Ürogenital ve Endokrin Sistem Patolojisi

387 soru

Soru 41Soru →

52 yaşında erkek hasta, tekrarlayan nefrolitiazis ve yaygın kemik ağrıları nedeniyle başvuruyor. Laboratuvar incelemesinde serum kalsiyum düzeyi 15,815,8 mg/dL (N: 8,5−10,58,5-10,5), fosfor 2,12,1 mg/dL (N: 2,5−4,52,5-4,5) ve paratiroid hormonu (PTH) 11501150 pg/mL (N: 10−6510-65) olarak saptanıyor. Boyun eksplorasyonunda sağ alt paratiroid yerleşiminde, çevre dokulara hafifçe yapışık, 3,53,5 cm çapında, gri-beyaz renkli ve sert kıvamlı soliter bir kitle eksize ediliyor; diğer üç paratiroid bezinin normal boyutta olduğu görülüyor. Histopatolojik incelemede kitleyi nodüllere ayıran kalın fibröz bantlar ve her 10 büyük büyütme alanında 3 mitoz saptanıyor. Ancak kapsül invazyonu, vasküler invazyon veya perinöral invazyon izlenmiyor. Bu bulgular ışığında en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Atipik paratiroid adenomu

Cevap

Atipik paratiroid adenomu
Atipik paratiroid adenomu, klasik adenomlara göre daha agresif özellikler (kalın fibröz bantlar, artmış mitoz, hücresel atipi) gösteren ancak karsinom tanısı için zorunlu olan 'vasküler veya kapsüler invazyon' kriterlerini tam olarak karşılamayan tümörler için kullanılan bir tanıdır. Vakadaki 15,815,8 mg/dL gibi aşırı yüksek kalsiyum değerleri karsinomu klinik olarak desteklese de, mikroskobik incelemede invazyonun izlenmemesi tanıyı atipik adenom kategorisinde bırakır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar verilerini değerlendir
Yüksek kalsiyum, düşük fosfor ve çok yüksek PTH düzeyleri primer hiperparatiroidizm (PHPT) tablosunu doğrular.
Primer hiperparatiroidizmin en yaygın nedenleri adenom (%85-95), hiperplazi (%5-10) ve nadiren karsinomdur.
2
Eksplorasyon bulgularını analiz et
Soliter kitle varlığı ve diğer üç bezin normal olması, primer hiperplaziyi dışlayarak bir neoplaziyi (adenom/karsinom) işaret eder.
Hiperplazide tüm bezlerin (değişen derecelerde) büyümesi beklenirken, adenomda tek bir bez büyür ve diğerleri baskılanır.
3
Histopatolojik özellikleri WHO kriterlerine göre yorumla
Kalın fibröz bantlar ve artmış mitoz malignite şüphesi uyandırsa da invazyon yoktur.
WHO sınıflamasına göre paratiroid karsinomu tanısı için kapsül, damar, sinir invazyonu veya metastaz şarttır. Bu bulguların yokluğunda şüpheli morfoloji 'atipik adenom' olarak tanımlanır.

Anahtar Kavram

Paratiroid karsinomu tanısı için histolojik olarak sadece atipi ve mitoz yeterli değildir; kesin invazyon veya metastaz kanıtı gereklidir.

Daha Fazla Pratik

Paratiroid karsinomlarında görülen CDC73 (Parafibromin) mutasyonunun diğer paratiroid tümörlerinden ayrımındaki değerini inceleyiniz.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 42Soru →

22 yaşında erkek çocuk, karında ele gelen kitle ve göz kürelerinde ani, istemsiz hareketler (opsoklonus-miyoklonus) nedeniyle pediatri polikliniğine getiriliyor. Yapılan laboratuvar incelemelerinde; serum sodyum: 139139 mEq/L, potasyum: 4.14.1 mEq/L, sabah plazma kortizol: 1414 µg/dL ve ACTH: 3030 pg/mL (referans değerler içinde) olarak bulunuyor. 2424 saatlik idrar analizinde vanilmandelik asit (VMA) ve homovanilik asit (HVA) düzeyleri yaşa göre anlamlı derecede yüksek saptanıyor. Aşağıdakilerden hangisi bu hastadaki en olası tanıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Nöroblastom

Cevap

Nöroblastom
Nöroblastom, sempatik ganglionlar veya adrenal medulladaki nöral krest kökenli hücrelerden gelişen pediatrik bir tümördür. Hastalarda sıklıkla abdominal kitle izlenir. Tümör hücreleri katekolamin üretir, bu nedenle idrarda vanilmandelik asit (VMA) ve homovanilik asit (HVA) düzeyleri artar. Klinik vakada belirtilen opsoklonus-miyoklonus (dans eden gözler ve ayaklar sendromu), nöroblastomun iyi prognozla ilişkili önemli bir paraneoplastik bulgusudur. Kortizol, ACTH ve elektrolitlerin normal olması, korteks kaynaklı patolojileri dışlar.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın yaşını ve temel klinik bulgusunu değerlendirin.
22 yaşındaki çocukta abdominal kitle ve opsoklonus-miyoklonus (dans eden gözler) varlığı not edildi.
Bu yaş grubu ve klinik tablo, pediatrik adrenal kitleler arasında ayırıcı tanıyı daraltır.
2
Laboratuvar bulgularını analiz edin.
Sodyum, potasyum, kortizol ve ACTH düzeyleri normal; ancak VMA ve HVA (katekolamin metabolitleri) yüksek.
Hormon ve elektrolit normalliği Cushing ve Conn sendromlarını elerken, katekolamin metabolitleri medulla kaynaklı bir tümöre (nöroblastom veya feokromositoma) işaret eder.
3
Spesifik paraneoplastik bulguyu eşleştirin.
Opsoklonus-miyoklonus sendromu nöroblastomun karakteristik bir paraneoplastik özelliğidir.
Bu bulgu, feokromositomadan ziyade nöroblastom tanısını kesinleştirir.

Anahtar Kavram

Nöroblastom, çocukluk çağının en sık görülen ekstrakraniyal solid tümörüdür ve katekolamin sentezi yapmasına rağmen hipertansiyondan ziyade kitle etkisi ve paraneoplastik bulgularla (opsoklonus-miyoklonus) prezante olur.

