Tüm alıştırma soruları

6755 soru

Soru 1821Soru

(I) Rüzgârın uğultusu, vadinin derinliklerinde yankılanan tek sesti.
(II) Yıllardır bu yollardan geçen yolcuları hep özlerim.
(III) Gece çökerken köydeki evlerin ışıkları birer birer yandı.
(IV) Kitap okumak, insan zihnini her zaman geliştirir.
(V) O gün olanları heyecanla herkese anlatıverdi.

Bu parçada numaralanmış cümlelerle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: IV. cümlenin yüklemi, birleşik zamanlı bir fiildir.

Cevap

Dördüncü cümlenin yüklemi, birleşik zamanlı bir fiildir.
Dördüncü cümlenin yüklemi olan 'geliştirir' fiili, geniş zaman eki (-ir) ile çekimlenmiştir. Fiilin üzerinde sadece bir tane kip eki bulunduğundan, bu fiil basit zamanlı (basit çekimli) bir fiildir. Birleşik zamanlı fiil olabilmesi için geniş zamanın hikayesi (geliştirirdi) veya rivayeti (geliştirirmiş) gibi ek-fiil alması gerekirdi. Bu nedenle bu cümleyle ilgili yapılan birleşik zamanlı fiil tespiti yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci cümleyi incelemek
Cümledeki 'sesti' yüklemi ek-fiil almış bir isimdir ve çekimli fiil değildir. 'yankılanan' ise sıfat-fiildir. Çekimli fiil yoktur.
Birinci cümlenin yüklem ve fiilimsi durumunu tespit etmek için.
2
İkinci cümleyi incelemek
Yüklem olan 'özlerim' sözcüğü, 'öz' isim kökünden '-le' ekiyle türetilmiş türemiş bir fiildir ve tek kip eki (geniş zaman) aldığı için basit zamanlıdır.
İkinci cümlenin fiil yapısı ve zaman özelliğini belirlemek için.
3
Üçüncü cümleyi incelemek
Cümlede 'çökerken' zarf-fiili (fiilimsi) ve 'yandı' çekimli fiili bulunmaktadır.
Üçüncü cümledeki fiilimsi ve çekimli fiil varlığını kontrol etmek için.
4
Dördüncü cümleyi incelemek
'geliştirir' fiilinin geniş zaman eki (-ir) aldığı ve başka bir kip veya ek-fiil almadığı için basit zamanlı olduğu görülür.
Dördüncü cümlenin birleşik zamanlı olup olmadığını doğrulamak için.
5
Beşinci cümleyi incelemek
Yüklem olan 'anlatıverdi' fiilinin tezlik kurallı birleşik fiili olduğu ve dolayısıyla birleşik yapılı olduğu tespit edilir.
Beşinci cümlenin fiil yapısını belirlemek için.

Anahtar Kavram

Fiillerin çekim özellikleri (kip, zaman, şahıs) ve yapısal özellikleri (basit, türemiş, birleşik)
Soru 1822Soru

Çin kaynaklarında yer alan bilgilere göre, Asya Hun Devleti'nde halkın belirli bir toprağa bağlı kalmadığı, mevsimlik yaylak ve kışlaklar arasında yer değiştirdiği ve çadırlarda yaşadığı belirtilmiştir.

Bu yaşam tarzının ilk Türk devletlerindeki sosyal ve hukuki yapıya etkileri göz önüne alındığında, aşağıdakilerden hangisinin gerçekleşmesi beklenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Toprak sahipliğine dayalı feodal bir sınıf yapısının oluşması

Cevap

Toprak sahipliğine dayalı feodal bir sınıf yapısının oluşması
Konargöçer yaşam tarzında geniş topraklar kişilerin özel mülkü olamaz, toprak devletin mülkiyetindedir. Bu durum, yerleşik toplumlarda (örneğin Orta Çağ Avrupası'nda) görülen toprak sahibi soylular (feodal beyler) ile topraksız köylüler (serfler) arasındaki sınıfsal ayrımların ilk Türklerde ortaya çıkmasını engellemiştir. Dolayısıyla toprak sahipliğine dayalı feodal bir sınıf yapısının oluşması beklenemez.

Adım Adım Çözüm

1
İlk Türk devletlerindeki konargöçer yaşam tarzının mülkiyet yapısına etkisini analiz etmek.
Göçebe yaşam tarzı nedeniyle toprak üzerinde özel mülkiyet gelişmemiş, toprak devletin ortak mülkü kabul edilmiştir.
Toprak mülkiyetinin kime ait olduğunu belirlemek, toplumsal sınıfların oluşma zeminini anlamak için gereklidir.
2
Özel mülkiyet yokluğunun toplumsal tabakalaşmaya etkisini değerlendirmek.
Toprağa dayalı zenginleşme olmadığından Avrupa'daki gibi köleci veya feodal (senyör-serf) sınıflar oluşmamıştır.
Sınıfsal yapının ortaya çıkma nedenlerini göçebe toplum yapısıyla karşılaştırmak amacıyla bu adım uygulanır.
3
Seçenekleri bu bilgiler doğrultusünde inceleyerek beklenemeyecek gelişmeyi belirlemek.
Toprak sahipliğine dayalı feodal bir sınıf yapısının oluşması ilk Türk topluluklarında görülmesi beklenen bir durum değildir.
Sorunun olumsuz köküne uygun olan ve konargöçer yaşamın doğasına aykırı düşen seçeneği bulmak için bu değerlendirme yapılır.

Anahtar Kavram

Konargöçer yaşam tarzının toplumsal eşitlik üzerindeki etkisi ve sınıf ayrımını engellemesi
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 1823Soru

Bir laboratuvardaki hassas bir deney tüpünün sıcaklığı xx °C'dir. Bu tüpün sıcaklığının 2-2 katın��n 55 fazlası 1111 °C'den büyüktür.

Buna göre, tüpün sıcaklığı olan xx değerinin alabileceği tüm gerçel sayı değerlerinin aralığı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: (,3)(-\infty, -3)

Cevap

(,3)(-\infty, -3) aralığı
Verilen sözel ifade eşitsizliğe dönüştürüldüğünde 2x+5>11-2x + 5 > 11 eşitsizliği elde edilir. Bu eşitsizlik çözüldüğünde her iki taraftan 55 çıkarılarak 2x>6-2x > 6 bulunur. Son olarak, eşitsizliğin her iki tarafı negatif bir sayı olan 2-2 ile bölündüğünde eşitsizlik yön değiştirir ve x<3x < -3 elde edilir. Bu durum açık aralık olarak (,3)(-\infty, -3) şeklinde ifade edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Sorudaki sözel ifadeyi matematiksel bir eşitsizliğe dönüştürün.
2x+5>11-2x + 5 > 11 eşitsizliği elde edilir.
Tüpün sıcaklığının (xx) 2-2 katının (2x-2x) 55 fazlası (+5+ 5), 1111 değerinden büyüktür (>11> 11).
2
Eşitsizliğin her iki tarafından 55 çıkararak bilinmeyenli terimi yalnız bırakmaya başlayın.
2x>6-2x > 6 elde edilir.
Eşitsizliğin her iki tarafına aynı sayıyı eklemek veya çıkarmak eşitsizliğin yönünü değiştirmez.
3
Eşitsizliğin her iki tarafını 2-2 sayısına bölün ve negatif bir sayıya bölündüğü için eşitsizlik sembolünün yönünü değiştirin.
x<3x < -3 elde edilir.
Eşitsizliğin her iki tarafı negatif bir sayıya bölündüğünde eşitsizlik yön değiştirir (>> işareti << işaretine dönüşür).
4
Eşitlik sembolü içermeyen bu eşitsizliği aralık gösterimiyle yazın.
(,3)(-\infty, -3) aralığı elde edilir.
3-3 değerinden küçük tüm gerçel sayılar çözüm kümesidir ve 3-3 sınırı açık aralık olmalıdır.

