Gastroenteroloji

431 soru

Soru 21Soru

6767 yaşında erkek hasta, son 33 aydır giderek artan halsizlik, iştahsızlık ve 1010 kg kilo kaybı şikayetleri ile başvuruyor. Son 11 haftadır idrar renginde koyulaşma ve tüm vücutta kaşıntı şikayetleri eklenmiştir. Fizik muayenesinde sklera ve cildi belirgin ikterik saptanıyor. Batın muayenesinde sağ üst kadranda palpasyonla ağrısız, düzgün sınırlı, gergin ve kese benzeri bir kitle palpe ediliyor. Laboratuvar incelemesinde total bilirubin 16 mg/dL16 \ mg/dL, direkt bilirubin 12 mg/dL12 \ mg/dL, alkalen fosfataz (ALPALP) ve gama glutamil transferaz (GGTGGT) düzeylerinde belirgin artış saptanıyor. Bu klinik tabloya sahip hastada en olası tanı ve tedavi yanıtını izlemede en yararlı laboratuvar parametresi aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Pankreas başı kanseri — CA 199CA \ 19-9

Cevap

En olası tanı pankreas başı kanseri olup, tedavi takibinde kullanılan en yararlı laboratuvar parametresi CA 199CA \ 19-9 tümör belirteci eşleşmesidir.
Hastada görülen ağrısız sarılık, kilo kaybı ve Courvoisier bulgusu (sağ üst kadranda ağrısız, gergin safra kesesi) pankreas başı kanserinin klasik sunumudur. Distal safra yolu tıkanıklığına bağlı olarak safra kesesi pasif olarak gerilir. Bu hastalığın tedavi sürecinde ve nüks takibinde en değerli laboratuvar parametresi CA 199CA \ 19-9 düzeyidir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik semptomları ve fizik muayene bulgularını değerlendir.
Hastada ağrısız ilerleyen sarılık, belirgin kilo kaybı ve sağ üst kadranda ağrısız, gergin bir kese (Courvoisier bulgusu) saptanmıştır.
Bu kombinasyon, safra yollarının distalinde (pankreas başı, Vater papilla veya distal koledok) mekanik bir tıkanıklığa işaret eder.
2
Courvoisier yasasını uygula.
Courvoisier yasasına göre, ağrısız sarılığı olan bir hastada safra kesesinin palpe edilmesi, tıkanıklığın taş dışında bir nedene (genellikle malignite) bağlı olduğunu gösterir.
Taşlı hastalıklarda safra kesesi genellikle kronik olarak inflame ve fibrotik olduğundan gerilip palpe edilecek kadar büyüyemez.
3
En olası tanıyı ve ilgili laboratuvar belirtecini belirle.
Klinik tablo pankreas başı kanseri ile tam uyumludur. Bu hastalığın prognozunu ve tedaviye yanıtını izlemek için en spesifik tümör belirteci CA 199CA \ 19-9'dur.
CA 199CA \ 19-9, pankreatobiliyer malignitelerin takibinde altın standarttır.

Anahtar Kavram

Courvoisier bulgusu ve pankreas kanseri tanısı
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 22Soru

2727 yaşında kadın hasta, 55 yıldır ileokolonik tutulumlu Crohn hastalığı tanısıyla izlenmektedir. Hastalığın klinik aktivitesinin arttığı bir dönemde (relaps) polikliniğe başvuran hastanın fizik muayenesinde; her iki tibia ön yüzünde ağrılı eritematöz nodüller (eritema nodosum) saptanıyor ve sağ diz ekleminde şişlik, hassasiyet ve efüzyon (artrit) belirleniyor. Hastanın tıbbi özgeçmişinden iki yıl önce sakroiliit tanısı aldığı ve zaman zaman inflamatuar karakterde bel ağrısı yaşadığı öğreniliyor.

Bu hastada saptanan klinik bulgulardan hangisinin seyri, altta yatan bağırsak hastalığının inflamasyon aktivitesinden bağımsızdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sakroiliit

Cevap

Sakroiliit, bağırsak aktivitesinden bağımsız seyreden bir ekstra-intestinal bulgudur.
İnflamatuar bağırsak hastalıklarında sakroiliit ve ankilozan spondilit gibi aksiyel iskelet tutulumları, bağırsaktaki inflamasyonun derecesinden ve hastalığın aktif veya remisyonda olmasından bağımsız olarak ilerler. Bu bulgular genellikle HLA-B27 pozitifliği ile ilişkilidir ve bağırsak tedavisine yanıt vermezler.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik bulgularını sınıflandır.
Eritema nodosum (deri), sağ diz artriti (periferik eklem) ve sakroiliit (aksiyel iskelet) bulguları mevcut.
İBH'de ekstra-intestinal bulguların (EİB) yönetimi, bunların bağırsak aktivitesiyle olan ilişkisine göre değişir.
2
EİB'lerin bağırsak aktivitesiyle korelasyonunu analiz et.
Eritema nodosum, Tip 1 periferik artrit, episklerit ve oral aftlar aktiviteyle paraleldir; sakroiliit, ankilozan spondilit, üveit ve primer sklerozan kolanjit ise bağımsızdır.
Aksiyel tutulumlar ve bazı spesifik organ tutulumları, bağırsaktaki inflamasyonun şiddetinden bağımsız kronik bir seyir izler.
3
Soru kökündeki 'bağımsız' kriterine uyan bulguyu seç.
Sakroiliit bağımsız grupta yer almaktadır.
Bağımsız seyreden bulgular, bağırsak rezeksiyonu veya medikal tedavi ile bağırsak inflamasyonunun kontrol altına alınmasından etkilenmezler.

Anahtar Kavram

İnflamatuar Bağırsak Hastalıklarında Ekstra-intestinal Bulguların Aktivite İlişkisi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 23Soru

19 yaşında kadın hasta, son 1 haftadır giderek artan karın ağrısı, halsizlik ve gözlerde sararma şikayetiyle acil servise başvuruyor. Fizik muayenesinde letarjik olduğu ve konfüzyonunun bulunduğu saptanıyor. Laboratuvar incelemelerinde aşağıdaki bulgular elde ediliyor:

ParametreDeğerReferans Aralığı
AST450450 U/L5405-40
ALT180180 U/L5405-40
Alkalen Fosfataz (ALP)2222 U/L4012040-120
Total Bilirubin1616 mg/dL0.31.20.3-1.2
Direkt Bilirubin99 mg/dL00.20-0.2
Hemoglobin8.88.8 g/dL121612-16
Retikülosit%8\%80.51.50.5-1.5
Direkt Coombs TestiNegatifNegatif

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Wilson hastalığı

Cevap

Wilson hastalığı
Doğru yanıt olan Wilson hastalığında, fulminan karaciğer yetmezliği tablosuna karakteristik olarak Coombs negatif hemolitik anemi eşlik eder. Tanıda en spesifik ipuçları transaminazlarda AST baskınlığı (AST/ALT >2> 2) ve Alkalen Fosfatazın (ALP) bilirubin değerine oranının 44’ten küçük olmasıdır. Bu hastada ALP/Bilirubin oranı 1.371.37’dir ve bu bulgular Wilson krizini kesinleştirir.

