Göğüs Hastalıkları

453 soru

Soru 101Soru →

6262 yaşında erkek hasta, 33 gündür devam eden ateş, öksürük ve sağ yan ağrısı şikayetiyle acil servise başvuruyor. Fizik muayenesinde sağ hemitoraks alt zonlarda solunum sesleri azalmış ve perküsyonda matite saptanıyor. Akciğer grafisinde sağda plevral sıvı izlenen hastaya yapılan torasentez analizinde; plevral sıvı pH değeri 7.107.10, glukoz 35 mg/dL35\text{ mg/dL} ve LDH 1200 U/L1200\text{ U/L} olarak bulunuyor. Sıvının Gram boyamasında ve kültüründe mikroorganizma saptanmıyor. Bu hastanın yönetimi için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tüp torakostomi ile plevral sıvının drenajı

Cevap

Tüp torakostomi ile plevral sıvının drenajı
Parapnömonik efüzyonlarda drenaj (tüp torakostomi) endikasyonları; makroskobik püy varlığı (ampiyem), Gram boyasında veya kültürde bakteri görülmesi, pH değerinin 7.207.20'nin altında olması, glukozun 60 mg/dL60\text{ mg/dL}'den düşük olması veya LDH değerinin 1000 U/L1000\text{ U/L}'den yüksek olmasıdır. Bu vakada pH, glukoz ve LDH kriterlerinin tamamı komplike sürece işaret ettiği için en uygun yaklaşım sıvının direnajıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Plevral sıvının karakterini belirle
Eksüda
LDH değerinin 1200 U/L1200\text{ U/L} (normalin 2/3'ünden büyük) olması sıvının eksüda niteliğinde olduğunu kanıtlar.
2
Parapnömonik efüzyonun komplikasyon durumunu değerlendir
Komplike Parapnömonik Efüzyon
Sıvı pH değerinin 7.107.10 (eşik < 7.207.20), glukozun 35 mg/dL35\text{ mg/dL} (eşik < 60 mg/dL60\text{ mg/dL}) ve LDH'nin 1200 U/L1200\text{ U/L} (eşik > 1000 U/L1000\text{ U/L}) olması komplike efüzyon tanısı koydurur.
3
Tedavi yöntemini seç
Drenaj (Tüp Torakostomi)
Komplike parapnömonik efüzyonlarda ampirik antibiyotik tedavisine ek olarak sıvının boşaltılması zorunludur.

Anahtar Kavram

Komplike parapnömonik efüzyon tanısı ve drenaj endikasyonları
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 102Soru →

4949 yaşında erkek hasta; son 22 aydır giderek artan nefes darlığı ve efor kapasitesinde kısıtlanma şikayetleriyle başvuruyor. Hastanın öyküsünden, yaklaşık 66 ay önce geçirdiği büyük bir cerrahi operasyon sonrası ani başlayan nefes darlığı, batıcı yan ağrısı ve hemoptizi (kan tükürme) nedeniyle pulmoner tromboemboli tanısı aldığı ve o dönemden beri düzenli antikoagülan tedavi kullandığı öğreniliyor. Yapılan fizik muayenede; nabız 88/dk88/dk, tansiyon 122/78mmHg122/78 mmHg, akciğer oskültasyonunda her iki bazalde hafif inspiratuar raller saptanıyor. Transtorasik ekokardiyografide sağ ventrikül dilate, sağ atrium genişlemiş ve pulmoner arter sistolik basıncı 55mmHg55 mmHg olarak ölçülüyor. Ventilasyon-perfüzyon (V/Q) sintigrafisinde ventilasyonun normal olduğu alanlarda çok sayıda segmental perfüzyon defekti (uyumsuzluk) izleniyor. Bu hasta için en olası tanı ve en uygun küratif (kesin) tedavi yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kronik tromboembolik pulmoner hipertansiyon - Pulmoner endarterektomi

Cevap

Kronik tromboembolik pulmoner hipertansiyon tanısı ile uyumlu olan bu hastada en uygun küratif tedavi pulmoner endarterektomidir.
Hastanın geçirilmiş pulmoner tromboemboli öyküsünün olması, eforla artan ilerleyici nefes darlığı tanımlaması ve V/Q sintigrafisinde tipik segmental perfüzyon defektlerinin görülmesi Kronik Tromboembolik Pulmoner Hipertansiyon (KTEPH) tanısını kesinleştirir. KTEPH, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sınıflandırmasında Grup 44 olarak yer alır ve bu grubun en önemli özelliği pulmoner endarterektomi cerrahisi ile kür şansının olmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik öykünün değerlendirilmesi
Hastada 66 ay önce geçirilmiş akut PE (nefes darlığı, yan ağrısı, hemoptizi) sonrası kronikleşen bir dispne tablosu mevcuttur.
Akut emboli hastalarının yaklaşık %22-44'ünde perfüzyon defektlerinin rezolüye olmaması sonucu kronik süreç gelişebilir.
2
Tanısal testlerin yorumlanması
Ekokardiyografide pulmoner hipertansiyon (PAB 55mmHg55 mmHg) ve V/Q sintigrafisinde segmental perfüzyon defektleri saptanmıştır.
V/Q sintigrafisi, KTEPH taramasında bilgisayarlı tomografiden daha duyarlıdır ve segmental defektlerin varlığı Grup 4 PH'ı doğrular.
3
Tedavi stratejisinin belirlenmesi
Grup 4 PH (KTEPH) için kesin tedavi yöntemi cerrahi olarak pıhtıların temizlenmesidir.
Pulmoner endarterektomi (PEA), KTEPH'de sağ ventrikül fonksiyonlarını düzelten ve sürviyi artıran tek küratif tedavi yöntemidir.

Anahtar Kavram

Kronik tromboembolik pulmoner hipertansiyon (KTEPH), geçirilmiş pulmoner emboli sonrası gelişen ve cerrahi olarak tedavi edilebilen bir pulmoner hipertansiyon (Grup 4) formudur.

İpuçları

1
Hastanın 66 ay önceki akut emboli semptomlarını ve şu anki pulmoner basınç yüksekliğini birleştirin.
2
V/Q sintigrafisinde 'segmental defektlerin' görülmesi, damar yatağında organize pıhtıların (trombüslerin) kaldığını gösterir.
3
Dünya Sağlık Örgütü Grup 44 kapsamında yer alan bu hastalığın tek küratif (iyileştirici) tedavisi cerrahidir.

Daha Fazla Pratik

İnoperabl KTEPH vakalarında onaylanmış medikal tedavi olan Riociguat'ın mekanizmasını (çözünür guanilat siklaz stimülatörü) gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 103Soru →

4848 yaşında kadın hasta, eforla artan nefes darlığı şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde vücut kitle indeksi (VKİ) 44kg/m244 kg/m^2 olarak hesaplanıyor. Akciğer oskültasyonu normal olan ve sigara öyküsü bulunmayan hastanın solunum fonksiyon testinde (SFT) aşağıdakilerden hangisinin görülmesi en olasıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fonksiyonel rezidüel kapasite (FRC) ve ekspiratuar rezerv volümde (ERV) azalma

