskini artırır; kalıcı hasarı önlemek için ilaç kesilmelidir.

Daha Fazla Pratik

Sitarabin kullanımında görülebilecek 'kimyasal konjonktivit' ve profilaktik steroid damla kullanımını gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 18Soru

Yumuşak doku sarkomu nedeniyle 1.51.5 g/m2/gu¨ng/m^2/gün dozunda ifosfamid infüzyonu alan 4545 yaşında erkek hasta, tedavinin ikinci gününde gelişen huzursuzluk, dezoryantasyon ve uykuya meyil şikayetleriyle değerlendiriliyor. Fizik muayenesinde patolojik refleks veya fokal nörolojik bulgu saptanmıyor. Laboratuvar tetkiklerinde kan amonyak düzeyi ve elektrolitler normal sınırlarda bulunuyor. Bu hastadaki nöropsikiyatrik tablodan sorumlu olan temel metabolit ve tedavide kullanılması önerilen ajan aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kloroasetaldehit - Metilen mavisi

Cevap

İfosfamid ensefalopatisinden sorumlu metabolit kloroasetaldehit, tedavide kullanılan ajan ise metilen mavisidir.
İfosfamid metabolizması sırasında ortaya çıkan kloroasetaldehit, merkezi sinir sisteminde mitokondriyal işlevi bozarak ensefalopatiye neden olur. Metilen mavisi, NADHNADH oksidasyonunu sağlayarak bu toksik süreci geri çeviren spesifik bir ajandır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu ve ilaç ilişkisini değerlendir.
Yüksek doz ifosfamid alan hastada gelişen dezoryantasyon ve uykuya meyil, tipik bir 'ifosfamid ensefalopatisi' tablosudur.
İfosfamid, siklofosfamide göre çok daha yüksek oranda (%50'ye karşı %10) dealkilasyona uğrayarak nörotoksik metabolitler üretir.
2
Toksisiteden sorumlu spesifik metaboliti tanımla.
İfosfamidin karaciğerde dealkilasyonu sonucu oluşan kloroasetaldehit, kan-beyin bariyerini geçer.
Kloroasetaldehit, mitokondriyal solunum zincirini (kompleks I) inhibe ederek ve NADHNADH üretimini azaltarak nörotoksisiteye yol açar.
3
Tedavi edici ajanı belirle.
Metilen mavisi tedavide ilk seçenektir.
Metilen mavisi, kloroasetaldehit oluşumunu azaltan alternatif bir elektron taşıyıcısı olarak görev yapar ve oksidatif fosforilasyonu düzeltir.

Anahtar Kavram

İfosfamid nörotoksisitesinin patogenezi ve spesifik antidotu.

Daha Fazla Pratik

İfosfamid ensefalopatisi için risk faktörlerini (düşük albumin düzeyi, yüksek doz, böbrek yetmezliği) gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 19Soru

6262 yaşında metastatik kolorektal kanser tanılı erkek hastaya 5Florourasil5-Florourasil, lökovorin ve oksaliplatin (FOLFOXFOLFOX) rejimi başlanmıştır. Tedavi infüzyonu sırasında soğuk su içen hastada ağız çevresinde uyuşma, ellerde karıncalanma ve boğazında nefes almasını zorlaştıran bir kasılma hissi gelişmiştir. Bu klinik tabloya neden olan kemoterapötik ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: OksaliplatinOksaliplatin

Cevap

Soğukla tetiklenen akut parestezi ve laringospazm tablosuna neden olan ajan Oksaliplatin'dir.
Doğru yanıt olan ajan, platin türevleri arasında kendine has bir yan etki profiline sahiptir. İnfüzyon sırasında veya hemen sonrasında gelişen, soğuk içecekler, soğuk hava veya soğuk objelerle temasla tetiklenen paresteziler (ağız çevresi, eller) ve geçici laringospazm hissi bu ilacın karakteristiğidir. Bu durumun voltaj kapılı sodyum kanallarındaki fonksiyon bozukluğundan kaynaklandığı düşünülmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik semptomların (soğukla tetiklenen uyuşma ve boğazda kasılma) analizi
Belirtilerin spesifik bir tetikleyici (soğuk) ile ilişkili olduğu saptandı.
Oksaliplatin'in kendine has akut nörotoksisite paternini tanımak için tetikleyicinin bilinmesi gerekir.
2
Kemoterapötik ajanlar ile yan etki eşleştirmesi
Oksaliplatin'in voltaj kapılı sodyum kanalları üzerindeki etkisiyle bu tabloya yol açtığı belirlendi.
Diğer platin türevlerinden (sisplatin, karboplatin) farklı olarak oksaliplatin bu spesifik yan etkiyi gösterir.

Anahtar Kavram

Oksaliplatin'e özgü soğukla tetiklenen akut nörotoksisite (disestezi ve laringospazm).
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 20Soru

Metastatik evre küçük hücreli akciğer kanseri nedeniyle irinotekan monoterapisi alan 62 yaşındaki erkek hastada, ilk kür sonrası grade 4 nötropenik ateş ve şiddetli diyare gelişmiştir. Hastanın özgeçmişinde bilirubin düzeylerinin stresle hafif yükseldiği ve Gilbert sendromu tanısı olduğu öğrenilmiştir. Bu hastada gözlenen hayatı tehdit edici toksisitenin temel nedeni olan ve aktif metabolit SN38SN-38'in glukuronidasyon yoluyla inaktivasyonunu bozan genetik varyasyon aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: UGT1A128UGT1A1*28 polimorfizmi

Cevap

İrinotekan toksisitesinden sorumlu olan genetik varyasyon UGT1A128UGT1A1*28 polimorfizmidir.
İrinotekan, vücutta karboksilesterazlar aracılığıyla aktif metaboliti olan SN38SN-38'e dönüşür. SN38SN-38, topoizomeraz-I enzimini inhibe ederek sitotoksik etki gösterir. Bu aktif metabolit, karaciğerde UGT1A1UGT1A1 enzimi tarafından glukuronidasyona uğratılarak (inaktif SN38GSN-38G) safra yoluyla atılır. Gilbert sendromu (veya Crigler-Najjar), UGT1A1UGT1A1 enziminin promoter bölgesindeki UGT1A128UGT1A1*28 polimorfizmi (ekstra TA tekrarı) nedeniyle enzim aktivitesinin azaldığı bir durumdur. Bu hastalarda SN38SN-38 düzeyi artarak şiddetli gastrointestinal ve hematolojik toksisiteye neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu ve ilaç ilişkisini belirlemek.
Hastada irinotekan tedavisi sonrası gelişen nötropeni ve diyare, ilacın tipik doz kısıtlayıcı toksisitesidir.
Toksisite mekanizmasını anlamak için sorumlu ilacı tanımlamak gerekir.
2
Gilbert sendromu ile metabolik yolak arasındaki bağlantıyı kurmak.
Gilbert sendromu, UGT1A1UGT1A1 enzim aktivitesinin azalmasıyla karakterizedir.
Hastanın özgeçmişindeki genetik ipucu, spesifik enzim eksikliğine yönlendirir.
3
İrinotekan metabolizmasını hatırlamak.
İrinotekanın aktif metaboliti SN38SN-38'dir ve bu metabolit UGT1A1UGT1A1 aracılığıyla glukuronidasyona uğrar.
Enzim eksikliği durumunda SN38SN-38 birikerek nötropeni ve diyareye yol açar.

Anahtar Kavram

İrinotekan toksisitesi ve UGT1A1UGT1A1 genetik polimorfizmi arasındaki ilişki.
Tahmini Süre:2m 0s
Sayfa 1 / 3Sonraki