Anahtar Kavram

Birinci dereceden bir bilinmeyenli eşitsizliklerin çözümünde, eşitsizliğin her iki tarafı negatif bir sayı ile çarpıldığında veya bölündüğünde eşitsizlik yön değiştirir.

Alternatif Yöntem

Eşitsizliği negatif sayıya bölmeden çözmek için bilinmeyeni diğer tarafa atabiliriz: 511>2x6>2x3>x5 - 11 > 2x \Rightarrow -6 > 2x \Rightarrow -3 > x yani x<3x < -3 bulunur. Bu sayede negatif sayıya bölme yaparken yön değiştirme hatası yapma riskinden kaçınılmış olur.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 1824Soru

Osmanlı klasik idari yapısında sadrazamın mutlak vekili olan sadaret kethüdası iç işlerinden sorumlu iken, divanın yazı işlerini yürüten reisülküttap dış yazışmaları yönetirdi. XIX. yüzyılda II. Mahmud tarafından yapılan düzenlemeyle sadaret kethüdalığı Dahiliye Nezareti'ne, reisülküttaplık ise Hariciye Nezareti'ne dönüştürülmüştür.

Bu kurumsal dönüşümün temel amacı ve Osmanlı idari yapısına getirdiği yenilik göz önüne alındığında, aşağıdakilerden hangisi savunulamaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yönetimde meclis üstünlüğüne dayalı anayasal ve demokratik düzene geçilmesinin sağlandığı

Cevap

Yönetimde meclis üstünlüğüne dayalı anayasal ve demokratik düzene geçilmesinin sağlandığı yargısı savunulamaz.
Doğru cevap, yönetimde meclis üstünlüğüne dayalı anayasal ve demokratik düzene geçilmesinin sağlandığı yönündeki yargıdır. II. Mahmud Dönemi'nde sadaret kethüdalığı ve reisülküttaplığın nezaretlere dönüştürülmesi idari yapıyı rasyonelleştirmeyi ve merkezi yönetimi güçlendirmeyi amaçlar. Bu ıslahatlar mutlak monarşi yapısı içinde gerçekleştirilmiştir. Osmanlı Devleti'nde anayasal düzene geçiş ve meclis üstünlüğü (Kanun-ı Esasi ve Meclis-i Mebusan) ancak 1876 yılında I. Meşrutiyet'in ilanıyla gerçekleşmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Öncülde verilen idari değişimin niteliğini analiz etmek.
Sadaret kethüdalığının Dahiliye Nezareti'ne, reisülküttaplığın Hariciye Nezareti'ne dönüştürülmesi idari bürokraside uzmanlaşmayı ve modern bakanlık (kabine) sistemine geçişi ifade eder.
Değişimin hangi alanda ve ne amaçla yapıldığını saptamak için bu analiz gereklidir.
2
Seçeneklerde verilen yargıları öncüldeki bilgilerle karşılaştırmak.
Bakanlıkların kurulması iş bölümünü, uzmanlaşmayı ve geleneksel yapının modernleşmesini destekler. Ancak meclis üstünlüğüne dayalı anayasal düzene geçiş bu dönemde gerçekleşmemiştir.
Yanlış olan ve savunulamayacak yargıyı tespit etmek için seçenekleri elemek gerekir.

Anahtar Kavram

XIX. Yüzyıl Osmanlı İdari Modernleşmesi ve Nezaretlerin (Bakanlıkların) Kurulması
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 1825Soru

Türkçede tek bir yargı bildiren, içinde fiilimsi veya başka bir yan cümle kurucu unsur barındırmayan cümleler yapıca basittir.

Bu açıklamaya göre, aşağıdaki cümlelerin hangisinde basit cümle yapısı örneklendirilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Klasik edebiyatın seçkin örnekleri, bireyin zihinsel dünyasını her zaman zenginleştirir.

Cevap

Klasik edebiyatın seçkin örnekleri, bireyin zihinsel dünyasını her zaman zenginleştirir.
Klasik edebiyatın seçkin örnekleri, bireyin zihinsel dünyasını her zaman zenginleştirir. cümlesinde yalnızca tek bir yüklem bulunmakta olup yan cümlecik oluşturan fiilimsi, koşul eki ya da aktarma söz gibi hiçbir öge yer almamaktadır. Bu durum cümlenin yapıca basit olmasını sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Cümlenin yüklemini belirleme.
Cümledeki yüklem 'zenginleştirir' sözcüğüdür. Cümlede başka bir yüklem bulunmamaktadır.
Bir cümlenin yapısını belirlemek için öncelikle yüklem sayısının tespit edilmesi gerekir.
2
Cümle içindeki yan cümlecik kurucu unsurları (fiilimsi, koşul eki, ki bağlacı, alıntı söz) arama.
Cümlede herhangi bir fiilimsi (isim-fiil, sıfat-fiil, zarf-fiil), koşul eki (-se/-sa) veya ki bağlacı bulunmamaktadır.
Yüklem dışında yan cümlecik kuran bir unsurun bulunmaması, cümlenin basit yapılı olmasını sağlar.
3
Elde edilen veriler doğrultusunda cümlenin yapısal türünü belirleme.
Tek yüklemli olan ve yan cümleciği bulunmayan bu cümle yapıca basittir.
Tek yargı bildiren ve yan cümlesi olmayan cümleler tanım gereği basit cümledir.

Anahtar Kavram

Basit Cümle Yapısı
Soru 1826Soru

Mısır'da kurulan Türk-İslam devletleri ile bu devletlerin tarihteki en belirgin özelliklerini doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Tolunoğulları
İhşidiler
Eyyubiler
Memlükler

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Tolunoğulları devleti, Mısır'da kurulan ilk Türk-İslam devleti olması ve Maristan adı verilen hastaneleriyle; İhşidiler, Hicaz bölgesine egemen olan ilk Türk devleti olmasıyla; Eyyubiler, Hıttin Savaşı ile Kudüs'ü Haçlılardan kurtarmasıyla; Memlükler ise Ayn Calut Savaşı ile Moğolları tarihte ilk kez durdurmasıyla eşleşir.
Mısır'da kurulan Türk-İslam devletlerinin ayırt edici nitelikleri ve tarihi dönüm noktaları eşleştirildiğinde; Tolunoğulları ilk Türk devleti ve Maristan kurucusu, İhşidiler Hicaz Fatihi, Eyyubiler Hıttin zaferiyle Kudüs Fatihi, Memlükler ise Moğolları Ayn Calut'ta durduran devlet olarak karşımıza çıkmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Tolunoğulları'nın kuruluş yeri ve kültürel faaliyetlerini belirlemek.
Tolunoğulları Mısır'da kurulan ilk Türk devletidir ve 'Maristan' adlı hastaneler inşa etmişlerdir. Bu doğrultuda Tolunoğulları, bu bilgiyi içeren ifade ile eşleşir.
Mısır'daki ilk Türk-İslam devletinin temel yapısal ve sosyal özelliklerini saptamak.
2
İhşidiler'in egemenlik sınırlarını analiz etmek.
İhşidiler (Akşitler), kutsal topraklar olan Hicaz (Mekke ve Medine) bölgesine hükmeden ilk Türk devletidir. Bu bilgi İhşidiler ile ilgili eşleşmeyi verir.
İhşidilerin Türk-İslam tarihindeki en özgün coğrafi sınır başarısını tespit etmek.
3
Eyyubilerin Haçlı mücadelelerini değerlendirmek.
Eyyubiler, Selahaddin Eyyubi komutasında 1187 Hıttin Savaşı ile Haçlıları mağlup edip Kudüs'ü geri almıştır. Bu bilgi Eyyubiler ile ilgili eşleşmeyi doğrular.
Eyyubilerin İslam dünyası adına kazandığı en kritik askeri başarıyı belirlemek.
4
Memlüklerin Moğol akınlarına karşı tutumunu incelemek.
Memlükler, 1260 yılında gerçekleşen Ayn Calut Savaşı'nda Moğolları tarihte ilk defa bozguna uğratmış ve durdurmuştur. Bu bilgi Memlükler ile ilgili eşleşmeyi tamamlar.
Memlüklerin askeri teşkilat gücünü ve tarihteki rolünü belirlemek.