Cevap

Fonksiyonel rezidüel kapasite (FRC) ve ekspiratuar rezerv volümde (ERV) azalma
Obezite, akciğerler ve göğüs duvarı üzerinde restriktif bir etki yaratarak toplam akciğer hacimlerini azaltır. Bu tablodaki en belirgin ve karakteristik değişiklik, göğüs duvarı ve diyafram üzerindeki ağırlık artışının istirahat sonu hacimlerini baskılaması sonucu ortaya çıkan fonksiyonel rezidüel kapasite (FRC) ve ekspiratuar rezerv volümdeki (ERV) azalmadır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik durumunu ve fizik muayene bulgularını değerlendir
Hasta morbid obez (VKI˙=44kg/m2VKİ = 44 kg/m^2) olup efor dispnesi mevcuttur; bu tablo göğüs duvarı kısıtlılığına (restriksiyon) işaret eder.
Obezite, toraks duvarı kompliyansını azaltarak akciğerlerin genişlemesini zorlaştırır.
2
Obezitenin SFT parametreleri üzerindeki etkilerini hatırla
Obeziteye bağlı restriktif patern gelişir; özellikle akciğer tabanlarındaki atelektazi eğilimi ve diyaframın yükselmesi ile istirahat hacimleri daralır.
Aşırı yağ dokusu göğüs kafesini dışarıdan baskılar ve diyaframı yukarı iter.
3
En karakteristik değişikliği belirle
Fonksiyonel rezidüel kapasite (FRC) ve ekspiratuar rezerv volüm (ERV) en hassas ve en erken azalan parametrelerdir.
FRC, normal bir ekspirasyon sonundaki akciğer hacmidir ve obezite hastalarında düşük akciğer hacimlerinde soluma eğilimi nedeniyle azalır.

Anahtar Kavram

Obezitede solunum mekaniği ve SFT bulguları
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 104Soru →

3232 yaşında, bilinen Sistemik Lupus Eritematozus (SLE) tanısı olan erkek hasta; ani gelişen nefes darlığı ve öksürükle birlikte kan tükürme şikayetiyle acil servise başvuruyor. Fizik muayenesinde bilateral bazallerde raller duyuluyor. Laboratuvar tetkiklerinde hemoglobin düzeyinde son 2424 saatte 33 g/dLg/dL düşüş saptanıyor. Solunum fonksiyon testlerinde (SFT) FEV1/FVCFEV_1/FVC oranı %82\%82, toplam akciğer kapasitesi (TLCTLC) beklenenin %62\%62'si olarak ölçülüyor. Karbonmonoksit difüzyon kapasitesi (DLCODLCO) ise beklenenin %148\%148'i olarak bulunuyor. Bu hastadaki DLCODLCO yüksekliğini en iyi açıklayan mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Alveol boşluğuna sızan eritrositlerdeki hemoglobinin karbonmonoksiti bağlaması

Cevap

Alveol boşluğuna sızan eritrositlerdeki hemoglobinin karbonmonoksiti bağlaması
Doğru seçenek olan alveol boşluğuna sızan hemoglobinin karbonmonoksiti bağlaması, Diffüz Alveoler Hemoraji'nin (DAH) patognomonik SFT bulgusudur. DLCO testi, hastanın soluduğu karbonmonoksit miktarındaki azalmayı ölçer. Normalde bu azalma alveolo-kapiller membranı geçip kapillerdeki eritrositlere bağlanan CO'yu yansıtırken, DAH hastalarında CO henüz alveol içindeyken oradaki kanla birleşir. Bu durum, cihaz tarafından 'üstün bir difüzyon kapasitesi' olarak yanlış yorumlanır ve DLCO beklenenden çok yüksek (genellikle >%130>\%130) çıkar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verilerin sentezlenmesi
SLE öyküsü, ani nefes darlığı, hemoptizi ve belirgin hemoglobin düşüşü Diffüz Alveoler Hemoraji (DAH) tablosunu düşündürür.
DAH, SLE gibi otoimmün hastalıklarda görülebilen hayatı tehdit edici bir komplikasyondur.
2
SFT paterninin analizi
FEV1/FVCFEV_1/FVC oranının korunması ve TLCTLC'nin düşük olması restriktif bir patern olduğunu teyit eder.
Alveollerin kanla dolması akciğer ekspansiyonunu kısıtlayarak restriksiyona yol açar.
3
DLCO değerinin yorumlanması
Restriktif paternlerde (örn. fibrozis) DLCODLCO genelde düşerken, burada %148\%148 gibi aşırı yüksek bir değer mevcuttur.
DLCO testinde kullanılan Karbonmonoksit (CO), hemoglobine çok yüksek afinite gösterir.
4
Patofizyolojik eşleştirme
Alveol içindeki eritrositler, kapillere geçmeye gerek kalmadan CO'yu tuttuğu için cihaz diffüzyonu çok yüksekmiş gibi algılar.
Test, soluk havasındaki CO kaybını ölçtüğü için alveol içindeki her türlü hemoglobin kaybı artış olarak kaydedilir.

Anahtar Kavram

Diffüz Alveoler Hemoraji'de DLCO Artışı

Daha Fazla Pratik

İzole DLCO düşüklüğü ile giden pulmoner vasküler hastalıkları (örn. Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon) ve obstrüktif paternle birlikte DLCO düşüklüğü görülen amfizem tablosunu tekrar ediniz.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 105Soru →

34 yaşında erkek hasta, son 6 aydır artan nefes darlığı ve özellikle sırtüstü yattığında belirginleşen solunum sıkıntısı (ortopne) şikayetiyle başvuruyor. Sigara öyküsü olmayan hastanın fizik muayenesinde akciğer oskültasyonunda ek ses duyulmuyor, ancak solunum kas gücünde azalma saptanıyor. Çekilen akciğer grafisi normal olarak değerlendiriliyor.

Hastanın Solunum Fonksiyon Testi (SFT) sonuçları aşağıdaki gibidir:

ParametreÖlçülen Değer (% Beklenen)
FEV1%55
FVC%50
FEV1/FVC%88
DLCO%94
TLC%60

Buna göre, bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Amyotrofik Lateral Skleroz

Cevap

SFT'de restriktif patern ve normal DLCO bulgusu, Amyotrofik Lateral Skleroz gibi nöromusküler hastalıkları işaret eder.
Hastada FEV1 ve FVC'nin orantılı düşmesi ve FEV1/FVC oranının korunması (%88) restriktif bir paterni gösterir. Restriktif patern varlığında ayırıcı tanı için DLCO'ya bakılır. DLCO'nun normal (%94) olması, gaz alışveriş yüzeyinin (alveol-kapiller membran) sağlam olduğunu gösterir. Bu durum, sorunun akciğer parankiminde değil, akciğerin genişlemesini engelleyen mekanik bir problemde (göğüs duvarı deformiteleri veya nöromusküler hastalıklar) olduğunu kanıtlar. Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS), solunum kas güçsüzlüğü yaparak bu tabloya (Restriksiyon + Normal DLCO) neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Spirometri verilerini analiz et
FEV1 ve FVC düşük (%55, %50), ancak FEV1/FVC oranı normal/yüksek (%88). Bu durum 'Restriktif Ventilasyon Bozukluğunu' gösterir.
Obstrüktif hastalıklarda oran %70'in altındadır; restriktif hastalıklarda oran korunur veya artar, ancak volümler düşüktür.
2
Difüzyon kapasitesini (DLCO) değerlendir
DLCO %94 (Normal).
Restriksiyonun kaynağını (parankimal vs parankim dışı) ayırt etmek için DLCO kullanılır.
3
Bulguları sentezle ve ayırıcı tanı yap
Restriksiyon + Normal DLCO = Parankim dışı nedenler (Göğüs duvarı veya Nöromusküler hastalıklar).
İdiyopatik Pulmoner Fibrozis veya Sarkoidoz gibi parankimal hastalıklarda alveolo-kapiller membran bozulduğu için DLCO düşük olur. Nöromusküler hastalıklarda (ALS, Miyastenia Gravis) membran sağlamdır, sorun 'pompa' yetersizliğidir.