Daha Fazla Pratik

Nöroblastomda prognozu belirleyen en önemli genetik faktör olan N-MYC amplifikasyonunun histopatolojik ve klinik önemini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 43Soru →

5656 yaşında bir erkek hasta, ağrısız hematüri şikayetiyle üroloji polikliniğine başvuruyor. Yapılan tetkiklerde sağ böbrekte 4 cm4\text{ cm}'lik kitle saptanıyor. Radikal nefrektomi materyalinin histopatolojik incelemesinde; ince fibrovasküler saplar üzerinde dizili kübik epitelden oluşan papiller yapılar, stroma içinde kümelenmiş köpüksü (foamy) makrofajlar ve yer yer psammoma cisimcikleri izleniyor. Bu tümörde saptanması en olası sitogenetik değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 77 ve 1717. kromozomlarda trizomi ve METMET geni aktivasyonu

Cevap

77 ve 1717. kromozomlarda izlenen trizomiler ile METMET geni aktivasyonu
Vakada tanımlanan papiller mimari, stromal köpüksü (foamy) makrofaj birikimleri ve psammoma cisimcikleri, Papiller Renal Hücreli Karsinom (PRCC) için klasik bulgulardır. PRCC'nin sporadik formlarında en sık görülen sitogenetik değişiklikler 77 ve 1717. kromozomlarda trizomi (kazanım) ve METMET proto-onkojeni mutasyonlarıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Vakadaki histopatolojik bulguları analiz et.
Papiller büyüme paterni, stromal köpüksü makrofajlar ve psammoma cisimcikleri saptandı.
Bu bulgular Papiller Renal Hücreli Karsinom (PRCC) için patognomoniktir.
2
Papiller RCC'nin moleküler genetiğini hatırla.
Sporadik vakalarda en sık trizomi 77 ve 1717 ile METMET proto-onkojen aktivasyonu görülür.
Her RCC alt tipinin kendine özgü sitogenetik yolakları vardır.

Anahtar Kavram

Papiller renal hücreli karsinomun histolojik ve genetik özellikleri

Daha Fazla Pratik

Berrak hücreli RCC ve Kromofob RCC arasındaki ayırıcı tanıda kullanılan Hale'nin kolloidal demir boyası ve sitogenetik farkları tekrar ediniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 44Soru →

3232 yaşında kadın hasta, uterus yerleşimli çok sayıda leiyomiyom nedeniyle geçirilmiş cerrahi öyküsü ve kollarında ağrılı, sert kutanöz nodüller şikayetiyle başvuruyor. Çekilen abdominal bilgisayarlı tomografide sol böbrekte 4.5 cm4.5\text{ cm} çapında, düzensiz sınırlı solid bir kitle izleniyor. Tümörün histopatolojik incelemesinde; geniş eozinofilik sitoplazmalı, belirgin inklüzyon benzeri eozinofilik nükleollere sahip ve bu nükleollerin çevresinde berrak bir halo bulunan hücrelerin oluşturduğu papiller gelişim paterni saptanıyor. Bu klinik tablo ve histopatolojik bulgular ışığında, en olası genetik defekt aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fumarat hidrataz (FH) mutasyonu

Cevap

Hastalardaki uterus ve kutanöz leiyomiyomlar ile agresif böbrek tümörü birlikteliği Herediter Leiyomiyomatozis ve Renal Hücreli Karsinom (HLRCC) sendromunu tanımlar ve bu tablodan Fumarat Hidrataz (FH) enzimini kodlayan gendeki mutasyonlar sorumludur.
Herediter Leiyomiyomatozis ve Renal Hücreli Karsinom (HLRCC) sendromu, otozomal dominant geçişli olup fumarat hidrataz (FH) gen mutasyonu sonucu gelişir. Bu hastalar tipik olarak erken yaşta çok sayıda uterin leiyomiyom (genellikle miyomektomi gerektiren) ve ağrılı kutanöz leiyomiyomlar geliştirirler. Eşlik eden böbrek tümörü oldukça agresiftir ve histopatolojik olarak geniş eozinofilik sitoplazmalı hücrelerde 'inklüzyon benzeri' çok belirgin nükleoller ve bu nükleolleri çevreleyen berrak halolar ile karakterizedir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik triadın analizi
Genç yaştaki hastada uterin leiyomiyom (miyomektomi öyküsü), ağrılı kutanöz nodüller (leiyomiyomlar) ve renal kitle birlikteliği saptandı.
Bu kombinasyon sistemik bir sendrom olan HLRCC'yi güçlü bir şekilde düşündürür.
2
Morfolojik özelliklerin değerlendirilmesi
Geniş eozinofilik sitoplazma ve özellikle 'inklüzyon benzeri belirgin eozinofilik nükleoller ile perinükleoler halo' varlığı not edildi.
Bu nükleer özellikler FH eksikliği olan renal hücreli karsinomlar için patognomonik sayılabilecek kadar karakteristiktir.
3
Genetik eşleştirme
Tanımlanan sendrom ve patolojik bulguların Krebs döngüsü enzimi olan fumarat hidrataz (FH) mutasyonu ile ilişkili olduğu belirlendi.
HLRCC sendromunun altında yatan moleküler mekanizma FH genindeki germ hattı mutasyonlarıdır.

Anahtar Kavram

Herediter Leiyomiyomatozis ve Renal Hücreli Karsinom (HLRCC)
Soru 45Soru →

5858 yaşında, uzun süredir sigara içen erkek hasta; yan ağrısı ve ele gelen kitle şikayetiyle başvuruyor. Yapılan görüntülemede sol böbrekte 5 cm5\text{ cm}'lik solid kitle saptanıyor. Radikal nefrektomi materyalinin makroskobik incelemesinde; kesit yüzü parlak sarı renkli, yer yer hemoraji ve nekroz alanları içeren, psödokapsüllü kitle izleniyor. Bu hastadaki en olası tümörün histogenezi ve genetik özellikleri dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tümör hücreleri proksimal tübül epiteli kökenlidir.

Cevap

Tümör hücreleri proksimal tübül epiteli kökenlidir.
Vakada tanımlanan sigara kullanımı, yan ağrısı, kitle ve makroskobik olarak parlak sarı (lipid ve glikojen birikimine bağlı), hemoraji/nekroz içeren kitle görünümü tipik olarak berrak hücreli renal hücreli karsinomu (ccRCC) işaret eder. Bu tümör tipi, böbreğin proksimal tübül epitel hücrelerinden köken alır ve sporadik vakalarda en sık 3p3p delesyonu (VHL lokusu) ile ilişkilidir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve makroskobik bulguları analiz et.
Sigara öyküsü, kitle ve ağrı (klasik triadın parçaları) ile parlak sarı renkli (lipid/glikojen içeriği nedeniyle), hemorajik ve nekrotik kitle varlığı 'Berrak Hücreli Renal Hücreli Karsinom' (ccRCC) tanısını koydurur.
ccRCC, böbreğin en sık görülen malign tümörüdür ve makroskobik olarak bu özelliklere sahiptir.
2
ccRCC'nin histogenetik kökenini belirle.
ccRCC, böbreğin proksimal tübül epitel hücrelerinden köken alır.
Histogenez bilgisi, tümörlerin sınıflandırılmasında temel kriterdir.
3
Genetik özellikleri gözden geçir.
3p3p delesyonu ve VHL gen mutasyonu ccRCC için karakteristiktir.
Seçeneklerdeki diğer genetik bulgular (trizomi 7,177, 17) farklı tümör tiplerine aittir.