Anahtar Kavram

Mısır'da Kurulan Türk-İslam Devletlerinin Karakteristik Özellikleri ve Başarıları
Soru 1827Soru

Aşağıdaki parçada boş bırakılan yerleri, 'mi' soru ekinin ve fiillerdeki olumsuzluk ekinin yazım kurallarını dikkate alarak uygun eklerle tamamlayınız.

Aşağıdaki boşlukları doldurun

Sanatçı, eserinde toplumsal sorunları mı ele alıyor yoksa bireysel temalara mı yöneliyor, bunu tam olarak kestiremiyoruz. Ancak şu bir gerçek ki o, okuyucuyla bağ kurmayı başardı gerisi kendiliğinden geliyor; çünkü hiçbir okur samimiyetten yoksun bir anlatıyı benimse.
Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

İlk boşluğa zaman/koşul anlamı katan ve kelimeden ayrı yazılması gereken 'mı' soru eki; ikinci boşluğa ise fiilin olumsuz şimdiki zaman çekimini tamamlayan ve kelimeye bitişik yazılan daralmış olumsuzluk eki olan '-miyor' getirilmelidir.
İlk boşluğa getirilmesi gereken ek, zaman/koşul işlevi gören 'mı' soru ekidir ve bu ek TDK kuralları uyarınca ayrı yazılmalıdır. İkinci boşluğa getirilmesi gereken ek ise olumsuzluk ekinin daralmış biçimi olan '-miyor' ekidir; bu ek bir çekim eki olduğu için fiil gövdesine bitişik yazılmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
İlk boşluğun cümledeki işlevini ve yazım kuralını belirlemek.
Boşluğun bulunduğu kısımda 'başardı mı' ifadesi yer almaktadır. Buradaki 'mı' eki cümleye soru anlamı değil, zaman/koşul (başardığı zaman) anlamı katmaktadır.
Türk Dil Kurumu (TDK) kurallarına göre 'mi' soru eki, cümleye soru anlamı dışında pekiştirme, zaman veya koşul gibi farklı anlamlar kattığında da daima ayrı yazılır.
2
İkinci boşluğun kelime yapısını ve yazım kuralını belirlemek.
Boşluktan önce 'benimse-' fiil kökü bulunmaktadır. Cümlenin anlam akışına göre bu fiilin şimdiki zaman olumsuz üçüncü tekil şahısla çekimlenmesi gerekmektedir, bu da 'benimsemiyor' şeklindedir.
Buradaki '-mi-' sesi bir soru eki değil, olumsuzluk eki olan '-ma/-me'nin şimdiki zaman eki olan '-yor'un etkisiyle daralmış şeklidir. Olumsuzluk eki ve onun daralmış biçimleri fiile bitişik yazılmalıdır.

Anahtar Kavram

"mi" Soru Ekinin Farklı İşlevleri ve Olumsuzluk Ekinin Daralmış Hâliyle Karşılaştırılması
Soru 1828Soru

Bir toplumun tarihsel süreçte ürettiği ve nesiller boyu aktardığı alışkanlıklar bütünü olan örf ve adetler, o toplumun değer yargılarının şekillenmesinde önemli bir kaynaktır. Ancak İslam medeniyeti havzasına giren toplulukların eski gelenekleri, vahyin belirlediği temel ahlaki ilkelerin süzgecinden geçirilmiştir. Örneğin, İslam öncesi dönemdeki cömertlik ve misafirperverlik gibi erdemli adetler din tarafından desteklenip evrensel birer ahlaki değere dönüştürülürken; kabilecilik taassubu, faiz ve haksız kazanç gibi yerleşik uygulamalar ise yasaklanmıştır.

Bu parçadaki bilgilerden yola çıkılarak din ile örf-adet ilişkisinin değerlerin oluşumundaki rolü hakkında aşağıdaki yargılardan hangisine varılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Örf ve adetlerin değer boyutuna taşınmasında din, ahlaki ilkelere uygun olan gelenekleri onaylayıp koruyan denetleyici bir rol oynar.

Cevap

Örf ve adetlerin değer boyutuna taşınmasında din, ahlaki ilkelere uygun olan gelenekleri onaylayıp koruyan denetleyici bir rol oynar.
Örf ve adetlerin değer boyutuna taşınmasında dinin, ahlaki ilkelere uygun olan gelenekleri onaylayıp koruyan denetleyici bir rol oynaması ifadesi doğrudur. Çünkü parçada İslam'ın, cömertlik ve misafirperverlik gibi ahlaka uygun adetleri koruyup geliştirdiği; ancak dine aykırı olan kötü uygulamaları yasakladığı belirtilmiştir. Bu durum dinin, gelenekleri ahlaki ilkeler doğrultusunda denetleyip süzgeçten geçirdiğini gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel vurguyu belirleyin.
Parçada örf ve adetlerin toplumsal değerlerin oluşumunda önemli olduğu, ancak İslam'ın bu gelenekleri vahiy süzgecinden geçirdiği belirtilmektedir.
Soruda sorulan din-örf ilişkisinin değerlerin oluşumundaki rolünü anlamak için metnin ana düşüncesini kavramak gerekir.
2
Örnekleri analiz edin.
Cömertlik gibi ahlaka uygun olan adetlerin korunduğu, kabilecilik ve faiz gibi aykırı uygulamaların ise yasaklandığı görülür.
Dinin gelenekleri tamamen yok saymadığını veya tamamen kabul etmediğini, aksine bir elemeye tabi tuttuğunu (denetleyici rolünü) doğrulamak için örnekler incelenmelidir.
3
Seçenekleri bu bilgiler doğrultusunda değerlendirin.
Dinin, ahlaki ilkelere uygun gelenekleri onaylayıp koruyan denetleyici rol oynadığı sonucuna ulaşılır.
Doğru seçeneğe ulaşmak için parçanın getirdiği denetim ve onaylama mantığı ile eşleşen ifadeyi bulmak gerekir.