Anahtar Kavram

Restriktif akciğer hastalıklarında, parankimal (düşük DLCO) ve parankim dışı (normal DLCO) nedenlerin ayırıcı tanısı.
Soru 106Soru →

72 yaşında bilinen konjestif kalp yetersizliği tanısı olan bir erkek hasta, son bir haftadır artan nefes darlığı ve bacaklarında şişlik şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenede bilateral akciğer bazallerinde solunum sesleri azalmış ve perküsyonda matite saptanıyor. Akciğer grafisinde bilateral plevral efüzyon izlenen hastaya yapılan torasentez sonucunda elde edilen sıvının transuda niteliğinde olduğunu gösteren bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Plevral sıvı / serum protein oranının 0.350.35 olması

Cevap

Plevral sıvı / serum protein oranının 0.350.35 olması, sıvının transuda vasfında olduğunu gösterir.
Doğru yanıt olan plevral sıvı / serum protein oranının 0.50.5’in altında (0.350.35) olması, Light kriterlerine göre sıvının transuda niteliğinde olduğunu destekleyen temel bulgudur. Kalp yetersizliği gibi durumlarda hidrostatik basınç artışı sonucu plevral boşluğa protein fakiri sıvı geçer.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tablonun değerlendirilmesi
Hastadaki konjestif kalp yetersizliği öyküsü ve bilateral efüzyon varlığı, öncelikle transuda niteliğinde bir sıvıya işaret eder.
Kalp yetersizliği, plevral efüzyonun en sık transuda nedenidir.
2
Light kriterlerinin hatırlanması
Eksuda tanısı için şu kriterlerden en az birinin varlığı gerekir: 1) Plevral sıvı/serum protein > 0.50.5, 2) Plevral sıvı/serum LDH > 0.60.6, 3) Plevral sıvı LDH > serum normal üst sınırının 2/32/3'ü.
Transuda ve eksuda ayrımı tedavi planını belirlemek için kritiktir.
3
Seçeneklerin kriterlere göre karşılaştırılması
Plevral sıvı / serum protein oranının 0.350.35 olması (<0.5< 0.5) transuda kriteridir.
Verilen diğer tüm seçenekler eksuda niteliğindeki sıvıları tanımlamaktadır.

Anahtar Kavram

Light Kriterleri (Transuda-Eksuda Ayrımı)

Daha Fazla Pratik

Eksuda nedenleri arasında en sık görülen parapnömonik efüzyonların özelliklerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 107Soru →

Sekiz aydır devam eden, giderek artan efor dispnesi ve kuru öksürük şikayetleri olan 4848 yaşındaki kadın hasta polikliniğe başvuruyor. Özgeçmişinde herhangi bir hastalık tanısı bulunmayan, hiç sigara içmemiş olan ve bir bankada memur olarak çalışan hastanın fizik muayenesinde her iki akciğer bazallerinde bilateral inspiratuar ince (velcro) raller saptanıyor. Çomak parmak görülmüyor. Solunum fonksiyon testlerinde FVCFVC: %65\%65, FEV1/FVCFEV_1/FVC: %82\%82 ve DLCODLCO: %55\%55 olarak bulunuyor. Yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografide (YC\cBTYÇBT); bilateral, alt loblarda belirgin simetrik buzlu cam (ground-glass) dansiteleri, peribronkovasküler dağılım gösteren ince retiküler çizgilenmeler ve subpleural alanın korunduğu (subpleuralsubpleural sparingsparing) izleniyor. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Non-spesifik İnterstisyel Pnömoni (NSİP)

Cevap

Non-spesifik İnterstisyel Pnömoni (NSİP)
Non-spesifik İnterstisyel Pnömoni (NSİP) tanısı, hastadaki demografik özellikler (orta yaşlı, sigara içmeyen kadın) ve radyolojik bulgularla tam uyumludur. Özellikle YÇBT'de izlenen bilateral, simetrik buzlu cam dansiteleri ve alt lob bazallerinde plevral yüzeylerin hemen komşuluğundaki akciğer dokusunun tutulmaması (subpleural sparing), NSİP'i diğer interstisyel pnömonilerden ayıran en önemli ipucudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz etme
Orta yaşlı, sigara içmeyen kadın hastada kronik seyirli (8 ay) efor dispnesi ve kuru öksürük saptandı.
Hastanın demografik özellikleri ve semptom süresi ayırıcı tanıda yol göstericidir.
2
Fizik muayene ve laboratuvar (SFT) bulgularını yorumlama
Velcro ralleri ve SFT'de saptanan restriktif patern (FVCFVC düşük, FEV1/FVCFEV_1/FVC normal/yüksek) ile DLCODLCO düşüklüğü bir İnterstisyel Akciğer Hastalığına (İAH) işaret etmektedir.
İnce raller ve restriktif tip solunum yetmezliği parankimal tutulumun temel göstergeleridir.
3
Radyolojik (YÇBT) bulguları spesifikleştirme
Alt loblarda buzlu cam dansiteleri, retiküler patern ve özellikle 'subpleural alanın korunması' (subpleural sparing) saptandı.
Subpleural alanın korunması, NSİP için oldukça karakteristik ve tanı koydurucu bir radyolojik bulgudur.

Anahtar Kavram

Non-spesifik İnterstisyel Pnömoni'nin (NSİP) idiyopatik formu, tipik olarak sigara içmeyen orta yaşlı kadınları etkiler ve radyolojik olarak buzlu cam görünümleri ile plevral yüzeylerin hemen komşuluğundaki parankimin sağlam kalması (subpleural sparing) ile karakterizedir.
Soru 108Soru →

62 yaşında, 50 paket-yıl50 \text{ paket-yıl} sigara öyküsü olan erkek hasta; son 1 aydır artan öksürük, halsizlik ve son birkaç gündür gelişen kabızlık ile konfüzyon şikayetleriyle acil servise getiriliyor. Fizik muayenesinde dehidratasyon bulguları ve sağ akciğer üst zonda solunum seslerinde azalma saptanıyor. Çekilen akciğer grafisinde sağ perihiler bölgede 4 cm4 \text{ cm} çapında, santral yerleşimli kitle saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde; serum kalsiyum: 13.2 mg/dL13.2 \text{ mg/dL}, albümin: 4.0 g/dL4.0 \text{ g/dL}, fosfor: 2.1 mg/dL2.1 \text{ mg/dL} ve PTH: <5 pg/mL<5 \text{ pg/mL} (baskılanmış) olarak bulunuyor. Bu hasta için en olası histopatolojik tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yassı hücreli (skuamöz) karsinom

Cevap

Yassı hücreli (skuamöz) karsinom
Hastada saptanan hiperkalsemi, düşük fosfor ve baskılanmış PTH düzeyleri, paraneoplastik olarak salınan PTHrP (Paratiroid Hormon İlişkili Peptit) etkisini göstermektedir. Akciğer kanserleri içinde PTHrP üretimi ile en sık ilişkili olan tip yassı hücreli (skuamöz) karsinomdur. Ayrıca bu tümörün santral yerleşimli olması ve sigara ile güçlü ilişkisi vaka sunumuyla tam uyumludur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik semptomların ve laboratuvar bulgularının analizi
Kabızlık, konfüzyon, yüksek kalsiyum (13.2 mg/dL13.2 \text{ mg/dL}), düşük fosfor (2.1 mg/dL2.1 \text{ mg/dL}) ve baskılanmış PTH düzeyleri hiperkalseminin maligniteye bağlı (PTHrP aracılı) olduğunu gösterir.
Maligniteye bağlı hiperkalsemide PTH baskılanırken, tümörden salınan PTHrP etkisiyle kalsiyum yükselir ve fosfor düşer.
2
Radyolojik bulguların ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi
Yoğun sigara öyküsü ve santral yerleşimli (perihiler) kitle saptanması.
Sigara ile güçlü ilişkisi olan ve santral yerleşen temel akciğer kanseri tipleri yassı hücreli ve küçük hücreli karsinomdur.
3
Bulguların birleştirilerek tanının konulması
Santral yerleşim + PTHrP ilişkili hiperkalsemi = Yassı hücreli karsinom.
Akciğer kanserleri arasında hiperkalsemiye (PTHrP üretimine) en sık neden olan tip yassı hücreli (skuamöz) karsinomdur.