Anahtar Kavram

Berrak hücreli renal hücreli karsinom (ccRCC), böbreğin proksimal tübül epitelinden köken alan, makroskobik olarak sarı renkli ve genetik olarak 3p3p delesyonu/VHL mutasyonu ile karakterize en sık böbrek tümörüdür.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 46Soru →

3838 yaşında kadın hasta; son 66 ayda hızla ilerleyen trunkal obezite, yüzde tüylenme artışı (hirşutizm) ve adet düzensizliği şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenede kan basıncı 175/110175/110 mmHg, batın bölgesinde geniş mor strialar ve klitoromegali saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde; Serum Sodyum: 146146 mEq/L, Potasyum: 2.72.7 mEq/L, Glukoz: 165165 mg/dL saptanıyor. Hormon panelinde sabah plazma kortizolü 5555 µg/dL (yüksek) ve plazma ACTH düzeyi <5<5 pg/mL (belirgin düşük) olarak ölçülüyor. Yüksek doz deksametazon supresyon testi ile kortizol seviyelerinde baskılanma izlenmiyor. Abdominal görüntülemede sol adrenal bezde 7.57.5 cm çapında, santralinde düzensiz nekroz ve kalsifikasyon alanları barındıran, çevre dokulara invazyon şüphesi uyandıran kitle izleniyor. Bu hastadaki adrenal kitle için en olası patolojik tanı ve beklenen morfolojik özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Adrenokortikal karsinom - Vasküler invazyon ve belirgin nükleer pleomorfizm

Cevap

Adrenokortikal karsinom - Vasküler invazyon ve belirgin nükleer pleomorfizm
Hastada saptanan hızlı ilerleyen Cushing sendromuna eşlik eden virilizasyon bulguları (klitoromegali), kitlenin 44 cm'den büyük olması (7.57.5 cm) ve içerisinde nekroz barındırması Adrenokortikal karsinomu işaret eder. Morfolojik olarak vasküler/kapsüler invazyon ve yüksek mitotik hız bu tanının karakteristik özellikleridir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularının analizi
Hastada hiperkortizolizm (Cushing sendromu) ve virilizasyon (hirşutizm, klitoromegali) mevcuttur.
Hormon sentezleyen bir adrenal kitleyi tanımlamak için.
2
ACTH düzeyinin yorumlanması
ACTH'ın <5<5 pg/mL olması, durumun ACTH'tan bağımsız (primer adrenal) olduğunu gösterir.
Primer adrenal patolojiler ile hipofizer (Cushing hastalığı) veya ektopik nedenleri ayırt etmek için.
3
Radyolojik ve morfolojik verilerin değerlendirilmesi
7.57.5 cm boyut, nekroz varlığı ve virilizasyon bulguları maligniteyi (karsinom) destekler.
Adeno-karsinom ayırıcı tanısında Weiss kriterlerini (boyut, nekroz, invazyon) kullanmak için.

Anahtar Kavram

Adrenal korteks tümörlerinde malignite kriterleri (Weiss kriterleri) ve hormonal fonksiyonel özellikler.

Daha Fazla Pratik

Adrenokortikal karsinom tanısında kullanılan Weiss skorlama sistemindeki diğer parametreleri gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 47Soru →

4242 yaşında erkek hasta, akciğer tüberkülozu tanısıyla rifampisin içeren dörtlü antitüberküloz tedaviye başlanıyor. Tedavinin 1414. gününde hastada ani başlayan ateş, makülopapüler döküntü ve oligüri gelişiyor. Laboratuvar tetkiklerinde serum kreatinin değeri 3,53,5 mg/dL ve idrar sedimentinde eozinofilüri saptanıyor.

Bu hastanın böbrek biyopsisinde izlenmesi en olası histopatolojik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnterstisyel alanda ödem ile birlikte eozinofillerden zengin mononükleer hücre infiltrasyonu

Cevap

İnterstisyel alanda ödem ile birlikte eozinofillerden zengin mononükleer hücre infiltrasyonu izlenir.
Hastanın kliniği (rifampisin kullanımı, ateş, döküntü) ve eozinofilüri varlığı ilaca bağlı akut interstisyel nefriti (AİN) desteklemektedir. AİN'de histopatolojik olarak interstisyumda yaygın ödem ve eozinofillerin, lenfositlerin ve plazma hücrelerinin eşlik ettiği inflamatuar infiltrasyon izlenmesi en karakteristik bulgudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ipuçlarını değerlendir
Rifampisin kullanımı sonrası gelişen ateş, döküntü ve akut böbrek hasarı üçlemesi saptandı.
Bu kombinasyon, ilaçlara karşı gelişen tip I veya tip IV aşırı duyarlılık reaksiyonu olan Akut İnterstisyel Nefrit (AİN) için klasik bir sunumdur.
2
Laboratuvar bulgusu ile tanıyı doğrula
İdrar sedimentinde eozinofilüri varlığı saptandı.
Eozinofilüri, ilaca bağlı AİN tanısını ATH ve diğer tübülointerstisyel hastalıklardan ayıran önemli bir göstergedir.
3
Histopatolojik korelasyon yap
İnterstisyel ödem ve eozinofil infiltrasyonu seçildi.
İmmünolojik bir yanıt olan AİN'de, interstisyumda ödem ve inflamatuar hücre birikimi temel morfolojik özelliktir.

Anahtar Kavram

İlaca bağlı Akut İnterstisyel Nefrit (AİN), tübül epiteli veya bazal membranına karşı gelişen immünolojik bir reaksiyondur ve interstisyel inflamasyon/ödem ile karakterizedir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 48Soru →

Tekrarlayan nefrolitiazis ve galaktore şikayetleri ile başvuran 4444 yaşındaki kadın hastada, laboratuvar ve görüntüleme incelemeleri sonucunda primer hiperparatiroidizm ve hipofiz ön lobunda prolaktinoma saptanmıştır. Benzer klinik bulguların hastanın babasında da olduğu öğrenilmiştir. Yapılan moleküler genetik analizlerde 11q1311q13 (MEN1MEN1) lokusunda ve *RET* proto-onkojeninde herhangi bir mutasyon saptanmamıştır. Bu hastadaki klinik tablonun gelişiminden sorumlu olan en olası genetik defekt, aşağıdaki proteinlerden hangisinin fonksiyon kaybına yol açmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: p27Kip1p27^{Kip1}