Adım Adım Çözüm

1
Transaminaz oranlarını analiz et
AST/ALT oranı 450/180=2.5450/180 = 2.5 olarak bulundu.
Fulminan karaciğer yetmezliğinde AST'nin ALT'den belirgin yüksek olması Wilson lehinedir.
2
Anemi ve bilirubin tablosunu değerlendir
Düşük hemoglobin, yüksek retikülosit ve negatif Coombs testi ile birlikte indirekt bilirubin artışı mevcuttur.
Bu bulgular Coombs negatif hemolitik anemiyi doğrular; Wilson krizinde dolaşıma salınan serbest bakır eritrosit hasarına yol açar.
3
Alkalen Fosfataz ve Bilirubin oranını hesapla
ALP/Total Bilirubin oranı 22/16=1.3722/16 = 1.37 (<4<4) olarak hesaplandı.
Wilson hastalığında bakırın çinko ile yer değiştirmesi sonucu ALP aktivitesi baskılanır; bu oran tanısal öneme sahiptir.

Anahtar Kavram

Fulminan Wilson hastalığının tanısal biyokimyasal triadı: AST/ALT >2> 2, ALP/Bilirubin <4< 4 ve Coombs negatif hemolitik anemi.

Daha Fazla Pratik

Wilson hastalığında serum seruloplazmin düzeyinin düşük bulunması tanısal olmakla birlikte, fulminan vakalarda akut faz reaktanı olarak yüksek çıkabileceği unutulmamalıdır.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 24Soru

5252 yaşında erkek hasta, yaklaşık 22 yıldır devam eden gezici karakterde eklem ağrıları şikayetiyle başvuruyor. Son 44 aydır bu şikayetlerine karın ağrısı, şişkinlik, günde 343-4 kez olan bol miktarda, kötü kokulu, yağlı ishal ve 1010 kg kilo kaybı eklenmiştir. Fizik muayenede ciltte yaygın hiperpigmentasyon ve generalize lenfadenopati saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde hipoalbüminemi ve anemi izleniyor. Üst gastrointestinal sistem endoskopisinde duodenumda soluk sarı renkli mukozal plaklar görülüyor. Biyopsi örneğinde lamina propriada genişlemiş villuslar ve PASPAS pozitif makrofajlar saptanıyor. Bu klinik tabloya göre en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Whipple hastalığı

Cevap

Klinik bulgular ve biyopsi sonucu ışığında en olası tanı Whipple hastalığıdır.
Whipple hastalığı, TropherymawhippleiTropheryma whipplei bakterisinin neden olduğu sistemik bir hastalıktır. Klasik olarak orta yaşlı erkeklerde görülür; gezici poliartrit, steatore, kilo kaybı, hiperpigmentasyon ve lenfadenopati ile karakterizedir. İnce bağırsak biyopsisinde lamina propriada PASPAS pozitif ve diastaza dirençli makrofajların görülmesi tanı koydurucudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların analizi
Gezici poliartrit, malabsorpsiyon (ishal, kilo kaybı), hiperpigmentasyon ve lenfadenopati saptandı.
Bu multisistemik tablo Whipple hastalığını (Tropheryma whipplei) güçlü bir şekilde düşündürür.
2
Endoskopik ve histopatolojik bulguların değerlendirilmesi
Duodenumda sarımtırak plaklar ve lamina propriada PAS(+)PAS (+) makrofajlar saptandı.
İnce bağırsak biyopsisinde PAS(+)PAS (+) diastaz dirençli makrofajların görülmesi Whipple hastalığı için patognomoniktir.
3
Ayırıcı tanı yapılması
MAC enfeksiyonu dışlandı (asidorezistan boyanma farkı ve hastanın immün durumu nedeniyle).
Hastada immün yetmezlik öyküsü olmaması ve klasik eklem bulguları tanıyı Whipple'a yönlendirir.

Anahtar Kavram

Whipple hastalığı; poliartrit, malabsorpsiyon ve hiperpigmentasyon üçlemesiyle seyreden, ince bağırsak biyopsisinde PAS(+)PAS (+) makrofajlarla tanınan sistemik bir bakteriyel enfeksiyondur.

İpuçları

1
Hastadaki eklem ağrılarının intestinal şikayetlerden yıllar önce başladığına dikkat edin.
2
Ciltteki koyulaşma ve lenf düğümü büyümeleri sistemik bir tabloyu işaret eder.
3
İnce bağırsak biyopsisindeki spesifik PASPAS boyanması tanıda altın standarttır.

Daha Fazla Pratik

Whipple hastalığının tedavisinde kullanılan antibiyotikler (Seftriakson sonrası TMP-SMX) ve tedavi süresini gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 25Soru

2828 yaşında erkek hasta, çocukluğundan itibaren tekrarlayan pnömoni ve sinüzit atakları öyküsü ile son 11 yıldır giderek artan kronik ishal ve 1212 kg zayıflama nedeniyle başvuruyor. Yapılan tetkiklerde serum IgGIgG: 190190 mg/dL, IgAIgA: 1212 mg/dL ve IgMIgM: 2222 mg/dL saptanıyor. Üst gastrointestinal sistem endoskopisinde duodenumda scalloping (çentiklenme) ve villöz düzleşme izleniyor. Bu hastadan alınan duodenal biyopsi örneğinde aşağıdakilerden hangisinin görülmesi, mevcut tablonun Çölyak hastalığından ayırt edilmesini sağlayan en özgül bulgudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Lamina propriada plazma hücrelerinin izlenmemesi

Cevap

Lamina propriada plazma hücrelerinin izlenmemesi
Hastada saptanan tekrarlayan enfeksiyon öyküsü ve laboratuvardaki derin hipogammaglobulinemi, Yaygın Değişken İmmün Yetmezlik (CVID) tanısını doğrular. CVID ile ilişkili enteropati, histolojik olarak villöz atrofi, kript hiperplazisi ve intraepitelyal lenfosit artışı ile Marsh 3 evresindeki Çölyak hastalığına birebir benzer. Ancak, CVID hastalarında B hücrelerinin plazma hücrelerine dönüşümü bozuk olduğu için lamina propriada plazma hücreleri hiç yoktur veya çok seyrektir. Çölyak hastalığında ise aksine plazma hücresi infiltrasyonu artmıştır. Bu nedenle plazma hücrelerinin yokluğu, bu iki tabloyu ayıran en özgül histopatolojik bulgudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ipuçlarını değerlendir
Tekrarlayan sinopulmoner enfeksiyonlar ve belirgin hipogammaglobulinemi (düşük IgG, IgA, IgM) varlığı saptandı.
Hastanın öyküsü ve laboratuvar bulguları temel immün yetmezliklerden biri olan Yaygın Değişken İmmün Yetmezlik (CVID) tablosuna işaret eder.
2
Gastrointestinal tutulumu analiz et
Endoskopik olarak villöz atrofi (scalloping) bulguları saptandı.
CVID hastalarının yaklaşık %10-20'sinde Çölyak hastalığına çok benzer bir enteropati tablosu gelişir.
3
Histopatolojik ayırıcı tanıyı yap
Çölyak hastalığında plazma hücre infiltrasyonu varken, CVID'de bu hücrelerin yokluğu görüldü.
CVID'de B hücreleri plazma hücrelerine farklılaşamadığı için biyopsi örneğinde lamina propriada plazma hücreleri izlenmez; bu en önemli ayırıcı kriterdir.