Anahtar Kavram

Değerlerin Oluşumunda Din ile Örf ve Adet İlişkisi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 1829Soru

Karahanlılar, kuruldukları coğrafyanın demografik yapısı gereği büyük ölçüde Türk boylarından oluşan bir nüfusa hükmetmişlerdir. Bu durum, onların İslamiyet'i kabul ettikten sonra da ikili devlet teşkilatı, veraset sistemi ve töre gibi geleneksel egemenlik unsurlarını muhafaza etmelerini ve Türkçeyi resmî dil olarak korumalarını kolaylaştırmıştır. Buna karşın, Samanîlerin askerî valisi Alp Tigin tarafından temelleri atılan Gazneliler ise farklı etnik, kültürel ve dinî grupların yaşadığı geniş bir coğrafyada kurulmuş; orduda Türk unsurları barındırırken saray ve bürokraside Farsçayı, bilimde ise Arapçayı tercih etmişlerdir. Ayrıca merkezî otoriteyi güçlendirmek adına geleneksel Türk devlet yapısından uzaklaşarak mutlakiyetçi bir yönetim modeli benimsemişlerdir.

Buna göre, Karahanlılar ve Gazneliler arasındaki yönetim ve kültür alanındaki bu yapısal farklılıkların temel nedeni olarak aşağıdakilerden hangisi gösterilebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletlerin kurulduklar�� coğrafyanın nüfus bileşimi ile kurucu yönetici kadrolarının tarihsel arka planlarındaki farklılıklar

Cevap

Devletlerin kuruldukları coğrafyanın nüfus bileşimi ile kurucu yönetici kadrolarının tarihsel arka planlarındaki farklılıklar
Doğru seçenek, iki devletin kuruldukları coğrafyaların nüfus yapısı ile kurucu kadrolarının tarihsel kökenlerindeki farklılığı vurgulamaktadır. Karahanlılar, Türklerin yoğun olduğu Maveraünnehir bölgesinde kurulmuş ve kurucuları doğrudan Türk boylarından gelmiştir; bu durum Türk dilini ve geleneklerini korumalarını sağlamıştır. Gazneliler ise Samanîlerin hizmetindeki askeri valilik kökenlidir ve kozmopolit bir Hint-İran coğrafyasında kuruldukları için merkeziyetçi, Fars kültürünü benimseyen bir idari yapı geliştirmişlerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Karahanlılar ve Gaznelilerin kuruldukları coğrafi bölgelerin ve egemen oldukları nüfus yapılarının özelliklerini analiz etmek.
Karahanlıların homojen bir Türk nüfusa, Gaznelilerin ise çok uluslu ve kozmopolit bir yapıya hükmettiği belirlenir.
Demografik yapının devletlerin idari ve kültürel politikaları üzerindeki doğrudan etkisini saptamak.
2
İki devletin kurucu kadrolarının tarihsel kökenlerini karşılaştırmak.
Karahanlıların doğrudan Türk boylarının (Karluk, Yağma, Çiğil vb.) birleşimiyle kurulduğu, Gaznelilerin ise Samanî Devleti'nin hizmetindeki Türk askeri valiler (ghulam kökenli) tarafından kurulduğu saptanır.
Yönetici kadronun kültürel ve kurumsal mirasının yönetim biçimine nasıl yansıdığını anlamak.
3
Devletlerin egemenlik anlayışlarında geleneksel Türk devlet geleneği ile İslami-Yakın Doğu devlet geleneği arasındaki yönelimleri incelemek.
Nüfusunun tamamına yakını Türk olan Karahanlıların gelenekleri koruduğu, Gaznelilerin ise merkeziyetçi İslami imparatorluk modelini seçtiği ortaya konur.
Kültürel ve idari farklılıkların temel neden-sonuç ilişkisini kurarak doğru cevaba ulaşmak.

Anahtar Kavram

İlk Türk-İslam Devletlerinde Demografi ve Tarihsel Kökenin İdari/Kültürel Yapıya Etkisi
Soru 1830Soru

Osmanlı Devleti, Trablusgarp Savaşı sonrasında İtalya ile imzaladığı Uşi Antlaşması'nda, bölge halkının dini bakımdan Osmanlı halifesine bağlı kalmasını kabul ettirmiştir.

Osmanlı Devleti'nin bu antlaşma maddesiyle ulaşmak istediği temel amaç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Trablusgarp halkı ile olan kültürel ve dini bağları korumak

Cevap

Trablusgarp halkı ile olan kültürel ve dini bağları korumak
Osmanlı Devleti, Trablusgarp ve Bingazi'yi İtalya'ya bırakmak zorunda kalsa da bölge halkının Müslüman nüfusunu ve oradaki varlığını unutmamıştır. Uşi Antlaşması'na eklenen halifelik maddesiyle, bölge üzerindeki fiili siyasi kontrol kaybedilse bile halkın kültürel ve dini olarak İstanbul'a bağlı kalması amaçlanmıştır. Bu durum, gelecekte bölgeyle olan ilişkilerin sürdürülmesini kolaylaştırmayı hedeflemektedir.

Adım Adım Çözüm

Uşi Antlaşması'ndaki halifelikle ilgili madde analiz edilir.
Trablusgarp halkının dini bakımdan Osmanlı halifesine bağlı kalacağı tespit edilir.
Antlaşma maddesinin doğrudan neyi düzenlediğini anlamak için.
Halifelik makamının siyasi sınırların dışındaki halk üzerindeki etkisi yorumlanır.
Siyasi olarak elden çıkan bir bölgede yaşayan Müslüman halk ile kültürel ve dini bağların sürdürülmesinin hedeflendiği görülür.
Osmanlı Devleti'nin bu maddeyi antlaşmaya ekletme gerekçesini belirlemek için.
Elde edilen sonuçlar doğrultusunda temel amaç belirlenir.
Temel amacın kültürel ve dini bağları korumak olduğu sonucuna ulaşılır.
Sorunun bizden istediği doğru seçeneği netleştirmek için.

Anahtar Kavram

Uşi Antlaşması'ndaki halifelik maddesinin kültürel ve dini bağları sürdürme amacı taşıması.
Soru 1831Soru

(I) Yıllardır aynı mahallede esnaflık yapan Ahmet Efendi, çevresinde dürüstlüğüyle tanınan biriydi. (II) Müşterilerine karşı her zaman güler yüzlü davranır, onların sorunlarını çözmek için adeta canını dişine takardı. (III) Son zamanlarda borçlarını ödemekte zorlanınca tırnaklarıyla kazıyarak kurduğu bu dükkânı kaybetmemek için elinden geleni ardına koymadı. (IV) Komşuları onun bu durumunu fark edince hemen aralarında para toplayıp ona yardım eli uzattılar. (V) Ahmet Efendi bu iyilik karşısında çok duygulanmış, ne diyeceğini bilemeyerek adeta dili tutulmuştu.

Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinde, deyimin yanlış kullanılmasından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: III

Cevap

Üçüncü cümle
Üçüncü cümlede geçen 'elinden geleni ardına koymamak' deyimi, 'yapabileceği her türlü kötülüğü yapmak' anlamına gelen olumsuz bir ifadedir. Cümledeki bağlam ise Ahmet Efendi'nin borçlarını ödemek ve dükkânını kurtarmak için harcadığı olumlu ve iyi niyetli çabayı anlatmaktadır. Bu durum, deyimin anlamca cümleye uymamasından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu oluşturur. Doğru ifade 'elinden geleni yaptı' şeklinde olmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki numaralanmış cümlelerde yer alan deyimleri tespit edin.
İkinci cümlede 'canını dişine takmak', üçüncü cümlede 'elinden geleni ardına koymamak', dördüncü cümlede 'yardım eli uzatmak' ve beşinci cümlede 'dili tutulmak' deyimleri kullanılmıştır. Birinci cümlede deyim bulunmamaktadır.
Deyim yanlışından kaynaklanan anlatım bozukluğunu bulmak için öncelikle metindeki deyimlerin doğru belirlenmesi gerekir.
2
Tespit edilen deyimlerin anlamlarını Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğüne göre analiz edin ve cümlelerin bağlamıyla karşılaştırın.
'Canını dişine takmak', 'yardım eli uzatmak' ve 'dili tutulmak' deyimlerinin anlamları cümlelerdeki kullanım bağlamına uygundur. Ancak 'elinden geleni ardına koymamak' deyimi 'yapabileceği her türlü kötülüğü yapmak' anlamına gelir ve tehdit, düşmanlık gibi olumsuz durumlar için kullanılır.
Deyimler kalıplaşmış ve belirli anlamlara sahip söz öbekleri olduğu için bağlam dışı kullanımları anlatım bozukluğuna yol açar.
3
Yanlış kullanılan deyimin yarattığı anlatım bozukluğunu belirleyin ve düzeltme önerisi sunun.
Üçüncü cümlede dükkânı kurtarmak için gösterilen olumlu çaba anlatılmaktadır. Bu bağlama 'elinden geleni ardına koymadı' deyimi uymamaktadır. Bunun yerine 'elinden geleni yaptı' ifadesi getirilmelidir.
Bağlama uymayan olumsuz bir deyimin olumlu bir çabayı anlatmak için kullanılması anlatım bozukluğunun temel nedenidir.

Anahtar Kavram

Deyimlerin kendi anlamlarına uygun cümlelerde ve doğru bağlamda kullanılması gerekir. Olumsuz anlam içeren bir deyim, olumlu bir durum veya çabayı anlatmak için kullanıldığında anlatım bozukluğu meydana gelir.
Soru 1832Soru

Aşağıdaki cümlelerde köşeli parantezle [ ] belirtilen yerlere getirilmesi gereken noktalama işaretlerinin kullanım işlevlerini, yanlarında verilen açıklamalarla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

1496 [ ] yılında doğan Fuzuli'nin hayatına dair yazılı belgeler son derece sınırlıdır.
Genç adamın bu dahiyane [ ] fikirleri sayesinde şirketin kısa sürede batma eşiğine geldiği konuşuluyor.
Arkadaşınızın dün akşamki davette size tam olarak ne söylediğini öğrenebilir miyim [ ]
Durun, hemen karar vermeyin [ ] Önümüzdeki hafta tüm seçeneklerimizi tekrar değerlendireceğiz.

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Birinci cümle şüphe bildiren soru işareti işleviyle, ikinci cümle kinaye bildiren ünlem işareti işleviyle, üçüncü cümle doğrudan soru bildiren soru işareti işleviyle, dördüncü cümle ise uyarı bildiren ünlem işareti işleviyle eşleşmektedir.
Eşleştirme yapıldığında; kesin olmayan tarih bilgisi şüphe bildiren soru işaretiyle, zıt durumla sağlanan alay anlamı kinaye bildiren ünlem işaretiyle, doğrudan soru cümlesi soru işaretiyle ve uyarı ifadesi ünlem işaretiyle doğru bir şekilde eşleşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci cümledeki tarihsel verinin niteliğini incelemek.
1496 tarihinin kesin olmadığı veya şüpheyle karşılandığı anlaşılır. Bu durumda bilginin yanına yay ayraç içinde soru işareti (?) getirilerek ilgili işleve ulaşılır.
Türkçede kesinlik taşımayan tarih ve yer bilgilerini belirtmek için yay ayraç içinde soru işareti kullanılır.
2
İkinci cümledeki üslup ve bağlamı analiz etmek.
'Dahiyane fikirler' ifadesinin şirketi batırdığı söylenerek alaycı/kinayeli bir anlam yaratıldığı tespit edilir. Bu işlev için yay ayraç içinde ünlem işareti (!) kullanılmalıdır.
Bir söze alay veya küçümseme katmak amacıyla yay ayraç içinde ünlem işareti kullanılır.
3
Üçüncü cümlenin yapısını ve soru anlamını kontrol etmek.
Cümlede soru eki (mi) bulunduğu ve doğrudan bilgi edinme amacı taşıdığı görülür. Cümlenin sonuna soru işareti (?) konulması gerektiği belirlenir.
Doğrudan soru anlamı taşıyan ve soru eki/sözü içeren cümlelerin sonuna soru işareti getirilir.
4
Dördüncü cümledeki hitap/uyarı ifadesini saptamak.
'Durun' sözcüğüyle muhataba bir uyarıda bulunulduğu belirlenir. Bu cümlenin sonuna ünlem işareti (!) getirilmelidir.
Seslenme, hitap ve uyarı bildiren ifadelerin veya bu ifadeleri içeren cümlelerin sonuna ünlem işareti konur.

Anahtar Kavram

Soru ve ünlem işaretlerinin Türkçedeki temel ve ikincil (ayraç içi kinaye/şüphe) işlevleri.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 1833Soru

İlk Türk devletlerinde kağan, kutu Tanrı'dan alarak tahta çıksa da bu durum ona mutlak ve sınırsız bir keyfilik hakkı tanımazdı. Kağan, halkın refahını sağlamak ve adaleti tesis etmek amacıyla töreye uygun hareket etmek zorundaydı. Töreye aykırı hareket eden veya halkı yoksulluğa sürükleyen kağanın, kutunun Gök Tengri tarafından geri alındığına inanılırdı. Nitekim Orhun Kitabeleri'nde Bilge Kağan'ın 'Töreyi kazandım (düzenledim), halkı doyurdum' diyerek övünmesi, törenin ve sosyal devlet anlayışının meşruiyetin devamındaki rolünü göstermektedir.

Bu bilgilere göre, ilk Türk devletlerindeki yönetim anlayışı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kut anlayışının, hükümdarın kararlarını töre ve meclis denetiminden tamamen muaf tuttuğu

Cevap

Kut anlayışının, hükümdarın kararlarını töre ve meclis denetiminden tamamen muaf tuttuğu yargısı söylenemez. İlk Türk devletlerinde kut yetkisi hükümdarın yetkilerini sınırsız hale getirmemiş; töre kuralları ve halka karşı sorumluluklar hükümdarın gücünü sınırlandırmıştır.
Kut inancı ilk Türk devletlerinde hükümdara yönetme yetkisi verse de bu yetki sınırsız veya denetimsiz değildir. Hükümdar töre kurallarına uymak zorundadır ve töreye aykırı eylemleri durumunda kutunu, dolayısıyla meşruiyetini kaybeder. Bu nedenle kut inancının hükümdarı töre ve meclis denetiminden muaf tuttuğu savunulamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki ilahi meşruiyet vurgusunu tespit etme
Hükümdarın kutu Tanrı'dan almasının, siyasi meşruiyetin ilahi bir kaynağa dayandığını kanıtladığı görülür.
Kut inancının hükümdarın meşruiyetine etkisini değerlendirmek için.
2
Hükümdarın sosyal görevlerini ve devlet anlayışını inceleme
Hükümdarın halkı doyurması ve refahını sağlamasının sosyal devlet anlayışını yansıttığı tespit edilir.
Hükümdarın toplumsal sorumluluklarını belirlemek için.
3
Hükümdarın yetkilerini sınırlayan hukuki sınırları analiz etme
Hükümdarın töreye uymak zorunda olması ve uymadığında meşruiyetini kaybetmesinin, yetkilerinin sınırlandırıldığını gösterdiği anlaşılır.
Yönetimde hukukun üstünlüğünü ve hükümdarın mutlak güce sahip olup olmadığını sorgulamak için.
4
Metinle çelişen ve söylenemeyecek olan yargıyı saptama
Kut inancının hükümdara sınırsız bir keyfilik hakkı tanımadığı açıkça belirtildiğinden, hükümdarın töre ve meclis denetiminden muaf tutulduğu iddiasının söylenemez olduğu belirlenir.
Soru kökünde istenen olumsuz yargıya ulaşmak için.