Cevap

CDKN1B geni tarafından kodlanan ve hücre siklusunun G1'den S fazına geçişini inhibe eden p27(Kip1) proteini
Vakada tanımlanan primer hiperparatiroidizm ve hipofiz adenomu birlikteliği klinik olarak MEN1'e işaret etse de, MEN1 (menin) ve RET mutasyonlarının dışlanmış olması bizi MEN4 sendromuna yönlendirir. MEN4 sendromu, 12. kromozomda yer alan ve bir hücre döngüsü inhibitörü olan p27(Kip1) proteinini kodlayan CDKN1B genindeki germline mutasyonlar sonucu gelişir. Bu proteinin kaybı, siklin bağımlı kinazların (CDK) üzerindeki frenleyici etkiyi kaldırarak neoplazi gelişimine zemin hazırlar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz et
Hasta primer hiperparatiroidizm ve hipofiz adenomu (prolaktinoma) sunumu ile gelmektedir; bu durum klasik olarak MEN1 fenotipini düşündürür.
Paratiroid ve hipofiz tutulumu MEN1 (Wermer) sendromunun karakteristik bileşenleridir.
2
Genetik verileri değerlendir
MEN1 (11q13) ve RET gen mutasyonlarının saptanmaması, klinik tablonun MEN1 veya MEN2A olmadığını gösterir.
Ayırıcı tanıda genetik negatiflik bizi nadir görülen MEN-benzeri tablolara yönlendirir.
3
MEN4 (Multiple Endokrin Neoplazi Tip 4) tanısını koy
MEN1 fenotipine sahip olan ancak MEN1 mutasyonu taşımayan olgularda CDKN1B mutasyonu ile gelişen MEN4 sendromu düşünülmelidir.
MEN4, klinik olarak MEN1'e çok benzer ancak farklı bir genetik temele (CDKN1B) dayanır.
4
Sorumlu proteini belirle
CDKN1B geni, hücre siklusunun G1/S geçişini kontrol eden p27(Kip1) proteinini kodlar.
p27(Kip1) fonksiyon kaybı, kontrolsüz hücre proliferasyonuna ve tümör gelişimine yol açar.

Anahtar Kavram

MEN4 sendromu, CDKN1B gen mutasyonu sonucu gelişen ve klinik olarak MEN1'i taklit eden nadir bir otozomal dominant sendromdur.

Daha Fazla Pratik

MEN4 sendromunda ek olarak adrenal, renal ve üreme sistemi tümörlerinin de görülebileceğini gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 49Soru →

Bir hastada yapılan klinik değerlendirme sonucunda medüller tiroid karsinomu ve feokromositoma birlikteliği saptanmıştır. Bu hastanın klinik tablosunun Multiple Endokrin Neoplazi Tip 2B2B (MENMEN 33) yerine, Multiple Endokrin Neoplazi Tip 2A2A (Sipple sendromu) olarak sınıflandırılmasını sağlayan en karakteristik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Primer hiperparatiroidizm varlığı

Cevap

Multiple Endokrin Neoplazi Tip 2A'yı (Sipple sendromu) Tip 2B'den ayıran temel fark, primer hiperparatiroidizmin (genellikle paratiroid hiperplazisi şeklinde) tabloya eşlik etmesidir.
Multiple Endokrin Neoplazi (MEN) Tip 2A, medüller tiroid karsinomu (MTCMTC), feokromositoma ve primer hiperparatiroidizm üçlüsü ile karakterizedir. MEN 2B ise MTCMTC ve feokromositomayı içermesine rağmen paratiroid tutulumu göstermez; bunun yerine mukozal nöromlar ve marfanoid vücut yapısı ile MEN 2A'dan net bir şekilde ayrılır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bileşenleri analiz et.
Hastada medüller tiroid karsinomu ve feokromositoma saptanmıştır. Bu iki bulgu hem MEN 2A hem de MEN 2B'de ortaktır.
Ayırıcı tanı için her iki sendromda farklı olan üçüncü bileşeni bulmak gerekir.
2
MEN 2A ve MEN 2B farklarını hatırla.
MEN 2A = MTC + Feokromositoma + Paratiroid Hiperplazisi. MEN 2B = MTC + Feokromositoma + Mukozal Nöromlar/Marfanoid yapı.
Genetik olarak her ikisi de RET mutasyonu ile ilişkili olsa da fenotipik yansımaları farklıdır.
3
Diferansiyel bulguyu belirle.
Paratiroid tutulumu (hiperparatiroidizm) sadece MEN 2A lehine bir bulgudur.
MEN 2B'de paratiroid patolojisi görülmez, bunun yerine nörolojik ve iskeletsel bulgular ön plandadır.

Anahtar Kavram

MEN 2 serisi sendromlar arasındaki fenotipik farklar

Daha Fazla Pratik

MEN 2A ve 2B'deki RET proto-onkogen mutasyonlarının kodon farklılıklarını gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 50Soru →

Testis ve penis patolojilerinin ayırıcı tanısı, morfolojik özellikleri ve klinik seyirleri dikkate alındığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Schiller-Duval cisimcikleri, koryokarsinomların tanısında kullanılan en karakteristik histopatolojik bulgudur.

Cevap

Schiller-Duval cisimcikleri koryokarsinom için değil, yolksak (endodermal sinüs) tümörü için karakteristiktir.
Schiller-Duval cisimcikleri, santralinde bir kapiller damar bulunan ve çevresi tümör epiteli ile döşeli papiller yapılardır; bu yapılar yolksak (endodermal sinüs) tümörü için patognomoniktir. Koryokarsinomda ise bu yapılar görülmez; bunun yerine sinsityotrofoblast ve sitotrofoblastların oluşturduğu, yoğun kanama ve nekrozun eşlik ettiği pleomorfik bir yapı izlenir.

Adım Adım Çözüm

1
Germ hücreli tümörlerin (GHT) biyolojik davranışını değerlendir
Teratomların çocuklarda benign, erişkinlerde malign olduğu doğrulanır.
Yaş faktörü testis tümörlerinin davranışını belirleyen kritik bir parametredir.
2
Tümör belirteçlerini ve hücre kökenlerini analiz et
Seminomların AFP üretmediği, koryokarsinomun ise β\beta-hCG ile ilişkili olduğu belirlenir.
Ayırıcı tanıda serum belirteçleri altın standarttır.
3
Spesifik histopatolojik yapıları tanımla
Schiller-Duval cisimciklerinin yolksak tümörüne özgü olduğu saptanır.
Morfolojik bulgular spesifik tümör tiplerini birbirinden ayırır.
4
Penil intraepitelyal neoplazi (PeIN) tiplerini karşılaştır
Erythroplasia of Queyrat ve Bowenoid papülozis tanımları doğrulanır.
Lezyonun yerleşimi ve klinik seyri (prognoz) PeIN tiplerini ayırır.

Anahtar Kavram

Germ hücreli tümörlerde morfolojik yapıların (Schiller-Duval) ve belirteçlerin (AFP) tümör tipiyle doğru eşleştirilmesi.