Anahtar Kavram

Akciğer kanserlerinde paraneoplastik sendromlar ve histolojik tipler arasındaki ilişki.

Daha Fazla Pratik

Akciğer kanserlerinde TNM evrelemesine göre cerrahi operabilite kriterlerini gözden geçiriniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 109Soru →

55 yaşında, 40 paket-yıl sigara öyküsü olan bir erkek hasta, son birkaç yıldır giderek artan efor dispnesi ve sabahları belirginleşen balgamlı öksürük şikayetiyle başvuruyor. Hastanın yapılan solunum fonksiyon testi (SFT) sonuçları aşağıdadır:

ParametreBeklenen DeğerÖlçülen DeğerBeklenene Oranı (%)
FVC4,24,2 L3,53,5 L83
FEV13,53,5 L1,91,9 L54
FEV1/FVC>0,70> 0,700,540,54-

Kısa etkili beta-2 agonist uygulamasından 15 dakika sonra yapılan ölçümde FEV1 değerinde 110110 mL (%6\%6) artış gözlenmiştir. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH)

Cevap

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH)
Hastada saptanan FEV1/FVC oranının 0,700,70'in altında olması (0,540,54) obstrüktif akciğer hastalığını gösterir. Bronkodilatör sonrası FEV1 artışının hem yüzdece (%6<%12\%6 < \%12) hem de miktar olarak (110110 mL <200< 200 mL) eşik değerlerin altında kalması, obstrüksiyonun geri dönüşümsüz olduğunu kanıtlar. Bu bulgular yoğun sigara öyküsüyle birleştiğinde en olası tanı Kronik obstrüktif akciğer hastalığıdır.

Adım Adım Çözüm

1
FEV1/FVC oranını değerlendir.
FEV1/FVC = 0,54 (<0,70< 0,70).
FEV1/FVC oranının 0,70'in altında olması obstrüktif tipte bir solunum bozukluğunu gösterir.
2
Bronkodilatör sonrası reversibiliteyi kontrol et.
FEV1 artışı %6 ve 110 mL (<%12< \%12 ve <200< 200 mL).
Anlamlı bir reversibilite saptanmaması, obstrüksiyonun sabit (irreversible) olduğunu gösterir.
3
Klinik verilerle SFT bulgularını birleştir.
Tanı: KOAH.
İleri yaş, yoğun sigara öyküsü, kronik öksürük/dispne ve irreversible obstrüksiyon kombinasyonu KOAH için tanısal kriterlerdir.

Anahtar Kavram

KOAH tanısı, risk faktörlerine maruz kalan bir hastada obstrüktif SFT bulgularının (post-bronkodilatör FEV1/FVC < 0.70) gösterilmesiyle konur.

İpuçları

1
Öncelikle SFT'deki FEV1/FVC oranına odaklanarak hastalığın obstrüktif mi yoksa restriktif mi olduğunu belirleyin.
2
Obstrüksiyon saptadıktan sonra, bronkodilatör sonrası verilen yanıtın (reversibilite) miktarını kontrol ederek astım ile KOAH arasındaki ayrımı yapın.

Daha Fazla Pratik

KOAH evrelemesinde GOLD kriterlerine göre FEV1 değerinin önemini ve tedavi algoritmasındaki yerini tekrar edin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 110Soru →

7272 yaşında erkek hasta, ürosepsis nedeniyle yoğun bakım ünitesinde takip edilmektedir. Tedavisinin 33. gününde ani gelişen nefes darlığı nedeniyle yapılan incelemelerinde akciğer grafisinde bilateral yaygın infiltratlar saptanmış ve arterial kan gazında PaO2/FiO2PaO_2/FiO_2 oranı 160160 mmHg olarak ölçülmüştür. Berlin kriterlerine göre, bu hastaya Akut Respiratuar Distres Sendromu (ARDS) tanısı konulabilmesi için aşağıdaki koşullardan hangisinin sağlanması zorunludur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akciğerdeki ödem tablosunun kalp yetmezliği veya sıvı yüklenmesi ile tam olarak açıklanamaması

Cevap

Berlin kriterlerine göre ARDS tanısı için akciğerdeki ödem tablosunun kalp yetmezliği veya sıvı yüklenmesi ile tam olarak açıklanamaması gerekir.
Berlin kriterlerine göre ARDS tanısı koyabilmek için ödemin birincil nedeninin kalp yetmezliği veya sıvı yüklenmesi olmadığı klinik olarak veya objektif yöntemlerle (ekokardiyografi vb.) gösterilmelidir. Bu, ARDS'nin temel fizyopatolojik özelliği olan 'non-kardiyojenik ödem' kavramının bir gereğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verilerin Berlin kriterleri çerçevesinde değerlendirilmesi.
Hastada akut başlangıç, bilateral infiltratlar ve PaO2/FiO2<300PaO_2/FiO_2 < 300 mmHg (mevcut değer 160160) kriterleri mevcuttur.
ARDS tanısı için gerekli olan oksijenasyon ve radyolojik sınırlar sağlanmıştır.
2
Etiyolojinin non-kardiyojenik olduğunun doğrulanması.
Tablonun sol kalp yetmezliği veya aşırı sıvı yüklenmesi ile açıklanamaması gerekmektedir.
ARDS, permeabilite artışına bağlı gelişen non-kardiyojenik bir akciğer ödemidir.

Anahtar Kavram

ARDS tanısı için Berlin Kriterleri: Akut başlangıç (11 hafta), bilateral infiltratlar, non-kardiyojenik ödem ve hipoksemi (P/F≤300P/F \leq 300).
Tahmini Süre:45s
Soru 111Soru →

6868 yaşında kadın hasta, sağ alt lob pnömonisi tanısıyla yatırılarak intravenöz antibiyotik tedavisi başlanıyor. Tedavinin 44. gününde ateşinin sebat etmesi ve nefes darlığının artması üzerine çekilen kontrol akciğer grafisinde sağda yeni gelişen plevral sıvı izleniyor. Yapılan torasentezde elde edilen plevral sıvının laboratuvar sonuçları şu şekildedir:

- Sıvı LDH: 11501150 U/L (Serum LDH üst sınırı: 200200 U/L)
- Sıvı/Serum Protein oranı: 0.620.62
- Sıvı pHpH: 7.157.15
- Sıvı glukoz: 4242 mg/dL
- Gram boyama: Bol polimorf nüveli lökosit izlendi, mikroorganizma saptanmadı.

Bu klinik tablo ve laboratuvar bulgularına göre, hastada öncelikle yapılması gereken en uygun işlem aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tüp torakostomi uygulanması

Cevap

Komplike parapnömonik efüzyon kriterlerini karşılayan bu hastada tüp torakostomi uygulanması en uygun yaklaşımdır.
Plevral sıvı analizinde pHpH’nın 7.207.20’nin altında olması, glukozun 6060 mg/dL’den düşük olması ve LDH’nın 10001000 U/L’nin üzerinde olması 'komplike parapnömonik efüzyon' tanısı koydurur. Bu durumda tek başına antibiyotik tedavisi yeterli değildir; sıvının ampiyeme dönüşmesini veya lokülasyon (odacıklanma) gelişmesini önlemek için plevral boşluğun tüp torakostomi ile drene edilmesi şarttır.