Anahtar Kavram

CVID enteropatisi, histolojik olarak villöz atrofi ile Çölyak hastalığını taklit eder ancak lamina propriada plazma hücrelerinin yokluğu ile ondan ayrılır.

Daha Fazla Pratik

CVID enteropatisi olan hastalarda glutensiz diyet yerine IVIG replasmanı ve gerekirse steroid/immünsupresif tedavi yaklaşımlarını gözden geçirin.

Alternatif Yöntem

Hastanın öyküsündeki tekrarlayan sinopulmoner enfeksiyonlar (Giardia dahil) ve hipogammaglobulinemi doğrudan CVID'yi düşündürmelidir. Çölyak serolojisinin (Anti-tTG, EMA) bu hastalarda immünglobulin eksikliği nedeniyle yalancı negatif sonuç verebileceği de unutulmamalıdır.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 26Soru

4848 yaşında erkek hasta; son 66 aydır giderek artan halsizlik, eklem ağrıları ve libido kaybı şikayetleriyle polikliniğe başvuruyor. Fizik muayenesinde ciltte hiperpigmentasyon ("bronz" görünüm), hepatomegali ve her iki el 2. ve 3. metakarpofalangeal eklemlerde hassasiyet ve hafif şişlik saptanıyor.

Laboratuvar bulguları aşağıdadır:

TestSonuç
Açlık Kan Şekeri155155 mg/dLmg/dL
AST5858 U/LU/L (N: <40)
ALT6464 U/LU/L (N: <40)
Total Bilirubin1.61.6 mg/dLmg/dL
HBsAgNegatif
Anti-HCVNegatif

Bu klinik tabloya göre, herediter hemokromatozis ön tanısını desteklemek amacıyla istenmesi gereken en duyarlı başlangıç tarama testi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Transferrin satürasyonu

Cevap

Herediter hemokromatozis taramasında istenmesi gereken en duyarlı başlangıç testi transferrin satürasyonudur.
Transferrin satürasyonu (Serum demiri / Toplam demir bağlama kapasitesi oranı), herediter hemokromatoziste demir yükünü gösteren en duyarlı başlangıç parametresidir. Hastada saptanan bronz deri, diyabet ve eklem ağrıları klasik 'bronz diyabet' triadını düşündürür ve bu durumda ilk istenmesi gereken test transferrin satürasyonudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ipuçlarını sentezle.
Halsizlik, hiperpigmentasyon (bronz deri), diyabet (yüksek AKŞ), eklem tutulumu ve karaciğer enzim yüksekliği 'Herediter Hemokromatozis' (Bronz Diyabet) tablosuna işaret eder.
Tanıya gitmek için doğru algoritmanın seçilmesi gerekir.
2
Tarama testi önceliğini belirle.
Başlangıç taramasında duyarlılığı en yüksek olan test seçilmelidir.
Demir metabolizması bozukluklarında ilk etkilenen ve en duyarlı parametre transferrin satürasyonudur.
3
Doğru laboratuvar parametresini seç.
Transferrin satürasyonunun %45 veya %50 (erkeklerde) üzerinde olması tanı sürecini başlatır.
Ferritin düzeyi ancak bu aşamadan sonra veya eş zamanlı değerlendirilir; ancak tek başına taramada yanıltıcı olabilir.

Anahtar Kavram

Herediter hemokromatozis tanı algoritmasında ilk adım, açlık transferrin satürasyonu ölçümüdür.

Daha Fazla Pratik

Herediter hemokromatoziste tedavi endikasyonlarını ve flebotomi hedeflerini (ferritin <50 ng/mL) gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 27Soru

Ülseratif kolit tanısıyla takip edilen 34 yaşında kadın hasta, şiddetli kanlı ishal ve karın ağrısı şikayetleriyle başvuruyor. Günde 10-12 kez kanlı dışkılama ve ateşi (38.2°C) olan hasta servise yatırılıyor. Dışkı incelemesinde C. difficile toksin A ve B negatif saptanıyor. Hastaya intravenöz 60 mg/gün metilprednizolon tedavisi başlanıyor. Tedavinin 5. gününde dışkılama sayısı azalmayan, CRP değerleri yüksek seyreden ve genel durumunda belirgin düzelme olmayan hastanın ayakta direkt batın grafisinde kolon çapı normal sınırlarda izleniyor.

Bu aşamada hastanın klinik yönetiminde atılması gereken en uygun adım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fleksibl sigmoidoskopi yapılarak biyopsi alınması ve CMV araştırılması

Cevap

Fleksibl sigmoidoskopi yapılarak biyopsi alınması ve CMV araştırılması
Şiddetli ülseratif kolit atağı ile başvuran ve 3-5 günlük intravenöz steroid tedavisine yanıt vermeyen hastalarda 'Steroid Dirençli Ülseratif Kolit' tablosu söz konusudur. Bu hastalarda kurtarma tedavisine (İnfliksimab veya Siklosporin) geçmeden önce, tedavi başarısızlığına neden olabilecek süperenfeksiyonlar mutlaka dışlanmalıdır. C. difficile toksini negatif olduğu belirtilmiştir. Bu hasta grubunda Sitomegalovirüs (CMV) koliti prevalansı %30-40 oranındadır ve steroid direncini taklit edebilir. Tanı için en uygun yöntem fleksibl sigmoidoskopi ile biyopsi alınması ve dokuda CMV inklüzyon cisimciklerinin veya PCR pozitifliğinin gösterilmesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu tanımla
Hasta 'Şiddetli Ülseratif Kolit Atağı' tablosunda ve 5 günlük IV steroid tedavisine yanıtsız (Steroid Dirençli).
Truelove ve Witts kriterlerine göre şiddetli atak ve 3-5. günde yanıt alınamaması direnç göstergesidir.
2
Ayırıcı tanıları değerlendir
Steroid dirençli vakalarda en sık süperenfeksiyon nedenleri C. difficile ve CMV'dir. C. difficile zaten dışlanmıştır.
Steroid dirençli ciddi UC ataklarının yaklaşık %30'unda doku invaziv CMV koliti eşlik eder.
3
Yönetim planını belirle
İkinci basamak tedaviye (Siklosporin/İnfliksimab) geçmeden önce mutlaka CMV dışlanmalıdır.
CMV varlığında immünsupresyonun artırılması mortaliteyi artırır; tanı için sigmoidoskopi ve biyopsi (inklüzyon cisimcikleri/PCR) şarttır.

Anahtar Kavram

Steroid Dirençli Ülseratif Kolit Yönetimi ve CMV Süperenfeksiyonu

İpuçları

1
Steroid tedavisine 5 gündür yanıt vermeyen bir hastada, tedaviyi değiştirmeden önce 'tedaviye direnç gibi görünen' gizli enfeksiyonları düşünmelisiniz.
2
Bu hasta grubunda C. difficile'den sonra en sık görülen ve steroid direncini taklit eden viral etken nedir?
3
İmmünsupresif tedavi alan kolit hastalarında CMV reaktivasyonu sıktır ve tanısı için doku örneği gerekir.