Anahtar Kavram

İlk Türk Devletlerinde Yönetim Anlayışı, Kut ve Töre
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 1834Soru

Karahanlılar, İslamiyet'i benimsedikten sonra hükümdarlarını 'Arslan Han', 'Buğra Han' gibi geleneksel unvanlarla anmaya devam etmiş, resmi yazı dili olarak Türkçeyi kullanmış ve devlet yönetiminde ikili teşkilat geleneğini sürdürmüşlerdir. Gazneliler ise kuruldukları coğrafyanın da etkisiyle çok uluslu bir yapıya bürünmüş, hükümdarlarına halife tarafından onaylanan 'Sultan' gibi unvanlar vermiş, resmi yazı ve edebiyat dili olarak Farsçayı benimsemiş ve ordularını gulam sistemiyle güçlendirmişlerdir.

Bu bilgilere dayanarak Karahanlılar ve Gazneliler ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İslamiyet'in kabul edilmesiyle birlikte her iki devlette de taht kavgalarını önleyen kesin ve merkeziyetçi bir veraset sisteminin benimsendiğine

Cevap

İslamiyet'in kabul edilmesiyle birlikte her iki devlette de taht kavgalarını önleyen kesin ve merkeziyetçi bir veraset sisteminin benimsendiği yargısına ulaşılamaz.
İslamiyet'in kabul edilmesiyle birlikte her iki devlette de taht kavgalarını önleyen kesin ve merkeziyetçi bir veraset sisteminin benimsendiği yargısı yanlıştır. Türklerin İslamiyet'i kabulü, egemenlik anlayışındaki geleneksel veraset sistemini (ülke hanedanın ortak malıdır anlayışını) değiştirmemiş; taht kavgaları her iki devlette de yıkıcı bir sorun olarak devam etmiştir. Ayrıca verilen paragrafta da veraset sistemine dair herhangi bir bilgi yer almamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Paragraftaki bilgileri çözümleyerek Karahanlılar ve Gaznelilerin yönetsel ve kültürel tercihlerini belirlemek.
Karahanlıların ulusal/geleneksel yapıları koruduğu (Türkçe unvanlar, Türkçe yazı dili, ikili teşkilat), Gaznelilerin ise çok uluslu coğrafyanın etkisiyle sentez bir yapı kurduğu (Sultan unvanı, Farsça kullanımı, gulam sistemi) tespit edilir.
Devletlerin yapısal özelliklerini karşılaştırabilmek için.
2
Seçeneklerdeki ifadelerin doğruluğunu paragraf ve tarihsel gerçeklerle karşılaştırmak.
Ulusçu kimliğin korunması, çok uluslu yapının idareyi etkilemesi, egemenlik sembollerinin değişmesi ve geleneksel uygulamaların sürmesi yargılarının tamamı paragraftan çıkarılabilir. Ancak veraset sisteminde kesin bir değişikliğe gidildiğine dair hiçbir veri bulunmamaktadır.
Çıkarılamayacak olan hatalı yargıyı saptamak için.
3
İlk Türk-İslam devletlerinde veraset ve Kut anlayışının devamlılığını analiz etmek.
İslamiyet'e geçişle birlikte eski Türk veraset geleneği (ülkenin hanedan üyelerinin ortak malı olması) aynen devam etmiş, taht kavgalarını önleyecek kesin ve merkeziyetçi bir düzenleme getirilmemiştir.
Seçilen ulaşılamaz yargının tarihsel doğruluğunu temellendirmek için.

Anahtar Kavram

İlk Türk-İslam Devletlerinde Kültürel Süreklilik ve Yönetim Yapısı
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 1835Soru

Doğal çevre unsurları; konut tiplerinden giyinme alışkanlıklarına, beslenme tarzından ekonomik faaliyetlere kadar insan yaşamının birçok alanını doğrudan veya dolaylı olarak etkiler. İnsan, yaşamını sürdürebilmek için bu doğal çevre koşullarına uyum sağlamak zorundadır. Buna göre, aşağıdakilerden hangisi doğanın insan üzerindeki etkisine örnek olarak gösterilemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hollanda'da denizin doldurulup kurutulmasıyla polder adı verilen yeni tarım alanların��n elde edilmesi

Cevap

Hollanda'da denizin doldurulup kurutulmasıyla polder adı verilen yeni tarım alanlarının elde edilmesi
Hollanda'da denizin doldurulup kurutulmasıyla polder adı verilen yeni tarım alanlarının elde edilmesi durumu, insanın teknolojik olanakları kullanarak doğal çevreyi değiştirmesi ve şekillendirmesidir. Bu nedenle insanın doğaya olan etkisini gösterir ve doğanın insan üzerindeki etkisine örnek olamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Doğa ve insan etkileşimi yönünün belirlenmesi
Sorudaki örnekler incelendiğinde hangisinin doğanın insana, hangisinin insanın doğaya etkisi olduğu sınıflandırılır.
Etkileşimin yönünü doğru tespit etmek soruyu çözmek için gereklidir.
2
Seçeneklerdeki durumların analiz edilmesi
Kuzey Afrika'da vaha çevresinde tarım yapılması, Güneydoğu Asya'da ahşap ev yapılması, Doğu Anadolu'da yol maliyetlerinin yüksek olması ve Sibirya'da kalın giyinilmesi doğanın insan üzerindeki etkileridir. Hollanda'daki polder çalışması ise insanın doğayı değiştirmesidir.
Yanlış seçenekleri eleyerek doğru seçeneğe ulaşmak hedeflenir.
3
Doğru seçeneğin doğrulanması
Hollanda'daki polder alanları çalışması insanın doğa üzerindeki etkisine örnek olduğundan aranan cevap budur.
Soruda istenen 'doğanın insan üzerindeki etkisine örnek olmama' durumunu doğrulamak için son kontrol yapılır.

Anahtar Kavram

Doğa ve İnsan Etkileşimi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 1836Soru

İnsanlar, yaşamlarını sürdürebilmek ve çeşitli faaliyetlerini gerçekleştirebilmek amacıyla doğal çevre ile sürekli etkileşim hâlindedir. Bu etkileşim sürecinde bazen doğa insan faaliyetlerini sınırlandırıp yönlendirirken bazen de insanlar doğal çevreyi kendi ihtiyaçları doğrultusunda değiştirip şekillendirir.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi doğanın insan üzerindeki etkisine örnek olarak gösterilebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İç Anadolu'da yıllık yağış miktarının az olmasına bağlı olarak kırsal konutlarda kerpiç malzemenin kullanılması