Adım Adım Çözüm

1
Light kriterlerine göre sıvının karakterini belirle.
Sıvı/Serum protein oranı 0.620.62 (>0.5> 0.5) ve sıvı LDH değeri 11501150 (>200×2/3=133> 200 \times 2/3 = 133) olduğu için sıvı eksüdadır.
Parapnömonik sıvılar eksüda karakterindedir.
2
Komplikasyon kriterlerini (drenaj endikasyonlarını) değerlendir.
Sıvı pHpH değeri 7.157.15 (<7.20< 7.20), glukoz 4242 mg/dL (<60< 60) ve LDH 11501150 U/L (>1000> 1000) olarak saptanmıştır.
Bu değerler sıvının komplike parapnömonik efüzyon olduğunu ve antibiyotik tedavisine ek olarak drenaj gerektiğini gösterir.
3
En uygun tedavi yöntemini seç.
Tüp torakostomi uygulanması.
Sıvının serbest drenajının sağlanması ampiyem gelişimini ve kalıcı plevral kalınlaşmayı önler.

Anahtar Kavram

Parapnömonik efüzyonlarda drenaj (tüp torakostomi) endikasyonları: pH<7.20pH < 7.20, Glukoz <60< 60 mg/dL, LDH >1000> 1000 U/L, pürülan görünüm (ampiyem) veya bakteriyolojik pozitiflik.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 112Soru →

Akut pankreatit nedeniyle hastaneye yatırılan 3535 yaşında bir erkek hastada, yatışının 33. gününde ani gelişen şiddetli nefes darlığı ve taşipne saptanıyor. Fizik muayenesinde bilateral krepitan raller duyuluyor. Akciğer grafisinde bilateral yaygın infiltratlar izlenen hastanın arter kan gazında FiO2FiO_2 %50\%50 iken PaO2PaO_2 5555 mmHgmmHg, PaCO2PaCO_2 3232 mmHgmmHg ve pHpH 7.457.45 olarak ölçülüyor. Bu tablo kalp yetmezliği veya sıvı yüklenmesi ile açıklanamıyor. Soru: Bu hastadaki klinik tablo ve kan gazı bulguları dikkate alındığında, gelişen solunum yetmezliği tipi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tip 11 (Hipoksemik) solunum yetmezliği

Cevap

Tip 1 (Hipoksemik) solunum yetmezliği
Verilen vakada, akut pankreatit sonrası ani başlayan nefes darlığı, bilateral infiltratlar ve kalp dışı nedenlerle açıklanamayan hipoksemi (P/FP/F oranı 110110) Berlin kriterlerine göre Orta ARDS tanısını koydurur. ARDS, parankimal hasar ve akciğer içi şant sonucu gelişen, düşük PaO2PaO_2 ve genellikle düşük/normal PaCO2PaCO_2 ile karakterize Tip 1 (Hipoksemik) solunum yetmezliğinin en tipik örneğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın oksijenasyon durumunu değerlendir
PaO2/FiO2PaO_2/FiO_2 oranı 55/0.5=11055 / 0.5 = 110 mmHgmmHg olarak hesaplanır.
Berlin kriterlerine göre P/FP/F oranının 300300 mmHgmmHg'nin altında olması ARDS tanısı için gereklidir.
2
Karbondioksit düzeyini analiz et
PaCO2PaCO_2 değeri 3232 mmHgmmHg (normalin altında) saptanmıştır.
Solunum yetmezliğinin hiperkapnik (Tip 2) olup olmadığını anlamak için karbondioksit basıncına bakılmalıdır.
3
Klinik tabloyu sentezle
Belirgin hipoksemiye rağmen karbondioksit birikimi olmaması Tip 1 yetmezliği gösterir.
ARDS gibi parankimal akciğer hastalıklarında primer sorun gaz değişimidir, bu da Tip 1 yetmezliğe yol açar.

Anahtar Kavram

ARDS'de görülen temel fizyopatolojik süreç, akciğer içi şant ve ventilasyon-perfüzyon (V/Q) uyumsuzluğu nedeniyle gelişen Tip 1 (Hipoksemik) solunum yetmezliğidir.

Alternatif Yöntem

Kan gazında PaCO2PaCO_2 düzeyinin normal veya düşük olması, problemin 'pompa (havalandırma)' sorunu değil, 'gaz değişimi (oksijenasyon)' sorunu olduğunu doğrudan gösterir.
Tahmini Süre:45s
Soru 113Soru →

34 yaşında kadın hasta, son 6 aydır eforla artan nefes darlığı ve çabuk yorulma şikayetleriyle başvuruyor. Bilinen ek hastalığı olmayan hastanın fizik muayenesinde S2'nin pulmoner komponenti (P2) sert duyuluyor ve triküspit odağında 2/6 sistolik üfürüm alınıyor. Transtorasik ekokardiyografide sağ ventrikül genişlemiş ve sistolik pulmoner arter basıncı 65 mmHg olarak ölçülüyor. V/Q sintigrafisi normal olarak değerlendiriliyor.

Yapılan sağ kalp kateterizasyonunda aşağıdaki değerler elde ediliyor:
* Ortalama Pulmoner Arter Basıncı (mPAP): 52 mmHg
* Pulmoner Arter Kama Basıncı (PAWP): 10 mmHg
* Kardiyak İndeks (CI): 2.4 L/dk/m²

İnhale nitrik oksit ile yapılan vazoreaktivite testinde mPAP değeri 15 mmHg düşerek 37 mmHg'ye geriliyor ve kalp debisi korunuyor.

Bu hasta için en uygun tedavi yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yüksek doz kalsiyum kanal blokeri başlanması

Cevap

Doğru cevap, yüksek doz kalsiyum kanal blokeri (KKB) başlanmasıdır.
Hastada sağ kalp kateterizasyonu ile Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon (PAH) tanısı doğrulanmıştır (mPAP ≥ 20 mmHg, PAWP ≤ 15 mmHg). İdiyopatik PAH tanısı alan hastalarda tedaviye karar vermeden önce mutlaka vazoreaktivite testi yapılmalıdır. Testin pozitif kabul edilmesi için mPAP değerinde en az 10 mmHg düşüş sağlanarak mutlak değerin 40 mmHg'nin altına inmesi ve bu sırada kalp debisinin bozulmaması gerekir. Bu hastada mPAP 52'den 37'ye düşmüş (15 mmHg düşüş) ve 40'ın altına inmiştir; yani test pozitiftir. Vazoreaktivite testi pozitif olan hastalarda ilk ve en etkili tedavi seçeneği yüksek doz Kalsiyum Kanal Blokerleridir (KKB).

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik tablosunu ve hemodinamik verilerini tanımla.
Genç kadın hasta, sağ kalp yetersizliği bulguları var. Kateterde mPAP > 20 mmHg ve PAWP ≤ 15 mmHg olması 'Pre-kapiller Pulmoner Hipertansiyon' (muhtemelen İdiyopatik PAH) tanısını koydurur.
PAH tanısı için sağ kalp kateterizasyonu altın standarttır.
2
Vazoreaktivite testini yorumla.
Test pozitif kabul edilir. Kriter: mPAP değerinde en az 10 mmHg düşüş ile 40 mmHg'nin altına inmesi ve kardiyak debinin düşmemesi/artmasıdır (52 -> 37 mmHg, 15 mmHg düşüş ve <40 mmHg).
Tedavi seçimini belirleyen en kritik basamak bu testin sonucudur.
3
Pozitif test sonucuna göre tedavi seç.
Vazoreaktivite testi pozitif olan hastalarda (%10-15) ilk tercih ve sağkalımı en çok uzatan tedavi yüksek doz Kalsiyum Kanal Blokerleridir (KKB).
Diğer spesifik PAH ilaçları (Bosentan, Sildenafil vb.) test negatif olduğunda veya KKB yanıtı olmadığında kullanılır.