Daha Fazla Pratik

Toksik megacolon gelişen bir hastada cerrahi zamanlaması ve radyolojik takip kriterlerini gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 28Soru

Hepatit B'ye bağlı karaciğer sirozu tanısıyla takip edilen 54 yaşındaki erkek hasta, rutin kontrollerine gelmiştir. Yapılan batın ultrasonografisinde karaciğer sağ lobda 2 cm çapında yeni bir nodül saptanmıştır. Hastaya dinamik karaciğer manyetik rezonans (MR) görüntüleme yapılmış; lezyonun arteriyel fazda kontrast tuttuğu (hiperintens) ve portal venöz fazda kontrastın parankime göre daha hızlı uzaklaştığı (wash-out) izlenmiştir. Hastanın alfa-fetoprotein (AFP) düzeyi 15 ng/mL olarak ölçülmüştür. Bu hasta için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Lezyon tipik hepatoselüler karsinom bulguları taşımaktadır, biyopsi yapılmaksızın tedavi planlanmalıdır

Cevap

Tipik radyolojik bulgular (arteriyel wash-in, venöz wash-out) varlığında biyopsi yapılmadan HCC tanısı konur ve tedavi planlanır.
Sirozlu bir hastada saptanan 1 cm üzerindeki solid nodüllerde, dinamik kontrastlı görüntülemede (BT veya MR) 'arteriyel fazda kontrast tutulumu (wash-in)' ve 'portal venöz veya geç fazda kontrastın yıkanması (wash-out)' saptanması, Hepatoselüler Karsinom (HCC) tanısı için yeterlidir. Bu kriterler sağlandığında, biyopsi gibi invaziv işlemlerin getirdiği risklerden (kanama, tümör ekimi) kaçınmak amacıyla biyopsi yapılmaksızın tedavi aşamasına geçilir. AFP düzeyi tanısal değer taşısa da, normal olması HCC tanısını dışlatmaz.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın risk profilini ve lezyon özelliklerini belirle.
Siroz zemininde 1 cm'den büyük (>1 cm) yeni nodül.
Sirozlu hastalarda gelişen nodüller aksi kanıtlanana kadar HCC kabul edilerek değerlendirilmelidir.
2
Dinamik görüntüleme bulgularını yorumla.
Arteriyel fazda hiperintensite (wash-in) ve portal/venöz fazda hipointensite (wash-out).
Bu vasküler patern (erken boyanma, hızlı yıkanma) HCC için karakteristiktir çünkü tümör kanlanmasını portal ven yerine hepatik arterden alır.
3
Tanısal algoritmayı uygula.
Sirozlu hastada >1 cm nodül + Tipik radyolojik patern = Kesin HCC Tanısı.
Uluslararası kılavuzlara (AASLD, EASL) göre bu durumda tanı koymak için biyopsiye gerek yoktur; AFP seviyesi düşük olsa bile tanı değişmez.

Anahtar Kavram

Sirozlu hastalarda HCC tanısı, invaziv işlem (biyopsi) gerektirmeksizin, dinamik kontrastlı görüntülemedeki tipik vasküler patern (arteriyel wash-in ve venöz wash-out) ile konulabilir.

İpuçları

1
Sirozlu bir karaciğerde yeni saptanan bir nodül, aksi kanıtlanana kadar malignite (HCC) şüphesi taşır.
2
Bu tümör kanlanmasını hepatik arterden aldığı için arteriyel fazda parlar, ancak portal venöz fazda kontrastı hızlıca kaybeder.
3
Hepatolojide 'non-invaziv tanı kriterleri' kavramı, belirli radyolojik özellikler varlığında biyopsiye gerek olmadığını ifade eder.

Daha Fazla Pratik

HCC evrelemesi (BCLC kriterleri) ve buna göre tedavi seçimini (Rezeksiyon vs Ablasyon vs TACE) gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 29Soru

58 yaşında erkek hasta dispeptik yakınmalarla başvuruyor. Yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde, 'Sydney Protokolü'ne uygun olarak alınan biyopsilerin histopatolojik incelemesi sonucunda; hem antrumda hem de korpusta orta şiddette atrofi ve intestinal metaplazi (yaygın tutulum) saptanıyor. Biyopsilerde displazi izlenmiyor. H. pylori enfeksiyonu saptanan hastaya eradikasyon tedavisi veriliyor ve başarısı teyit ediliyor. Ailesinde mide kanseri öyküsü bulunmayan bu hasta için, güncel kılavuzlara (MAPS II) göre en uygun takip yaklaşımı hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 3 yıl sonra kontrol endoskopi

Cevap

Yaygın intestinal metaplazi varlığında (aile öyküsü yoksa) 3 yıl sonra kontrol endoskopi yapılmalıdır.
MAPS II (Management of Precancerous Conditions of the Stomach) kılavuzuna göre, mide kanseri açısından yüksek riskli kabul edilen 'yaygın' (hem antrum hem korpusu tutan) atrofi veya intestinal metaplazi olgularında, displazi yoksa her 3 yılda bir endoskopik takip önerilmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın risk profilini belirle
Antrum ve korpusta intestinal metaplazi (Yaygın tutulum), displazi yok, aile öyküsü yok.
Risk stratifikasyonu için tutulumun yaygınlığı ve displazi varlığı kritiktir.
2
Kılavuz önerisini uygula (MAPS II)
Yaygın (Extensive) Atrofi/İntestinal Metaplazi için önerilen takip aralığı 3 yıldır.
Sadece antrumda sınırlı olsaydı takip gerekmezdi; displazi olsaydı 6-12 ayda takip gerekirdi.

Anahtar Kavram

Mide Prekanseröz Lezyonlarının Yönetimi (MAPS II Kılavuzu)

İpuçları

1
Hastada 'yaygın' (extensive) bir tutulum söz konusudur, bu durum fokal tutulumdan daha yüksek risk taşır.
2
Displazi olmadığı için 6-12 ay gibi çok kısa bir takibe gerek yoktur, ancak lezyon yaygın olduğu için takipsiz de bırakılmamalıdır.

Daha Fazla Pratik

Displazi saptansaydı yaklaşım nasıl değişirdi?
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 30Soru

38 yaşında erkek hasta, 12 yıldır Ülseratif Kolit tanısı ile takip edilmektedir. Son 3 aydır artan halsizlik ve yaygın vücut kaşıntısı şikayetleri ile başvuruyor. Fizik muayenede ciltte kaşıntı izleri dışında belirgin patoloji saptanmıyor. Laboratuvar tetkiklerinde; ALP: 540 U/L, GGT: 185 U/L, Total Bilirubin: 2.1 mg/dL, AST: 45 U/L, ALT: 52 U/L olarak bulunuyor. Batın ultrasonografisinde safra kesesi ve yolları doğal izleniyor.