Daha Fazla Pratik

Seminom ve Embriyonel karsinom arasındaki yaş farkını ve radyosensitivite farklarını gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 51Soru →

5050 yaşında erkek hasta, son dönem böbrek yetmezliği nedeniyle 1212 yıldır düzenli hemodiyaliz programındadır. Yapılan ultrasonografik incelemede her iki böbreğin atrofik (küçülmüş) olduğu saptanırken, parankimde bilateral çok sayıda 0.5-2 cm0.5\text{-}2\text{ cm} çaplı kistler izleniyor. Kist epiteli hiperplastik görünümde olup kist lümenlerinde kalsiyum oksalat kristalleri mevcuttur. Bu klinik tablo ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bu kistik değişim zemininde renal hücreli karsinom gelişme riski genel popülasyona göre belirgin artmıştır.

Cevap

Edinsel kistik böbrek hastalığı zemininde renal hücreli karsinom gelişme riski belirgin şekilde artmıştır.
Diyaliz hastalarında görülen edinsel kistik böbrek hastalığı (ACKD), son dönem böbrek yetmezliği nedeniyle uzun süre diyalize giren hastalarda, başlangıçta kistik olmayan böbreklerin parankiminde bilateral çok sayıda kist gelişmesiyle karakterizedir. Bu kistlerin lümeninde sıklıkla kalsiyum oksalat kristalleri izlenir. En önemli klinik önemi, kist duvarındaki atipik hiperplazi zemininde yaklaşık %7\%7 oranında renal hücreli karsinom (RHK) gelişme riski taşımasıdır. Bu RHK'lar genellikle papiller tipte olup, genel popülasyona göre çok daha sık görülürler.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verileri analiz et.
Uzun süreli diyaliz öyküsü, atrofik böbrekler ve çok sayıda bilateral kist varlığı saptandı.
Hastanın klinik tablosu 'Edinsel (Akkiz) Kistik Böbrek Hastalığı' ile uyumludur.
2
Histopatolojik özellikleri değerlendir.
Kalsiyum oksalat kristalleri ve epitelyal hiperplazi izlendi.
Bu bulgular edinsel kistik hastalığın patognomonik olmayan ancak karakteristik özellikleridir.
3
Kistik hastalıkların komplikasyonlarını karşılaştır.
ADPKD ve ARPKD'den farklı olarak, edinsel kistik hastalıkta renal hücreli karsinom (RHK) riski yüksektir.
Diyaliz hastalarında gelişen bu kistlerin epiteli neoplastik transformasyon için risk taşır.

Anahtar Kavram

Edinsel (Akkiz) Kistik Böbrek Hastalığı ve Malignite İlişkisi

Daha Fazla Pratik

ADPKD, ARPKD ve Edinsel Kistik Böbrek hastalığını böbrek boyutu, genetik geçiş ve ekstrarenal bulgular açısından karşılaştıran bir tablo hazırlayınız.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 52Soru →

2929 yaşında erkek hasta, sol testiste yaklaşık 33 aydır devam eden ağrısız büyüme ve ağırlık hissi ile başvuruyor. Yapılan tetkiklerde serum AFP düzeyi 850850 ng/mLng/mL (N: 0−100-10), β\beta-hCG düzeyi 4545 mIU/mLmIU/mL (N: <5<5) ve LDH düzeyi 550550 U/LU/L (N: 100−250100-250) saptanıyor. Radikal orşiektomi materyalinin histopatolojik incelemesinde; lenfositik infiltrasyon içeren fibröz septalarla ayrılmış berrak hücreli lobüllerin yanı sıra, başka alanlarda dantela benzeri (retiküler) ağ yapısı ve mikrokistik boşluklar izleniyor. Bazı kistik boşlukların merkezinde kapiller damar içeren papillomatöz (Schiller-Duval) yapılar dikkati çekiyor. Bu olgu için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tümörde seminom dışı bir komponentin (yolk sak tümörü) varlığı nedeniyle olgu klinik olarak 'non-seminomatöz germ hücreli tümör' olarak sınıflandırılmalıdır.

Cevap

Tümörde seminom dışı bir komponentin (yolk sak tümörü) varlığı nedeniyle olgu klinik olarak 'non-seminomatöz germ hücreli tümör' olarak sınıflandırılmalıdır.
Vakada hem histopatolojik olarak (Schiller-Duval cisimcikleri) hem de biyokimyasal olarak (AFP yüksekliği) yolk sak tümörü komponenti kanıtlanmıştır. Testis tümörleri yönetiminde, tümörün içinde ne kadar büyük bir seminom alanı olursa olsun, en küçük bir non-seminomatöz odak (yolk sak, embriyonel ca, koryokarsinom veya teratom) bulunması durumunda tümör 'non-seminomatöz' olarak sınıflandırılır ve daha agresif olan bu bileşene göre tedavi edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularının analizi
Genç hastada AFP ve hCG yüksekliği olan testis kitlesi saptandı.
AFP yüksekliği seminom dışı (non-seminomatöz) bir bileşenin varlığını kesinleştirir.
2
Histopatolojik bulguların yorumlanması
Seminom (berrak hücreler, lenfositik stroma) ve Yolk Sak Tümörü (Schiller-Duval cisimcikleri) bileşenleri tanımlandı.
Hastada bir mikst germ hücreli tümör mevcuttur.
3
Sınıflandırma ve yönetim kuralının uygulanması
Olgu Non-seminomatöz Germ Hücreli Tümör (NSGHT) olarak sınıflandırıldı.
Testis tümörlerinde en agresif bileşen tedaviyi belirler; herhangi bir non-seminomatöz odak varlığı tümörü NSGHT kategorisine sokar.

Anahtar Kavram

Testis germ hücreli tümörlerinde (GHT) sınıflandırma; herhangi bir non-seminomatöz komponentin veya serum AFP yüksekliğinin varlığı olguyu doğrudan 'non-seminomatöz GHT' (NSGHT) sınıfına sokar ve tedavi stratejisini değiştirir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 53Soru →

6767 yaşında erkek hastada rutin kontrol sırasında serum PSAPSA değeri 7.2 ng/mL7.2\ ng/mL (N:0−4 ng/mLN: 0-4\ ng/mL) saptanmış; rektal tuşe muayenesinde prostatın sağ lobunda şüpheli bir endürasyon palpe edilmiştir. Alınan iğne biyopsisinin mikroskobik incelemesinde; bazı asiner yapıların mimarisinin korunduğu ancak bu yapıları döşeyen hücrelerde belirgin nükleer irileşme, pleomorfizm ve çapı 1 μm1\ \mu m’yi geçen makronükleoller izlenmiştir. Yapılan immünhistokimyasal çalışmada; bu asinusların çevresinde p63p63 ve 34βE1234\beta E12 ile "kesintili" (yama tarzında) pozitiflik saptanırken, lüminal hücrelerde AMACRAMACR (P504SP504S) ile güçlü granüler sitoplazmik boyanma görülmüştür. Bu klinik ve histopatolojik bulgular ışığında en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN)