Anahtar Kavram

İdiyopatik Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon (PAH) hastalarında vazoreaktivite testi pozitif ise (mPAP >10 mmHg düşüp <40 mmHg oluyorsa) ilk tercih tedavi yüksek doz Kalsiyum Kanal Blokerleridir.

İpuçları

1
Tedavi kararını vermeden önce 'Vazoreaktivite Testi' sonucuna dikkat edin. mPAP değerindeki değişimi yorumlayın.
2
Test sonucu pozitif (mPAP 40 mmHg'nin altına inmiş). Bu durumda 'vazodilatasyon' yeteneği korunmuş demektir.
3
Sistemik hipertansiyonda da kullanılan, damar genişletici etkisi güçlü olan ilaç grubu bu hastalarda ilk tercihtir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 114Soru →

58 yaşında, 40 paket/yıl40 \text{ paket/yıl} sigara öyküsü olan erkek hasta, son birkaç haftadır özellikle bacaklarında hissettiği belirgin güçsüzlük şikayetiyle başvuruyor. Hastanın fizik muayenesinde proksimal kas güçsüzlüğü saptanıyor ve bu güçsüzlüğün tekrarlayan egzersizle bir miktar düzeldiği gözleniyor. Akciğer grafisinde hiler bölgede kitle saptanan bu hastada, mevcut klinik tabloya en sık eşlik eden akciğer kanseri tipi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Küçük hücreli karsinom

Cevap

Küçük hücreli karsinom
Hastada tarif edilen, tekrarlayan egzersizle düzelen proksimal kas güçsüzlüğü tipik bir Lambert-Eaton miyastenik sendromu (LEMS) tablosudur. LEMS, nöromüsküler kavşaktaki voltaj bağımlı kalsiyum kanallarına karşı oluşan antikorlar nedeniyle gelişir ve vakaların yaklaşık yarısından fazlasında küçük hücreli akciğer karsinomuna eşlik eder.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların değerlendirilmesi
Tekrarlayan egzersizle düzelen proksimal kas güçsüzlüğü, Lambert-Eaton miyastenik sendromunu (LEMS) işaret eder.
Miyastenia gravis'in aksine, LEMS'de tekrarlayan uyarı ile kas gücünde artış (fasilitasyon) görülür.
2
Tümör lokalizasyonu ve klinik ilişkiyi kurma
Hiler (santral) kitle ve LEMS varlığı, küçük hücreli karsinom tanısını destekler.
Küçük hücreli karsinom, nöroendokrin kökenli olması nedeniyle paraneoplastik sendromların (SIADH, ACTH, LEMS) en sık görüldüğü tiptir.

Anahtar Kavram

Küçük hücreli akciğer kanseri ve Lambert-Eaton miyastenik sendromu ilişkisi

Daha Fazla Pratik

Küçük hücreli akciğer kanserinde görülen diğer nöroendokrin paraneoplastik sendromları (örneğin SIADH ve ektopik ACTH üretimi) inceleyiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 115Soru →

Elli sekiz yaşında, 4545 paket-yıl sigara öyküsü olan erkek hasta; son üç aydır özellikle merdiven çıkarken zorlanma, çömeldiği yerden kalkamama ve ağız kuruluğu şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenede alt ekstremitelerde belirgin proksimal kas güçsüzlüğü saptanıyor; ancak hastaya istemli kas kontraksiyonu yaptırıldıktan sonra derin tendon reflekslerinin canlandığı ve kas gücünün kısmen arttığı (kolaylaştırma fenomeni) gözleniyor. Bu klinik tabloya eşlik etmesi en muhtemel akciğer malignitesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Küçük hücreli karsinom

Cevap

Küçük hücreli karsinom, Lambert-Eaton miyastenik sendromu (LEMS) ile en sık ilişkilendirilen akciğer kanseri türüdür.
Hastada tarif edilen proksimal kas güçsüzlüğü ve istemli kontraksiyon sonrası reflekslerin canlanması (fasilitasyon), presinaptik voltaj kapılı kalsiyum kanallarına karşı antikorların oluştuğu Lambert-Eaton Miyastenik Sendromu (LEMS) için karakteristiktir. LEMS, en sık küçük hücreli akciğer karsinomunun (KHAK) paraneoplastik bir göstergesi olarak karşımıza çıkar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et.
Proksimal kas güçsüzlüğü, ağız kuruluğu (otonomik bulgu) ve egzersizle reflekslerin canlanması (post-egzersiz fasilitasyon) saptandı.
Bu bulgular tipik olarak Lambert-Eaton Miyastenik Sendromu'nu (LEMS) işaret eder.
2
LEMS ile akciğer kanseri ilişkisini kur.
LEMS hastalarının yaklaşık %50-60'ında altta yatan bir malignite bulunur.
LEMS ile en sık ilişkili malignite küçük hücreli akciğer karsinomudur (SCLC).

Anahtar Kavram

Lambert-Eaton Miyastenik Sendromu (LEMS) ve Küçük Hücreli Akciğer Karsinomu İlişkisi

Daha Fazla Pratik

Küçük hücreli akciğer karsinomunda görülen diğer önemli paraneoplastik sendromları (SIADH ve ektopik ACTH/Cushing sendromu) gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 116Soru →

6262 yaşında erkek hasta, 45 paket-yıl45 \text{ paket-yıl} sigara öyküsü ile son 33 aydır artan öksürük ve kilo kaybı nedeniyle başvuruyor. Çekilen toraks BT'de sol akciğer alt lobda 4.2 cm4.2 \text{ cm} boyutunda kitle saptanıyor. PET-CT incelemesinde primer kitlede ve sağ paratrakeal lenf nodunda artmış FDG tutulumu izleniyor. Yapılan EBUS-TBNA ile sağ paratrakeal lenf nodundan alınan biyopsi örneği 'adenokarsinom' ile uyumlu geliyor. Uzak metastazı bulunmayan bu hasta için en uygun tedavi yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Eş zamanlı kemoradyoterapi

Cevap

Küçük hücreli dışı akciğer kanserinde karşı taraf (kontralateral) mediastinal lenf nodu tutulumu (N3) inoperabilite kriteridir ve bu hastalarda en uygun küratif yaklaşım eş zamanlı kemoradyoterapidir.
Hastada saptanan sol taraflı kitleye eşlik eden sağ paratrakeal (kontralateral mediastinal) lenf nodu tutulumu, TNM 8. evreleme sistemine göre N3 olarak sınıflandırılır. T2bN3M0 evresi (Evre IIIB), lokal ileri evre bir hastalık olup cerrahi rezeksiyonun yeri yoktur. Bu hastalarda standart küratif yaklaşım, radyoterapi ile kemoterapinin eş zamanlı olarak uygulandığı protokollerdir.