Bu hasta için en olası ön tanı ve tanıyı kesinleştirmek/desteklemek için beklenen bulgu aşağıdakilerden hangisinde doğru eşleştirilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Primer Sklerozan Kolanjit - MRCP'de intrahepatik ve ekstrahepatik safra yollarında 'tespih tanesi' görünümü ve p-ANCA pozitifliği

Cevap

Primer Sklerozan Kolanjit - MRCP'de intrahepatik ve ekstrahepatik safra yollarında 'tespih tanesi' görünümü ve p-ANCA pozitifliği
Soruda verilen vaka, Primer Sklerozan Kolanjit (PSC) için tipik bir profildir: Genç/orta yaş erkek hasta, uzun süreli İnflamatuar Bağırsak Hastalığı (özellikle Ülseratif Kolit) öyküsü ve kronik kolestaz bulguları (kaşıntı, yüksek ALP/GGT). PSC tanısı için altın standart görüntüleme yöntemi Manyetik Rezonans Kolanjiyopankreatografi (MRCP)'dir ve safra yollarında multifokal darlıklar ile bunların arasındaki genişlemelerin oluşturduğu 'tespih tanesi' (beading) görünümü karakteristiktir. Ayrıca hastaların %60-80'inde p-ANCA (perinükleer anti-nötrofil sitoplazmik antikor) pozitifliği saptanır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın demografik özelliklerini ve klinik öyküsünü analiz et
38 yaşında erkek hasta, 12 yıllık Ülseratif Kolit (İBH) öyküsü var.
Primer Sklerozan Kolanjit (PSC) hastalarının yaklaşık %70'inde eşlik eden Ülseratif Kolit bulunur ve hastalık erkeklerde daha sıktır.
2
Laboratuvar bulgularını yorumla
ALP ve GGT belirgin yüksek (Kolestatik tablo), Bilirubin hafif yüksek, Transaminazlar (AST/ALT) hafif yüksek.
Bu tablo kronik kolestatik bir karaciğer hastalığını işaret eder.
3
Ayırıcı tanıyı yap ve en olası tanıyı belirle
İBH öyküsü olan genç erkek hastada kolestaz varlığında en olası tanı Primer Sklerozan Kolanjit (PSC)'tir.
Primer Biliyer Kolanjit (PBC) kadınlarda sıktır ve AMA pozitiftir. Otoimmün hepatit hepatoselüler hasarla gider. IgG4 hastalığı daha yaşlı grupta görülür.
4
Tanıyı doğrulayıcı yöntem ve bulguyu seç
MRCP'de darlık ve genişlemelerin ardışık görülmesi ('tespih tanesi') ve p-ANCA pozitifliği.
PSC tanısında MRCP, safra yollarındaki karakteristik değişiklikleri göstermede en güvenilir, non-invaziv yöntemdir.

Anahtar Kavram

Primer Sklerozan Kolanjit (PSC) tanısında klinik şüphe (İBH öyküsü + Kolestaz) ve karakteristik MRCP bulguları (tespih tanesi görünümü) esastır.
Soru 31Soru

4545 yaşında erkek hasta, yoğun alkol alımı sonrası başlayan ve sırtına kuşak tarzında yayılan şiddetli epigastrik ağrı, bulantı ve kusma şikayetleriyle acil servise başvuruyor. Fizik muayenede epigastrik bölgede hassasiyet ve defans saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum amilaz ve lipaz düzeyleri normalin 55 katı saptanarak akut pankreatit tanısıyla yatırılan hastanın takibinin 4848. saatinde elde edilen aşağıdaki bulgulardan hangisi, Ranson kriterlerine göre kötü prognoz (şiddetli hastalık) göstergesidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Serum kalsiyum düzeyinin 7.57.5 mg/dL ölçülmesi

Cevap

Serum kalsiyum düzeyinin 88 mg/dL'nin altına düşmesi (7.57.5 mg/dL), Ranson kriterlerine göre kötü prognoz göstergesidir.
Alkol kaynaklı akut pankreatit vakalarında, yatışın 4848. saatinde serum kalsiyum düzeyinin 88 mg/dL'nin altına düşmesi (bu vakada 7.57.5 mg/dL), pankreatik yağ nekrozu ve saponifikasyonun bir göstergesi olarak kabul edilir ve Ranson skorlamasına göre 11 puan (kötü prognoz lehine) değerindedir.

Adım Adım Çözüm

1
Etiyolojinin belirlenmesi
Alkol kullanımı (Non-biliyer pankreatit)
Ranson kriterleri etiyolojiye (biliyer vs. non-biliyer) göre farklı eşik değerler kullanır.
2
48. saat kriterlerinin hatırlanması
Htc düşüşü >%10>\%10, BUN artışı >5>5 mg/dL, Ca <8<8 mg/dL, PaO2PaO_2 <60<60 mmHg, Baz açığı >4>4 mEq/L, Sıvı sekestrasyonu >6>6 L
Hastanın prognozunu belirlemek için bu eşik değerlerin kontrol edilmesi gerekir.
3
Verilen şıkların karşılaştırılması
Sadece kalsiyum değeri (7.57.5 mg/dL) belirlenen eşiğin (<8<8) altındadır.
Diğer şıklardaki değerler (BUN artışı, Htc düşüşü vb.) klinik olarak anlamlı olsa da Ranson puanlamasına göre eşik değerlerin altında kalmaktadır.

Anahtar Kavram

Akut pankreatitte şiddet tayini ve Ranson kriterleri
Soru 32Soru

3838 yaşında kadın hasta, 55 yıl önce "pankolit" tutulumlu ülseratif kolit tanısı almıştır. Son kontrollerinde alkalen fosfataz (ALPALP) ve gama-glutamil transferaz (GGTGGT) düzeylerinde belirgin yükseklik saptanması üzerine yapılan manyetik rezonans kolanjiyopankreatografi (MRCPMRCP) incelemesinde safra yollarında segmenter daralmalar ve genişlemelerle karakterize "tespih tanesi" görünümü izlenerek primer sklerozan kolanjit (PSKPSK) tanısı kesinleşmiştir. Hastanın gastrointestinal semptomları şu an için kontrol altındadır.

Bu hastada kolorektal kanser (KRKKRK) risk yönetimi ve sürveyansı için izlenmesi gereken en uygun strateji aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Primer sklerozan kolanjit tanısı konulduğu andan itibaren yıllık kolonoskopik sürveyans programına alınmalıdır.

Cevap

Primer sklerozan kolanjit tanısı konulduğu andan itibaren yıllık kolonoskopik sürveyans programına alınmalıdır.
İnflamatuar bağırsak hastalığı (özellikle ülseratif kolit) olan bir hastada primer sklerozan kolanjit (PSK) saptandığında, kolorektal kanser riski hastalığın başlangıç süresinden bağımsız olarak artar. Bu nedenle, standart hastalarda uygulanan 8-10. yılda taramaya başlama kuralı bu hasta grubunda geçerli değildir; PSK tanısı konulur konulmaz sürveyans kolonoskopisi yapılmalı ve sonrasında yıllık olarak devam edilmelidir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verilerin analizi
Hastada pankolit tutulumlu ülseratif kolit (ÜK) ve yeni tanı konulmuş primer sklerozan kolanjit (PSK) mevcuttur.
İBH hastalarında karaciğer enzim yüksekliği durumunda PSK tanısı dışlanmalıdır; MRCP bulguları tanıyı kesinleştirmiştir.
2
Kanser risk faktörlerinin değerlendirilmesi
ÜK hastalarında PSK varlığı, kolorektal kanser (KRK) riskini bağımsız ve belirgin şekilde artıran bir durumdur.
PSK'lı İBH hastalarında neoplazi gelişme riski, PSK'sız hastalara göre yaklaşık 4-5 kat daha yüksektir.
3
Sürveyans kılavuzlarının hatırlanması
Standart ÜK'da tarama 8-10. yılda başlarken, PSK eşlik ettiğinde 'bekleme süresi' yoktur.
Kılavuzlar (ECCO, ACG), PSK tanısı alan tüm İBH hastalarında tanı anında sürveyans başlanmasını ve yıllık takip edilmesini önermektedir.