Cevap

En olası tanı, bazal hücre tabakasının kesintili olarak korunduğu ve belirgin nükleer atipinin izlendiği Yüksek Dereceli Prostatik İntraepitelyal Neoplazi (HGPIN) lezyonudur.
Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN), mevcut asiner yapıların mimarisinin bozulmadığı ancak hücrelerin neoplastik değişiklikler (nükleer irileşme, belirgin nükleol) gösterdiği bir lezyondur. İnvaziv adenokarsinomdan en önemli farkı, çevresel bazal hücre tabakasının (p63 ve yüksek moleküler ağırlıklı keratin/34betaE12 ile gösterilen) korunmuş olmasıdır. HGPIN'de bu tabaka sıklıkla 'kesintili' veya 'parçalı' bir görünüm sergileyebilir. Ayrıca lüminal hücrelerde AMACR ekspresyonu HGPIN'de de sıklıkla görülebilir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verileri analiz et
6767 yaş, PSAPSA yüksekliği (7.2 ng/mL7.2\ ng/mL) ve rektal tuşede endürasyon prostat malignitesi veya öncül lezyonları için risk teşkil eder.
Hastanın risk profilini belirlemek için klinik ve biyokimyasal veriler gereklidir.
2
Mikroskobik bulguları değerlendir
Belirgin makronükleoller (>1 μm>1\ \mu m) ve nükleer irileşme, neoplazi (HGPIN veya karsinom) için güçlü bir kanıttır.
Malignite ayrımında nükleer özellikler kritiktir.
3
İmmünhistokimyasal (IHC) profili yorumla
p63p63 ve 34βE1234\beta E12 (bazal hücre belirteçleri) kesintili/yama tarzında pozitif; AMACRAMACR ise pozitif bulunmuştur.
Bazal hücrelerin varlığı (kesintili bile olsa) invaziv karsinomu dışlayan en önemli kriterdir.
4
Tanıyı netleştir
Bazal tabakası korunmuş ancak nükleer atipisi olan bu lezyon HGPIN olarak tanımlanır.
HGPIN, invaziv karsinomun en önemli prekürsörüdür ve ayırıcı tanıda bazal tabaka analizi altın standarttır.

Anahtar Kavram

HGPIN ve Prostat Adenokarsinomu ayrımında en güvenilir histopatolojik fark, bazal hücre tabakasının (p63/34betaE12) korunmuş olmasıdır; HGPIN'de bu tabaka kesintili olabilirken, karsinomda tamamen kaybolur.

Daha Fazla Pratik

Prostat kanseri derecelendirmesinde kullanılan Gleason Skorlama sistemindeki güncel değişiklikleri (ISUP Grade grupları) gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 54Soru →

6767 yaşında erkek hasta, gastroözofageal reflü hastalığı nedeniyle lansoprazol başlandıktan 1818 gün sonra halsizlik, hafif ateş ve gövdesinde kaşıntısız makülopapüler döküntü ile başvuruyor. Laboratuvar tetkiklerinde; serum kreatinin seviyesi 3.23.2 mg/dL (11 mg/dL'den yükselmiş), kanda hafif eozinofili ve idrarda steril piyüri ile eozinofilüri tespit ediliyor. Bu hastada düşünülen tanıya yönelik böbrek biyopsisi yapıldığında, tabloyu iskemik akut tübüler hasardan (ATH) ayıran en tipik histopatolojik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnterstisyumda yaygın ödem ve eozinofillerin de bulunduğu mononükleer inflamatuar hücre infiltrasyonu

Cevap

İnterstisyumda yaygın ödem ve eozinofillerin de bulunduğu mononükleer inflamatuar hücre infiltrasyonu
Vakada tanımlanan klinik tablo (ilaç kullanımı, ateş, döküntü, eozinofilüri) Akut İnterstisyel Nefrit (AİN) tanısına yönlendirir. AİN'de böbrek biyopsisinde görülen en karakteristik bulgu, interstisyumda belirgin ödem ve eozinofiller, lenfositler ve makrofajlardan oluşan mononükleer hücre infiltrasyonudur. Bu inflamatuar tablo, iskemik Akut Tübüler Hasar'da (ATH) görülen tübüler epitel düzleşmesi ve lümenlerdeki granüler silindirlerden net bir şekilde ayrılır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verileri analiz et
Lansoprazol kullanımı sonrası 22-33. haftada gelişen ateş, döküntü ve böbrek yetmezliği tablosu saptandı.
İlaç kullanımı sonrası gelişen bu triad Akut İnterstisyel Nefrit (AİN) lehinedir.
2
Laboratuvar bulgularını yorumla
Steril piyüri ve eozinofilüri varlığı doğrulandı.
Bu bulgular AİN tanısını destekleyen özgül laboratuvar işaretleridir.
3
Ayırıcı tanı yap
AİN tablosu, tübüler hasarın (ATH) aksine primer olarak interstisyumu etkileyen bir inflamatuar süreçtir.
Soruda ATH'den ayrımı sağlayan patolojik bulgu sorulmaktadır.
4
Histopatolojik karşılığı belirle
İnterstisyel ödem ve eozinofillerden zengin infiltrat en karakteristik bulgudur.
İlaca bağlı AİN, Tip IV (veya bazen Tip II) hipersensitivite reaksiyonu mekanizmasıyla interstisyel inflamasyona neden olur.

Anahtar Kavram

İlaca bağlı Akut İnterstisyel Nefrit (AİN), interstisyel ödem ve inflamasyon (özellikle eozinofiller) ile karakterize olup, tübüler epitel hasarı ve granüler silindirlerin ön planda olduğu Akut Tübüler Hasar'dan (ATH) klinik ve patolojik olarak ayrılır.