Adım Adım Çözüm

1
TNM evrelemesi için T kategorisini belirle.
4.2 cm4.2 \text{ cm} boyutundaki kitle T2b kategorisine girer.
TNM 8'e göre >4 cm>4 \text{ cm} ile ≤5 cm\leq 5 \text{ cm} arası kitleler T2b'dir.
2
N kategorisini lenf nodu lokasyonuna göre belirle.
Sağ paratrakeal lenf nodu tutulumu (sol taraf yerleşimli kitle için kontralateral mediastinal nod) N3 kategorisindedir.
Kontralateral mediastinal, kontralateral hiler veya supraklaviküler lenf nodu tutulumu N3 olarak tanımlanır.
3
T, N ve M verilerini birleştirerek evreyi saptan.
T2bN3M0 kombinasyonu Evre IIIB olarak sınıflandırılır.
N3 hastalığı olan tüm KHDAK vakaları (uzak metastaz yoksa) en az Evre IIIB'dir.
4
Evreye uygun tedavi algoritmasını seç.
Evre IIIB KHDAK için standart tedavi eş zamanlı kemoradyoterapidir.
N3 tutulumu olan hastalar cerrahi şansını kaybetmiş kabul edilir ancak küratif amaçlı kombine tedaviye adaydırlar.

Anahtar Kavram

N3 lenf nodu tutulumu (kontralateral mediastinal/hiler veya supraklaviküler) KHDAK'de kesin inoperabilite kriteridir.

Daha Fazla Pratik

N3 tutulumu ile T4 (aynı tarafta farklı lobda nodül) arasındaki evreleme ve cerrahi yaklaşım farklarını gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 117Soru →

4242 yaşında, sigara öyküsü olmayan kadın hasta; son 66 aydır özellikle geceleri ve sabaha karşı artan öksürük, nefes darlığı ve göğüste sıkışma hissi şikayetleriyle başvuruyor. Şikayetlerinin soğuk hava ve parfüm kokusu ile tetiklendiğini belirtiyor. Fizik muayenesinde ekspiryumda yaygın ronküsler duyuluyor. Hastaya yapılan solunum fonksiyon testi (SFTSFT) sonuçları aşağıdaki tabloda verilmiştir:

ParametreÖlçülen (Pre-BD)Beklenen% BeklenenPost-BD (% Beklenen)
FEV1FEV_1 (L)1.951.953.003.00%65\%65%82\%82
FVCFVC (L)3.103.103.603.60%86\%86%88\%88
FEV1/FVCFEV_1/FVC0.630.630.800.80--

Bu klinik ve laboratuvar bulgularına göre en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Astım bronşiale

Cevap

En olası tanı, klinik semptomlar ve solunum fonksiyon testinde saptanan obstrüksiyonun bronkodilatör sonrası anlamlı düzeyde geri dönmesi nedeniyle Astım Bronşiale'dir.
Doğru tanı Astım Bronşiale'dir çünkü hastanın semptomları (gece öksürüğü, tetikleyicilerle artış) ve solunum fonksiyon testinde saptanan obstrüksiyonun kısa etkili beta-2 agonist sonrası belirgin şekilde (510510 mL ve %26\%26 artış) düzelmesi astım için tanısal olan değişken hava yolu kısıtlılığını kanıtlamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Solunum fonksiyon testi (SFT) paternini analiz et.
FEV1/FVCFEV_1/FVC oranının 0.700.70 (veya hastanın beklenen değerinin altı) olması obstrüktif bir patern olduğunu gösterir (0.63<0.800.63 < 0.80).
Obstrüktif akciğer hastalıklarının tanısında ilk adım hava yolu kısıtlılığının varlığını belirlemektir.
2
Bronkodilatör sonrası reversibiliteyi hesapla.
FEV1FEV_1 değeri %65\%65'ten %82\%82'ye çıkmıştır. Mutlak artış: 3.00×(0.82−0.65)=0.513.00 \times (0.82 - 0.65) = 0.51 L (510510 mL). Yüzdesel artış: %26.1\%26.1.
Reversibilite testi, obstrüksiyonun geri dönüşümlü olup olmadığını (Astım vs KOAH ayrımı) belirlemek için yapılır.
3
Klinik tablo ile verileri birleştir.
Genç-orta yaş, sigara içmeme, gece semptomları ve tetikleyicilerle birlikte anlamlı reversibilite (>%12> \%12 ve >200> 200 mL artış) saptanmıştır.
GINA kılavuzlarına göre bu bulgular astım tanısı için karakteristiktir.

Anahtar Kavram

Astım tanısında en önemli laboratuvar bulgusu, solunum fonksiyon testlerinde gösterilen değişken hava yolu obstrüksiyonu ve anlamlı reversibilitedir.

Alternatif Yöntem

Eğer SFT'de reversibilite saptanmasaydı ancak klinik şüphe devam etseydi, tanıyı doğrulamak için bronş provokasyon testi (metakolin testi) veya PEF takibi ile diurnal değişkenlik değerlendirilebilirdi.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 118Soru →

Akut biliyer pankreatit tanısıyla yoğun bakım ünitesinde izlenen 58 yaşındaki erkek hasta, takibinin 3. gününde ani gelişen nefes darlığı ve hipoksemi nedeniyle entübe ediliyor. Mekanik ventilatörde 'akciğer koruyucu ventilasyon' stratejisine uygun olarak 6 mL/kg (ideal vücut ağırlığı) tidal hacim, 12 cmH 2_2 O PEEP ve 0.80 FiO 2_2 ayarları ile izleniyor. Hastanın arter kan gazı incelemesinde pH: 7.32, PaCO 2_2: 52 mmHg, PaO 2_2: 76 mmHg ve HCO 3_3: 24 mEq/L saptanıyor. Fizik muayenede her iki akciğerde yaygın krepitan raller duyuluyor ve akciğer grafisinde bilateral difüz infiltrasyonlar görülüyor. Ekokardiyografide sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu %60 olarak ölçülüyor.

Bu hastada oksijenizasyonu iyileştirmek ve mortaliteyi azaltmak için atılması gereken en uygun adım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Günde en az 16 saat prone (yüzüstü) pozisyonu uygulanması

Cevap

Hastanın PaO 2_2/FiO 2_2 oranının 150'nin altında olması nedeniyle, mortaliteyi azalttığı kanıtlanmış olan prone (yüzüstü) pozisyonuna geçilmelidir.
Bu hasta Berlin kriterlerine göre Ağır ARDS (PaO 2_2/FiO 2_2 ≤\le 100 mmHg) tablosundadır. Klasik PROSEVA çalışması ve güncel kılavuzlar, PaO 2_2/FiO 2_2 oranı 150 mmHg'nin altında olan ARDS hastalarında, günde en az 16 saat uygulanan prone (yüzüstü) pozisyonunun hem oksijenizasyonu iyileştirdiğini hem de mortaliteyi anlamlı oranda azalttığını göstermiştir. Bu nedenle, akciğer koruyucu ventilasyona rağmen hipoksemisi derinleşen bu hastada en uygun ve kanıta dayalı bir sonraki adım prone pozisyonudur.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik tablosunu ve ARDS ciddiyetini belirle.
PaO 2_2 = 76 mmHg, FiO 2_2 = 0.80. P/F Oranı = 76 / 0.80 = 95. Bu değer <100 olduğu için 'Ağır ARDS' tablosudur.
Berlin kriterlerine göre P/F oranı ciddiyet belirlemede kullanılır.
2
Mevcut tedaviye ek olarak mortaliteyi azaltan kanıta dayalı müdahaleleri değerlendir.
Hasta zaten düşük tidal hacim (6 mL/kg) almaktadır. P/F < 150 mmHg olan hastalarda prone pozisyonunun mortaliteyi azalttığı (PROSEVA çalışması) bilinmektedir.
Ağır ARDS'de standart tedaviye ek olarak sağkalımı iyileştiren en güçlü kanıt prone pozisyonudur.