Anahtar Kavram

Ülseratif kolit ve primer sklerozan kolanjit (PSK) birlikteliğinde, hastalık süresine bakılmaksızın PSK tanısı anında kolonoskopik tarama başlatılmalı ve yıllık olarak tekrarlanmalıdır.
Soru 33Soru

2525 yaşında kadın hasta, mide korpusunda yerleşen multifokal gastrointestinal stromal tümör (GISTGIST) nedeniyle opere ediliyor. Tümör dokusunun immünohistokimyasal incelemesinde **SDHBSDHB (Süksinat Dehidrogenaz B) ekspresyon kaybı** saptanıyor. Bu klinik tabloya sahip bir hastada aşağıdakilerden hangisinin saptanma olasılığı en yüksektir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ekstraadrenal paragangliom

Cevap

Ekstraadrenal paragangliom
Genç kadınlarda görülen, multifokal yerleşimli ve SDHBSDHB ekspresyon kaybı gösteren mide GISTGIST vakaları tipik olarak Carney Triadı'na işaret eder. Bu triadın bileşenleri mide GISTGIST, ekstraadrenal (genellikle fonksiyonel olmayan) paragangliom ve pulmoner (akciğer) kondromudur.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın demografik ve klinik özellikleri analiz edilir.
2525 yaşında kadın ve multifokal mide GISTGIST varlığı saptandı.
Genç yaş ve multifokalite, sporadik GISTGIST'ten ziyade kalıtsal/sendromik bir durumu düşündürür.
2
Moleküler marker (immünohistokimyasal bulgu) yorumlanır.
SDHBSDHB ekspresyon kaybı saptandı.
Bu bulgu, süksinat dehidrogenaz enzim eksikliğini ve buna bağlı gelişen Carney Triadı veya Carney-Stratakis sendromunu doğrular.
3
Olası sendromun bileşenleri gözden geçirilir.
Carney Triadı bileşenleri: Mide GISTGIST, Ekstraadrenal Paragangliom ve Akciğer Kondromu.
Hastanın klinik tablosunu tamamlayan diğer patolojik bulguyu belirlemek için gereklidir.

Anahtar Kavram

SDH-eksikliği olan GIST ve Carney Triadı

Daha Fazla Pratik

SDH-eksikliği olan GIST'lerin KIT/PDGFRA mutasyonu taşıyan sporadik GIST'lere göre imatinib tedavisine daha dirençli olduğunu unutmayın.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 34Soru

On iki yıldır kronik pirozis ve asit regürjitasyonu nedeniyle proton pompa inhibitörü (PPI˙PPİ) kullanan 6161 yaşındaki erkek hastaya, özofagus kanseri taraması amacıyla üst gastrointestinal sistem endoskopisi uygulanıyor. Endoskopide gastroözofageal bileşkeden proksimale 55 cm uzanan somon rengi mukoza (Barrett özofagusu) saptanıyor ve alınan biyopsilerde 'düşük dereceli displazi' (LGDLGD) rapor ediliyor. Hasta 88 hafta boyunca günde iki kez yüksek doz PPI˙PPİ tedavisi aldıktan sonra tekrarlanan biyopsiler, gastrointestinal patoloji konusunda uzman iki ayrı patolog tarafından 'düşük dereceli displazi' olarak onaylanıyor. Bu aşamada hastanın adenokarsinoma progresyon riskini azaltmak için en uygun yönetim stratejisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Radyofrekans ablasyon (RFARFA) tedavisi uygulanması

Cevap

Doğrulanmış düşük dereceli displazi vakalarında en uygun yaklaşım radyofrekans ablasyon (RFARFA) tedavisi uygulanmasıdır.
İki ayrı uzman patolog tarafından doğrulanmış düşük dereceli displazi (LGDLGD) vakalarında, güncel kılavuzlar (ACGACG/AGAAGA) progresyon riskini (yüksek dereceli displazi veya adenokarsinom) anlamlı düzeyde azalttığı kanıtlanan radyofrekans ablasyon (RFARFA) gibi endoskopik eradikasyon tedavilerini, sürveyansa tercih etmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik ve histopatolojik bulgularını değerlendirmek
Uzun segment (55 cm) Barrett özofagusu ve düşük dereceli displazi (LGDLGD) saptandı.
LGD saptandığında, tanının kesinleşmesi için inflamasyonun displaziyi taklit etmediğinden emin olunmalıdır.
2
Tanının uzman patologlar tarafından doğrulanmasını teyit etmek
Tanı, iki ayrı uzman patolog tarafından onaylandı.
LGD tanısında gözlemciler arası varyasyon yüksek olduğundan, yönetim değişikliği öncesi çift patolog onayı altın standarttır.
3
Güncel kılavuzlara göre tedavi seçimini yapmak
Radyofrekans ablasyon (RFARFA) gibi endoskopik eradikasyon tedavileri planlandı.
Progresyon riskini azaltmak için ablasyon tedavisi, 1212 aylık sürveyansa göre daha üstün kabul edilmektedir (ACGACG 20222022 kılavuzu).

Anahtar Kavram

Barrett Özofagusu ve Düşük Dereceli Displazi Yönetimi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 35Soru

4848 yaşında erkek hasta, son 66 aydır giderek artan efor dispnesi ve karın şişliği şikayetiyle polikliniğe başvuruyor. Fizik muayenesinde skleralar ikterik, batında asit saptanıyor ve akciğer bazallerinde havalanma artışı (hiperrezonans) izleniyor. Özgeçmişinde 1010 paket-yıl sigara öyküsü mevcut. Laboratuvar tetkiklerinde; AST:62AST: 62 U/LU/L, ALT:54ALT: 54 U/LU/L, total bilirubin: 2.82.8 mg/dLmg/dL, albümin: 2.82.8 g/dLg/dL, INR:1.6INR: 1.6 saptanıyor. Viral serolojisinde HBsAgHBsAg (-), AntiHCVAnti-HCV (-) ve AntiHIVAnti-HIV (-) olarak bulunuyor. Toraks BTBT incelemesinde akciğer alt loblarında belirgin panasetiner amfizematöz değişiklikler izleniyor. Bu hastada kesin tanı amacıyla yapılması planlanan karaciğer biyopsisinde saptanması beklenen tipik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Diastaz rezistan PAS pozitif intrasitoplazmik globüller

Cevap

Diastaz rezistan PAS pozitif intrasitoplazmik globüller
Alfa-1 antitiripsin eksikliği, hem akciğerde panasetiner amfizem hem de karaciğerde kolestatik sarılık veya siroz ile seyreden bir metabolik hastalıktır. Karaciğer biyopsisinde hepatositlerin sitoplazmasında izlenen diastaz rezistan PAS (+) globüller, mutant proteinlerin yanlış katlanarak endoplazmik retikulumda birikmesini temsil eder ve tanı için kritiktir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz et
Hastada erken yaşta (sigara öyküsüyle uyumsuz derecede) gelişen akciğer bazal tutulumlu panasetiner amfizem ve kronik karaciğer hastalığı (siroz bulguları) mevcuttur.
Multisistemik tutulum olan bu tablo Alfa-1 antitiripsin eksikliğini (AATEAATE) düşündürür.
2
Etiyolojiyi doğrula
Viral serolojinin negatif olması ve toraks BTBT bulguları metabolik bir neden olan AATEAATE tanısını destekler.
Sigara içenlerde amfizem genelde üst loblarda (sentriasiner) görülürken, AATEAATE hastalarında alt loblarda (panasetiner) belirgindir.
3
Histopatolojik bulguyu belirle
Karaciğer biyopsisinde hepatositlerin endoplazmik retikulumunda biriken polimerize mutant proteinler (tipik olarak PiZZPiZZ fenotipi) izlenmelidir.
Bu protein birikintileri diastaz enzimiyle sindirilemeyen (diastaz rezistan) PASPAS pozitif globüller şeklinde karakteristik görünüm verir.