Daha Fazla Pratik

İlaca bağlı AİN ile NSAİİ kullanımına bağlı gelişen Minimal Değişiklik Hastalığı birlikteliğini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 40s
Soru 55Soru →

2222 yaşında erkek hasta, son iki gündür devam eden üst solunum yolu enfeksiyonu bulgularını takiben idrar renginde koyulaşma (çay rengi idrar) şikayetiyle başvuruyor. Yapılan fizik muayenede kan basıncı 140/90140/90 mmHg saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde mikroskobik hematüri ve hafif dereceli proteinüri saptanırken, serum kompleman (C3C3 ve C4C4) düzeylerinin normal olduğu görülüyor. Hastaya yapılan böbrek biyopsisinde ışık mikroskobunda mezanjiyal genişleme, immünofloresan incelemede ise mezanjiyal bölgede granüler tarzda birikimler izleniyor. Bu klinik ve patolojik tabloya göre en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: IgA Nefropatisi (Berger Hastalığı)

Cevap

En olası tanı IgA Nefropatisi (Berger Hastalığı) olarak belirlenmiştir.
IgA nefropatisi, özellikle genç erkeklerde görülen, üst solunum yolu enfeksiyonundan hemen sonra (1−21-2 gün) tekrarlayan makroskobik hematüri atakları ile seyreden en yaygın primer glomerulonefrit tipidir. Tanıda serum kompleman düzeylerinin normal olması ve biyopsi immünofloresan incelemesinde mezanjiyumda granüler IgA birikimi görülmesi esastır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik prezantasyonu analiz et
Üst solunum yolu enfeksiyonundan (ÜSYE) hemen sonra (1−21-2 gün) gelişen hematüri atağı saptandı.
Enfeksiyon ile hematüri arasındaki sürenin kısalığı (senfarenjitik hematüri), IgA nefropatisi için karakteristiktir.
2
Laboratuvar verilerini (kompleman düzeyleri) değerlendir
Serum C3C3 ve C4C4 düzeylerinin normal olduğu belirlendi.
Bu durum, hipokomplemanemi ile seyreden Poststreptokokal GN ve Membranoproliferatif GN gibi tabloların dışlanmasını sağlar.
3
Morfolojik bulguları birleştir
Mezanjiyal genişleme ve mezanjiyal immün birikimler IgA nefropatisi tanısını doğrular.
IgA nefropatisi, dünyada en sık görülen primer glomerulonefrit tipidir ve patognomonik bulgusu mezanjiyumda IgA baskın granüler birikimdir.

Anahtar Kavram

IgA nefropatisi (Berger hastalığı), gençlerde ÜSYE'yi takiben 1−21-2 gün içinde gelişen hematüri atakları, normal serum kompleman düzeyleri ve mezanjiyal IgA birikimi ile karakterizedir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 56Soru →

3535 yaşında bir kadın hasta; tekrarlayan, tedaviye dirençli peptik ülserler ve kronik ishal şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan laboratuvar tetkiklerinde serum kalsiyum düzeyi 11.811.8 mg/dLmg/dL, fosfor düzeyi 2.12.1 mg/dLmg/dL (N: 2.5−4.52.5-4.5 mg/dLmg/dL) ve parathormon (PTH) düzeyi yüksek saptanıyor. Hastanın fizik muayenesinde gövde ve ekstremitelerde multipl subkutan lipomlar dikkati çekiyor. Bu hastada izlenen sendromdan sorumlu olan gen ve bu genin ürünü ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Nükleer lokalizasyon gösteren ve transkripsiyonel süreçleri regüle eden bir tümör baskılayıcıdır.

Cevap

Nükleer lokalizasyon gösteren ve transkripsiyonel süreçleri regüle eden bir tümör baskılayıcıdır.
Klinik tablo (duodenal ülserler/ishal, hiperkalsemi ve lipomlar) MEN1 sendromunu işaret etmektedir. MEN1 sendromu, MEN1MEN1 geninin kodladığı 'menin' proteininin inaktivasyonu ile oluşur. Menin nükleer bir proteindir ve JunD gibi transkripsiyon faktörleri ile etkileşerek gen ekspresyonunu ve kromatin modifikasyonunu regüle eden bir tümör baskılayıcıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların analizi
Zollinger-Ellison Sendromu (ülserler/ishal), Primer Hiperparatiroidizm (hiperkalsemi/PTH yüksekliği) ve multipl lipomlar saptandı.
Hastanın klinik tablosunu bir sendrom altında toplamak için verileri sentezlemek gerekir.
2
Sendromun teşhis edilmesi
Bulgular Multiple Endokrin Neoplazi Tip 1 (MEN1 - Wermer Sendromu) ile tam uyumludur.
Paratiroid, pankreas/duodenum (NET) ve hipofiz (3P) klasik üçlüdür; lipomlar ise önemli bir eşlikçi bulgudur.
3
Genetik ve moleküler temelin belirlenmesi
MEN1 sendromu, 11q13 lokusundaki MEN1MEN1 tümör baskılayıcı geninin germ-line mutasyonları sonucu oluşur ve ürünü 'menin' proteinidir.
Hastalığın moleküler patogenezini anlamak tanı ve tedavi yaklaşımı için esastır.
4
Protein fonksiyonunun değerlendirilmesi
Menin, nükleer bir protein olup JunD ve MLL1 gibi faktörlerle etkileşerek transkripsiyonu regüle eder.
Doğru seçeneği belirlemek için proteinin hücresel lokalizasyonu ve temel biyolojik görevi bilinmelidir.

Anahtar Kavram

MEN1 (Wermer Sendromu), paratiroid hiperplazisi, pankreatik nöroendokrin tümörler ve hipofiz adenomları ile karakterize, nükleer bir regülatör olan menin proteini eksikliği ile seyreden otozomal dominant bir hastalıktır.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 57Soru →

Rektal tuşe muayenesinde prostatta nodül saptanmayan ancak hafif büyüme izlenen 5555 yaşındaki erkek hastada serum PSAPSA düzeyi 4.2 ng/mL4.2\ ng/mL (N:0−4 ng/mLN: 0-4\ ng/mL) olarak bulunmuştur. Hastadan alınan iğne biyopsisinde, bazı glandüler yapıların belirgin nükleollü atipik hücrelerle döşeli olduğu, ancak bu yapıların çevresinde p63p63 ile boyanan bazal hücre tabakasının varlığını sürdürdüğü saptanmıştır. Bu morfolojik ve immünohistokimyasal bulgular eşliğinde hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN)

Cevap

Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN)
Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN) tanısında, glandları döşeyen hücrelerde prostat kanserine benzer şekilde nükleer irileşme ve belirgin nükleoller izlenir. Ancak adenokarsinomun aksine, bu glandların çevresindeki bazal hücre tabakası (immünohistokimyasal olarak p63p63 veya 34βE1234\beta E12 ile gösterilebilir) sağlam kalmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verileri değerlendir
Hastanın PSAPSA düzeyi hafif yüksek (4.2 ng/mL4.2\ ng/mL) ve rektal tuşesi benign özelliktedir.
HGPIN ve erken evre kanser benzer klinik tabloyla (hafif PSAPSA yüksekliği) gelebilir.
2
Mikroskobik bulguları analiz et
Atipik lümen hücreleri var ancak bazal tabaka korunmuştur.
Bazal tabakanın (veya p63p63 pozitifliğinin) korunması, invaziv karsinomu dışlayan en önemli kriterdir.
3
Ayırıcı tanıyı yap
En olası tanı HGPIN olarak belirlenir.
Atipi (belirgin nükleoller) + Korunmuş bazal tabaka = HGPIN.