Anahtar Kavram

Orta-Ağır ARDS (PaO 2_2/FiO 2_2 < 150) tedavisinde, günde en az 16 saat uygulanan prone pozisyonu mortaliteyi anlamlı ölçüde azaltır.
Soru 119Soru →

5858 yaşında erkek hasta, son bir aydır giderek artan nefes darlığı ve sağ yan ağrısı şikayetiyle başvuruyor. Özgeçmişinde uzun süredir devam eden eklem ağrıları ve sabah tutukluğu öyküsü bulunuyor. Fizik muayenede sağ hemitoraks alt zonda matite ve solunum seslerinde azalma saptanıyor.

Yapılan torasentez işleminin biyokimyasal analiz sonuçları aşağıdadır:

ParametreSonuç
GörünümSarı, hafif bulanık
Plevra/Serum Protein Oranı0.750.75
Plevra/Serum LDH Oranı1.11.1
Plevra Sıvısı Glukoz1818 mg/dL
Plevra Sıvısı pH7.087.08
Hücre Sayımı%8585 Lenfosit, %1515 Nötrofil

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Romatoid plörit

Cevap

Romatoid plörit
Hastadaki plevral sıvı analizinde 'eksuda' vasfı mevcuttur. En dikkat çekici bulgu, plevral sıvı glukozunun 3030 mg/dL'nin altında olmasıdır. Plevral sıvıda glukozun bu kadar düşük olduğu durumlar sınırlıdır: Romatoid plörit, komplike parapnömonik efüzyon/ampiyem, özofagus rüptürü ve bazen malignite/tüberküloz. Ancak, lenfosit hakimiyeti olması nötrofil hakimiyeti beklenen ampiyemi dışlar. Hastanın eklem şikayetleri öyküsü de göz önüne alındığında, çok düşük glukozlu (<30 mg/dL), düşük pH'lı ve lenfositer karakterdeki bu sıvı Romatoid Plörit için patognomoniktir.

Adım Adım Çözüm

1
Plevral sıvının niteliğini belirle (Light Kriterleri).
Plevra/Serum Protein > 0.5 ve LDH > 0.6 olduğu için sıvı 'Eksuda' niteliğindedir.
Tanısal yaklaşımın ilk basamağı transuda/eksuda ayrımıdır.
2
Biyokimyasal belirteçleri ve hücre tipini yorumla.
Glukoz çok düşük (<30<30 mg/dL), pH düşük (<7.20<7.20) ve lenfosit hakimiyeti var.
Ayırıcı tanıyı daraltmak için spesifik belirteçler kullanılır.
3
Klinik öykü ile laboratuvar bulgularını birleştir.
Eklem ağrıları öyküsü ve karakteristik 'çok düşük glukozlu lenfositer eksuda' tablosu Romatoid Plörit tanısını koydurur.
Glukozun 3030 mg/dL altında olduğu lenfositer efüzyonlarda romatoid plörit en güçlü olasılıktır.

Anahtar Kavram

Plevral sıvı analizinde çok düşük glukoz (<30 mg/dL) seviyelerinin ayırıcı tanısı (Romatoid plörit vs Ampiyem).

İpuçları

1
Plevral sıvı glukozunun aşırı düşük (<30<30 mg/dL) olması ayırıcı tanıda kilit noktadır.
2
Eşlik eden eklem şikayetleri sistemik bir bağ dokusu hastalığını düşündürmelidir.
3
Sıvıdaki hücre tipi (lenfosit) enfeksiyon (bakteriyel ampiyem) olasılığını azaltır; bu durumda çok düşük glukoz yapan en olası romatolojik neden nedir?

Daha Fazla Pratik

Plevral sıvı pH ve glukoz değerlerine göre torasentez drenaj endikasyonlarını gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 120Soru →

7474 yaşında, bilinen kronik kalp yetersizliği tanısı olan kadın hasta, son bir haftadır artan nefes darlığı ve bacaklarda şişlik şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde bilateral bazallerde ince raller, S3S3 galo ritmi ve sağ hemitoraksta skapula ortasına kadar matite saptanıyor. Hastanın yaklaşık 1010 gündür yüksek doz diüretik (furosemid) kullandığı öğreniliyor. Hastadan alınan biyokimyasal tetkik sonuçları aşağıdadır:

ParametreSerumPlevra Sıvısı
Protein (g/dLg/dL)6,66,63,53,5
Albümin (g/dLg/dL)3,43,41,91,9
LDH (U/LU/L)210210 (Normal Üst Sınır: 200200)150150

Bu hastadaki plevral efüzyonun biyokimyasal değerlendirmesi ve klinik yönetimi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Serum-plevra albümin gradyenti 1,21,2 g/dL’den büyük olduğu için sıvı aslında transüdadır ve diüretik tedavisine bağlı 'psödoeksüda' olarak değerlendirilmelidir.

Cevap

Serum-plevra albümin gradyenti 1,21,2 g/dL’den büyük olduğu için sıvı aslında transüdadır ve diüretik tedavisine bağlı 'psödoeksüda' olarak değerlendirilmelidir.
Bu hastada Light kriterleri (P/S Protein >0,5>0,5 ve P LDH >2/3> 2/3 normal üst sınır) karşılandığı için sıvı teknik olarak eksüda görünümündedir. Ancak kronik kalp yetersizliği olan ve yoğun diüretik tedavisi alan hastalarda, plevradaki suyun hızlı emilmesi nedeniyle protein ve LDH konsantre olur. Bu duruma 'psödoeksüda' denir. Bu karmaşayı çözmek için Serum Albümin - Plevra Albümin farkına (gradyent) bakılır. Farkın >1,2>1,2 g/dL olması sıvının aslında bir transüda olduğunu kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Light kriterlerini uygula.
Plevra/Serum Protein: 3,5/6,6=0,533,5 / 6,6 = 0,53 (>0,5>0,5); Plevra LDH: 150150 (>200×2/3=133,3> 200 \times 2/3 = 133,3). Sıvı 'eksüda' olarak sınıflandırılır.
Başlangıç değerlendirmesi plevral sıvının karakterini belirlemek için Light kriterleri ile yapılır.
2
Klinik bağlamı değerlendir (Kalp yetersizliği ve diüretik kullanımı).
Light kriterleri diüretik kullanan transüda vakalarında (özellikle KKY) 'yalancı eksüda' (psödoeksüda) sonucunu verebilir.
Diüretikler sıvıyı plevral boşluktan çekerken büyük moleküllerin orada yoğunlaşmasına neden olur.
3
Serum-Plevra Albümin Gradyentini hesapla.
Gradyent = 3,4(Serum)−1,9(Plevra)=1,53,4 (Serum) - 1,9 (Plevra) = 1,5 g/dL.
Light kriterlerinin yanıltıcı olduğu şüphesinde gradyent yöntemi kullanılır.
4
Sonucu yorumla.
Gradyent >1,2>1,2 g/dL ise sıvı klinik olarak 'transüda' kabul edilir.
Yüksek gradyent, efüzyonun hidrostatik basınç artışına bağlı (transüda) olduğunu gösterir.

Anahtar Kavram

Diüretik kullanan kalp yetersizliği hastalarında Light kriterlerinin 'psödoeksüda' yanılması ve Serum-Plevra Albümin Gradyenti kullanımı.

Daha Fazla Pratik

Benzer bir durumu protein gradyenti (Serum Protein - Plevra Protein > 3.1 g/dL) kullanarak da analiz edebilirsiniz.
Tahmini Süre:3m 0s
ÖncekiSayfa 6 / 23Sonraki