Anahtar Kavram

Alfa-1 Antitiripsin Eksikliği (AATE)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 36Soru

3131 yaşında erkek hasta, 88 yıldır Crohn hastalığı tanısıyla takip edilmektedir. Hastanın öyküsünden terminal ileum tutulumu nedeniyle 22 yıl önce 4040 cm'lik bir ince bağırsak rezeksiyonu yapıldığı öğreniliyor. Son 11 haftadır sağ yan ağrısı ve hematüri şikayetleri olan hastanın yapılan üriner sistem ultrasonografisinde sağ böbrek pelvisinde 88 mm çapında taş saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum kalsiyum ve parathormon düzeyleri normal sınırlarda saptanırken, idrar analizinde kalsiyum oksalat kristalleri izleniyor. Bu hastada nefrolitiazis gelişimine yol açan temel patofizyolojik düzenek aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Diyetteki kalsiyumun lümendeki emilemeyen yağ asitlerine bağlanması sonucu serbest kalan oksalatın kolonik emiliminin artması

Cevap

Diyetteki kalsiyumun lümendeki emilemeyen yağ asitlerine bağlanması sonucu serbest kalan oksalatın kolonik emiliminin artması
Crohn hastalarında terminal ileum rezeksiyonu veya şiddetli ileal tutulum sonucu safra asidi havuzu azalır ve yağ malabsorbsiyonu (steatore) gelişir. Lümende emilemeyen yağ asitleri, normalde oksalatı bağlayarak atılmasını sağlayan kalsiyumu kendilerine bağlar (sabunlaşma). Serbest kalan oksalat çözünür hale gelir ve kolon mukozasından aşırı miktarda emilerek idrara geçer. Bu durum 'enterik hiperoksalüri' olarak adlandırılır ve kalsiyum oksalat taşlarına yol açar. Bu komplikasyonun gelişmesi için kolonu sağlam (intakt) olması şarttır; çünkü emilim kolondan gerçekleşir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastadaki anatomik ve klinik durumu değerlendir
Terminal ileum rezeksiyonu yapılmış Crohn hastasında sağ yan ağrısı ve kalsiyum oksalat taşı saptandı.
İleal rezeksiyon safra asidi ve yağ emilimini bozar, bu da metabolik komplikasyonlara zemin hazırlar.
2
Bağırsak lümenindeki biyokimyasal etkileşimi analiz et
Emilemeyen yağ asitleri, lümende bulunan kalsiyum (Ca2+Ca^{2+}) iyonlarını bağlayarak kalsiyum sabunları oluşturur.
Kalsiyumun yağ asitlerine ilgisi, oksalata olan ilgisinden daha fazladır.
3
Oksalatın akıbetini belirle
Normalde kalsiyuma bağlanarak dışkıyla atılan oksalat (C2O42C_2O_4^{2-}), kalsiyumun 'çalınması' nedeniyle serbest ve çözünür formda kalır.
Serbest oksalat formu kolon mukozasından pasif olarak emilebilir.
4
Nefrolojik sonucu tanımla
Kolondan emilen aşırı oksalat idrarla atılır (enterik hiperoksalüri) ve burada kalsiyumla birleşerek taş oluşturur.
Üriner sistemde artan oksalat konsantrasyonu kristalizasyon için temel itici güçtür.

Anahtar Kavram

Enterik Hiperoksalüri Mekanizması

Alternatif Yöntem

Hastada kolestiramin kullanımı, lümendeki oksalatı bağlayarak emilimini azaltabilir ve taş oluşum riskini düşürebilir. Ayrıca bu mekanizmanın çalışması için kolonu rezeke edilmiş (total kolektomi yapılmış) hastalarda enterik hiperoksalüri gelişmeyeceği hatırlanmalıdır.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 37Soru

60 yaşında, bilinen karaciğer sirozu olan erkek hasta, özofagus varis kanaması nedeniyle hastaneye yatırılıyor. Acil endoskopide aktif kanama odağına bant ligasyonu uygulanıyor ve kanama kontrol altına alınıyor. Taburculuk planlanan bu hastada, varis kanamasının tekrarlamasını önlemek amacıyla (sekonder profilaksi) başlanması gereken en uygun tedavi yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Propranolol ve periyodik endoskopik bant ligasyonu kombinasyonu

Cevap

Propranolol ve periyodik endoskopik bant ligasyonu kombinasyonu
Sirozlu hastalarda özofagus varis kanaması geçirenlerin yaklaşık %60'ı bir yıl içinde tekrar kanar. Bu riski azaltmak için uygulanan sekonder profilakside en etkili yöntem, portal basıncı düşüren non-selektif beta blokerler (örneğin propranolol) ile varisleri mekanik olarak ortadan kaldıran periyodik endoskopik bant ligasyonunun birlikte kullanılmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik durumun tanımlanması
Hasta bir kez varis kanaması geçirmiş ve stabilize edilmiştir.
Tedavi amacının sekonder profilaksi (ikincil koruma) olduğunu belirlemek için gereklidir.
2
Birinci basamak tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesi
Non-selektif beta blokerler (NSBB) ve endoskopik bant ligasyonu (EVL) ön plana çıkar.
Uluslararası kılavuzlara (AASLD/EASL) göre re-kanama oranlarını en çok düşüren yöntemler bunlardır.
3
Kombinasyon mu monoterapi mi kararı
NSBB + EVL kombinasyonu.
Kombinasyon tedavisi, tek başına kullanılan yöntemlere göre daha üstün koruma sağlar.

Anahtar Kavram

Siroza bağlı varis kanamalarında sekonder profilaksi yönetimi

Alternatif Yöntem

Eğer hastada bant ligasyonu için teknik zorluk varsa veya hasta beta blokeri tolere edemiyorsa monoterapi seçenekleri (sadece ligasyon veya sadece NSBB) düşünülebilir, ancak kombinasyon her zaman önceliklidir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 38Soru

4848 yaşında erkek hasta, ani başlayan masif hematemez şikayetiyle acil servise getiriliyor. Fizik muayenesinde kan basıncı 100/60100/60 mmHg, nabız 105/dakika105/dakika saptanıyor. Özgeçmişinde alkol, NSAİİ kullanımı veya bilinen kronik bir hastalık öyküsü bulunmayan hastaya yapılan acil üst gastrointestinal sistem endoskopisinde; midenin kardia bölgesine yakın, küçük kurvatur komşuluğundaki proksimal mukoza yüzeyinde, çevresinde ülser veya belirgin inflamasyon odağı bulunmayan, yaklaşık 22 mm'lik mukoza defektinden arteriyel fışkırır tarzda aktif kanama odağı saptanıyor. Bu klinik tablo için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dieulafoy lezyonu