Anahtar Kavram

Prostat karsinomu ile öncül lezyonları arasındaki en kritik histopatolojik fark, bazal hücre tabakasının varlığıdır.

Daha Fazla Pratik

İnvaziv karsinom tanısında kullanılan pozitif belirteç olan AMACR (P504S) ekspresyonunu gözden geçirin.
Tahmini Süre:45s
Soru 58Soru →

6060 yaşında erkek hastada, başka bir nedenle yapılan abdominal görüntüleme sırasında sağ böbrekte 44 cm çaplı, düzgün sınırlı kitle saptanıyor. Parsiyel nefrektomi materyalinin makroskopik incelemesinde; kapsüllü, homojen maun kahverengi renkli ve merkezinde yıldızoşu skar (stellate scar) içeren kitle izleniyor. Mikroskobik incelemede; bol granüler eozinofilik sitoplazmalı, küçük ve yuvarlak nükleuslu hücrelerin yuvalar (nest) oluşturduğu görülüyor. Bu tümör ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Toplayıcı kanalların interkale hücrelerinden köken alır.

Cevap

Onkositomlar, böbreğin toplayıcı kanallarında bulunan interkale (ara) hücrelerinden köken alan selim tümörlerdir.
Vaka sunumundaki maun kahverengi renk, merkezi yıldızoşu skar ve bol mitokondri içeriğine bağlı granüler eozinofilik sitoplazma onkositom için tipiktir. Onkositomlar toplayıcı kanalların interkale hücrelerinden köken alan benign tümörlerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Makroskopik ve mikroskobik bulguları analiz et.
Maun kahverengi renk, merkezi yıldızoşu skar ve granüler eozinofilik sitoplazmalı hücreler onkositom tanısını koydurur.
Bu özellikler onkositom için klasiktir.
2
Tümörün kökenini belirle.
Onkositomlar toplayıcı kanal interkale hücrelerinden köken alır.
Ayırıcı tanıda önemli bir histogenetik bilgidir.

Anahtar Kavram

Onkositomun Morfolojik Özellikleri ve Histogenezi
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 59Soru →

On yaşında bir erkek çocuk, şiddetli baş ağrısı ve görme alanında daralma (bitemporal hemianopsi) şikayetleriyle getirilmiştir. Radyolojik incelemede sella tursika üzerinde (suprasellar) yerleşimli, kistik ve kalsifikasyonlar içeren bir kitle saptanmıştır. Bu tablo için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kraniyofaringiyoma

Cevap

Kraniyofaringiyoma
Kraniyofaringiyoma, çocuklarda sella ve suprasellar bölgenin en sık görülen tümörüdür. Rathke kesesi kalıntılarından köken alır. Tipik olarak kistik yapıdadır ve kist içeriği 'makine yağı' (crankcase oil) olarak tanımlanan kolesterol kristallerinden zengin bir sıvı içerir. Kalsifikasyon görülmesi tanı için çok karakteristiktir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın yaşını ve kitlenin yerleşimini analiz et.
10 yaşında bir çocukta suprasellar (sella tursika üzeri) yerleşimli kitle.
Yaş ve lokasyon, ayırıcı tanıda en kritik faktörlerdir.
2
Radyolojik bulguları değerlendir.
Kistik yapı ve kalsifikasyon varlığı.
Kistik yapı ve kalsifikasyon, Kraniyofaringiyomanın (özellikle adamantinomatöz tip) klasik bulgularıdır.
3
Klinik belirtileri (bitemporal hemianopsi) anatomik olarak ilişkilendir.
Optik kiyazma basısı.
Suprasellar yerleşimli kitleler optik kiyazmaya bası yaparak bitemporal hemianopsiye yol açar.

Anahtar Kavram

Kraniyofaringiyoma, Rathke kesesi artıklarından gelişen, çocuklarda suprasellar bölgenin en sık görülen kistik ve kalsifiye tümörüdür.
Tahmini Süre:45s
Soru 60Soru →

4242 yaşında kadın hasta, rutin kontrollerinde tesadüfen saptanan hiperkalsemi (11.511.5 mg/dL) ve artmış serum paratiroid hormon (PTH) düzeyleri nedeniyle değerlendiriliyor. Yapılan boyun ultrasonografisinde sağ alt paratiroid bezi lojunda 1.51.5 cm çapında hipoekoik bir kitle saptanıyor; diğer üç paratiroid bezi ise normal boyutlarda izleniyor. Hastaya bu kitle nedeniyle cerrahi eksizyon planlanıyor. Eksizyon materyalinin histopatolojik incelemesinde, bu lezyonun "paratiroid adenomu" tanısını "paratiroid hiperplazisi"nden ayırt etmede en yardımcı olan özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Lezyon çevresinde basıya uğramış normal paratiroid dokusu (rim) bulunması

Cevap

Paratiroid adenomu tanısını hiperplaziden ayıran en önemli histopatolojik özellik, lezyonun çevresinde basıya uğramış normal paratiroid dokusunun (rim) bulunmasıdır.
Paratiroid adenomları makroskobik olarak genellikle tek bir bezi tutan, kapsüllü lezyonlardır. Mikroskobik incelemede en önemli tanısal özellik, neoplazik kitle ile kapsül arasında kalan, basıya uğramış ve genellikle stromal yağ dokusu içeren normal paratiroid dokusu sınırının (rim) varlığıdır. Hiperplazide ise süreç diffüz veya nodüler olsa da tipik olarak tüm bezler etkilenir ve bu şekilde bir normal doku sınırı izlenmez.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularını analiz et.
Tek bez tutulumu (sağ alt paratiroid), hiperkalsemi ve yüksek PTH düzeyleri primer hiperparatiroidizme işaret eder.
Primer hiperparatiroidizmin en sık nedeni (%85-95) tek bez tutulumu ile karakterize adenomdur.
2
Adenom ve hiperplazi arasındaki morfolojik farkı belirle.
Adenom genellikle soliterdir ve normal dokudan bir kapsül/rim ile ayrılır; hiperplazi ise multiglanyüler tutulum eğilimindedir.
Histolojik olarak adenomda neoplazik odak ile kapsül arasında sıkışmış, stromal yağ içeren normal paratiroid dokusu görülür.

Anahtar Kavram

Paratiroid adenomlarında kapsülün hemen altında izlenen basıya uğramış normal doku sınırı (rim), multiglanyüler hiperplaziden ayırıcı tanıda en güvenilir morfolojik kanıttır.

Daha Fazla Pratik

Primer ve sekonder hiperparatiroidizmin paratiroid bezi morfolojisi üzerindeki farklarını incelemek faydalı olabilir.
Tahmini Süre:1m 30s
ÖncekiSayfa 3 / 20Sonraki
Ürogenital ve Endokrin Sistem Patolojisi Alıştırma Soruları — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 3 | Examkin