Cevap

İç Anadolu'da yıllık yağış miktarının az olmasına bağlı olarak kırsal konutlarda kerpiç malzemenin kullanılması
İç Anadolu gibi kurak ve yağışın az olduğu bölgelerde, doğal çevrenin sunduğu en yaygın yapı malzemesi topraktır (kil). Bu nedenle kırsal meskenlerde kerpiç malzeme kullanımı doğrudan iklim ve bitki örtüsü gibi doğal çevre faktörlerinin insan yaşamı üzerindeki etkisine bir örnektir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökünü analiz etmek ve doğanın insan üzerindeki etkisi kavramını tanımlamak.
Doğanın insan üzerindeki etkisi; iklim, yer şekilleri, su kaynakları gibi doğal faktörlerin insanların barınma, giyinme, beslenme ve ekonomik faaliyetlerini sınırlandırması veya yönlendirmesidir.
Seçeneklerde hangi durumun bu tanıma uyduğunu belirlemek için temel kavramın netleştirilmesi gerekir.
2
Seçeneklerde verilen durumları 'doğanın insana etkisi' ve 'insanın doğaya etkisi' şeklinde sınıflandırmak.
Kırsal konutlarda kerpiç malzemenin kullanılması doğanın insana etkisiyken; tüp geçit, sulak alan kurutulması, baraj yapımı ve sera gazı salınımı gibi durumlar insanın doğaya müdahalesidir.
Doğru seçeneği bulmak için her bir durumun etkileşim yönünü tespit etmek gerekir.
3
Doğru seçeneği belirlemek ve diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu doğrulamak.
Yağış yetersizliğinden dolayı kerpiç konut yapımı doğanın insana etkisine doğrudan bir örnek teşkil ederken, diğer dört seçenek insanın doğayı değiştirmesini gösterir.
Soru kökündeki talebi tam olarak karşılayan tek seçeneğe ulaşmak.

Anahtar Kavram

Doğanın insan faaliyetleri, barınma ve yaşam koşulları üzerindeki sınırlandırıcı ve yönlendirici etkisi.
Tahmini Süre:45s
Soru 1837Soru

Bir akarsu havzasında meydana gelen sel ve taşk��n olaylarının sıklığı ve yıkıcı etkileri üzerinde hem doğal süreçler hem de çeşitli beşerî faaliyetler etkilidir. İnsanların doğal çevreye yaptığı müdahaleler, drenaj sistemlerini bozarak taşkın riskini önemli ölçüde artırmaktadır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi sel ve taşkınların oluşmasında veya afete dönüşmesinde etkili olan beşerî (insan kaynaklı) faktörlerden biri de��ildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Havzanın litolojik yapısında killi ve geçirimsiz kayaçların geniş yer kaplaması

Cevap

Havzanın litolojik yapısında killi ve geçirimsiz kayaçların geniş yer kaplaması
Havzanın litolojik yapısı, yani kayaçların geçirgenlik düzeyi ve killi yapıda olması tamamen doğal jeolojik süreçlerin bir sonucudur. İnsan müdahalesiyle oluşmayan bu durum, suların yer altına sızmasını engelleyerek yüzeysel akışa geçmesini hızlandırır ve taşkın riskini doğal olarak artırır.

Adım Adım Çözüm

1
Doğal ve beşerî faktörlerin ayrımını yapmak.
Kayaç özellikleri jeolojik (doğal) bir yapıyken; dere yatağı müdahaleleri, ormansızlaşma, kum-çak��l alımı ve asfaltlaşma beşerî (insan kaynaklı) faaliyetlerdir.
Soruda beşerî olmayan (doğal olan) etkenin belirlenmesi istenmektedir.
2
Litolojik yapının sel oluşumundaki etkisini analiz etmek.
Killi ve geçirimsiz kayaçların varlığı yağış sularının yer altına sızmasını zorlaştırır, yüzeysel akışı hızlandırır. Bu durum taşkın riskini artırır.
Geçirimsizlik, havzanın fiziksel özelliklerine bağlı doğal bir duyarlılıktır.
3
Doğru seçeneği belirlemek.
Litolojik yapıda killi ve geçirimsiz kayaçların geniş yer kaplaması seçeneği doğal bir etkeni ifade ettiğinden doğru cevaptır.
Beşerî olmayan tek seçenek killi ve geçirimsiz kayaç yapısıdır.

Anahtar Kavram

Sel ve taşkınların oluşumunda etkili olan doğal (klimatik, jeomorfolojik, litolojik) ve beşerî (arazi kullanımı, drenaj müdahaleleri) faktörlerin ayırt edilmesi.
Soru 1838Soru

Yeni Türk Devleti'nin biçimleniş sürecinde atılan adımların her biri, ulusal egemenliğin tam olarak gerçekleştirilmesi ve devlet yapısının çağdaşlaştırılması amacına hizmet etmiştir. Örneğin; saltanatın kaldırılmasıyla egemenliğin kaynağı kişisellikten çıkarılmış, cumhuriyetin ilanıyla devletin adı ve rejimi netleşmiş, halifeliğin kaldırılmasıyla da laik devlet yapısının önündeki önemli bir siyasi engel ortadan kaldırılmıştır. Bu süreçte inkılapların birbirini takip eden mantıksal bir sıra içinde gerçekleştirilmesine özen gösterilmiştir.

Buna göre, siyasi alanda yapılan inkılaplar ve bu inkılapların gelişim süreciyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Halifeliğin kaldırılmasıyla laik hukuk düzenine geçiş süreci kolaylaşmış ve bu reformun sağladığı siyasi ortam sayesinde saltanat kaldırılarak milli iradenin tek temsilcisi TBMM olmuştur.

Cevap

Halifeliğin kaldırılmasıyla laik hukuk düzenine geçiş süreci kolaylaşmış ve bu reformun sağladığı siyasi ortam sayesinde saltanat kaldırılarak milli iradenin tek temsilcisi TBMM olmuştur.
Doğru cevap olarak belirlenen yargı, kronolojik bir hata barındırmaktadır. Saltanat 1 Kasım 1922'de, halifelik ise daha sonra, 3 Mart 1924'de kaldırılmıştır. Dolayısıyla halifeliğin kaldırılmasının saltanatın kaldırılmasına zemin hazırlaması tarihsel gerçeklikle bağdaşmaz.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde verilen inkılaplar arasındaki neden-sonuç ve kronolojik ilişkiyi analiz edin.
Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922), Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923) ve Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924) sırasıyla gerçekleşmiştir.
Olayların kronolojik sırasını bilmek, hangisinin diğerine zemin hazırladığını doğru belirlemek için gereklidir.
2
Seçeneklerde verilen kronolojik ve nedensel iddiaları tarihsel gerçeklerle karşılaştırın.
Halifeliğin kaldırılmasının saltanatın kaldırılmasına zemin hazırladığı iddiasının kronolojik olarak imkansız olduğu görülür, çünkü saltanat daha önce kaldırılmıştır.
Kronolojik hata barındıran seçeneği tespit etmek sorunun doğru cevabına ulaşmayı sağlar.

Anahtar Kavram

Siyasi inkılapların kronolojik sırası ve neden-sonuç ilişkileri
Soru 1839Soru

Yeni Türk devletinde saltanatın kaldırılması, cumhuriyetin ilanı ve halifeliğin kaldırılması gibi siyasi inkılaplar birbirini tamamlayan bir zincirin halkaları olarak gerçekleşmiştir. Saltanatın kaldırılmasıyla ulus egemenliğinin önündeki en büyük engellerden biri aşılmış, cumhuriyetin ilanı ile devletin rejimi ve başkanlığı netleşmiş, halifeliğin kaldırılmasıyla ise laikleşme sürecinin önü açılmış ve rejim karşıtlarının odak noktası haline gelebilecek eski düzenin kalıntıları tasfiye edilmiştir.

Siyasi alanda yapılan bu inkılaplar ve tarihsel süreç göz önüne alındığında, aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Cumhuriyetin ilanı öncesinde ortaya çıkan hükümet bunalımı, halifelik makamının kaldırılması ve böylece yürütme yetkisinin tek elde toplanmasıyla çözüme kavuşturulmuştur.