Cevap

Mide proksimalinde ülser zemini olmaksızın izlenen fışkırır tarzdaki arteriyel kanama odağı Dieulafoy lezyonu ile uyumludur.
Dieulafoy lezyonu, endoskopik olarak midenin proksimalinde (genellikle küçük kurvatur veya kardia komşuluğunda), çevresinde inflamasyon veya ülser zemini olmayan, normal görünümlü mukoza ortasındaki milimetrik bir defektten kaynaklanan pulsatif, arteriyel fışkırır tarzda kanama ile karakterize edilen bir vasküler lezyondur. Patofizyolojisinde mukozaya çok yakın seyreden, gelişimsel olarak anormal genişlikteki (caliber persistence) bir submukozal arterin mukoza yüzeyini aşındırarak ani ve masif kanamaya yol açması yatar.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik sunumunu analiz et.
Aniden başlayan masif hematemez ve arteriyel kanama bulguları mevcut.
Kanamanın şiddeti ve arteriyel karakteri, mukoza altındaki bir damar erozyonunu düşündürür.
2
Endoskopik bulguları yerleşim ve morfoloji açısından değerlendir.
Mide proksimalinde (kardia yakınında), çevresi normal görünen mukoza ortasından fışkıran arter saptandı.
Dieulafoy lezyonunun karakteristik yerleşimi midenin proksimali ve küçük kurvatur bölgesidir.
3
Diğer vasküler ve mekanik nedenleri ekarte et.
Ülserin, yırtığın veya siroz bulgularının olmamasıyla Dieulafoy lezyonu tanısı doğrulanır.
Geniş kalibreli submukozal arterin (caliber persistence) mukoza yüzeyine erozyonu bu tabloyu açıklar.

Anahtar Kavram

Dieulafoy lezyonu, midenin proksimalinde yerleşen, belirgin bir mukoza defekti veya ülserin eşlik etmediği, geniş kalibreli anormal bir submukozal arterin mukoza yüzeyini aşındırması sonucu gelişen masif arteriyel kanama odağıdır.

Daha Fazla Pratik

Dieulafoy lezyonu tanısı konulan bir hastada endoskopik olarak uygulanabilecek tedavi seçeneklerini (hemoklips, bant ligasyonu veya termal koagülasyon) gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 39Soru

4848 yaşında erkek hasta, son 66 aydır tekrarlayan, kuşak tarzında sırtına vuran epigastrik ağrı, 88 kg kilo kaybı ve bol miktarda, kötü kokulu, yağlı dışkılama (steatoresteatore) şikayetleri ile başvuruyor. Öyküsünden 2020 yıldır günde yaklaşık 8080 gram alkol tükettiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde kaşektik görünüm dışında belirgin bir özellik saptanmıyor. Bu hasta için en olası tanısal bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Abdominal bilgisayarlı tomografide (BTBT) pankreatik kalsifikasyonların saptanması

Cevap

Abdominal bilgisayarlı tomografide pankreatik kalsifikasyonların saptanması
Hastanın öyküsü ve klinik bulguları (uzun süreli alkol kullanımı, kuşak tarzı kronik ağrı, yağlı dışkılama ve kilo kaybı) kronik pankreatit tanısını güçlü bir şekilde desteklemektedir. Pankreatik kalsifikasyonlar, kronik pankreatit için patognomonik bir bulgudur ve özellikle bilgisayarlı tomografi (BTBT) ile saptanması tanıyı kesinleştirir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik tablosunu (uzun süreli alkol alımı, kronik ağrı, steatore ve kilo kaybı) analiz et.
Hastada kronik pankreatite bağlı ekzokrin yetmezlik tablosu mevcuttur.
Yirmi yıllık ağır alkol kullanımı ve yağlı dışkılama, kronik pankreatit için klasik risk faktörü ve semptomdur.
2
Kronik pankreatit tanısında kullanılan radyolojik ve laboratuvar yöntemlerini karşılaştır.
Pankreatik kalsifikasyonların saptanması tanıda altın standart yaklaşımlardan biridir.
Kalsifikasyonlar hastalık için oldukça özgüldür (spesifiktirspesifiktir) ve bilgisayarlı tomografi bu kalsifikasyonları saptamada direkt grafiden çok daha duyarlıdır.
3
Ayırıcı tanıda malabsorpsiyonun kaynağını doğrula.
Pankreatik malabsorpsiyonda DksilozD-ksiloz testinin normal olması beklenir.
Pankreatik enzimler karbonhidrat emiliminde kritik role sahip olsa da, DksilozD-ksiloz gibi basit şekerlerin emilimi için pankreatik lipaza veya proteaza ihtiyaç yoktur, sadece sağlam bağırsak mukozası yeterlidir.

Anahtar Kavram

Kronik pankreatitin klasik tanısal triadını (kalsifikasyon, steatore, diyabet) ve radyolojik tanısını tanıma.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 40Soru

7070 yaşında erkek hasta, 22 gündür devam eden sol alt kadran ağrısı, iştahsızlık ve ateş şikayeti ile acil servise başvuruyor. Fizik muayenesinde sol alt kadranda belirgin hassasiyet ve defans saptanıyor; ancak rebound bulgusu saptanmıyor. Laboratuvar tetkiklerinde lökosit sayısı 16.200/mm316.200/mm^3 ve CRP değeri 110110 mg/Lmg/L (N<5N < 5) olarak bulunuyor. Bu hastada tanıyı kesinleştirmek için ilk aşamada yapılması en uygun olan tetkik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kontrastlı batın bilgisayarlı tomografisi (BT)

Cevap

Kontrastlı batın bilgisayarlı tomografisi (BT), akut divertikülit şüphesi olan hastalarda tanıyı kesinleştirmek ve olası apsis veya perforasyon gibi komplikasyonları değerlendirmek için seçilmesi gereken en uygun ilk aşama tetkiktir.
Kontrastlı batın bilgisayarlı tomografisi, hem bağırsak duvarındaki inflamasyonu (kalınlaşma) hem de çevre dokulardaki değişiklikleri (yağlı planlarda kirlenme) mükemmel şekilde gösterdiği için tanıda altın standarttır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu değerlendir
Yaşlı bir hastada sol alt kadran ağrısı, ateş ve lökositoz varlığı 'sol taraflı apandisit' olarak da bilinen akut divertikülit ön tanısını güçlü kılar.
Hastanın semptomları ve fizik muayene bulguları divertikülit tanısı ile uyumludur.
2
Tanısal modaliteleri karşılaştır
Kolonoskopi ve baryumlu grafi perforasyon riski nedeniyle akut dönemde elenir. Ultrasonografi bir seçenek olsa da tomografi kadar kapsamlı değildir.
Güvenli ve yüksek duyarlılığa sahip yöntem seçilmelidir.
3
Altın standart yöntemi belirle
Kontrastlı batın BT, divertikülit tanısında >%90>\%90 duyarlılık ve özgüllüğe sahiptir.
Duvar kalınlaşması ve perikolik yağ dokusundaki değişiklikleri en iyi gösteren yöntemdir.

Anahtar Kavram

Akut divertikülit tanısında bilgisayarlı tomografi (BT) kullanımı
ÖncekiSayfa 2 / 22Sonraki
Gastroenteroloji Alıştırma Soruları — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 2 | Examkin