Cevap

Cumhuriyetin ilanı öncesinde ortaya çıkan hükümet bunalımı, halifelik makamının kaldırılması ve böylece yürütme yetkisinin tek elde toplanmasıyla çözüme kavuşturulmuştur ifadesi söylenemez.
Cumhuriyetin ilanı öncesinde, Ali Fethi Okyar Hükümeti'nin istifası sonrasında yeni hükümetin kurulamaması üzerine ortaya çıkan hükümet bunalımı (Ekim 1923 Sonbahar Bunalımı), 29 Ekim 1923'te Cumhuriyetin ilanı ve kabine sistemine geçilmesi sayesinde aşılmıştır. Halifelik ise bu olaydan aylar sonra, 3 Mart 1924'te kaldırılmıştır. Dolayısıyla bu bunalımın halifeliğin kaldırılmasıyla çözüldüğü iddiası kronolojik ve tarihsel olarak yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sorunun olumsuz soru köküne dikkat edilerek siyasi inkılapların gerekçeleri ve kronolojik ilişkileri analiz edilir.
Saltanatın kaldırılması (Kasım 1922), Cumhuriyetin ilanı (Ekim 1923) ve Halifeliğin kaldırılması (Mart 1924) olaylarının sırası ve neden-sonuç ilişkileri belirlenir.
Olaylar arasında kurulacak yanlış mantıksal veya kronolojik bağları ayırt etmek.
2
Cumhuriyetin ilanı öncesinde yaşanan hükümet bunalımının (Ekim 1923 Sonbahar Bunalımı) nedeni ve çözüm yöntemi incelenir.
Bunalım, Meclis Hükümeti sisteminde hükümetin kurulamamasından kaynaklanmış ve 29 Ekim 1923'te Cumhuriyetin ilanıyla kabine sistemine geçilerek çözülmüştür.
Hükümet bunalımının gerçek çözüm mekanizmasını saptamak.
3
Halifeliğin kaldırılmasının bu bunalımla ilgisi değerlendirilir.
Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924), bu bunalımdan aylar sonra gerçekleşmiş bir inkılaptır ve yürütme yetkisiyle bir ilgisi yoktur. Dolayısıyla hükümet bunalımının çözümü halifeliğin kaldırılmasıyla olmamıştır.
Yanlış olan ve söylenemeyecek olan yargıyı doğrulamak.

Anahtar Kavram

Siyasi İnkılapların Kronolojisi, Neden-Sonuç İlişkileri ve Rejim Değişikliği Dinamikleri
Soru 1840Soru

Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı'nın başlarında tarafsızlığını ilan etmiş, boğazları ulaşıma kapatmış ve tek taraflı bir kararla kapitülasyonları kaldırdığını duyurmuştur. İtilaf Devletleri kapitülasyonların kaldırılmasına sert tepki gösterirken, Osmanlı Devleti'nin gizli ittifak kurduğu Almanya da bu kararı ilk aşamada protesto etmiştir. Kısa bir süre sonra, Akdeniz'de İngiliz donanmasından kaçan Goben ve Breslau adlı iki Alman savaş gemisi Çanakkale Boğazı'nı geçerek Osmanlı'ya sığınmıştır. Osmanlı Devleti, uluslararası hukuka göre tarafsızlığını korumak adına bu gemileri silahsızlandırıp mürettebatını gözaltına alması gerekirken; İngiltere'nin daha önce sipariş edilen ve parası ödenen iki Osmanlı savaş gemisine el koyduğunu gerek��e göstererek bu gemileri satın aldığını açıklamış ve isimlerini Yavuz ve Midilli olarak değiştirmiştir. Bu gemilerin daha sonra Karadeniz'e açılarak Rus limanlarını bombalaması, Osmanl�� Devleti'ni fiilen savaşın içine çekmiştir.

Buna göre, yukarıdaki gelişmeler ve tarihsel süreç dikkate alındığında;

I. Osmanlı Devleti'nin sığınan Alman gemilerini satın aldığını ilan etmesi, uluslararası hukuk karşısında tarafsızlık statüsünü sürdürme görüntüsü vermeye yöneliktir.
II. Kapitülasyonların kaldırılmasına Almanya'nın da tepki göstermesi, müttefik devletlerin ekonomik menfaatlerinin askeri ittifakların önüne geçebildiğini göstermektedir.
III. Yavuz ve Midilli gemilerinin Karadeniz'e açılarak Rus limanlarını bombalaması olayı, Osmanlı Devleti ile Almanya arasındaki ilk resmi diplomatik yakınlaşmayı başlatmıştır.

yargılarından hangilerine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

I ve II öncüllerinin yer aldığı seçenek doğrudur. Osmanlı Devleti'nin gemileri satın aldığını duyurması hukuki kılıf bulma çabasını, Almanya'nın kapitülasyon tepkisi ise ekonomik çıkarların ittifakların önüne geçebildiğini kanıtlar. Rus limanlarının bombalanması ise ilk yakınlaşma değildir.
Doğru cevap, Osmanlı Devleti'nin Alman gemilerini satın aldığını duyurarak uluslararası hukuk nezdinde tarafsız görünme çabasını ve Almanya'nın müttefik olmasına rağmen kapitülasyonların kaldırılmasına karşı kendi ekonomik menfaatlerini ön planda tuttuğunu belirten 'I ve II' yargılarını içeren seçenektir.

Adım Adım Çözüm

1
Paragraftaki hukuki ve diplomatik gelişmeleri analiz etme
Osmanlı Devleti'nin tarafsızlık ilanı, boğazları kapatması, kapitülasyonları kaldırması ve sığınan Alman gemilerini satın aldığını açıklaması tespit edilmiştir.
Öncüllerin doğruluğunu metindeki tarihsel verilerle karşılaştırmak amacıyla durum tespiti yapılır.
2
Birinci öncülün değerlendirilmesi
Uluslararası hukuka göre sığınan savaş gemilerinin silahsızlandırılması gerekirken, Osmanlı'nın satın alma gerekçesi sunması uluslararası hukuk karşısında tarafsız görünme çabasını (birinci öncülü) doğrular.
Osmanlı'nın satın alma açıklamasının diplomatik ve hukuki amacını belirlemek.
3
İkinci öncülün değerlendirilmesi
Osmanlı ile gizli ittifak kuran Almanya'nın da kapitülasyonların kaldırılmasına tepki göstermesi, ekonomik çıkarların bazen askeri ortaklıkların önüne geçebildiğini (ikinci öncülü) gösterir.
Almanya'nın gösterdiği tepkiyi müttefiklik ilişkisi ve ekonomik çıkarlar çerçevesinde yorumlamak.
4
Üçüncü öncülün kronolojik olarak değerlendirilmesi
Yavuz ve Midilli'nin Rus limanlarını bombalaması olayı ilk diplomatik yakınlaşma değildir, çünkü öncesinde 2 Ağustos 1914'te resmi gizli ittifak antlaşması zaten imzalanmıştır.
Olayların neden-sonuç ve kronoloji ilişkisini test etmek.

Anahtar Kavram

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na giriş süreci, izlediği tarafsızlık siyaseti ve ittifak ilişkilerindeki diplomatik gelişmeler.
ÖncekiSayfa 92 / 338Sonraki
Tüm alıştırma soruları — YKS TYT (Temel Yeterlilik Testi) | Examkin